.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Ayetullah Üstad Vatanhah
Giriş: İnsan Varlığının Allah’a Doğru Yolculuğu
İslam’ın insan ve varlık anlayışında hayat, başlangıcı ve sonu belirsiz bir süreç değil; Allah’tan başlayıp yine Allah’a yönelen anlamlı bir yolculuktur. Kur’an-ı Kerim’in, “Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz” buyruğu, insanın varoluşsal konumunu ve nihai istikametini açık biçimde ortaya koymaktadır. Aynı şekilde Kur’an’ın insana hitaben, “Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru büyük bir çabayla yol almaktasın…” buyurması, bu yolculuğun yalnızca özel bir manevi zümreye değil, bütün insanlara ait olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla her insan, bilsin veya bilmesin, Allah’a doğru ilerlemektedir. Aradaki temel fark, bu yolculuğun bilinçli veya bilinçsiz, basiret üzere veya gaflet içerisinde gerçekleştirilmesidir. Seyrü sülûk ehli, hayatın bu temel hakikatinin farkına varan ve ilahî hedefe bilinçli biçimde yönelen kimselerdir. Onların yolu diğer insanların yolundan ontolojik bakımdan farklı değildir; asıl fark, Allah’a doğru gerçekleşen bu hareketin farkında olmaları ve hayatlarını bu bilinç doğrultusunda düzenlemeleridir.
Bu bilinçli yürüyüşün en önemli azığı ise murakabe ve takvadır. Murakabe, insanın Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilincini sürekli canlı tutması; takva ise bu bilincin insanın düşünce, söz, davranış ve tercihlerine yansımasıdır.
* * *
1. Seyrü Sülûkun Temel İlkesi Olarak Murakabe
Manevî eğitim geleneğinde murakabe, tali bir ahlakî tavsiye değil, Allah’a yönelişin temel esaslarından biri kabul edilmiştir. Merhum Allâme Tabâtabâî’nin öğrencilerine ve kendisini ziyaret edenlere sürekli olarak “Murakabe, murakabe, murakabe…” tavsiyesinde bulunması, bu ilkenin önemini ortaya koymaktadır.
Murakabe, insanın yalnızca belli ibadet vakitlerinde Allah’ı hatırlaması anlamına gelmez. Asıl murakabe; sabah uyanıştan gece uykuya kadar bütün hayatı Allah’ın huzurunda yaşama bilincidir. İnsan konuşurken, bakarken, düşünürken, karar verirken, insanlarla ilişki kurarken ve hatta mubah işleri gerçekleştirirken dahi Allah’ın kendisini gördüğünü ve bütün amellerinden haberdar olduğunu dikkate almalıdır.
Bu yönüyle murakabe, belirli zamanlarda gerçekleştirilen bir zikirden daha kapsamlıdır. Zikir, murakabeyi güçlendiren araçlardan biridir; fakat murakabe bütün hayatı kuşatan sürekli bir manevî farkındalıktır.
İnsan Allah’ın huzurunda bulunduğunu gerçekten idrak ettiğinde, hayatının bütün alanları değişmeye başlar. Dili kontrol altına alınır, bakışları disipline edilir, düşünceleri arındırılır, niyetleri sorgulanır ve davranışları ilahî ölçüler doğrultusunda şekillenir.
* * *
2. Takva ile Murakabe Arasındaki İlişki
Takva çoğu zaman yalnızca günahlardan uzak durmak şeklinde anlaşılmaktadır. Oysa söz konusu manevi yaklaşımda takva çok daha kapsamlı bir hakikati ifade eder. Takva ile murakabe arasında son derece yakın bir ilişki bulunmaktadır; hatta Allâme Tabâtabâî’nin Haşr Suresi’nin 18. ayetine ilişkin açıklamasında ilk takva emri murakabe çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Ayette şöyle buyurulmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının; her nefis yarın için ne hazırladığına baksın ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
Bu ayette iki kez takva emrinin zikredilmesi dikkat çekicidir. Allâme Tabâtabâî’nin açıklamasına göre ilk “Allah’tan sakının” emri, insanın hayat boyunca Allah’ın huzurunda bulunduğunu dikkate alması anlamındaki murakabeye işaret etmektedir.
Buna göre takva sadece bir davranışın yapılması veya terk edilmesi değildir. Takvanın öncesinde bir bilinç bulunmaktadır:
“Allah beni görüyor.”
Bu bilinç güçlendikçe insan davranışlarını düzeltmeye başlar. Böylece murakabe, takvanın içsel ve bilinç boyutunu; takva ise murakabenin amel ve davranışlara yansıyan boyutunu oluşturur.
* * *
3. Allah’ın “Rakîb” Oluşu ve Murakabenin Anlamı
Murakabe kavramının anlaşılmasında Kur’an’da Allah hakkında kullanılan “Rakîb” sıfatı büyük önem taşımaktadır. Allah, kullarını bütünüyle gören, bilen ve onların hiçbir hâlinden habersiz olmayan mutlak gözetleyicidir.
Kur’an’ın ifadesiyle: “Şüphesiz Allah, üzerinizde tam bir gözetleyicidir.”
Burada söz konusu olan gözetim, insanların birbirini dışarıdan kontrol etmesi gibi sınırlı bir gözetim değildir. Allah insanın yalnızca görünür davranışlarını değil; niyetlerini, kalbinden geçenleri, gizli yönelişlerini ve iç dünyasını da bilmektedir.
Murakabe bu hakikatin insan tarafından bilinçli biçimde yaşanmasıdır. Başka bir ifadeyle Allah zaten insanı görmektedir; murakabe, insanın Allah’ın kendisini gördüğünü görmesidir.
Bu farkındalık, soyut bir bilgi olarak kalmamalıdır. İnsan Allah’ın kendisini gördüğüne iman ettiği hâlde günlük hayatında bundan tamamen habersiz yaşayabiliyorsa, teorik bilgisi henüz kalbî murakabeye dönüşmemiş demektir.
Murakabenin hedefi, zihindeki bir inancı sürekli ve canlı bir şuur hâline getirmektir.
* * *
4. Allah’ın Huzurunda Yaşamak
Manevî gelişimin en önemli aşamalarından biri, Allah’ı yalnızca uzak ve görünmeyen bir varlık şeklinde düşünme yanlışından kurtulmaktır. Müminin inandığı Allah, gaipte ve kullarından habersiz değildir; aksine şahit, hazır ve nazırdır.
İnsanlar günlük hayatta bir kamera tarafından izlendiğini veya başkalarının kendisine baktığını bildiğinde davranışlarına dikkat etmektedir. Giyiminden konuşmasına, beden dilinden hareketlerine kadar birçok hususta kendisini kontrol eder.
Manevî murakabe bunun çok daha derinidir.
İnsan, insanların bakışından daha önemli olarak Allah’ın kendisini her an gördüğünü idrak ettiğinde, davranışlarında köklü bir değişim meydana gelir. Bu durumda insan yalnızken de toplum içerisinde olduğu kadar dikkatli olur. Çünkü onun ahlakı insanların görmesine değil, Allah’ın huzurunda bulunduğu bilincine dayanır.
Bu aşamada insanın asıl sorusu artık:
“İnsanlar beni nasıl görüyor?”
değil;
“Allah benim bu hâlimden razı mı?”
sorusudur.
İşte gerçek murakabe bu dönüşümle başlamaktadır.
* * *
5. “Allah’ı Koru ki O’nu Karşında Bulasın”
Resûlullah’tan (s.a.a) aktarılan önemli öğretilerden biri şu anlamı taşımaktadır:
“Allah’ı(n sınırlarını) koru ki O’nu karşında bulasın.”
Buradaki “Allah’ı korumak”, Allah’ın korunmaya muhtaç olması anlamına gelmez. İnsan, Allah’ın emirlerini, yasaklarını, hududunu ve O’nun huzurunda bulunduğu bilincini korumalıdır.
İnsan Allah bilincini koruduğunda, ilahî huzurun kendi hayatındaki tecellilerini daha açık biçimde idrak etmeye başlar. Allah zaten her zaman vardır; değişen Allah’ın yakınlığı değil, insanın farkındalığıdır.
Murakabe arttıkça gaflet perdeleri azalır.
Gaflet perdeleri kalktıkça insan Allah’ın şahit ve hazır oluşunu kalben daha güçlü şekilde idrak eder.
Bu nedenle Allah’a vuslat, Allah’ın uzakta bulunduğu bir noktaya ulaşmak şeklinde değil; insanın kendi içindeki perdelerin ortadan kalkması ve daima mevcut olan ilahî huzuru idrak etmesi şeklinde anlaşılmalıdır.
* * *
6. Murakabe Büyük Bir Gayret Gerektirir
Manevî gelişim yalnızca istek ve temenniyle gerçekleşmez. Kur’an insanı Allah’a doğru “çabayla” ilerleyen bir varlık olarak tanıtmaktadır. Bundan dolayı seyrü sülûk, güçlü bir irade ve süreklilik isteyen ciddi bir mücadeledir.
Kur’an’da, “Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının.” buyrulması, takvanın pasif bir hâl olmadığını göstermektedir. İnsan kendi kapasitesinin son noktasına kadar çalışmak, iradesini kullanmak ve nefsinin gaflet eğilimlerine karşı mücadele etmek durumundadır.
Bu bağlamda Allâme Tabâtabâî ile ilgili aktarılan bir hatıra oldukça dikkat çekicidir. Bir kimsenin sürekli murakabe tavsiyesi karşısında, “Murakabe buyurmanızdan belimiz büküldü” demesi üzerine Allâme’nin, “Bükülmesi de gerekir” karşılığını verdiği aktarılmaktadır. Bu cevap, manevi yükselişin ciddi emek istediğini göstermektedir.
İnsan fiziksel, ilmî veya meslekî bir hedefe ulaşmak için yıllarca çalışmayı doğal karşıladığı hâlde, nefsini dönüştürmenin ve Allah’a yaklaşmanın hiçbir çaba harcamadan gerçekleşmesini beklememelidir.
Murakabe süreklilik ister.
Her gün yeniden irade ister.
Her hata sonrasında yeniden ayağa kalkmayı ister.
Her gafletin ardından yeniden Allah’a yönelmeyi gerektirir.
* * *
7. Murakabenin İlk Basamağı: Farz ve Haramlar
Manevî yolculukta herkesin aynı seviyeden başlaması mümkün değildir. Murakabenin de aşamaları bulunmaktadır.
İlk aşamada insanın yapması gereken temel görevler açıktır:
- Farzları yerine getirmek,
- Haramları terk etmek,
- Günahlara karşı dikkatli olmak,
- Mubah davranışlarında dahi niyetini ilahî bir istikamete yöneltmek.
Bu temel esaslar insanın hayatında yerleşip meleke hâline geldikten sonra daha ince bir murakabe başlar. Artık insan yalnızca; “Bu haram mı, değil mi?” sorusunu sormaz. Bunun yanında:
“Allah bundan razı mı?”
“Bu davranış beni Allah’a yaklaştırıyor mu?”
“Bunu nefsim için mi, Allah için mi yapıyorum?”
gibi daha derin sorular üzerinde düşünmeye başlar.
Böylece murakabe, fıkhî sınırları korumaktan başlayıp ilahî rızayı hayatın temel ölçüsü hâline getiren daha yüksek bir bilinç seviyesine doğru gelişir.
* * *
8. Takva ve Murakabenin Meyvesi: Dünya ve Ahiret Hayrı
Rivayetlerde takva yalnızca günah işlememekle sınırlı bir değer olarak değil, bütün hayırların anahtarı şeklinde tanıtılmaktadır.
Resûlullah’tan (s.a.a) aktarılan ifadeye göre:
“Kime takva rızık olarak verilmişse, ona dünya ve ahiret hayrı verilmiştir.”
Bu yaklaşım açısından takva insanın yalnızca ahiret hayatını ilgilendiren bir özellik değildir. Takva, insanın dünyadaki hayatını da düzenler.
Takvalı insan sözlerini kontrol eder; bu durum ilişkilerini iyileştirir.
Öfkesini kontrol eder; birçok çatışmayı önler.
Haramdan uzak durur; maddî hayatında temizliği sağlar.
Kötü zandan kaçınır; kalbini başkalarına karşı kirletmez.
Niyetini arındırır; yaptığı ameller manevi değer kazanır.
Dolayısıyla takvanın hem dünyevî hem uhrevî sonuçları bulunmaktadır.
Ancak rivayetlerde dikkat çekilen önemli bir husus daha vardır: Takva yalnızca insanın kendi iradesinin ürünü değildir; aynı zamanda Allah tarafından insana verilen bir tevfiktir.
Bu nedenle İmam-ı Zaman’a (a.f) nispet edilen duada Allah’tan: “İtaate muvaffakiyet, günahtan uzak durma ve niyet samimiyeti” istenmektedir.
* * *
9. Allah’ın Kulundan Temel İsteği: Takva
Hz. Ali’den (a.s) aktarılan rivayetlerde takvanın Allah’ın kullarından istediği en temel değerlerden biri olduğu vurgulanmaktadır.
Yüce Allah, Kur’an’da sürekli insanı tekrar tekrar takvaya davet etmektedir. Bu sebeple takva sadece belirli ariflerin veya ahlak üstatlarının kişisel tavsiyesi değildir; doğrudan Kur’an ve Ehl-i Beyt öğretilerinin merkezinde bulunan bir ilkedir.
Hz. Ali’den (a.s) aktarılan ifadelerde takvanın Allah’ın rızasının zirvesi olduğu ve kullarından temel isteğinin bu olduğu bildirilmektedir. Bunun nedeni anlaşılabilir bir hakikattir: Gerçek takva oluştuğunda diğer birçok fazilet kendiliğinden gelişmeye başlar.
Murakabe eden insan kolaylıkla yalan söyleyemez.
Allah’ın huzurunda olduğunu hisseden insan başkasının hakkına rahatlıkla giremez.
Allah’ın kendisini gördüğünü bilen insan gizlide ve açıkta farklı kişiliklere bürünemez.
İlahî huzuru idrak eden kişi, günahı yalnızca insanlar gördüğünde terk etmez.
Bu nedenle gerçek takva, insanın bütün ahlak sistemini içten dönüştüren bir bilinçtir.
* * *
10. Takvanın Gerçekleşmesinde Üç Temel Unsur
Murakabe ve takvanın meydana gelmesinde üç temel unsur birbirini tamamlamaktadır:
1- Allah’ın Huzurunda Bulunduğunun Bilinci:
İlk unsur iman ve marifettir.
İnsan Allah’ın Rakîb olduğunu, kendisini her an gördüğünü ve hiçbir hâlinin Allah’a gizli olmadığını zihinsel ve kalbî olarak idrak etmelidir.
Bu bilgi yalnızca teorik olarak bilinirse yeterli değildir. Gün içerisinde tekrar tekrar hatırlanmalı ve canlı tutulmalıdır.
Murakabenin başlangıç noktası şu bilinçtir:
“Şu anda Allah’ın huzurundayım.”
Bu bilinç gün boyunca korunabildiği ölçüde insanın davranışları değişmeye başlar.
2- Güçlü ve Kararlı İrade
İkinci unsur iradedir.
İnsan Allah’ın kendisini gördüğünü bilmesine rağmen günaha düşebilir. Bunun sebebi, bilginin yanında güçlü bir iradenin bulunmamasıdır.
Takva, insanın nefsine ve şeytanın yönlendirmelerine karşı kararlı olmasıyla mümkündür.
Kur’an’ın; “Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının” emri insanın bütün gücünü kullanmasını gerektirir.
İnsan kendi kendisine; “Allah’ın emrine karşılık vereceğim; elimden gelen gayreti göstereceğim.” diyebilmelidir.
Bu iradeyi güçlendiren unsurlardan biri de takva ve murakabenin sonuçlarını bilmektir. Kur’an, hadisler ve insanın kendi hayat tecrübeleri, takvanın manevi ve dünyevi pek çok bereketinin bulunduğunu göstermektedir. İnsan bu sonuçları düşündükçe mücadele azmi güçlenir.
3- Dua ve İlâhî Tevfik
Üçüncü unsur ise dua ve Allah’tan yardım istemektir.
İnsan ne kadar güçlü bir iradeye sahip olursa olsun, manevi yolculuğu yalnızca kendi gücüyle tamamlayabileceği düşüncesine kapılmamalıdır.
Gerçek salik hem gayret eder hem dua eder. Hem iradesini kullanır hem Allah’ın yardımına sığınır. Hem günahla mücadele eder hem; “Allah’ım, bana takvayı nasip et.” diye yalvarır.
İnsanın kendi iradesine aşırı güvenmesi de, hiçbir çaba göstermeden yalnızca dua etmesi de eksik yaklaşımlardır.
Doğru yol; iman, irade ve ilahî yardımın birlikte bulunmasıdır.
* * *
11. Murakabenin Tamamlayıcısı: Muhasebe
Manevî yolculukta murakabenin yanında bulunması gereken en önemli ilkelerden biri de muhasebedir.
Allâme Tabâtabâî’nin Haşr Suresi’nin 18. ayetine ilişkin değerlendirmesi bu açıdan önemlidir. Ayette yer alan ikinci takva emri, ilk emri güçlendiren ve tamamlayan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Murakabe gün içerisindeki dikkati ifade ederken, muhasebe gün sonunda insanın kendi davranışlarını değerlendirmesidir.
İnsan sabahtan akşama kadar dikkatli yaşamaya çalışabilir; ancak yine de gaflete düşmesi mümkündür.
Dilinden yanlış bir söz çıkabilir.
Gıybet edebilir.
Bakışını kontrol edemeyebilir.
Bir kimse hakkında kötü zanda bulunabilir.
Kibir gösterebilir.
Kalbinde yanlış bir niyet oluşabilir.
İşte muhasebe bütün bu hataların fark edilmesini sağlar.
* * *
12. Günlük Manevî Muhasebe Nasıl Yapılmalıdır?
Muhasebe yalnızca insanın yanlışlarını araması anlamına gelmemektedir. Günün iki yönlü değerlendirilmesi gerekir.
Hata Varsa Tevbe
İnsan gün içerisinde bir kusur işlemişse bunu fark ederek Allah’tan bağışlanma dilemelidir.
Bu tavır, hatanın manevi etkisinin kalıcı hâle gelmesini önlemeye yardımcı olur.
İnsan: “Bugün şu noktada nefsime yenildim.” “Şu sözüm doğru değildi.” “Şu davranışım Allah’ın rızasına uygun değildi.” diyerek kendisini sorgulamalıdır.
Ardından samimi tevbe ve istiğfar gelmelidir.
Başarı Varsa Şükür
İnsan gününü güzel geçirmiş, ibadetlerini yerine getirmiş ve günahlardan korunmuşsa bu defa başarısını kendisine mal etmemelidir.
Aksine: “Allah’ım, bu murakabeyi ve ibadeti bana Sen nasip ettin.” diyerek şükretmelidir.
Böylece başarı kibir üretmek yerine kulluk bilincini artırır.
Bu nedenle muhasebenin iki sonucu bulunmaktadır: Kusur karşısında istiğfar, başarı karşısında şükür.
Her ikisinin sonucu da insanın yeniden Allah’a yönelmesidir.
* * *
13. Manevî Hayattaki Dalgalanmaların Sebebi
Manevî hayat yaşayan birçok insan zaman zaman şu durumdan yakınmaktadır:
“Bir gün çok iyi durumdayım, ertesi gün bütün manevi hâlim kayboluyor.”
Bu değişimlerin sebeplerinden biri, insanın fark etmeden içine düştüğü gafletlerdir.
Bazen küçük görülen bir söz, bir bakış, kötü zan, kibir veya başka bir ahlakî hata insanın manevi huzurunu etkileyebilir. İnsan bunun sebebini fark etmediğinde, yaşadığı değişimi açıklamakta zorlanır.
Muhasebenin önemi burada ortaya çıkmaktadır.
İnsan her gün kendisini değerlendirdiğinde, hangi davranışların kalbinde karanlığa ve hangi davranışların manevi açıklığa sebep olduğunu zamanla daha iyi tanımaya başlar.
Böylece manevi hayat tesadüfî dalgalanmalardan çıkarak daha bilinçli bir gelişim sürecine dönüşür.
* * *
14. Murakabe, İrade ve Dua Birbirinden Ayrılamaz
Takvanın gerçekleşmesinde Allah’ın huzurunda bulunduğunu bilmek, güçlü irade göstermek ve dua etmek birbirine alternatif yöntemler değildir.
Bunlar aynı manevi sürecin farklı boyutlarıdır.
Marifet, insana neden dikkatli olması gerektiğini öğretir.
Murakabe, bu bilgiyi sürekli canlı tutar.
İrade, bilgiyi davranışa dönüştürür.
Dua, insanı ilahî yardıma bağlar.
Muhasebe ise süreç içerisinde meydana gelen hataları tespit ederek manevi yolculuğun devamlılığını sağlar.
Dolayısıyla bunlardan herhangi birini diğerinin yerine koymak doğru değildir.
İradesiz murakabe kalıcı olmaz.
Bilgisiz irade doğru yönü bulamaz.
Duasız mücadele insanı kendi nefsine güvenme tehlikesine götürebilir.
Muhasebesiz murakabede ise insan hatalarını fark etmekte zorlanabilir.
Bu nedenle manevi gelişim bütüncül bir sistem olarak ele alınmalıdır.
* * *
15. Murakabenin Aşamaları
Murakabenin gelişimini birkaç aşamada değerlendirmek mümkündür:
Birinci Aşama: Günahı Terk Etmek
İnsan açık haramlardan uzaklaşır ve farzları yerine getirmeye çalışır.
İkinci Aşama: Sürekli Allah Bilinci
İnsan yalnızca davranışlarına değil, Allah’ın kendisini gördüğü hakikatine yoğunlaşır.
Üçüncü Aşama: Niyet Murakabesi
Artık yalnızca yapılan iş değil, neden yapıldığı da önem kazanır.
İnsan kendi niyetlerini kontrol etmeye başlar.
Dördüncü Aşama: İlâhî Rızayı Aramak
Salik artık sadece haramdan kaçınmayı değil, davranışları arasında Allah’ın en çok razı olduğu seçeneği bulmayı hedefler.
Beşinci Aşama: Kesintisiz İlâhî Huzur
Murakabenin yüksek mertebesinde insanın dikkati mümkün olduğu ölçüde sürekli Allah’a yönelir. Şabaniyye Münacatı’nda dile getirilen yalnızca Allah’a yönelme, O’ndan başkasından yüz çevirme ve ilahî heybet karşısında sürekli uyanık bulunma talebi bu yüksek bilinç hâlini ifade etmektedir.
* * *
16. Allâme Tabâtabâî’nin Manevî Eğitiminde Murakabe
Allâme Tabâtabâî’nin murakabeyi sürekli vurgulaması, bu kavramın onun manevi eğitim anlayışındaki merkezi konumunu göstermektedir.
Onun yaklaşımında manevi gelişim yalnızca teorik irfan bilgisi öğrenmek değildir. İnsan çok sayıda ahlak kitabı okuyabilir, irfanî kavramları öğrenebilir ve maneviyat hakkında uzun tartışmalar yapabilir. Fakat bütün bunların gerçek hayattaki karşılığı, insanın gün içerisinde Allah karşısındaki hâlini kontrol etmesiyle ortaya çıkar.
Bu sebeple murakabe teoriyi pratiğe dönüştüren temel ilkedir.
İnsan Allah’ın huzurunu ne kadar kesintisiz biçimde koruyabilirse, manevi eğitimi de o ölçüde derinleşir.
Metinde Allâme Tabâtabâî’nin dikkatinin daima Yüce Hakk’a yönelik olduğunun vurgulanması da murakabenin yalnızca teorik bir tavsiye değil, yaşanması mümkün bir manevi hâl olduğunu göstermektedir.
* * *
17. Murakabe İçin Uygulanabilir Bir Günlük Düzen
Bu öğretilerden hareketle kişinin günlük manevi hayatı şu sistem üzerine kurulabilir:
Sabah niyeti: Güne başlarken Allah’ın huzurunda bulunulduğu hatırlanmalı ve gün boyunca günahlardan sakınmaya niyet edilmelidir.
Gün içi murakabe: Konuşmadan, bakmadan, karar vermeden ve önemli bir davranışta bulunmadan önce Allah’ın rızası dikkate alınmalıdır.
İrade: Nefsin veya alışkanlıkların yanlış bir yöne sürüklediği anlarda bilinçli biçimde karşı koyulmalıdır.
Dua: İnsan yalnızca kendi gücüne dayanmamalı, gün içerisinde Allah’tan yardım istemelidir.
Akşam muhasebesi: Günün davranışları gözden geçirilmelidir.
Hata durumunda istiğfar: Fark edilen yanlışlar için tevbe edilmelidir.
Başarı durumunda şükür: Günah karşısındaki başarı veya ibadetteki muvaffakiyet kişisel üstünlük şeklinde değerlendirilmemeli, ilahî bir tevfik olarak görülmelidir.
Bu düzen devam ettikçe murakabe geçici bir manevi hâlden çıkarak kişiliğin yerleşik özelliğine dönüşmeye başlayabilir.
Allah’a doğru seyrü sülûkun temel meselelerinden biri, insanın zaten Allah’a doğru ilerlemekte olduğunu idrak etmesidir. Her insan bu yolculuğun içerisindedir; ancak manevi yolun yolcusu bu hareketi bilinçli ve basiretli hâle getirir.
Bu bilinçli yürüyüşün en temel vasıtası murakabedir.
Murakabe, Allah’ın insanı her an gördüğünü bilmek ve bu bilgiyi hayatın bütün anlarında diri tutmaktır. Takva ise bu bilincin davranışa dönüşmüş hâlidir.
Ancak gerçek murakabe yalnızca bilgiyle meydana gelmez. Manevî gelişimde iman ve marifet, güçlü irade, dua ve ilahî tevfik ile günlük muhasebe birlikte bulunmalıdır. Bunlardan herhangi birinin ihmal edilmesi, manevi yolculuğun dengesini bozabilir.
Murakabe sabahtan geceye kadar Allah’ın huzurunda yaşama sanatıdır. Muhasebe ise bu yolculuğun günlük kontrolüdür. Hata karşısında istiğfar, başarı karşısında şükür, nefis karşısında irade ve bütün bunların üzerinde Allah’ın daimî huzurunun bilinci bulunmaktadır.
Nihayet manevi yolculuğun özü şu şuurda toplanmaktadır:
Allah beni görüyor, Allah benimle beraberdir ve bütün hayatım O’na doğru gerçekleşen bir yolculuktur.
İnsan bu hakikati yalnızca zihniyle bilmekten çıkarıp kalbinin sürekli hâline dönüştürebildiği ölçüde murakabe derinleşir, takva güçlenir ve Allah’a yöneliş bilinçli bir seyrü sülûka dönüşür.




