.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Rahmân ve rahîm Allah’ın adıyla

İslam Siyasi Etiğinde Adaletin Yeri İslam Siyasi Etiğinde Adaletin Yeri


“And olsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”

 

* * *


 


İnsanı yaratan yüce Allah, ona idrâk etmek için akıl, görmek için göz, konuşmak için dil vermiş, onu sayılamayacak kadar nimetle donatarak rûhen ve bedenen bezeyip güzelleştirmiştir. Bu nimetlerin sonsuzluğunu Kur’ân-ı Kerîm şöyle beyân etmektedir:

“Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”[1]

 


İyice bilinmelidir ki, Allah Teâlâ insana bahşettiği her nimeti bir imtihân vesîlesi kılmıştır. Bu konuda da Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:

“And olsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”[2]

İnsan, doğuştan, bir kaza veya hastalık sonucu felçli, işitme, görme veya ortopedik engelli olabilmektedir. Sebebi ne olursa olsun günümüzde dünya nüfusunun neredeyse yüzde on’u hayatını engelli olarak sürdürmektedir. Kim bilir belki bir gün bizler de engelli ya da özürlü olabiliriz; -Allah korusun- ama bu anlamda her birimiz aynı zamanda bir engelli adayı değil miyiz? Hiç beklenmedik bir anda gören gözümüz görmez, işiten kulağımız işitmez, tutan elimiz tutmaz, yürüyen ayağımız yürüyemez olabilir


Hayat, hepimiz için bir imtihândır. Öyleyse nihâî gayemiz bu imtihânı kazanmak olmalıdır. Çünkü dünyadaki imtihânımız sadece; imân edip etmemek, ibâdetleri yerine getirip getirmemek gibi inanç alanlarıyla sınırlı değildir. Tabii afetler, yoksulluk, hastalık, ölüm gibi pek çok acı ve sıkıntılarla da imtihân olmaktayız.

Hangi türden olursa olsun bütün imtihânları, her şeyden önce sabırla karşılamalıyız.

Sabır, imtihânın kazanılmasında ve zorluklarla mücadelede en önemli adımdır. Çünkü karşılaşılan dert ve sıkıntılar Allah’tan gelmektedir. Bu bilince sahip olan kimseler herhangi bir zorluk karşısında; “Onlar; başlarına bir musîbet gelince, ‘Şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz”[3] diyerek, Rablerine sığınmanın manevi huzurunu yaşarlar.

Ancak, yaşanan olumsuzlukları ve güçlükleri aşmak için sabrın yanında âfet, hastalık ve diğer musîbetlerin sebeplerini araştırmak, imkânlar ölçüsünde bunları ortadan kaldırmak için gereken tedbirleri almak da temel görevimizdir.

Öte yandan, yüce dînimiz, zayıf ve düşkünlere yardımcı olmayı, onlara yol göstermeyi İslâm’ın ahlâk prensibi olarak saymış, sağlıklı insanların engellilerle ilişkilerini düzenleyen birtakım ahlakî ilkeler koymuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa görme engelli bir kimseye yol göstermenin, sağıra ve dilsize yardımcı olmanın sadaka olduğunu bildirmiştir.

Bu vesile ile özellikle ifade etmek isteriz ki, insanın hangi sebepten dolayı olursa olsun, engelli olması bir kusur değildir. Öte yandan, insanları fizikî durumlarına göre değerlendirmek, dinimizce uygun da görülmez. İnsanın Allah katındaki değeri, fizikî yapısı, rengi, ırkı, cinsiyeti, sağlam veya engelli oluşuna göre değil; imân, ibâdet, takva ve güzel huylarına göredir.[4] İlâhî imtihânı kazanarak ebedî kurtuluşa ermek, ancak takvâ ile mümkündür.

 

Ahmet ALTINTAŞ


[1] Nahl, 16/18.
[2] Bakara, 2/155.
[3] Bakara, 2/156.
[4] Hucurat, 49/13.

Editör: Hasan Bedel