.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Dostlar Sevindiğinde Sevinmek

Birinin üzüntülü anında mahzun olmak ve sevinçli anında ise sevinmek ona olan aşk ve muhabbetin alametlerindendir. Bu yüzden İmam Rıza (a.s) ashabından İbn Şebib ismindeki birine şöyle buyurdu:

إِنْ سَرَّكَ أَنْ تَكُونَ مَعَنَا فِي الدَّرَجَاتِ الْعُلَى مِنَ الْجِنَانِ فَاحْزَنْ‏ لِحُزْنِنَا وَ افْرَحْ‏ لِفَرَحِنَا

“Eğer cennetlerdeki yüksek derecelerde bizimle birlikte olmak istiyorsan, bizim üzüntümüzden dolayı mahzun ol ve bizim sevincimizden dolayı sevin[1].”

İman Kardeşleri ile Buluşmak

Müminin yaşantısında sevinç vesilesi olan konulardan biri, diğer müminlerle ve iman kardeşleriyle buluşmasıdır. Hz. Resulullah (s.a.a), Ali’ye (a.s) hitaben şöyle buyurdu:

يَا عَلِيُ‏ ثَلَاثٌ‏ فَرَحَاتٌ‏ لِلْمُؤْمِنِ‏ فِي الدُّنْيَا لِقَاءُ الْإِخْوَانِ وَ تَفْطِيرُ الصَّائِمِ وَ التَّهَجُّدُ فِي آخِرِ اللَّيْل

“Ey Ali! Mümin için dünyada üç sevinç (vesilesi) vardır: Kardeşleriyle buluşması, oruçlu birine iftar vermesi ve gecenin sonunda teheccüd namazı kılması[2].”

Sevinci Terk Etmenin Sevinci

İmam Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur:

أَسْعَدُ النَّاسِ مَنْ تَرَكَ‏ لَذَّةً فَانِيَةً لِلَذَّةٍ بَاقِيَة

“İnsanların en saadetlisi, fani lezzeti baki lezzet için terk eden kimsedir[3].”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

كَمْ مِنْ‏ صَبْرِ سَاعَةٍ قَدْ أَوْرَثَتْ فَرَحاً طَوِيلًا وَ كَمْ مِنْ لَذَّةِ سَاعَةٍ قَدْ أَوْرَثَتْ حُزْناً طَوِيلا

“Nice anlık sabırlar vardır ki ardında uzun bir sevinç bırakır ve nice anlık lezzetler vardır ki ardında uzun bir hüzün bırakır[4].”

Sadi Şirazi de bu konuda ne güzel demiş:

Lezzeti terk etmenin lezzetine varırsan eğer
Anlarsın; nefsin şehveti lezzet değilmiş meğer

Güzel İş

İnsanın sevindiren ve sevinmesine değer olan şeylerden biri, yapmış olduğu güzel davranışlarını gözden geçirdiği zaman duyduğu sevinçtir. Her insan doğal olarak yapmış olduğu iyi işler ve başkalarına ulaştırdığı samimi hizmetlerini hatırladığında mutlu olur. Bu tür mutluluklar övgüye şayandır. İmam Ali (a.s), İbn Abbas’a hitaben yazdığı mektubunda[5] şöyle buyurmuştur:

أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ الْمَرْءَ لَيَفْرَحُ بِالشَّيْ ءِ الَّذِي لَمْ يَكُنْ لِيَفُوتَهُ، ويَحْزَنُ عَلَى الشَّيْ ءِ الَّذِي لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَهُ، فَلا يَكُنْ أَفْضَلَ مَا نِلْتَ فِي نَفْسِك مِنْ دُنْيَاك بُلُوغُ لَذَّةٍ أو شِفَاءُ غَيْظٍ، ولكِنْ إِطْفَاءُ بَاطِلٍ أو إِحْيَاءُ حَقٍّ، ولْيَكُنْ‏ سُرُورُك‏ بِمَا قَدَّمْتَ‏، وأَسَفُك عَلَى مَا خَلَّفْتَ، وهَمُّك فِيمَا بَعْدَ الْمَوْت

“İnsan kendisini terk etmeyecek bir şeye sevinir ve kendisine asla ulaşmayacak bir şeyden dolayı da üzülür. Sakın dünyandan en güzel şey, nefsinin ulaştığı lezzet veya sinendeki öfkeyi soğutmak olmasın; aksine (senin derdin) bir batılı öldürmek veya hakkı diriltmek olmalıdır. Sevincin önden gönderdiğin şey için olmalı; üzüntün geride bıraktığın şey için ve kaygın ölümden sonrasındaki durumun hakkında olmalıdır[6].”

Allah’a İtaat Etmek

İnsan sorumluluk ve vazifesini yerine getirdiğinde özel bir mutluluk, huzur ve rahatlama duygusuna kapılır. Fakat görevini yerine getirmediğinde; tembellik veya acizlik sebebiyle onu ihmal ettiğinde başı önüne düşer, üzüntü ve mahcubiyet duyar. Bu yüzden İslamî düşünceye göre “müminin ancak dini sorumluluklarını yerine getirdiği zaman sevinçli olduğu” söylenmiştir. İmam Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

سُرُورُ الْمُؤْمِنِ‏ بِطَاعَةِ رَبِّهِ‏ وَ حُزْنُهُ‏ عَلَى ذَنْبِه

“Müminin sevinci, Rabbine itaat etmesindedir; üzüntüsü ise günahından dolayıdır[7].”

İmam Ali (a.s), müminler için sevinç ve sürur günü olan Ramazan bayramı hakkında şöyle buyurmuştur:

انما هو عيد لمن قَبِل اللّٰهُ صيامَه و شَکَرَ قيامَهُ و کلُّ يومٍ لايُعْصَي اللّٰهُ فيه فهو عيدٌ

“Bugün, Allah’ın orucunu kabul edip ibadetini mükâfatlandırdığı kişi için bayramdır ve Allah’a karşı günah işlenmeyen her gün bayramdır[8].”

Allah’ı Tanımak

Daha önce de belirttiğimiz gibi sevinç, hedefe ulaşma bilincinin mahsulüdür. Doğal olarak birisi beklediği kemal derecesine ulaştığını hissettiğinde sevinir. Elbette herkesin beklentisi olan kemal, onun dünya görüşü, varlığa ve insana bakış şekline bağlıdır. Kendisini Allah’ın mahlûku ve yaratılış gayesini ise Allah’ı tanımak olarak gören birinin doğal olarak en fazla sevinç duyacağı zaman bu hedefe ulaştığı zaman olacaktır. Bu hedefe ulaşmazsa daima hüzünlü ve kederli olacaktır. Bu hedefe aykırı bir iş yaptığında tabii olarak mahzun olacaktır.

İmam Sadık’tan (a.s) nakledilmiş bir hadiste şunu okuyoruz:

لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي فَضْلِ‏ مَعْرِفَةِ اللّٰهِ‏ عَزَّ وَ جَلَّ مَا مَدُّوا أَعْيُنَهُمْ إِلَى مَا مَتَّعَ اللّٰهُ بِهِ الْأَعْدَاءَ مِنْ زَهْرَةِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَ نَعِيمِهَا وَ كَانَتْ دُنْيَاهُمْ أَقَلَّ عِنْدَهُمْ مِمَّا يَطَئُونَهُ بِأَرْجُلِهِمْ وَ لَنُعِّمُوا بِمَعْرِفَةِ اللّٰهِ جَلَّ وَ عَزَّ وَ تَلَذَّذُوا بِهَا تَلَذُّذَ مَنْ لَمْ يَزَلْ فِي رَوْضَاتِ الْجِنَانِ مَعَ أَوْلِيَاءِ اللّٰه

“Eğer insanlar Allah’ı tanımanın faziletindeki şeyi bilselerdi, gözlerini Allah’ın, düşmanlarını faydalandırdığı dünya hayatının parıltılarına ve nimetlerine dikmezlerdi; dünya onların yanında ayaklarının altında çiğnedikleri şeylerden daha kıymetsiz olurdu ve kesinlikle Allah’ı tanımak nimetine mazhar olurlardı; cennet bahçelerindeki Allah dostlarıyla sürekli birlikte olanların aldığı lezzet gibi Allah’ı tanımaktan lezzet alırlardı[9].”

* * *

Beğenilmeyen Sevinçler

Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi sevinç ve sevindirmek haddizatında tüm zamanlar ve mekânları kuşatan mutlak bir değer değildir. Acaba istenen kemal yolunda mıdır, değil midir; bunun gözden geçirilmesi gerekir. Genel bir kaide olarak şunu söyleyebiliriz: Allah’a yaklaşma ve ilahi hoşnutluk yolunda olan her türlü sevinç ve sevindirme değerlidir, yapılmalıdır. Allah’tan uzaklaştıran veya ilahi gazaba götüren her türlü sevinç ve sevindirme beğenilmemiştir, terk edilmelidir. Dini öğretilere müracaat ettiğimizde sahte ve beğenilmemiş sevinç vesilelerinden bazı mısdakların zikredilmiş olduğunu görmekteyiz. Aşağıda bunlardan bazılarına değineceğiz:

Musibete Uğramış Birinin Karşısında Sevinmek

İnsani edep ve İslamî ahlak, insanın musibete uğramış ve üzüntüye gark olmuş birini gördüğünde onunla hemdert olmasını gerektirir. İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur:

لَيْسَ‏ مِنَ‏ الْأَدَبِ‏ إِظْهَارُ الْفَرَحِ عِنْدَ الْمَحْزُون

“Mahzun birinin yanında sevinçli görünmek edepten değildir[10].”

Emirü’l-Müminin (a.s) bir cenazenin peşinden giderken birinin gülmesini duyunca rahatsız oldu ve şöyle buyurdu:

كَأَنَّ الْمَوْتَ فِيهَا عَلَى غَيْرِنَا كُتِبَ وَ كَأَنَّ الْحَقَّ فِيهَا عَلَى غَيْرِنَا وَجَبَ وَ كَأَنَّ الَّذِي نَرَى مِنَ الْأَمْوَاتِ سَفْرٌ عَمَّا قَلِيلٍ إِلَيْنَا رَاجِعُونَ نُبَوِّئُهُمْ أَجْدَاثَهُمْ وَ نَأْكُلُ تُرَاثَهُمْ كَأَنَّا مُخَلَّدُونَ بَعْدَهُمْ ثُمَّ قَدْ نَسِينَا كُلَّ وَاعِظٍ وَ وَاعِظَةٍ وَ رُمِينَا بِكُلِّ فَادِحٍ وَ جَائِحَةٍ

“Sanki ölüm bizden başkasına yazılmış ve hak bizden başkasına vacip kılınmıştır! Sanki (her gün için) gördüğümüz ölüler, az bir zaman sonra bize dönüp gelecek olan yolculardır! Oysa cesetlerini kabirlere bırakıyoruz, miraslarını yiyoruz. Sanki biz onlardan sonra ebedi kalacağız! Daha sonra her öğüt veren (ölmüş) erkek ve kadını unutup musibetlere ve felaketlere dûçar oluyoruz[11].”

Bu dini gerçekler Sadi’nin şiirinde de çok güzel şekilde ifade edilmiştir:

Düşmanın öldü diye sevinme sakın
Kurtulamayacağın ölüm sana yakın
Düşmanın cenazesi yanından geçtiğinde ey dost
Sevinmeyesin ki bu gidişat senin de başındadır

Başkalarının Sıkıntılarına Sevinmek

Dini ve insani edep, başkalarının sıkıntılarını kendi sıkıntılarımız olarak görmemizi ve onları gidermek için çaba sarf etmemizi gerekli kılar. Hele sıkıntıya maruz kalan kişi bir Müslümansa dini vazifemizin bir gereği olarak imkân dâhilinde onun sıkıntısını gidermek için çalışmalıyız. Fakat böyle bir şey yapmaya gücümüz yoksa da asla onun sıkıntısından mutlu olmamalıyız. Sonuçta başkalarının dertleri ve sıkıntılarından mutluluk duymak dini öğretilerin kınadığı bir durumdur. İmam Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

لَا تَفْرَحَنَّ بِسَقْطَةِ غَيْرِكَ فَإِنَّكَ لَا تَدْرِي مَا يُحْدِثُ بِكَ‏ الزَّمَان

“Başkalarının sürçmesinden dolayı sevinme; zira sen, zamanın sana ne yapacağını bilmiyorsun[12].”

Servet ve Makamdan Dolayı Sevinmek

İnsanların çoğu toplumsal bir mevki ve makama ulaştığında veya bol servet ve devasa gelir sahibi olduğunda sevinir, mutluluk duyar. Fakat Kur’anî ve İslamî açıdan bu tür durumlar haddizatında sevinç vesilesi olmamalıdır. Bu tür sevinçler Kur’an kültüründe beğenilmeyen sevinçlerdendir. Kur’an-ı Kerim dünyaya matuf sevinçleri genellikle şiddetli bir kınayışla zikretmiştir[13]. Sadi’nin tabiriyle:

Ey nimet-u naza dalmış gafil, mağrur olma dünyaya
Bu sarayda ebedi kalmak imkânsızdır, dalma hülyaya

Bu tür sevinçler sadece bireyin tekâmül hareketine hizmet etmemekle kalmaz, ayrıca diğer bireylerin de tekâmül hareketini sekteye uğratır, gaflet, gurur ve böbürlenmeye vesile olur. İnsanı görevlerini yerine getirmekten alıkoyar. Allah bu tür sevinişleri sevmez.

 إِنّ اللّٰهَ لا يحِب الْفَرِحِينَ 

“Allah (dünya malı için) sevinenleri sevmez.”[14]

Kur’an mantığına göre bu tür sevinmeler nihayetinde insanı cehenneme götürür. Kur’an, insanların cehennemlik olmalarının sebeplerinden birini şu şekilde beyan etmiştir:

“O, ailesi içinde (küfründen ve günahından dolayı) sevinçliydi.”[15]

Elbette eğer insanlara hizmet ve İslamî hedefleri ilerletme vesilesi olması yönüyle servet ve makama sahip olmaktan sevinç duyacak olursa böyle bir sevincin sakıncası olmamakla birlikte övülmüş müspet sevinçlerden biri sayılır.

Günah Yoluyla Sevinme

Daha önce işaret ettiğimiz gibi günah yoluyla hâsıl olan sevinçler veya günah işleyip Allah’a itaatsizlik ederek başkalarını sevindirmek İslam kültüründe kınanmıştır. Peygamberimiz (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَذْنَبَ ذَنْباً وَ هُوَ ضَاحِكٌ دَخَلَ النَّارَ وَ هُوَ بَاك

“Gülerek günah işleyen kişi ağlayarak cehennem ateşine girecektir[16].”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

التَّبَجُّحُ بِالْمَعَاصِي أَقْبَحُ‏ مِنْ‏ رُكُوبِهَا

“Günaha sevinmek, onu işlemekten daha çirkindir[17].”

شَرُّ الْأَشْرَارِ مَنْ يَتَبَجَّحُ بِالشَّر

“Kötülerin en kötüsü, kötülükle sevinen kimsedir[18].”

Oyalayıcı Sevinçler

Mümin sevinçlerin en şiddetlisine sahip olabilir, bunda bir sakınca yoktur. Ancak bunu günaha karışmış araç veya davranış veyahut sözlerle temin edemez. Maalesef dans, müzik vb. günaha karışmış oyalanma araçları, insanların birçoğunun sevinç vesilesi olarak kullandığı şeylerdendir. Elbette İslam âlimlerinin birçoğunun da ifade ettiği gibi insanı neşelendiren musiki sakıncasızdır. Fakat bununla birlikte İslam fakihleri asla musikiyi teşvik etmemişlerdir. Başka bir tabirle ifade edecek olursak caiz olan musikileri dinlemek müstehap değildir. Fakihler bazı musikileri haram saymıştır. Tahrik edici, fantastik ve oynatıcı olan müzikleri seslendirmek veya dinlemek, bir Müslümanın yaşam tarzına aykırıdır. Ayrıca aklı uyuşturur ve iradeyi zaafa uğratır. İmam Humeyni “Kırk Hadis Şerhi” kitabında şöyle der: “Üstadımız [Ayetullah Şahabadi] şöyle buyururdu: Şarkı dinlemek, insanın irade ve kararlılığını en fazla zayıflatan şeydir.”[19]

İmam Ali (a.s) minber üzerinde muhataplarına konuşma yapmadan önce devamlı şöyle buyururdu:

أَيُّهَا النَّاسُ‏ اتَّقُوا اللّٰهَ‏ فَمَا خُلِقَ‏ امْرُؤٌ عَبَثاً فَيَلْهُوَ وَ لَا تُرِكَ سُدًى فَيَلْغُو

“Ey insanlar! Allah’tan sakının. Hiçbir insan beyhude yaratılmamış ki oyalanıp dursun ve başıboş bırakılmamıştır ki faydasız işle uğraşsın[20].”

* * *

Özet

1- Sevinç ve mutluluk insanın deruni hallerinden olup bir tür bilincin mahsulüdür: Hedefler ve arzuların gerçekleştiği bilincinin mahsulüdür.

2- Bazı yazarlar tarafından ortaya atılan “hoşlanmak”, “neşe” ve “hoşnutluk” kavramları arasındaki fark tamamen itibari ve kurgusaldır. Mutluluk ve sevinç kavramı hem çocuksu, hem içgüdüsel, hem de ulvi mutluluklar hakkında kullanılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de “sürur” ve “fereh” gibi kavramlar hem övülmüş hem de yerilmiş mutluluklar hakkında kullanılmıştır.

3- Sevinç, sevilen şey ve ona ait özellikleri idrakin gereksinimlerindendir. Eğer sevilen şey yüce değerler olursa, onun idrakinden hâsıl olan sevinç aklın askerlerinden olur. Fakat sevgili, ilahi olmayan aşağılık şeylerden olursa ondan hâsıl olacak sevinç cehlin askerlerinden olur.

4- Sevincin şekil ve keyfiyetini bir tarafa bırakırsak, tüm insanlar fıtri olarak sevinç ve mutluluğu isterler. Bunu deruni hallerimiz, isteklerimiz ve arzularımıza müracaat ettiğimizde açık şekilde görürüz.

5- Her insanın sevinç tarzı ve keyfiyeti, kabul ettiği inançlar ve değerlere bağlıdır. Âlemi maddi olarak gören birinin yanında doğal olarak manevi mutluluklar, Allah ile ünsiyet kurmanın mutluluğu ve Allah ile münacatın hazzı anlamsızdır. Aynı şekilde ilahi dünya görüşüne sahip birinin sevincini maddi ve dünyevi işlerle sınırlı saymak doğru değildir.

6- Sevinç ve mutluluğun İslamî yaşam tarzında özel bir yeri vardır. Müslümanlardan istenen şudur: İbadet, iş ve insanlarla muaşerete ayrılan zamanların yanında meşru lezzetlerden faydalanılması için de vakit ayrılmalıdır. Bu, İslam dininin insan yaşantısındaki bütün yönleri dikkate aldığını gösterir.

7- Mümini sevindirmenin değeri konusunda gelen rivayetleri dikkate aldığımızda öncelikle din ve dindarlığı hüzün ve dertli olmakla eşdeğer göstermeye çalışanların düşüncelerinin geçersiz olduğu açıkça anlaşılır. Ayrıca şu da anlaşılır ki: Sevindirmede kullanılacak araç ve yöntemlere günah karışmamalıdır. Çünkü mümin günahtan dolayı sevinmez.

8- İslamî yaşam tarzı açısından sevinç ve neşe hakkındaki genel kaide şudur: Allah’a yaklaşma ve ilahi hoşnutluk yolunda olan her türlü sevinç ve sevindirme değerlidir, yapılmalıdır. Allah’tan uzaklaştıran veya ilahi gazaba götüren her türlü sevinç ve sevindirme beğenilmemiştir, terk edilmelidir.

9- İslamî öğretilerde bazı konular “beğenilen sevinçler” olarak zikredilmiştir. [Şartlarına uygun olması mülahazasıyla] şaka yapmak, Allah dostları sevindiğinde sevinmek, iman kardeşleriyle buluşunca sevinmek, günahın karıştığı lezzetleri terk edince sevinmek, güzel iş yaptığında sevinmek, Allah’a itaat ettiğinde sevinmek ve Allah’ı tanımanın sevinci, bunlardandır.

10- İslamî bakış açısından şaka yapmak haddizatında değerli değildir; bu yüzden ona birtakım sınırlar konulmuştur: Şaka yaparken doğruluk ve gerçeğin sınırı aşılmamalıdır. Şaka, başkalarıyla alay edilmesine asla vesile olmamalıdır. Namahrem biriyle şakalaşmak İslam açısından doğru değildir. Çok şaka yapmak da iyi değildir.

11- İslam’da sevinç hakkındaki genel kaide gereğince musibete uğramış birinin karşısında sevinmek, başkalarının sıkıntıya düşmesinden mutlu olmak, servet ve makamdan dolayı sevinmek, günah yoluyla sevinmek ve anlamsız işlerle oyalanarak sevinmek gibi hususlar ayetlerde ve rivayetlerde “beğenilmeyen sevinçler” olarak tanıtılmıştır.


[1]     el-Emali, Şeyh Saduk, s. 270.

[2]     Vesailu’ş-Şia, c. 10, s. 142.

[3]     Mevsuetu Ahadis-i Ehlu’l-Beyt, c. 10, s. 40, h. 12148.

[4]     A.g.e, s. 38, h. 12142.

[5]     İbn Abbas; “Resulullah’ın sözünden sonra hiçbir sözden bu nasihatten faydalandığım kadar yararlanmadım” demiştir.

Misafire ikram Misafire ikram

[6]     Nehc’ül Belaga, 66. Mektup, s. 351.

[7]     Uyunu’l-Hikem ve’l-Mevaiz, s. 286, no. 5164.

[8]     Nehc’ül Belaga, Kısa Sözler, no. 428, s.438.

[9]     Mevsuet-u Ehadis-i Ehli’l-Beyt, c. 10, s. 32-33, h. 12135.

[10]    Tuheful Ukul, s. 489.

[11]    Nehc’ül Belaga, 122. Hikmetli Söz, s. 382.

[12]    Uyunu’l-Hikem ve’l-Mevaiz, Ali b. Muhammed Leysi Vasiti, s. 523, h. 9514.

[13]    Pendhay-i İmam Sadık (a.s) be Rehcuyan, Muhammed Taki Misbah Yezdi, s. 106-107.

[14]    (Kasas 76).

[15]    İnşikak, 13.

[16]    Sevabu’l-A’mal ve İkabu’l-A’mal, Şeyh Saduk, s. 223.

[17]    Tasnifu Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim, Abdulvahid b. Muhammed Amedi, Tashih-i Mustafa Dirayeti, s. 187, no. 3590.

[18]    Uyunu’l-Hikem ve’l-Mevaiz, s. 294, no. 5239.

[19]    Kırk Hadis Şerhi, İmam Humeyni.

[20]    Nehc’ül Belaga, 370. Hikmetli Söz, s. 427.