Ehlader Araştırma Bölümü

Habip Demir[1]

Öz

Dinler ve mezhepler, aidiyet duygularının korunması ve gelecek nesillere aktarılması için geçmişin her an yeniden yaratılmasını sağlarlar. Bunun en önemli araçlarından birisi de dinî ritüellerdir. Şiîlik, ritüele dayalı dindarlığın en yaygın olarak görüldüğü ekollerden birisidir. Şiîliğin siyasî bir hareketten teolojik bir evreye geçişinde ve mezhebî aidiyetlerin kazandırılmasında Kerbelâ hadisesi oldukça önemli bir rol oynamıştır. Şiî gelenekte, Hz. Hüseyin’in ölümünün kırkıncı günü olarak özel bir anlama kavuşan Erbaîn ziyareti ve yürüyüşü, Şiîliğin toplumsal alana nüfuz edip sistemleşmesinde önemli bir işlev üstlenmiştir. Başlangıçta daha çok Iraklı Şiîler tarafından yerel bir görünüm arz eden Erbaîn yürüyüşü, son dönemlerde uluslararası boyuta ulaşan bir etkinliğe dönüşmüştür. Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen ziyaretçiler, Necef ile Kerbelâ şehirleri arasındaki yaklaşık seksen kilometrelik yolu birkaç günde yürüyerek kat etmekte, bu yürüyüş sırasında gerçekleştirilen çeşitli etkinliklerle sosyal kimliğin gelişmesine katkıda bulunmaktadırlar. Bu etkinlik, sosyal ve dinî yönünün yanında İran’ın hem diğer Şiîlere hem de başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkelerine karşı kullanabileceği siyasî bir boyut da kazanmıştır. Bu yürüyüşün önümüzdeki dönemlerde daha da vurgulanarak Şiî kimliğin ikamesinde alternatif bir araç haline geleceği görünmektedir. Çalışmamız, Erbaîn yürüyüşünü, kimlik ve aidiyet bağlamında disiplinler arası boyutta inceleyerek alana katkı sunmayı hedeflemektedir.

Kimlik İnşa Edici Bir Sembol Olarak Erbain Ziyareti ve Yürüyüşü

Modernleşme ile birlikte insanlar, yerel ve kısıtlayıcı her türlü kimliğin dışına çıkmaya, sosyal alana dair bütüncül kimliklerden uzaklaşıp daha fazla bireyselleşme, özgürleşme eğilimleri göstermeye başlamışlardır. Böyle bir ortamda özel olarak mezhepler tarafından sunulan daha dar kalıplı kimlik arayışlarına mesafeli bir tavrın giderek geliştiği gözlemlenmektedir. Ancak diğer yandan modernleşmenin getirdiği yalnızlık ve kimliksizlik gibi duyguların, insanları belli noktalarda birleştirecek üst kimliklere duyulan ihtiyacı artırdığını söylemek gerekmektedir. Bu bağlamda Şiîliğin, bir azınlık mezhebi olarak mezhep aidiyeti üzerinden mensuplarını konsolide edecek, belli noktalarda birleştirecek etkinlikleri önemsediği sıklıkla görülmektedir. Bu yönüyle Şiîliğin ritüel merkezli bir din anlayışı geliştirdiğini söylemek mümkündür. Kerbelâ ve onunla bağlantılı olan ritüeller de Şiîlik’te bir toplum yaratmanın, bu ritüellerde uygulanan ve topluma öğretilen gelenekler kanalıyla ahlakî bir yol çizmenin, böylece Şiî toplumunu bir arada tutmaya yarayacak bir “toplum” inşa etmenin aracı olarak görülmektedir.[2]

Şiîliğin, özellikle ulemanın ön plana çıktığı 19. yüzyıldan itibaren sistematik olarak kurumsal bir yapıya büründüğü, merci-i taklid makamının ortaya çıkmasıyla da toplumsal alandaki birtakım ritüellerin siyasi bir anlam kazanmaya doğru evrildiği görülmüştür. Bunun ilk tezahürlerini 1906 yılında İran’da gerçekleşen Meşrutiyet devriminde görmekteyiz. Devrime giden süreçte ulemanın da etkisiyle taziye merasimleri, adeta siyasi birliktelik ve kamuoyu oluşturmada bir araç olarak kullanılmıştır.[3] Bu merasimler, bir yandan devlet idarecilerinin törenlere katılarak toplumun nabzını tuttuğu, istek ve şikâyetleri yerinde gördüğü sosyal bir platform iken, diğer yandan çeşitli yerlerden katılan geniş halk kitlelerinin belirli bir siyasî propaganda etrafında kamuoyu oluşturulabilmesi için potansiyel olarak görülmüştür.[4]

Şiîliğin toplumsal yönünü öne çıkaran çok sayıda merasimin yanında son dönemlerde Safer ayının yirminci gününe denk gelen Erbaîn’in siyasî ve sosyal bir işlev üzerinden Şiî kimliğini inşa etme görevi üstlendiği gözlenmektedir. Erbaîn’in böyle bir işlev kazandığı Şiî yazarlar tarafından da sıklıkla ifade edilmektedir.[5] Erbaîn’i diğer merasimlere nazaran ön plana çıkaran ve onu bu derece farklı bir anlama büründüren en önemli faktörlerden birisi de Necef ve Kerbelâ şehirleri arasındaki mesafede geniş katılımla gerçekleştirilen yürüyüş etkinliğidir. Bu yürüyüş, günümüzde Şiîlerin en büyük merasimlerinden birisi haline gelmiştir.[6] Öyle ki bu yürüyüş, sadece dinî anlam taşımaktan ziyade siyasi, sosyal, kültürel ve jeopolitik anlamları da kapsayan çeşitli boyutlara sahip bir etkinlik olarak ön plana çıkmıştır.[7] 2015 yılında Iraklı resmî kanalların verdiği bilgiye göre bu yürüyüşe 26 milyon ziyaretçinin katılmış olması,[8] yürüyüşün söz konusu anlamları da beraberinde getiren oldukça büyük bir organizasyon haline geldiğini göstermektedir.

Şiî gelenekte, başta Hz. Hüseyin olmak üzere imamların kabirlerine yürüyerek gitmenin sevabı hakkında çeşitli rivayetler yer almaktadır.[9] Hüseyin’in ziyaretine yürüyerek gidenlerin her bir adımının sevap olduğu,[10] Hz. Ali’nin ziyaretine yürüyerek gidenlerin her bir adımına iki hac ve iki umre sevabı verileceği şeklindeki rivayetler, ilk dönemlerden itibaren Şiî gelenekte yürüyüşle ilgili motiflerin yer aldığını göstermektedir.[11] Ancak Şiî tarihinde Erbaîn’e özel böyle bir yürüyüşün erken dönemlere uzanan tarihsel bir geçmişinin olmadığı bilinmektedir. Her ne kadar günümüz Şiî eserlerinde bu şekilde yürüyerek ziyaretin, imamlar zamanında mevcut olduğu kaydedilmekteyse de[12] Erbaîn’e özel yürüyüşün yakın zamanlara kadar yalnızca Irak Şiîlerinin yerel sâiklerle gerçekleştirdikleri bir faaliyet olduğu, uluslararası bir boyuta ulaşmasının son dönemlere denk geldiği görülmektedir.[13] İranlı Siyaset Bilimcilerden Musa Necefî de geçmişte böyle bir yürüyüşün ve ziyaretin olduğunu kabul etmekle birlikte mevcut düzen ve ölçüde yapılan şeyin modern bir olgu olduğunu ifade etmekte ve bunu Batı medeniyeti karşısında İslam medeniyetinin kendine özgü bir şekil alma çabası olarak betimlemektedir.[14] Nitekim Şeyh Murtazâ Ensârî’nin (ö. 1864) Irak’ta merci-i taklîd olarak ön plana çıktığı dönemde uygulanan, ancak onun ölümüyle unutulan bu yürüyüşün, onun öğrencisi Muhaddis Nurî (ö. 1902) tarafından yeniden canlandırıldığı ifade edilmektedir.[15] Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan yeni siyasî ortamla birlikte de devam eden bu etkinlik, yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha geniş kitlelerce gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Örneğin, 1967 yılında basılan Edebu’t-Taff adlı esere göre Erbaîn’de yapılan bu merasimler ve toplanan kalabalığın bir milyon kişiyi aştığı belirtilerek Hac sırasında Mekke’de oluşan kalabalığa benzetilmiştir.[16]

Irak’ta Baas’ın iktidara gelmesiyle birlikte yasaklanan bu yürüyüşler, siyasi sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Örneğin, 1977’de 30 bin kişilik bir gruba ordunun müdahale etmesi sonucunda çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği kaydedilmiştir.[17] Tarihe “Kanlı Erbaîn” olarak geçen bu tören, Şiî toplumsal bünyede önemli bir yara açmıştır.[18] Dönemin ünlü müçtehitleri Muhammed Bâkır Sadr ve Muhammed Bâkır el-Hekîm’in böyle bir ortamda bu yürüyüşün ve burada elde edilen mücadelenin kutsallığına yönelik vurguları, Erbaîn’in zihinlerde daha da kökleşmesini sağlamıştır. 2003 yılında Baas iktidarının ortadan kalkmasıyla, Şiîlerin toplumsal ve siyasal alandaki görünürlükleri oldukça artmış ve yeni bir döneme girilmiştir. Böyle bir ortamda Erbaîn yürüyüşü, her yıl daha ihtişamlı bir şekilde gerçekleştirilmeye, yeni olgularla ve yorumlarla genişletilmeye devam etmiştir.

Iraklılar, Erbaîn gününe birkaç gün kala, geçmişten bu yana yaptıkları gibi kendi yerleşim yerlerinden Kerbelâ’ya doğru yürürken, başta İranlılar olmak üzere diğer milletlerden katılımcılar, Necef’ten Kerbelâ’ya doğru yürümektedir. Bu iki şehir arasındaki yaklaşık 80 km’lik mesafede 50 m’de bir olmak üzere 1452 adet sütun bulunmakta, böylece yürüyüşün düzeni sağlanarak toplamda 1-2 günde yürüyüş tamamlanmaktadır. Yürüyüşün sorunsuz bir şekilde devamı ve ziyaretçilere iaşe sağlamak için ise “Mevkeb” adı verilen yerler yapılmıştır. Yol boyunca taklit mercilerinin ofisleri tarafından oluşturulmuş bu kulübelerde Şiî düşüncenin çeşitli yönlerine dair konuşmalar, broşürler ve etkinliklerle yürüyüş boyunca ciddi bir propaganda yapılmaktadır. Yol üzerinde “Hûsehânî” adı verilen kasidelerle birlikte ziyaretçilere kahramanlık ve cesaret temalı şiirler okunup kalabalıkların tekrarlaması sağlanmakta ve böylece yürüyüşün sosyal bir hareket görünümü kazanması amaçlanmaktadır.[19]  Bu bağlamda Erbaîn yürüyüşünün bir devlet organizasyonu değil sosyal bir hareket olarak görünmesi çabası, Şiîler tarafından üzerinde önemle vurgu yapılan bir meseledir.[20] Bu yönüyle faaliyet, kültürel kimliğin korunması ve özellikle gençler üzerinde bırakılan derin tesirlerinin sonucu olarak Şiî kültürün gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir görev ifa etmektedir.[21] Kerbelâ merasimlerinde Hz. Hüseyin’in katledilmesi hatırlanarak keder ve üzüntü temaları ön plana çıkartılırken, Erbaîn’in bunun ötesinde anlamlar kazandığı görülmektedir. Bu yürüyüşün, insanlar üzerinde bir arınma psikolojisi oluşturduğu, “herhangi bir devletin organizasyonu olmaması nedeniyle” insanların kendi arzularıyla böyle bir arınma ihtiyacına cevap vermek üzere bu etkinliklere katıldığı vurgulanmaktadır.[22]

.

Erbaîn yürüyüşü, zaman zaman çeşitli provokatif girişimlere sahne olsa da Şiîlerin, burada insanların kendilerini emniyette hissettiklerini, farklı kültürlerden gelen ziyaretçilerin, bu uzun yürüyüş sırasında tanışıp kültürlerarası irtibatların arttığını vurguladıkları görülmektedir. Bu yürüyüş sırasında herkesin birbirine bir şeyler ikram etme telaşı içine girdiği, böylece ziyaretçilerin bu ritüel sırasında hiçbir mali yüke uğramadan[23] misafirperverlikle karşılandıkları vurgusu, yürüyüşün sosyal yönünün ön plana çıkarıldığını göstermektedir.[24] Böylece bu yürüyüş, Şîa’nın kendine mahsus bir toplum olma yolunda önemli bir işlev üstlenmektedir. En küçüğünden en büyüğüne kadar çeşitli yaşlardan Şiîler, böyle bir etkinlikte gönüllü olarak iş bölümü içerisinde görevler üstlenmekte, bu görevler onların sosyalleşmesine imkân sağlamaktadır.[25] Hatta daha da ileri giderek bu yönüyle yürüyüşü, Şiî toplumunu aşarak evrensel boyutta İslam medeniyetinin yeniden ihya edilmesinde bir araç olarak tanımlayan Şiî yazarlar da bulunmaktadır.[26]

Buraya kadar anlatılanlardan yola çıkarak, Erbaîn günü yapılan yürüyüş ve etkinliklerin Şiîlik merkezli bir propaganda faaliyeti olduğu gerçeği göz ardı edilerek yürüyüşün sadece Şiîler açısından değil, dünya Müslümanlarının da sömürgeci güçlere karşı verdiği birlik ve beraberlik mesajı olduğu ifade edilmektedir.[27] Aslında burada tüm Müslümanların birlik ve beraberliğinden kastın, ortak değerler üzerinde bir birleşmeden ziyade Şiî düşünce eksenli bir birleşme olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu bağlamda “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın” ayetindeki Allah’ın ipinin, Ehl-i Beyt soyu olarak yorumlandığı Şiî düşüncede bilinen bir olgudur. Bu noktada Erbaîn’de çeşitli millet ve kültürlerden gelen insanların yürüyüş esnasında taşıdıkları farklılıkları bir kenara bırakarak bütünleştiklerinin ifade edilerek bu durumun, ayetin manasının tecellilerinden biri olarak yorumlanması,[28] burada kastedilen birliğin niteliğini göstermesi açısından dikkate değer bir yaklaşımdır. Böyle bir yaklaşımın en bariz izleri, 1979’da gerçekleşen İslam Devrimi’nin ardından Ayetullah Humeynî’nin “Vahdet” olarak nitelendirdiği ve milliyet gözetmeksizin dünyadaki tüm Müslümanların ortak hareket edip bir bütün haline gelmelerini amaçlayan politikalarını akla getirmektedir.

İmam Humeynî’nin en büyük ideallerinden biri olan İslam ümmeti oluşturma gayretleri, bu vahdetin siyasi, iktisadi ve kültürel anlamda birlik sağlanarak gerçekleştirileceği düşüncesinden yola çıkmaktadır.[29] İran’ın halen liderliğini üstelenen Seyyid Ali Hamaneî, 1987 yılında yaptığı bir konuşmada Erbaîn’in Şiîler açısından birlik ve beraberlik işareti bir nevi mahşer yerini andıran bir simge olduğundan bahsetmektedir.[30] Aynı konuşmalarını her yıl Erbaîn gününde benzeri ifadelerle tekrarlamaktadır. Ayetullah Hamaneî, Erbaîn gününün birçok bakımdan bir başlangıç noktası olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir.[31] Dolayısıyla Erbaîn ritüelinin bu anlamda İslam inkılabının hedefinin milletlerarası boyutuna katkı yaptığı, böylece aslında evrensel bir söyleme sahip olduğu sıklıkla vurgulanmaktadır.[32]

Hristiyan din adamları İmam Hüseyin (as) türbesinde

.

Şiî çevrelerde Erbaîn’in, yalnızca Hz. Hüseyin’in ziyareti olarak sınırlandırılamayacağı, aynı zamanda seküler Batı medeniyeti karşısında İslâmî bir modelin mümkün olduğu, yerli unsurlarla desteklenen ve İslam’ın kucaklayıcı yönünü vurgulayan, tamamen İslâmî unsurlarla bezeli bir faaliyet olduğu sıklıkla vurgulanarak, bu faaliyet üzerinden yeni bir ümmet ve nihayetinde yeni bir medeniyet oluşturmanın mümkün olduğu dile getirilmektedir.[33] Yürüyüşe katılanlar arasında yalnızca Şiîler değil, Sünnîler, Hristiyanlar, Yezîdîler, Zerdüştler gibi çeşitli tabakalardan insanların yer aldığının iddia edilmesinin Erbaîn’i, dinler ve mezhepler üstü bir hüviyete büründürdüğü kabul edilmektedir.[34] Farklı ülkelerden ve inanç gruplarından gelen ziyaretçiler arasında kültürel işbirliğinin geliştirilmesi, kalacak yer ve yiyecek giderlerinin yerel imkânlarla karşılanması, milletler arasında yakınlık ve duygu birliğinin artmasına katkıda bulunduğu dile getirilmektedir.[35]

Bu yılki Erbain yürüyüşüne Mahatma Gandhi ve Nelson Mandela'nın torunları da katıldı

.

Erbaîn’in, sosyal ve kültürel olarak çeşitli anlamlara büründürülmesinin yanında onun son yıllarda üstlendiği en önemli işlevlerden birisi de giderek siyasî boyut kazanmasıdır. Bu yürüyüşün siyasî boyut kazanması, özellikle 2011 sonrası bölgede başlayan Arap Baharının Şiî dünyadaki izdüşümü olarak da okunabilmektedir. Erbaîn’in “İslamî Uyanış” kavramıyla iç içe bir anlam kazanarak simge haline getirilmeye başlandığı gözlenmektedir. Şiî yazarların söylemlerinde Erbaîn’in tarih ve şimdi arasında kurulan bir köprü görevi üstlenmeye doğru evrildiği, Kûfelilerin Hüseyin’i Kerbelâ’da yalnız bırakmalarının ardından Erbaîn’le birlikte zihinlerinin açıldığı, cihad, şehadet ve diriliş kavramlarının anlam kazandığı, zaman ve mekân üstü bir nitelikte, çok sayıda Müslümanın sömürgeci güçler karşısında dimdik duruşlarının siyasi bir sembolü ve Şiîlerin kendileri dışındaki zalim yönetimler karşısında bir karşı duruşu olarak görülmektedir.[36] Bu yürüyüşe katılanların tamamının özgürlük ve kurtuluş temalı sloganlar attıkları, tıpkı Hüseyin’in zulüm ve zalimden kurtulduğu gibi Şiîlerin de zalim düzenden kurtulmaları için bir haykırış olduğu, Şiîlerin tüm dünyaya birlikte verdikleri, Şiî coğrafyasının sınırlarını aşan bir nevi gövde gösterisi olduğu vurgusu, bu faaliyetin kazandığı anlamlar arasında yer almaktadır.[37]

Günümüz İsnâaşerî Şiîliğinde Erbaîn’in en önemli işlevlerinden birisi de Şiî gelenek tarafından güçlü bir şekilde vurgulanan Mehdî inancının somut bir tezahürü olmasıdır. Mehdî beklentisinin aynı zamanda siyasî bir anlamı olduğu bilinen bir olgudur. Bu bağlamda Erbaîn’in mehdînin zuhurunun bir provası olduğuna ve bu inancı takviye edici bir işlev üstlendiğine de işaret edilmektedir. Burada milyonlarca Şiînin ortak bir gaye etrafında bir araya gelmesi, “İslamî Uyanış” olarak adlandırılan olgunun somut bir göstergesi olduğu ve böylece toplumu mehdînin zuhuruna hazırlama görevini oldukça başarılı bir şekilde canlı tuttuğu dile getirilmektedir.[38]

Şiî çevrelerde her ne kadar bu faaliyetin devlet destekli olmadığı, halk merkezli sivil bir inisiyatif olduğu vurgusu hâkim olsa da bunun gerçeği yansıtmadığı, İran’da son yıllarda yayınlanan çalışmalarla dile getirilmektedir. Böyle bir faaliyetin dünya üzerindeki Şiîler üzerinde vesayet sahibi olduğu iddiasındaki İran’ın etki alanının dışına çıkması beklenmeyecek bir durumdur. Dolayısıyla bu etkinliğin uluslararası ilişkiler perspektifinden de çeşitli anlamlara sahip olduğunu vurgulamak gerekmektedir.[39]

Uluslararası ilişkilerde devletlerin başka devletler üzerindeki egemenlik kurma aracı olarak “güç” kullanımlarının çeşitli biçimlerde gerçekleştiğini ilk kez Bertrand Russell’ın tasniflerinde görmekteyiz. O, güç kavramının zenginlik, silahlanma, sivil otorite gibi formlarla etkili olduğunu belirtmiştir. Russell’ın ardından Joseph Nye, 1990 yılında halen tartışılan ve büyük ölçüden kabul edilen “yumuşak güç” kavramını literatüre kazandırmıştır. Nye’e göre başkaları üzerinde istediğiniz şeyleri gerçekleştirmenin, silah kullanma dışında da yöntemleri olmalıdır. Onun yumuşak güç olarak tarif ettiği, çeşitli enstrümanlarla diğerleri üzerinde istendik davranışlar geliştirmenin mümkün olduğunu savunan tezi oldukça ses getirmiştir.[40] Ona göre bu güç unsurunun diğer unsurlardan en bariz farkı, sert gücün bir şeyi iterek, yumuşak gücün ise kendine doğru çekerek başarıyı hedeflemesidir.[41] Nye, sinema, televizyon, uluslararası markalar, popüler kültür unsurları, İngilizce, uluslararası öğrenciler, müzik vb. araçlarla ABD’nin başka ülkeler üzerinde güç kullanımının mümkün olduğunu belirtmiş ve bunlar arasında “kültür” kavramına özel olarak değinmiştir.[42] O, kültürün diğer ülkeler nezdinde oldukça önemli bir yumuşak güç unsuru olduğu, gelecekte siyasî arenada kültür üzerinden sürdürülecek bir mücadelenin mümkün olacağını belirtmektedir. Örneğin böyle bir mücadelede Suudi Arabistan’ın Vehhabîlik üzerinden gücünü artırmaya çalıştığını örnekleriyle ifade etmektedir.[43]

Bu bağlamda mezheplerin ve bunlara ait her türlü ritüelin, dinî ve mezhebî unsurların yanında yumuşak güç malzemesi olarak siyasî alanda kendine yer bulmaya oldukça müsait olduğunu belirtmek gerekir. Şiîliğin gerek nüfus gerekse de türbeler kanalıyla en yoğun yaşandığı ülkelerden biri olan Irak, geçmişte ve günümüzde her bakımdan İran için oldukça önemli bir ülke konumundadır. Özellikle Saddam Hüseyin sonrası dönemde Şiîlerin nüfusa paralel olarak etki güçlerini artırmaları, bu bölgenin yeni dönemde İran’ın yumuşak güç unsurlarını kullanmak isteyeceği önemli bir alan haline gelmesine neden olmuştur.[44] İran’ın kullandığı bu enstrümanlar arasında siyasî yardımlar, kültürel iş birlikleri ve diplomasinin yanında en önemli faktörlerden birisi mezhep birlikteliğine dayalı faaliyetlerdir.[45] Nitekim bu konuda benzer fikirlere sahip olan Eşkûrî’ye göre İran’ın Erbaîn ziyaretini teşvik etmesinin en önemli nedeni, Suudîlerin Hac kanalıyla elde ettikleri prestij karşısında bir alternatif üretmek ve güç gösterisi yapmaktır. İran’ın, mezhep üzerinden öncelikle bölge Şiîlerine, sonrasında Sünnî ülkelere karşı Şîa’nın gücünü göstermeye çalıştığını, ancak böyle bir girişimin, ileride, bölgedeki mezhep çatışmasını körükleyecek bir zemin hazırlamasının söz konusu olmasından endişe duyduğunu belirtmektedir. Devamında ise bunun, İran’ın yeni tür bir siyasî aracı olduğu zikredilmektedir.[46]

Nitekim İranlı yazarlar tarafından da Erbaîn yürüyüşünün “yumuşak güç” unsurlarından biri olduğu sıklıkla vurgulanmaktadır. Onlara göre, her ne kadar bu yürüyüş ve ritüel, Iraklıların ev sahipliğinde gerçekleşse de burada İslam inkılabı kimliğinin bariz bir havası teneffüs edilmekte ve İran’ın her bakımdan etkisi görülmektedir. İran’ın burada olması, Suudi Arabistan gibi ülkelerin buraya dikkat kesilmesine neden olmuştur. Çünkü Irak, Arap ve Şiî bir kimliğe sahip olması dolayısıyla İslam inkılabının dünyaya açılan kapılarından birisidir. Yürüyüş, İran’ın Irak ile olan insanî faaliyetlerinin artması ve Iraklıların kültürel anlamda desteklenmesiyle iki ülke arasında iş birliğinin artmasını sağlamaktadır.[47] Özellikle İran-Irak savaşından sonra İran’ın Irak üzerindeki jeopolitik üstünlüğünü kullanmaya yönelik en önemli girişimler Erbaîn’in devletin bütün gücüyle desteklenmesi yönünde olmuştur. Böylece hem Irak’taki Şiîlerin ülke için etkin bir güç olarak öne çıkması hızlanmış hem de İran’ın Şiîler üzerinden nüfuz kazanmasında önemli bir adım gerçekleşmiştir. Bu durum, İran tarafından daha önceleri dile getirilen “Şiî Hilali” anlayışının da bir sonucu olarak görülebilir.[48]

- - - - - - - - - - -


[1] Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, c.13, sayı1, (Nisan/ 2021) s.169-186
[2] Seyyid Muhammed Musevî - Rıza Beyât, “Kâvişî der Âyîn-i Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî ve Esergozârî-yi Kârkerdhâ-yı İctimâi ve Siyâsi-yi Ân”, Ferheng ve İrtibâtât 3/1 (1397/2018), 104
[3] - Emir Timur Refîî - Muhsin Ağahasanî, “Nakş-ı Âmûzehâ-yı Şîî (Ta’ziye ve Ezâdârî) der Nehzet-i Meşrûtiyyet”, Pejûhişnâme-i Târîh 11/41 (1394/2015), 4-6.
[4] Refîî - Ağahasanî, “Nakş-ı Âmûzehâ-yı Şîî”, 8-12
[5] Zahid Gaffârî Heşcîn - Muhammed Agâyî, “Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseyni ve Mesâbih-i Conbiş-i İctimâî”, Dâniş-i Siyâsî 14/1 (1397/2018), 17; Musevî - Beyât, “Kâvişî der Âyîn-i Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 104.
[6] Musevî - Beyât, “Kâvişî der Âyîn-i Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 100
[7] Musevî - Beyât, “Kâvişî der Âyîn-i Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 94
[8] Mutkî - Erdekânî, “Tebyîn-i Câygâh ve Nakş-ı Erbaîn der İrtikâ-yı Prestij-i Jeopolitîkî-yi Teşeyyu’”
[9] Hatta Hür Âmili Vesâilu’ş-Şîa adlı eserinin bir bölümünü “Bâbu İstihbâbi’l-Meşyi ilâ Ziyâreti’l-Hüseyin ve Gayrihi (Hüseyin ve Diğerlerinin Ziyaretlerine Yürüyerek Gitmenin Tercih Edilmesi)” başlığına yer vermektedir. Şeyh Hür Âmilî, Vesâilu’ş-Şîa, 14/439-442.
[10] İbn Kûleveyh el-Kummî, Kâmilu’z-Ziyârât, 252-259.
[11] Şeyh Hür Âmilî, Vesâilu’ş-Şîa, 14/1404.
[12] Tabatabaî, Tahkîk der bâre-i Evvel-i Erbâin-i Hazret-i Seyyidu’ş-Şuhedâ (a.s.), 34.
[13] Mutkî - Erdekânî, “Tebyîn-i Câygâh ve Nakş-ı Erbaîn der İrtikâ-yı Prestij-i Jeopolitîkî-yi Teşeyyu’”, 105.
[14] “Râhpeymâyî-yi Erbaîn Hüviyyet-i İnkılâb-ı İslâmî Est” (Erişim 23 Ocak 2021).
[15] Muhammed Cevad Durûdiyân, “Menzer-i Ma’nevî Rûydâd-ı Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, Mecelle-i Menzer 10/45 (1397/2018), 59.
[16] Heşcîn - Agâyî, “Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseyni”, 10
[17] Hüseyinali Arabî, “Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî: Câygâh ve Kârkerdhâ”, Marifet 28/7 (1398/2019), 49-50.
[18] Durûdiyân, “Menzer-i Ma’nevî Rûydâd-ı Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 59.
[19] Heşcîn - Agâyî, “Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseyni”, 14.
[20] Musevî - Beyât, “Kâvişî der Âyîn-i Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 101.
[21] Musevî - Beyât, “Kâvişî der Âyîn-i Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 102.
[22] “Râhpeymâyî-yi Erbaîn Hüviyyet-i İnkılâb-ı İslâmî Est”
[23] Bu konuda İran’da bulunduğum zaman zarfında ziyaretçilerin Erbaîn’de para harcamadıklarını duyunca şaşırmış ve bununla ilgili çeşitli sohbetler gerçekleştirmiştim. Birçok kişinin bu durumu, böyle bir tavır ile Hac sırasında “Vehhâbîlerin” maddî kaygılar gözeterek hacıları ticari bir araç olarak görmeleri karşısında Şiîlerin ne kadar erdemli olduğuna bir delil olarak sunduğu gözlemlenmiştir.
[24] Durûdiyân, “Menzer-i Ma’nevî Rûydâd-ı Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 60-62.
[25] Arabî, “Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 50; Muhammed Hâkî - Seyyid Kâsım Hüseynî, “Nakş-ı Râhpeymâyî-yi Erbaîn-i Hüseynî der İcâd-ı Temeddünnevîn-i İslâmî”, Pejuhişnâme-i Meârif-i Hüseynî 5/19 (1399/2020), 102-103.
[26] Hâkî - Hüseynî, “Nakş-ı Râhpeymâyî-yi Erbaîn-i Hüseynî”, 94.
[27] Mustafa Cemâlî, “Nakş-ı Erbaîn der Muhendisi-yi Temeddün-i İslâmî”, Mutalaât-ı Mescid ve Mehdeviyet 2 (1395/2016), 43; Mesud Ensârî, “Erbaîn-i Hüseynî, Cilve-i İktidâr-ı Ümmet-i İslâmî ve Câvidânegî-yi Peyâm-ı Âşûrâ Est”, IRNA (Erişim 24 Ocak 2021).
[28] Cemâlî, “Nakş-ı Erbaîn”, 41.
[29] Ali Ahmedî, “Delâlethâ-yı Râhbordî-yi İrtibâtât Miyânferhengî berâ-yı Hemgirâyî-yi İslâmî bâ Te’kîd ber Râhpeymâyi-yi Erbâin”, Nâme-i Ferheng ve İrtibâtât 3/1 (1397/2018), 27; İran’da Devrim sonrasında yapılan bu tür faaliyler ve yaklaşım tarzları hakkında detaylı bir analiz için bk. Cemil Hakyemez, “Mezhepleri Yakınlaştırma (Takrîbü’l-Mezâhib) Çalışmalarının Değerlendirilmesi”, İslâmî Araştırmalar 29/2 (2018), 300 vd.
[30] “İmam Hâmaneî: Be Şiîyân yâd Dâdend İncâ Mahall-i İctimâ-i Şomâst” (Erişim 02 Ocak 2021).
[31] Onun Erbaîn hakkındaki konuşmalarından bazı örnekler için bk. “Erbaîn-i Hüseynî Mîâdgâh-ı Şîeyân ve Kongre-i Azîm-i Cihânî” (Erişim 23 Ocak 2021); Ali Hamaneî, “Hamâse-i Râhpeymâyi-i Erbaîn” (Erişim 23 Ocak 2021).
[32] “Erbaîn Mukaddime-i Mülk-i Mehdevî Est” (Erişim 23 Ocak 2021).
[33] Seyyid Mecid İmâmî - Hâdî Gıyâsî, “Hemgirâyî-i Temeddünî der Tarîk-i Ziyâret; Bâ Te’kîd ber Piyâderû-yi Ziyâret-i Erbaîn”, Do Faslnâme-i İlmî Pejûhişî Dîn ve Siyâset-i Ferhengî 9 (1396/2017), 128-129; Muhsin Pervîş, “Berresî-yi Zerfiyethâ-yı Temeddünsâzî der Cihân-ı İslam ve Bâ Tekye ber Piyâderûy-i Erbaîn”, Temeddün-i İslamî ve Dînpejûhî 1/2 (1398/2019), 10; “Temeddün-i İslâmî Nâşî ez Ferheng-i Âşûrâ ve Erbaîn Mâye-i Tahakkuk-i Ân Est” (Erişim 23 Ocak 2021).
[34] Pervîş, “Piyâderûy-i Erbaîn”, 44; Mutkî - Erdekânî, “Tebyîn-i Câygâh ve Nakş-ı Erbaîn der İrtikâ-yı Prestij-i Jeopolitîkî-yi Teşeyyu’”, 107; Hâkî - Hüseynî, “Nakş-ı Râhpeymâyî-yi Erbaîn-i Hüseynî”, 108.
[35] Ahmedî, “Râhpeymâyi-yi Erbâin”, 32-34.
[36] Pervîş, “Piyâderûy-i Erbaîn”, 47-48
[37] Pervîş, “Piyâderûy-i Erbaîn”, 47-48; Ensârî, “Erbaîn-i Hüseynî, Cilve-i İktidâr-ı Ümmet-i İslâmî ve Câvidânegî-yi Peyâm-ı Âşûrâ Est”.
[38] Musevî - Beyât, “Kâvişî der Âyîn-i Piyâderûy-i Erbaîn-i Hüseynî”, 104; “Erbaîn Mukaddime-i Mülk-i Mehdevî Est”; Cemâlî, “Nakş-ı Erbaîn”, 44.
[39] Bu konuda bir analiz için bk. Esmatullah Surosh, “İran’ın Bir Dış Politika Enstrümanı Olarak Erbâin Merasimi” (Erişim 10 Nisan 2021).
[40] Hendrik W. Ohnesorge, Soft Power: The Forces of Attraction in International Relations (Switzerland: Springer, 2020), 28-29.
[41] Ohnesorge, Soft Power: The Forces of Attraction in International Relations, 37.
[42] Joseph S. Nye, Soft Power: The Means to Success in World Politics (New York: Public Affairs, 2004), 43-54.
[43] Nye, Soft Power: The Means to Success in World Politics, 96-97.
[44] Hasan Refiî, “Diplomasî-yi Umûmî ve Kudret-i Nerm bâ Te’kîd ber Kudret-i Nerm-i İran der Irak”, Pejuhişnâme-i Revâbıt-ı Beynelmilel 6/22 (1392/2013), 101.
[45] Refiî, “Diplomasî-yi Umûmî ve Kudret-i Nerm bâ Te’kîd ber Kudret-i Nerm-i İran der Irak”, 126.
[46] “Râhpeymâyi-i Erbaîn: Temeddünsâz yâ Âmil-i Nifâk-ı Mezhebî” (Erişim 23 Ocak 2021).
[47] “Râhpeymâyî-yi Erbaîn Hüviyyet-i İnkılâb-ı İslâmî Est”
[48] Mutkî - Erdekânî, “Tebyîn-i Câygâh ve Nakş-ı Erbaîn der İrtikâ-yı Prestij-i Jeopolitîkî-yi Teşeyyu’”, 106.

Editör: Hasan Bedel