.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Yunus Tenşi

Gerçi artık ülkede tarih okumayan kalmadı. Bazılarımızın egosunu bastırma, bazılarımızın kahvehanede ihtiyarları ikna etme ve ne yazık ki bazılarımızın da Facebook beğenileri için kopyala yapıştır sahtekârlığı oldu. Kesinlikle tarihten bahsediyoruz. Peki, ya şu tarihin ve insanlığın tüm kazanım ve emeğini sömüren elitizm tabakasını ölümüne savunmak neydi? Güzide tarihçiliğimiz onlardan bihaber olmayı da gerektirmez diye düşünüyoruz.

Tarihin tüm safhalarında bu kirli guruba ayağınız bir şekilde takılıyor ister istemez. Dibine kadar sömürdüğü ve zerre takmadığı tek alan halkın ta kendisidir. Fakat bundan daha büyük bir fecaat ise halkın bu zümreye ölümüne tapmasıdır! Acaba tarih ile egosunu dibine kadar tatmin eden insanlar; tarihin bu çarpık kulesini es mi geçtiniz?

İtalyan sosyolog Vilfredo Pareto “Tarih aristokratların mezarıdır” derken yanılmıyordu. Tarih hiçbir zaman onların yaşam standartlarından ve aksiyonlarından başka bir şey yazmadı. Daha doğrusu yazılmadı. Bilindik 3 veya 4 keskin kanlı devrim hariç hiç bir siyasi bunalım veya inkılapta bu guruba ciddi bir müdahalede bulunulmadı. “In Time” filminin bir sahnesinde gettoların dışında yaşayan büyük patron “bazılarının yaşaması için bazılarının ölmesi gerektiği” ifadesini kullanır. Pareto’ya göre bu yanlış değildi. Çünkü tarihin hangi deliğine bakarsak bakalım karşımıza “yaşamayı onlar hak ediyordu” sonucundan başak bir şey çıkmayacaktı. Haber kanalları, belgeseller, filmler ve de özellikle diziler; onların entrika ve psikolojileri etrafında dönmekte. Ona göre “Tarih, seçkinlerin durmadan yer değiştirmesinden başka bir şey değildi.”[1]

Bugün dahi artan yüksek işsizlik bazı kesimlerin özellikle de üniversite öğrencilerinin geleceğe dair kuşkularının ana merkezi haline gelmiş ve bazı seçkin zümrelerin yaşantısı hedefte odak noktası olmuştur. Çünkü 21. yüzyılın getirdiği ağır koşullar da onları bir tarafa itmek zorunda kaldı. Daha doğrusu dibe vuran refah onları hiçbir şekilde toplumsal sosyolojik çözüme ya da düşünsel dinamiğe götüremiyordu. Elit çarpışma da bu dinamik denge durumunun sürekliliğini sağlayabilmek amacıyla teorinin merkezine yerleştirilmiştir. Toplumun alt kesimlerinin belirli koşullar altında ve ilişkiler ağı içerisinde yükselebileceklerine dair verilen güvence ve umut, hali hazırda parçalanmış halk iskeletinin sürdürülebilirlik teminatıdır. Ve de en nihayetinde 21. yüzyılın ilk devresini kazanmanın ödülü, 1 milyar kişiyi 30 senede bu zümreye borçlu hale getirmek oldu.

 

Elitizmin Renkli Taşları

İbnü’l Esir’den rivayet edilir ki: Hâlid bin Velîd, hamamda içinde az bir şarap olan su ile banyo yapıp keselendiğini gören halk kendisini II. Halife Ömer’e şikâyet eder. O da onu valiliğinden azleder.

◊ Reşat Ekrem Koçu’nun “Tarihimizde Garip Vakalar” adlı eserinde anlatılan şu ilginç olaya bir bakalım: Sultan Abdülaziz zamanın­da, Kadıköy’de ikamet eden Şeyhülislam Turşucuzâde Ahmet Muhtar Efendi, kendi kayığına değil de halk arasında vapura binip Kadıköy’e geçti­ği ve bu sebeple “Yüksek makamının şerefini koru­yamadığı” için azledildiği aktarılır.

Mehmet Emin Resûlzâde’nin siyasi hatıralarında, kendisi sürgündeyken bir gün aynı trende Stalin ile beraber yolculuk yaparken sık sık yaverine perdeleri kapatmasını istemiş. Sebebini sorunca da “Halk, bu müthiş sefalet içerisinde bizim trende lüks yemekler yediğimizi görürse bize devrim yapar?” cevabını verir.

Küba Devrimi sırasında yani Baptista’nın son gecede düzenlediği parti konuşmasının ardından hem kendisi hem de Küba elitizmi müthiş bir kaçışa başladı. Tabi rivayet edilir ki kaçarlarken, alt sınıf pastaları yemesin diye balodaki pastaları dahi onlara bırakmamak üzere yanlarında götürürler.

Sovyet Devrimi’nden sonra Çar’a ne olduğunu herkes biliyor. Peki, ya etrafında seçkin zümre? Bunun için resmi rakamlar 50 bin denilse de Çekistler 200 bine yakın insanı bodrumda üryan şekilde idam etti. Fakat çok ilginç bir idam daha vardı. Eduardo Galeano “Ve Günler Yürümeye Başladı” adlı eserinde, 1918 yılında Moskova’nın devrim coşkusuyla tutuştuğu bir anda ilk Sovyet Eğitim Bakanı Anatoli Lunacharski’nin, Tanrı’yı idam ettiğini aktarır. Temsilen İncil sanık kürsüne koyulur ve “tarih boyunca işlediği suçlardan ölüm cezasına” denilerek idam kararı verildi. Tanrı’yı da seçkinler zümresine dâhil etmek… Ve dışarı çıkıp havaya 500 tane mitralyöz mermisi boşaltması…

Hümerâveyh bin Ahmed bin Tolun, kızını Abbasî halifesine verirken düğünde, saraydaki hurma ağaçlarının gövdesini altın levhalar ile kapladı. Ayrıca sadece mutfak masrafı 23.000 bin dinar olunca itibardan tasarruf etme kavramını biraz daha düşünmekte fayda var.

Mezuniyet balosunun sadece mezun olan öğrencilere olduğu düşünülerse acaba nasıl oluyor da balo sonunda masalarda envaî çeşitlerle donatılmış yemek ve ikramları sadece akademik öğretim üyeleri yiyordu?

Halepçe Katliamı’ndan sadece 3 gün sonra Saddam’ın da bulunduğu devlet başkanları Kuveyt’te yemek sonrası İslam Konferansı oturumuna iştirak ettiler.

İngiltere Kraliçesi, Hindistan’ı ziyaretinde, Ağa Han ailesi halkın elindeki mahsulatı kraliçeyi ağırlama adına kullanmasaydı belki de 30 bin insan açlıktan ölmeyecekti. Abartmış olabilir miyiz?

Muhammed’e inanıyorum. Zira sarayı çamurdandı ve halkıyla oturup kuru ekmek yiyebiliyordu.”

(Dr. Ali Şeriatî)

Ufacık bir obez bizden ne kadar çok ya da kaç kat fazla yiyebilir? Hastalanmışsa eğer hepsini afiyetle yiyebilir! Tarih boyunca değişmeyen mutlak zümre için feda edilen milyonlar adına; elitizm size ne vadediyor?

- - - - - - - - -

[1] Wilfredo Parato, Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü, s. 36

Editör: Hasan Bedel