.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

1- Sabır Göstermenin Yüce Değeri

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.[1]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

İşte onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa verilecektir.[2]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.[3]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi.[4]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik.[5]

Sabır hariç bütün ibadetlerin belirli bir mükâfatı var. Oruç ibadeti bir nevi sabır olduğu için Yüce Allah bu ibadetle ilgili şöyle buyurmuştur: Oruç benimdir ve ben onun mükâfatını veririm.Yüce Allah, sabredenlerle beraber olduğunu buyururken şöyle buyurmuştur:

Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.[6]

Diğer bir ayeti kerimede Yüce Allah ancak sabredenlere yardım ettiğini ifade ederek şöyle buyurmuştur:

Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.[7]

Yüce Allah hiç kimseye vermediği değerli nimetleri yalnızca ve yalnızca sabredenlere verdiğini ifade buyururken şöyle buyurmuştur:

İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.[8]

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Sabır, imanın yarısıdır.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Size en az verilen şeylerden birisi yakin, diğeri ise sabırdır. Bu iki nimetten nasibini alanlar ise gecenin ibadetini ve gündüzün orucunu kaçırdıklarına üzülmesinler.

Peygamber Efendimize (s.a.a) “İmanın ne olduğu” sorulunca şöyle buyurdular: Sabır göstermek ve kolaylık tanımak.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Sabır, cennet hazinelerinden bir hazinedir.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Amellerin en üstünü, insanların yapmak istemediği ve onların nefsine ağır gelen amellerdir.

Şöyle rivayet edilmiştir: Davud’a (a.s) şöyle vahyedildi: Ahlakını benim ahlakıma uygun hale getir. Ben sabırlıyım, (sen de sabırlı ol.)

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Mümin kul, kabrine girdiği vakit, namaz, sağ tarafında, zekât ise sol tarafında duracaktır. İyilikleri ona gölge yapacaktır ve sabır bir köşede duracaktır. Sorgu melekleri geldiğinde ise sabır, namaz ve zekâta şöyle seslenecektir: Arkadaşınızı koruyun. Onu koruyamayacak olursanız ben onu korurum.

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Mümin kul, herhangi bir belaya tutunur da bunu sabırla karşılarsa bin şehit sevabını kazanacaktır.

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Yüce Allah bir kavime bol nimetler verdi ancak bu nimetlerin şükrünü yerine getirmedikleri için bu, onlara vebal oldu. Diğer bir kavimi ise sıkıntılarla imtihan etti ve bu sıkıntılara sabrettikleri için bu, onlara bir nimet oldu.

İmam Cafer-i Sadık (a.s), babası İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Dünya sıkıntılarına karşı koymak için sabrını önceden hazır durumda tutmayan kişi (bu sıkıntılar karşısında) aciz duruma düşecektir.

İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Cennet, sıkıntılar ve sabırla çevrelenmiştir. Dünya hayatı boyunca sıkıntılara sabreden kişi cennete girecektir ancak kendisini nefsanî hazlar ve isteklere karşı korumayan kişi cehenneme girecektir.

Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: İman, dört sütun üzerine kurulmuştur; yakin, sabır, cihat ve adalet.

* * *

2- Sabrın Tanımı ve Çeşitleri

Her zaman için mümin kulun kalbi din ve heves savaşının meydanıdır ve bu ikisi arasındaki amansız savaş sürekli olarak dünya hayatı boyunca devam edecektir. Din ordusunda saf tutan askerler meleklerdir. Heves tarafında saf tutan askerler ise şeytanlardır. Dolayısıyla sabrın anlamı heves ordusuna karşın din ordusuna yardım etmektir.

Sabır, iki türdür:

Bir: Fiziki sabır. Örneğin vücudumuzu ilgilendiren fiziki sıkıntılara katlanmak ve bu sıkıntılara karşı sabırlı olmak. Bu tür bir sabır ise bir işi yapmak suretiyle, örneğin ibadetleri yerine getirmek veya bir olumsuzluğa karşı sabır göstermek suretiyle gerçekleşir. Örneğin kişinin, Allah rızası için maruz kaldığı fiziki saldırılara sabretmesi veya hastalıklarda sabırlı ve metanetli davranması.

İki: Nefsani sabır: Yani kişinin, nefsanî isteklerine karşı sabırlı olması ve bu isteklerine karşı koyması. Bu durumda kişi, örneğin nefsinin gayrimeşru cinsel isteklerine veya gayrimeşru yemek isteklerine karşı sabırlı davranmışsa bunun için “iffet” sözcüğü kullanılır. Kişi herhangi bir olumsuzluğa karşı sabırlı davranmışsa bu durumda yalnızca “sabır” sözcüğü kullanılır.

Bunun karşısında ise “feryat” ve “figan” halleri bulunur. Yani nefsi, bağırıp çağırması için, kendine vurup yakasını yırtması için veya benzeri davranışlar için serbest bırakmak.

İnsan kendisini varlık ve servet sahibi olmanın olumsuz getirilerine karşı koruyorsa buna “kendini zapt etmek” denilir. Bunun karşıtı için ise “pervasızlık” ve “kayıtsızlık” ifadeleri kullanılır.

Savaşta sabırla savaş meydanında durup savaşanlar için “şecaat” ve “korkusuzluk” ifadesi kullanılırken bunun karşıt anlamını ifade etmek için “korkaklık” ifadesi kullanılır.

Gazap ve öfkesine karşı kendini koruyanlar için “hilm” ve “halim” ifadesi kullanılırken karşıt anlamı ifade etmek için “öfkeli” ve “sinirli” ifadesi kullanılır.

Sıkıntılı olaylarda sabırlı davrananlar için “geniş yürekli” ifadesi kullanılırken bunun karşıtını ifade etmek için “tahammülsüz” ifadesi kullanılır.

Herhangi bir sözün saklı tutulması ve söylenmemesi için kullanılan sözcük “ketum olmak” veya “ağzı sıkı olmak” ise bunun karşıtını ifade etmek için kullanılan sözcük boşboğazlıktır.

Gerçekte birer fazlalık olan dünyevi araçları bir kenara bırakan insanlar için kullanılan sözcük “zahit” iken bunun tersini ifade etmek için “açgözlü” ve “tamahkâr” sözcükleri kullanılır.

İhtiyacı kadarıyla yetinip de fazla mal mülk peşinde olmayan insanlar için “kanaatkâr”, “gözü tok” veya “tutumlu” ifadeleri kullanılırken bunun tersini ifade etmek için “açgözlülük”, “tamahkârlık” veya “harislik” sözcükleri kullanılır.

Buraya kadar söylediklerimizi göz önünde bulundurarak kolaylıkla sabrın aslında birçok ahlaki güzelliği içinde barındırdığını söyleyebiliriz. Sabır, güzel ahlaki özelliklerin yöneticisi ve büyük lideridir. Bu nedenle Peygamber Efendimize (s.a.a), “İmanın ne olduğu” sorulunca şöyle buyurdular: Sabır.

Hiç kuşkusuz insan bütün hallerinde sabır sıfatına başvurmak mecburiyetindedir. Zira insanın bu dünyada karşılaştığı şeyler “onun istediği veya istemediği” şeyler olmak üzere iki hâl dışında olamaz ve insan bu iki halde de sabra başvurmak zorundadır.

Birincisine, yani insanın hoşlandığı olaylara gelince; örneğin sağlık, para, makam, şöhret, geniş aile, insana yardım edecek olan insanların sayıca fazla olması, türlü yardımcılar ve bütün dünyevi hazlar. Bu gibi durumlarda insan (sandığının aksine) büyük ölçüde sabır sıfatına muhtaçtır. Zira insan, kendisini korumazsa ve aşırı derecede dünyevi bu gibi nimetlere dalarsa zamanla helal olanla yetinmeyecek ve elini harama da uzatacaktır. Bu da insanın “rabbine kafa tutmaya kadar” ilerlemesine vesile olacaktır.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar.[9]

Bu gerçeğe işaretle bir arif şöyle demiştir: Bela ve sıkıntılara mümin kullar sabredebilirler ancak rahatlıklara sadece sıddık kullar sabredebilirler. Zira varlıklı insanlar günah yapma imkânına sahiptirler ve günahtan korunmanın bir yolu da günah yapma imkânına sahip olmamaktır.Bu sebeple Yüce Allah insanları mal, eş ve evlat imtihanı yönünde uyarmıştır ve şöyle buyurmuştur:

Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. [10]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır.[11]

Yüce Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:

Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir.[12]

İkinci şekil yani insanın hoşlanmadığı olaylara gelince, bu olaylar bazı durumlarda kişinin iradesine bağlı kılınmıştır. Örneğin ibadetler ve günahlarda olduğu gibi. Bazı durumlarda, örneğin belalar ve sıkıntılarda olduğu gibi, kişinin iradesi dışındadır. Kimi durumda, örneğin birisinin vermiş olduğu zararı, benzer bir karşılıkla telafi etmek ve intikam almak örneğinde olduğu gibi, her ne kadar başlangıçta kişinin iradesine tabi olmasa da giderilme aşamasında kişinin iradesine bağlıdır.

Hz. Mehdi’nin Gaybeti
Hz. Mehdi’nin Gaybeti
İçeriği Görüntüle

Birinci bölüm yani kişinin iradesine tabi olan işler “ibadet” veya “günah” olarak adlandırdığımız bütün işleri kapsar.

İbadetler konusunda insan sabra başvurmak zorundadır. Zira insan nefsi, yaratılış itibariyle boyun eğmek ve itaat etmekten nefret ettiği gibi emir vermek ve yönetmekten de hoşlanır. Buna ilaveten insan, üşendiği için bazı ibadetleri yapmak istemeyebilir. Örneğin namaz kılmaya üşenebilir. İnsanlar bazı ibadetleri cimrilik yüzünden yerine getirmek istemeyebilirler. Örneğin cimrilik yapıp da zekâtını vermek istemeyen insanlar vardır. Bazen bu iki etkenin birleşmesiyle insanlar bir ibadete yanaşmayabilirler. Örneğin hem üşendiği için hem de parasına kıyamadığı için hac farizasını yerine getirmek istemeyenler vardır. Tarih boyunca bu sebeplerden ötürü birçok insan farz cihattan kaçmaya çalışmıştır. Dolayısıyla ibadetler konusunda sabır göstermek aslında sıkıntılara karşı sabır göstermenin bir örneğidir.

İnsan, ibadetler konusunda, üç farklı aşamada sabra başvurmalıdır.

Bir: İbadet öncesinde, niyetini düzeltmek, ihlâslı olmak, riyadan uzak durmak ve nefsinin tuzaklarına düşmemek suretiyle sabırlı olmak. Bütün bunları başarmak ancak oldukça çetin ve sıkıntılı bir süreçten geçmek suretiyle mümkün olabilir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Ameller niyetlerle ölçülür.Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Hâlbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti.[13]

Yüce Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:

Ancak sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükâfat vardır.[14]

İki: İbadet esnasında Allah’tan gafil olmamaya özen göstermek ve ibadetini değersizleştirecek etkenlerle ibadet boyunca savaşmak suretiyle sabırlı olmak. Bunun kolay bir iş olduğunu hiç kimse iddia edemez.

Üç: İbadet sonrasında, bu ibadeti riya veya sum’a niyetiyle açığa çıkarmamak, kendisine ucb gözüyle bakmamak ve amelini değersizleştirecek bütün davranışlardan uzak durmak suretiyle sabır göstermek.Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.”

Yüce Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:

Başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın.[15]

Sabır sıfatı, ibadetler ve hayır işlerde yoğun bir şekilde işlev yaptığı gibi günahlar ve kötü işler konusunda da kullanılır. İnsan, günahlar konusunda oldukça yoğun bir şekilde sabra başvurmak zorundadır. Özellikle kişinin alışkanlığı haline gelen bir günah varsa bu durum daha da yoğunlaşır. Bu günahın kolaylıkla işlenebilir olması ise insanın sabrını bir o kadar daha fazla zorlayacaktır. Örneğin gıybet etmek, yalan söylemek, riya yapmak ve yalancı övgülerde bulunmak gibi. Zira alışkanlıklar kişide yeni bir tabiat oluşturacaktır ve bu tabiat, nefsanî isteklerle birleştiği anda, kalp meydanında bir savaş başlayacak ve Allah’ın bir ordusuna karşın iki şeytan ordusu saf tutacaktır.

İkinci bölüm, yani başlangıç itibariyle insanın elinde olmayan ancak devamı konusunda insanın iradesine tabi olan işlere gelince, örneğin birisi tarafından sözlü veya fiili bir saldırıya maruz kalıp da mal veya can açısından herhangi bir zarara uğrayan kişi burada sabır göstermek isterse yapması gereken iş karşısındaki kişiyi cezalandırmaktan vazgeçmektir. Yüce Allah bu değere işaret ederek Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız.[16]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a güven.[17]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.[18]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.[19]

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Seninle olan akrabalık bağını koparmak isteyenlerle bağ kur, senden esirgeyene ver ve sana haksızlık yapanı affet.

Üçüncü bölüm, yakınların ölümü gibi musibetler, mali kayıplar, hastalıklar ve türlü diğer belalar yani başlangıç itibariyle ve bitiş itibariyle insanın iradesi dışında gelişen olaylar ve benzerlerinin karşısında sabretmek konusuna gelince; bu gibi durumlardaki sabrın arkasında yakin ve bilinç yatar.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

Allah’ım senden, benim için dünya sıkıntılarını kolaylaştıracak bir yakin istiyorum.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Kullarımın birine, vücuduyla ilgili, malıyla ilgili veya evladıyla ilgili bir sıkıntı gönderdiğimde bu kul bu sıkıntıyı güzel bir sabırla karşılarsa, kıyamet gününde, onun için bir hesap tartısı kurmaktan veya onun amel defterini diğer insanlara açmaktan hayâ ederim.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Sıkıntıların giderilmesini sabırla beklemek ibadettir.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Herhangi bir sıkıntıya maruz kalıp da Allah’ın emrine uygun olarak “Biz Allah’tanız ve Allah’a döneceğiz. Allah’ım bu sıkıntı için bana mükâfat ver ve sonrasında güzel olanı benim için takdir eyle” derse Yüce Allah onun bu isteğini yerine getirecektir.

el-Kafi kitabında Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: Sabır, üç çeşittir; Sıkıntılara sabretmek, ibadetler konusunda ve günahlar karşısında sabırlı olmak. Geçip gidinceye kadar başındaki sıkıntılara sabredenler için Yüce Allah üç yüz derece yazacaktır ve her bir derecenin diğer dereceyle olan aralığı gökle yer arası kadardır. İbadetler hususunda sabırlı olanlar için Yüce Allah altı yüz derece yazacaktır ve her bir derecenin diğer dereceyle olan aralığı dünyanın merkeziyle arş arası kadardır. Günahlara karşı sabredenlere ise Yüce Allah dokuz yüz derece yazacaktır ve her bir derecenin diğer dereceyle olan aralığı dünyanın merkeziyle arşın sonu kadardır.

İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: Sabır iki çeşittir; güzel bir şekilde sıkıntılara sabretmek ve en güzel sabır yani Allah’ın yasaklarına karşı sabırlı olmak.

İnsan sıkıntılar karşısında dile gelirse, bağırıp çağırırsa, yakasını gömleğini yırtıp şikâyet ederse, sabır sınırını aşmıştır. Bütün bu saydıklarımız insanın iradesine tabi işlerdir. Dolayısıyla insan her zaman bu tür davranışlardan uzak durmayı seçmelidir ve Allah’ın takdir ettiğine rıza göstermelidir. Sabır sınırlarından çıkmamış olmak için musibetler ve sıkıntılara sevgi duymak gerekmez. Zira bu, insanın iradesi dışındadır. Bu sebeple sıkıntıları sevmemek kişiyi sabır sınırlarından çıkarmaz. Aynı şekilde kişinin kalbindeki üzüntü ve gözlerine yansıyan gözyaşı da insanı, sabır sınırlarından çıkarmaz. Bu sebeple Resulullah’ın (s.a.a) oğlu İbrahim, vefat ettiğinde gözyaşları mübarek gözlerinden akmaya başladı ve “Bunu yapmamamızı buyurmadınız mı?” söyleyen birisinin cevabında şöyle buyurdular: Bu şefkattir ve Yüce Allah ancak şefkatli kullarına rahmet gösterir.

Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Gözyaşları akar ve kalp hüzünlenir. Ancak Yüce Allah’ın beğenmediği bir şey söylemeyiz.

Bu tür davranışlar, insanı “Rıza” makamından da çıkarmaz. Zira aynen fasd[20] veya hacamat[21] yaptıran kişi örneğinde olduğu gibi bu kişi, bu işlem esnasında kalben bu işlemin yapılmasını istemesine rağmen yine de acı duyuyorsa, başına gelen musibetlere kalben rıza gösteren kişi aynı zamanda bu sıkıntılardan acı duyabilir. Hastalık, fakirlik ve diğer sıkıntıları tamamen yok saymak, kişinin sabır derecesinin zirvede olduğunu gösterir.

İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle söylemiştir: Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Hasta yatağına düşüp de yanına gelenlere, hastalığı konusunda yakınmayan kişinin vücuduna daha iyi bir et giydirir ve damarlarına daha iyi kan veririm. Ona sağlık verecek olursam, hastalığından günahsız birisi olarak ayrılacaktır; onun canını alacak olursam onu kendi rahmetime alırım.

Bu hadisin açıklaması yönünde “daha iyi et ve daha iyi kan” ifadeleri “onunla günah yapılmamış olan et, kan ve cilt” olarak açıklanmıştır. Hadisteki “yakınmak” ise “daha önce hiç kimsenin düşmediği bir sıkıntıya düştüm” ve benzeri tabirler kullanmaktır.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “yakınmak”, “dün akşam sabaha kadar uyuyamadım” veya “bugün gün boyunca ateş içinde yanıyordum” gibi sözler değildir.

İmam Muhammed Bakır’a (a.s) “Güzel sabır nedir?” diye sorulduğunda şöyle buyurdular: Şikâyet içermeyen bir sabırdır. Ancak Yüce Allah’a şikâyetçi olmak sakıncasızdır. Nitekim Yakup (a.s) şöyle dedi: Gam ve kederimi sadece Allah’a arz ediyorum.[22]

* * *

3- Sabırlı Olmanın Yolu

Hiç kuşkusuz derdi veren, dermanı da vermiştir. Derdi veren, şifa sözünü de vermiştir. Dolayısıyla sabretmek her ne kadar zor bir iş olsa da ancak ilim ve amelin birleşimiyle elde edilebilir bir özelliktir. İnsan, inancını güçlendirerek, nefsanî isteklerini zayıf duruma düşürerek, sıkıntılara karşı dayanıklı bir tutum sergileyerek, sıkıntıların geçici olduğu gerçeğini gözünde canlandırarak, bu sıkıntıların aslında çok önemli ve ağır olmadıklarını düşünerek, bağırıp çağırıp şikâyetçi olmanın çirkinliğini gözünde canlandırarak, sabrın dünya ve ahiretteki birbirinden güzel hadislerimizde açıklanmış olan etkilerini, sabır göstermeyerek kaybedeceği şeyin daha büyük olduğunu düşünerek, sabırla birlikte elde edeceği güzellikle herkesin gıptayla baktığı birisi olacağını gözü önünde canlandırarak ve sabır göstererek birkaç geçici dünyevi nimeti kaybetmek karşılığında ebedi uhrevi nimetler kazanacağını düşünerek daha kolay bir şekilde sabır özelliğini elde edebilir. Değersiz bir şeyini verip de çok değerli bir şey kazanan kişi bunun için üzülmemelidir.

Bu yönde başarılı olmak isteyenler, kendilerini nefsanî isteklerine karşı koymak yönünde alıştırmalıdırlar ve bunun hazzını tatmalıdırlar. Zira bunun hazzını yaşayan bir insan, çok çetin gibi görünen bu işlerin aslında o kadar çok da çetin olmadığını anladığı için daha kolay bir şekilde bu savaş meydanına adım atabiliyor. Kendini zor işlere alıştıran insanlar diğer insanlar için başarılması zor görünen birçok büyük işten başarıyla çıkabilirler ve kendisini nefsine karşı koymak yönünde alıştıran kişi ne zaman dilerse bu meydanda yeni bir başarı yaşayabilir.

- - - - - - - - - - - - - - -


[1] Zumer, 10.

[2] Kasas, 54.

[3] Nahl, 96.

[4] A’raf, 137.

[5] Secde, 24.

[6] Enfal, 46.

[7] Âl-i İmrân, 125.

[8] Bakara, 157.

[9] Alak, 6 ve 7.

[10] Munafikun, 9.

[11] Tegabun, 14.

[12] Enfal, 28.

[13] Beyyine, 5.

[14] Hud, 11.

[15] Bakara, 264.

[16] İbrahim, 12.

[17] Ahzab, 48.

[18] Muzemmil, 10.

[19] Âl-i İmrân 186.

[20] Eski tıpta uygulanan bir tedavi yöntemdir. Bu yöntemde kişinin hastalığına göre belirli bir damarı kısmi bir şekilde kesilerek kirli kan akıtılır.

[21] Eski tıpta uygulanan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemde kişinin rahatsızlığına göre vücudunun belirli bir bölgesinden vakumlanmak suretiyle az miktarda kan alınır.

[22] Yusuf, 86.