.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Müminlerin Emiri Hz. Ali'nin (a.s) Kûfe Camii'ndeki münacatı, onun Allah'a olan derin bağlılığını, acziyetini ve ilahi rahmete sığınışını ifade eden, “Mevlam, ey mevlam!” / “Efendim, ey Efendim!” nidasıyla başlayan meşhur bir yakarıştır.
Bu münacatta İmam Ali, Allah'ın mutlak hâkimiyetini, kendisinin ise acizliğini vurgulayarak merhamet ve bağışlanma diler.
Bu kıymetli münacat, "Sen bağışlayansın, ben günahkâr; bağışlayana günahkârdan başka kim merhamet eder?" gibi tezatlıklar (galip-mağlup, yüce-düşkün) üzerinden Allah'ın sıfatlarına sığınmayı içerir.
* * *
Birinci Pasaj
اللّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ لا يَنْفَعُ مالٌ وَلا بَنُونَ إِلاّ مَنْ أَتى الله بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
وأَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ يَعضُّ الظَّالِمُ عَلى يَدَيْهِ يَقُولُ: يالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلاً،
وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ يُعْرَفُ المُجْرِمُونَ بِسِيماهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّواصِي وَالأقْدامِ
وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ لايَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلامَوْلُودٌ هُوَ جازٍ عَنْ وَالِدِهِ شَيْئاً إِنَّ وَعْدَ الله حَقُّ،
وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ لايَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمْ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
وأَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ لا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئاً وَالأمْرُ يَوْمَئِذٍ للهِ،
وَأَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ يَفِرُّ المَرءُ مِنْ أَخِيهِ وَاُمِّهِ وَأَبِيهِ وَصاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ لِكُلِّ امْرِيٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ،
وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ يَوَدُّ المُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ وَصاحِبَتِهِ وَأَخِيهِ وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُؤْوِيهِ وَمَنْ فِي الأَرْضِ جَميعاً ثُمَّ يُنْجِيهِ كَلاًّ إِنَّها لَظى نَزَّاعَةً لِلْشَّوى.
* * *
Arapça Okunuşu
Allahumme innî es eluke’l emâne yevme lâ yenfa’u malun vela benune illa men etallahu bikalbîn selîmin
ve es eluke’l emâne yevme yeuzzu’z-zalimu a’la yedeyhi yekulu yâ leyteni itteğeztu me’ar-resuli sebîlen
ve es eluke’l emâne yevme yu’refu’l mucrimune bisiymahum feyu’ğezu binevasi ve’l ekdami
ve es eluke’l emâne yevme lâ yeczi vâlidun e’n veledihi vela mevludun huve cazin e’n vâlidihi şey’en inne va’dellahi hakkun
ve es eluke’l emâne yevme lâ yenfeu’z-zâlimine ma’ziretuhum velehumu’l la’netu velehum suu’d-dâr
ve es eluke’l emâne yevme lâ temliku nefsu’n linefsi’n şey’en ve’l emru yevme izin lillahi,
ve es elukel emâne yevme yefirru’l mer’u min eğiyhi ve ummihi ve ebiyhi ve sâhibetihi ve beniyhi likullim riyyin minhum yevme izin şe’nun yuğniyhi
ve es eluke’l emâne yevme yeveddu’l mucrimu lev yeftediy min azâbi yevme izin bi beniyhi ve sâhibetihi ve eğiyhi ve fesiyletihil letiy tu’viyhi ve men fil a’rzi cemiyen summe yunciyhi kelle inneha leza nezzâ’aten li’l şeva.
* * *
Tercümesi
Allah’ım! Sadece tertemiz bir kalple Allah’ın huzuruna çıkan hariç mal ve evlatların -insana- hiçbir yararı olmadığı günde senden aman diliyorum.
Zalimin -hasretle- ellerini ısıracağı ve “keşke ben Resulullah’a -itaat- yolunu tutsaydım” diyeceği günde senden aman diliyorum.
Günahkârların yüzlerinden tanınacağı, saçları ve ayaklarından tutulacağı günde senden aman diliyorum.
Babanın oğul yerine ve evladın da baba yerine cezalandırılmayacağı günde senden aman diliyorum. Ve doğrusu Allah’ın vaadi haktır.
Zalimlere mazeretlerinin bir fayda sağlamayacağı, onların Allah’ın rahmetinden uzak ve kötü bir menzilde olacağı günde senden aman diliyorum.
Hiç kimsenin kimse üzerinde güç sahibi olamayacağı ve yetkinin yalnız Allah’a has olacağı günde senden aman diliyorum.
İnsanın kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve evlatlarından kaçacağı ve herkesi meşgul edecek bir işle uğraşacağı günde senden aman diliyorum.
“Suçlu o günün azabından -kurtulmak için- eşini ve kardeşini, kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini vermek ister. Hayır, -hiçbir zaman bu imkânı bulamayacak-! O -cehennem ateşi-, alevlenen bir ateştir. Deriler kavurur, soyar.” Bu günde senden aman diliyorum.
* * *
İkinci Pasaj
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المَوْلى وَأَنا العَبْدُ وَهَلْ يَرْحَمُ العَبْدُ إِلاّ المَوْلى،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المالِكُ وَأَنا المَمْلُوكُ وهَلْ يَرْحَمُ المَمْلُوكَ إِلاّ المالِكُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ العَزِيزُ وَأَنا الذَّلِيلَ وَهَلْ يَرْحَمُ الذَّلِيلَ إِلاّ العَزِيزُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الخالِقُ وَأَنا المَخْلُوقُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَخْلُوقَ إِلاّ الخالِقُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ العَظِيمُ وَأَنا الحَقِيرُ وهَلْ يَرْحَمُ الحَقِيرُ إِلاّ العَظِيمُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ القَوِيُّ وَأَنا الضَّعِيفُ وَهَلْ يَرْحَمُ الضَّعِيفَ إِلاّ القَوِيُّ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الغَنِيُّ وَأَنا الفَقِيرُ وَهَلْ يَرْحَمُ الفَقِيرَ إِلاّ الغَنِيُّ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المُعْطِي وَأَنا السَّائِلُ وَهَلْ يَرْحَمُ السَّائِلُ إِلاّ المُعْطِي،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الحَيُّ وَأَنا المَيِّتُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَيِّتَ إِلاّ الحَيُّ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الباقِي وَأَنا الفانِي وَهَلْ يَرْحَمُ الفانِيَ إِلاّ الباقِي،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الدَّائِمُ وَأَنا الزَّائِلُ وَهَلْ يَرْحَمُ الزَّائِلَ إِلاّ الدَّائِمُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الرَّازِقُ وَأَنا المَرْزُوقُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَرْزُوقَ إِلاّ الرَّازِقُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الجَوادُ وَأَنا البَخِيلُ وهَلْ يَرْحَمُ البَّخِيلَ إِلاّ الجَوادُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المُعافِي وَأَنا المُبْتَلى وَهَلْ يَرْحَمُ المُبْتَلى إِلاّ المُعافِي،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الكَبِيرُ وَأَنا الصَّغِيرُ وَهَلْ يَرْحَمُ الصَّغِيرَ إِلاّ الكَبِيرُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الهادِي وَأَنا الضَّالُّ وهَلْ يَرْحَمُ الضَّالَ إِلاّ الهادِي،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الرَّحْمنُ وَأَنا المَرْحُومُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَرْحُومَ إِلاّ الرَّحْمنُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ السُّلْطانُ وَأَنا المُمْتَحَنُ وَهَلْ يَرْحَمُ المُمْتَحَنَ إِلاّ السُلْطانُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الدَّلِيلُ وَأَنا المُتَحَيِّرُ وَهَلْ يَرْحَمُ المُتَحَيِّرَ إِلاّ الدَّلِيلُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الغَفُورُ وَأَنا المُذْنِبُ وَهَلْ يَرْحَمُ المُذْنِبَ إِلاّ الغَفُورُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الغالِبُ وَأَنا المَغْلُوبُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَغْلُوبَ إِلاّ الغالِبُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الرَّبُّ وَأَنا المَرْبُوبُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَرْبُوبَ إِلاّ الرَّبُّ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المُتَكَبِّرُ وَأَنا الخاشِعُ وَهَلْ يَرْحَمُ الخاشِعَ إِلاّ المُتَكَبِّرُ،
مَوْلايَ يامَوْلايَ ارْحَمْنِي بِرَحْمَتِكَ وَارْضَ عَنِّي بِجُودِكَ وَكَرَمِكَ وَفَضْلِكَ ياذا الجُودِ وَالاِحْسانِ وَالطَّوْلِ وَالامْتِنانِ بِرَحْمَتِكَ ياأَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ .
* * *
Arapça Okunuşu
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l Mevlâ ve ene’l abdu ve hel yerhemu’l abdu illa’l Mevlâ?
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mâliku ve ene’l memluku ve hel yerhemu’l memluke illa’l mâliku?
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l a’zizu ve ene’z-zelilu ve hel yerhemu’z-zeliyle illa’l a’zizu?
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l haligu ve ene’l mahlugu ve hel yerhemul mehluke ille’l haligu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l a’ziymu ve ene’l hakiyru ve hel yerhemu’l hakiyru ille’l a’ziymu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l kaviyyu ve ene’z-zayifu ve hel yerhemu’z-zaiyfe ille’l kaviyyu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l ganiyyu ve ene’l fekiyru ve hel yerhemu’l fakiyre ille’l ganiyyu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mu’tiy ve ene’s-sailu ve hel yerhemu-s-sailu ille’l mu’tiy,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l hayyu ve ene’l meyyitu ve hel yerhemu’l meyyite ille’l hayyu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l bakiy ve ene’l faniy ve hel yerhemu’l faniye ille’l bakiy,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’d-da’imu ve ene’z-zailu ve hel yerhemu’z-zaile ille’d-daimu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’r-raziku ve ene’l merzuk ve hel yerhemu’l merzuke ille’r-raziku,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l cevâdu ve ene’l beğiylu ve hel yerhemu’l beğiyle ille’l cevâdu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mu’afiy ve ene’l mubteli ve hel yerhemu’l mubtela ille’l mu’afiy,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l kebiyru ve ene’s-sağiyru ve hel yerhemu’s-sağiyre ille’l kebiyru,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l hâdiy ve ene’z-zallu ve hel yerhemu’z-zalle ille’l hâdiy,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’r-rahmanu ve ene’l merhum ve hel yerhemu’l merhume ille’r-rahmanu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’s-sultanu ve ene’l mumtehenu ve hel yerhemu’l mumtehene ille’s-sultanu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l gafuru ve ene’l muznibu ve hel yerhemu’l muznibe ille’l gafuru,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l galibu ve ene’l mağlubu ve hel yerhemu’l mağlube ille’l galibu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’r-rabbu ve ene’l merbubu ve hel yerhemu’l merbube ille’r-rabbu,
Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mutekebbiru ve ene’l haşi’u ve hel yerhemu’l haşi’e ille’l mutekebbiru,
Mevlâye yâ mevlâye! irhemniy bi rahmetike verze enniy bu cudike ve keremike ve fazlike ya ze’l-cudi ve’l ihsani ve’t-tevli ve’l imtinani bir rahmetike ya erhame’r-rahimine.
* * *
Tercümesi
Mevlam, ey mevlam! Sen mevlasın ben ise bir kulum; kula mevladan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen -varlığımın- sahibisin, ben ise sahip olunan; sahip olunana sahip olandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen azizsin, ben ise zelil; zelile azizden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen yaratansın, ben ise yaratılan; yaratılana yaratandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen yücesin, ben ise hakir, hakire yüce olandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen güçlüsün, ben ise zayıf; zayıfa güçlüden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen zenginsin, ben ise yoksul; yoksula zenginden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen bağışta bulunansın, ben ise sail; saile bağıştan bulunandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen dirisin, ben ise ölü; ölüye diriden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen bâkisin, ben ise fâni; faniye bakiden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen ebedisin, ben ise geçici; geçiciye ebediden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen rızıklandıransın, ben ise rızıklanan; rızıklanana rızıklandırandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen cömertsin, ben ise cimri; cimriye cömertten başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen afiyet verensin, ben ise -derde- tutulan, derde tutulana afiyet verenden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen büyüksün, ben ise küçük; küçüğe büyükten başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen hidayet edensin, ben ise sapan; sapana hidayet edenden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen rahmansın, ben ise merhamet edilecek olan; merhamet edilecek olana rahmandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen güç sahibisin, ben ise imtihan edilen; imtihan edilene güç sahibinden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen kılavuzsun, ben ise yolunu şaşırmış; yolunu şaşırmışa kılavuzdan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen bağışlayansın, ben ise günahkâr; günahkâra bağışlayandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen galipsin, ben ise mağlup; mağlubu galipten başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen eğitensin, ben ise eğitilen; eğitilene eğitenden başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Sen yücesin, ben ise alçak ve düşük; düşük birisine yüce olandan başka kim merhamet eder?
Mevlam, ey mevlam! Rahmetinin hakkı için bana merhamet eyle. Bağışının, lütfunun ve fazlının saygınlığı için benden razı ol.
Ey bağış, ihsan, fazl ve nimet sahibi! Rahmetinin hakkı için -duamı kabul buyur- ey merhametlilerin en merhametlisi!
* * *





