.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Yunus Tenşi

Sahi, şu dünyanın yükünü kaldıran ve her gün gördüğümüz ve umursamadığımız garipler kimlerdi?

Şu her gece muhteşem ışıkları evimize getirenler?

Şu bilinçsizce pisliklerimizi sokaklara atıp da onları gece yarısı bir lokma ekmek karşılığında toplayanlar kimlerdi?

Sahi, kanallarımızda pisliklerimiz tıkandığında, yerin metrelerce dibine girip o keşmekeşi temizleyenler kimlerdi?

Şu iğrenç yollarımızı, kızgın güneşin dibinde kan ter içinde düzenleyen babalar kimlerdi?

Sahi, kâğıt ve kartonları toplayan ve topladıkları ile çocuklarını okutan ağabey vazifeli şahıslar kimlerdi?

Şu korkunç katedral gibi Mega yapılarda emniyetsiz şekilde çalışan yevmiyeciler kimlerdi?

Ve ömrü boyunca o katedralin içinde yaşamayacağını bile bile orayı inşa eden eller kimlere aitti? Düşüp ölenler katedrallerin sahibi olmadığına göre söyle bana bunlar kimlerdi?

Şu hiçbir şey yokken sebepsiz yere beyefendilerden sille yiyen sokak çocukları kimlerdi?

Sahi, geceleri kazalara mahal vermemek için raylarımızı kontrol edenler ve Metrolarımızı temizleyenler kimlerdi?

Sahi, yerin 300 metre dibinde, bizleri ısıtmak için ölen baba denilen abi denilen kişiler kimlerdi? Bu ölenlerin bir ismi olmalı duyuyor musun beni? Söyle bana yerin dehlizlerinde ekmek için ölüp ve Allah'a kavuşan yüzleri kir pas içindeki mazlum madenciler kimlerdi?

Kışın eksi soğuğunda korkunç denizlere açılıp bizlere balık getiren yevmiyeciler kimlerdi?

Okula gitmesi gerekirken kahvehanelerde bizlere çay getiren küçük masumlar kimlerdi?

40 veya 50 derecede sıcaklıkta yolların kenarındaki, ellerinde çapalarla parkları ve bahçeleri temizleyen kadınları tanıyor musun?

Şu her sene hasat zamanı gelip de umduğunu bulamayan Metropolleri doyuran hayatın sillesini yemiş çiftçiler kimlerdi?

Sahi, denizleri, nehirleri, kanalizasyonları, sokakları, caddeleri, demirleri, camları, kumları ve pislik yığınlarını...

Kavgaları, silahları, savaşları, kanları, yaraları, yaralıları, ölenleri, kovanları, bombaları, molozları, dumanları, şehirleri ve ülkeleri... Toplayanlar...

Sahi sizler kimsiniz?

Bizler Habil gibi fedakârlığın faturasını ödeyenler,

Bizler Ashab-ı Uhdud gibi çukurlarda yakılanlar,

Bizler Musa'nın yanındaki ezilmişler,

Bizler Roma Arenalarında aslanlara parçalatılan mazlumlar,

Piramitlerin dibinde isimsiz mezarlara sahip olan işçiler,

Kartaca savaşlarında sebepsizce kılıçtan geçirilenler,

Cengiz tarafından onuru ayaklar altına alınan babalar,

Endülüs'ten kovulan kadınlar,

Amerikan rüyasının fabrikalarında yakılan kadınlar,

Ve de Guernica'nın çocuklarıydık.

Bizler işgaldik, bizler iç savaşlar ve 300 milyon açtık.

Ve tabi bizler 20 ve 21. yüzyıldık.

Tarih boyunca bize en büyük kahraman olduğumuzu söylediler bizler de hep inanırdık. Çok güzel yalan söylüyorlardı. Çok hoşumuza gitmişti oysa. Ama ya ölmek ya da onlara inanmak gibi bir durum ile karşı karşıya kalıyorduk her zaman.

Nedense savaşlarda bizlere yükseklik vadedenler hiç ölmezdi. Daha çok tahıl ve daha çok ekmek için ölecektik. Fakat ölmemiz bile sadece onların protokoldeki şık gözlüklerini göstermek içindi.

Bir ara tarihin dibinden gizemli bir Peygamber zuhur etti. Bütün mazlumları kurtaracağına yemin etmişti.

Ne tuhaf! 5 bin yıl sonra bir insan bulmuştum. Allah'tan söz eden, efendiler için değil, köleler için.

Dünyayı ve nefsini bir yana atmak, köşesine çekilip ulûhiyete katılmak ve insanları aldatmak için değil, insanlığın refah ve mutluluğu için dua ediyordu. Bütün dünya için çalışan bir insan bulmuştum (Ali Şeriati, Mazlum).

Sahi, ne oldu o gizemli adama? Nereye kayboldu? Gizemli bir şekilde gelmişti oysa. Karanlıklarla dans ediyordu adeta. Dağları deviren Ejderhalar kadar bileği vardı.

Neden bu yüce şahıstan ve tarih boyunca onun ünlü kılıcını taşıyan yücelerden bahseder olduk?

Sahi dünyanın geri kalanı için ne vadediyordu?

Sahi dünyanın şu diğer tarafındakiler kimlerdi?

Bir gün sizler için adil bir dünya yaratacağız. Buna mecburuz.

Çünkü eski yüzyıl iyi bitmedi (Eric Hobsbawm).

Bu yazıyı mazlum madencilere ve çöpçülere ithaf ediyorum.