Her kim emanete ihanet etse; gerçekte o münafıktır.

.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygambere hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.”  Enfal / 27

Kur’an kültüründe emanet kavramının içeriği oldukça geniştir ve hayatın siyasi, toplumsal, ahlaki vs. tüm boyutlarını kapsar. Örneğin;

1-  Tüm maddi ve manevi nimetler, inanç, Kur’an, rehber, evlat, su ve toprak gibi…

2-  Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’i [1]

3-  Hem kendi (bedenimiz) varlığımız “…Allah sizin nefsinize ihanet ettiğinizi bildi…”[2], hem de toplum nefislerimize emanet edilmiştir.

4-  Bahşişler, ganimetler, zekât ve genel tüm mallar (Enfal suresinin girişi ve savaş ganimetiyle ilgili ayet)

5-  İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurdu: “Dinin hükümleri, farzları ve vacipler, emanettir.”[3]

Ümmet-i Vâhide Ümmet-i Vâhide

6-  Hükümet ve mesuliyet

Öyleyse bu sayılan emanetler karşısında vazifelere itaatsizlik ve hakların eda edilmemesi ihanettir. İbn Abbas bu hususta şöyle der:

“Her kim İslam’ın hükümlerinden bir kısmını terk etse, Allah’a ve Peygamberine karşı bir tür ihanette bulunmuştur.”[4]

Yetkin ve kâmil olmayan kimselerin salihler üzerinde toplumsal mesuliyet almaları, Allah’a, Resulüne ve Müslümanlara bir ihanettir.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Her kim emanete ihanet etse; gerçekte o münafıktır. Her ne kadar oruç tutsa, namaz kılsa ve kendisini ‘Müslüman’ olarak tanımlasa dahi…”

İmam Cafer Sadık (a.s) ise bu hususta şöyle buyurur:

“İnsanların oruç ve namazları sizi aldatmasın. Çünkü kimi zaman bu ibadetlerin çoğu adet üzerinedir. İnsanları doğru konuşmalarıyla ve emaneti eda etmeleriyle sınayın ve tanıyın.”[5]

Emanete ihanet etmemek, insani hukuk ve vazifelerdendir. Öyleyse Müslüman olmayanların emanetine dahi ihanet edilmemelidir.

[1]     Mulhikat-ı Ahkaku’l Hak c.14, s.564

[2]     Bakara, 187

[3]     Tefsir’u Nuru’l Sakaleyn

[4]     Numune Tefsiri

[5]     Usul’u Kâfi, c.2, s.104