.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Ebu Basir şöyle der: İmam Cafer-i Sadık’a (a.s); Âdiyât suresinde geçen Yâbis Vadisi’nin[1] macerası ve Hicri 8. yılda (o mekânda) İslam Ordusu’nun kahramanlıklarıyla ilgili olayın hakikati nedir? Diye sorduğumda İmam Sadık şöyle buyurdular:

İlahi Zafer
İlahi Zafer
İçeriği Görüntüle

“Yabis Çölü’nün halkı on iki bin süvari asker idi, ölüm anı gelip çatana değin Hz. Muhammed ve Ali’ye karşı savaşacaklarına dair ahdedip, el ele verdiler.

Cebrail onların bu antlaşmasını Resulullah’a haber verdi. Resullullah de Ebu Bekir'i, daha sonra Ömer’i bir orduyla onlara doğru gönderdi. Bunlar bir netice elde etmeksizin geri döndüler.

Peygamber (s.a.a) bu kez Ali’yi, Muhacir ve Ensar’dan oluşan dört bin kişiyle Yâbis Vadisi’ne doğru gönderdi. Hz. Ali (a.s), ordusuyla birlikte Yâbis Vadisi’ne doğru hareket etti. İslam Ordusu’nun Ali’nin komutasında onlara doğru yürüdüğü düşmana haber edildi. Düşmandan silahlı iki yüz kişi savaş alanına doğru ilerlediler. Hz. Ali de bir grup ashabıyla birlikte onlara doğru yürüdü. Düşmana ulaştıklarında, “Siz kimsiniz, nereden geldiniz ve ne yapmak istiyorsunuz?” diye sordular.

Hz. Ali (a.s) onların cevabında şöyle buyurdu:

“Ben Resulullah’ın amcası oğlu, onun kardeşi ve elçisi Ebu Talib oğlu Ali’yim. Sizi, Allah’ın birliğine ve Muhammed’in peygamberliğine iman etmeniz için davet ediyorum. Eğer iman ederseniz yarar ve zararda Müslümanlarla ortak olursunuz.”

Onlar Hz. Ali’nin sözüne karşılık şöyle dediler:

“Senin sözünü işittik, savaşa hazır ol ve bil ki, biz seni ve ashabını öldüreceğiz! Bizim vaadimiz yarın sabahtır.”

Hz. Ali de onlara cevaben şöyle buyurdu:

“Yazıklar olsun size, beni ordunuzun çokluğuyla mı tehdit ediyorsunuz? Bilin ki, biz Allah’tan, meleklerden ve Müslümanlardan sizin aleyhinize yardım alacağız. Yüce Allah’ın gücünden başka bir güç ve kudret yoktur.”

Düşman kendi yerine dönüp mevziisini pekiştirdi. Hz. Ali de ordusuna dönüp savaşa hazırlanmaya koyuldu. Hz. Ali Müslümanlara, gece vakti bineklerinin cihazlarını hazırlamalarını, kuşanmalarını ve sabah erkenden düşmana saldırmak için hazır bir vaziyette olmalarını emretti.

Sabah şafak söktüğünde Ali ordusuyla birlikte namaz kılıp düşmana saldırdı. Düşman öyle gafil avlandı ki, Müslümanların onlara nereden saldırdığını anlayamadı. İslam ordusunun geride kalanı henüz yetişmemişken onlardan çoğu öldürülüp neticede birçokları da esir alındı ve malları ise Müslümanların eline geçti.

Cebrail-i Emin, Hz. Ali ve İslam ordusunun muzaffer olduğunu Hz. Peygambere haber verdi. Resulullah (s.a.a) minbere çıkıp Allah’a hamd ettikten sonra Müslümanların düşmana galip olduğunu ve İslam ordusundan sadece iki kişinin şahadete eriştiğini halka duyurdu.

Daha sonra Peygamber (s.a.a) ve ashabı Medine’den çıkıp Ali ve ordusunu karşılamaya çıktılar. Medine’nin bir fersah uzaklığında Hz. Ali’nin ordusuyla karşılaşıp onlara "hoş geldiniz!" dediler. Ali (a.s) Peygamber’i (s.a.a) görünce bineğinden aşağı indi, Peygamber de bineğinden aşağı inip Ali’nin alnından öptü. İslam Ordusu’nun istikbaline gelen Müslümanlar da Hz. Peygamber gibi Hz. Ali’yi tebrik edip bu fethi kutladılar. Düşmandan elde edilen bolca ganimeti ve esirleri görerek daha çok sevindiler.

Bu esnada Cebrail-i Emin gök yüzüne inerek ve bu zaferden dolayı “Âdiyât” suresini Resulullah’a getirdi:

“Soluk soluğa koşan atlara andolsun, (tırnaklarıyla) ateş çakıp saçanlara, sabah vakti baskın yapanlara, derken orada tozu dumana katanlara, bununla bir (düşman) topluluğunun orta yerine kadar dalanlara...”

Peygamber’in (s.a.a) gözlerinden sevinç yaşları boşandı, işte burada o meşhur sözü Hz. Ali’ye buyurdular:

“Eğer ümmetimden bir grubun, Hıristiyanların Hz. İsa hakkında dedikleri söz gibi senin hakkında söylemesinden korkmasaydım, senin hakkında öyle bir söz söylerdim ki, her nereden geçseydin ayağının altındaki toprağı alır, onunla teberrük ederlerdi!”[2]

* * *

Ebu Basir Kimdir?

Ebu Basir, İmam Cafer-i Sadık’ın ashabından olan önemli bir şahsiyettir. Kendisi güvenilir ve dürüst bir ravi olarak bilinir. İmam Sadık’dan birçok hadis rivayet etmiştir ve Şia dünyasında saygı duyulan bir figürdür. Ebu Basir'in gerçek adı hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır; bazı kaynaklarda Yusuf bin Haris olduğu belirtilirken, bazıları ise adının Leys bin Bühturi olduğunu ifade eder.

Ebu Basir, hayatını Ehlibeyt’in öğretilerini yaymaya ve onların yolunu takip etmeye adamıştır. İmam Sadık’ın yanında uzun yıllar geçirmiş ve ondan fıkıh, tefsir ve ahlak konularında derinlemesine bilgi edinmiştir. Rivayet ettiği hadisler, Şia fıkhının ve inanç esaslarının önemli bir kaynağını oluşturur.

- - - - - - - - - - - -


[1] (Yâbis; kanyon vadilerden birisi olup, gerçek bir çöl hüviyetindedir. Öte yandan Lût gölüne açılan Yâbis gibi kanyon vadilerde, yaz aylarında az miktarda akış görülür ve sular batıda Lût gölüne dökülür.)

[2] (Bihariul-Envar, c.21, s.72).