.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

İmam Humeyni’nin Pratikteki Halkçılığı

Daha önce anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki İmam Humeyni’nin liderlik tarzının en önemli özelliklerinden biri halkçılığıdır. Açıktır ki İslam Devrimi’nin Lideri İmam Humeyni’nin halkçılığı, dini referanslara dayalıydı ve bu referanslar doğrultusunda ters piramit modeli söz konusu edilmişti. Öte yandan onun gözündeki halk da özel birtakım özelliklere sahip olan örnek bir halktı. Doğal olarak bu arzulanan ortamı dikkate alarak yöneticilere efendileri olan halka dürüst ve samimi hizmetkârlar olmalarını tavsiye etti. İmam Humeyni, pratik alanda ve davranışlarında da kendi modelini uygulamıştır. Aşağıdaki hususlar onun halkçılığını göstermektedir.

1-  Yoksul Halkla Aynı Düzeyde Olmak

Liderliğin en önemli göstergelerinden biri, kendini halktan biri olarak görmek ve hayatını da ekonomik açıdan onlarla aynı düzeyde tutmaktır. İlahi peygamberler ve Hidayet İmamları (a.s) bu şekildeydiler. Peygamber-i Ekrem, kendi yönetimi döneminde beytülmalden daha fazla pay alabilecek ve eşraf gibi yaşayabilecek olmasına rağmen yaşantısını her zaman halkın geneliyle aynı düzeyde tuttu, bu durum da bazen onun hanımlarının itirazlarına neden oluyordu. O, kendisi için eşrafçılıktan uzak bir hayat tanımı yapmış ve hanımlarına hitaben şöyle buyurmuştu:

“Bu şekilde yaşamak istemeyenler boşanma hakkına sahiptir.”

İslam Devrimi’nin Lideri, İslam Peygamberinden ilham alarak daima genel halkın hayat standardını liderlerin ve yöneticilerin özel hayatlarının ölçüsü olarak tanımlamış, kendisi de bu şekilde davranmıştı. Aşağıdaki olayda bu durum görülmektedir:

“İmam Humeyni, İslami gelenek çerçevesinde müminlerin verdiği bir iftar davetine katılmıştı. Kum’da yaşayan bir şahıs her yıl Ramazan ayının ortasında bu daveti verirdi. İmam da bu davete katılmıştı. Devrimden sonra da aynı şahıs yine iftar verdi ve İmam’ı iftara davet etti. İmam Humeyni namazdan sonra bu iftar davetine gitti. Ancak odaya varınca bir müddet durdu, davet sahibi bu manzarayı görünce şaşırarak şöyle dedi: Efendim, bu yer geçen yılki aynı sofradır. Her yıl gelirdiniz, şimdi neden fikrinizi değiştirdiniz? İmam Humeyni şöyle cevap verdi: Her yıl İslami yönetim yoktu ve biz de yetkili değildik. Şu an yoksulların durumu uygun değil, bu sofra ise çok zengin. Ben, artık özür dilerim. Ev sahibinin tüm ısrarına rağmen, İmam kabul etmedi ve evine geri döndü.”[1]

Bu olaydan da anlaşıldığı üzere İmam, Peygamber’e (s.a.a) ve İmamlara (a.s) uyarak yetkili olduğu dönemde tutumunu değiştirmiş ve sıradan halkla arasında mesafeye sebep olacak her türlü davranıştan uzak durmuştu.

2-  Füze Saldırılarından Korunmak İçin Sığınak Yapımı ve İmam’ın Tepkisi

İmam Humeyni, her zaman kendini sıradan halktan biri olarak görürdü ve bu tavrıyla da halkçılığını ortaya koyardı. O, bunalım dönemlerinde bile bu tutumundan taviz vermemişti. Aşağıdaki olay bu durumu göstermektedir:

Zorunlu savaşın sıkıntılı günlerindeydi. Düşman, uçakları ve füzeleriyle savunmasız kentleri kalleşçe hedef almaktaydı. O günlerde nüfuzlu kişiler, güvenli mekânlara sığınıyor ve böylelikle kendilerini düşman saldırılarından koruyorlardı. Ancak sıradan yoksul kimseler, tarif edilmez bir güç ve kararlılıkla kentlerde yaşamaya devam ediyordu. Bu savaş ortamı içerisinde herhangi bir saldırıdan korunmasını sağlamak amacıyla İmam Humeyni için bir sığınak yapılması kararlaştırıldı. İmam durumdan haberdar olunca “Ben, kesinlikle oraya gitmeyeceğim” diye buyurdu. Sığınak yapıldı; ama İmam tüm hayatı boyunca o sığınağa hiçbir zaman gitmedi. Ülkedeki tüm yetkililer, o sığınağı kullanması için İmam’a ricada bulundular; ama İmam ısrarını sürdürdü ve onlara cevaben şöyle buyurdu:

“Benimle, burayı koruyan, benim ve ailemin güvenliğini sağlayan şu devrim muhafızı arasında ne fark var? Ben, bulunduğum yeri asla terk etmeyeceğim. Bir füzenin tepeme düşmesini ve şehid olmayı istiyorum.”[2]

Savaş sırasında Irak’ın İran’ın kentlerini ve özellikle de Tahran’ı füzelerle bombaladığı sırada İmam’ın dostlarının sığınağı kullanması yönündeki tüm ısrarlarına rağmen İmam bunu kabul etmemişti. Bunu kabul etmemesinin ise tek bir sebebi vardı, o da sıradan halk kesimlerinin böylesi bir imkândan yoksun olmasıydı. İmam, dostlarının ısrarı karşısında şöyle buyurmuştu: “Ben sığınağı nasıl kullanabilirim? Komşumun evi benden dolayı yıkıldı. Ben nasıl sığınağı kullanabilirim, beni koruyan devrim muhafızı paramparça oldu. Benim mükellefiyetim sizden faklıdır.”[3]

3-  İmam’ın Halk İçin Ağlaması

İslam Devrimi Lideri Ayetullah Hamenei’nin, İmam’la ilgili naklettiği hatırası, onun halkçılığını göstermektedir. O, şöyle diyor: Hatırladığım kadarıyla bir şehirde konuşma yapıyordum. Konuşmamı bitirdikten sonra arabaya binecekken, bir hanımın güvenlik görevlilerinin arkasından bana seslendiğini gördüm. Yolu, açın bakayım o hanım ne diyor dedim. Hanım, geldi ve şöyle dedi: “Benim adıma İmam’a deyin ki oğlum düşmana esir olmuştu, son olarak onu şehid ettiklerini öğrendim. İmam’a deyin ki o size feda olsun, diğer çocuğumu da sizin yolunuzda şehid vermeye hazırım.” Ben Tahran’a döndüm ve İmam’ın yanına gittim. O hanımın söylediklerini İmam’a ilettim. O anda İmam’ın yüzünün değiştiğini gördüm, İmam gözlerinden o kadar yaş döktü ki benim kalbim sıkıştı.[4]

Ayetullah Hamenei, bir başka olayı da şöyle anlatıyor: Tahran’daki Cuma namazı mahallinde çocukların cepheye hediye etmek için gönderdiği kumbaralar açılmış, paralardan oluşan bir tepe oluşmuştu. İmam hastanede televizyondan bu manzarayı görünce çok etkilenmiş ve bana “Gördün mü çocuklar ne yaptılar?” dedi. O sırada İmam’ın gözlerinin yaşla dolduğunu ve ağlamakta olduğunu gördüm.[5]

Açıktır ki halkın gösterdiği fedakârlık karşısında İmam Humeyni’nin döktüğü gözyaşları, halkçılığının bir göstergesidir. Çünkü halk her şeyinden geçip fedakârlıklarda bulunacak bir dini gelişmişlik düzeyine ulaşmıştı. Gözyaşı döküp kendini bu bilinçli milletin hizmetkârı görünce doğal olarak bu samimi ve yakın ilişki sayesinde kalpler üzerinde kurulan hükümet gerçekleşmiş olmaktadır.

4-  Halkın Kurtuluşu İçin Cemaat Namazlarını Kıldırmamak

İmam Humeyni, Necef kentindeki 50 derece sıcakta ilerlemiş yaşına rağmen yaklaşık 16 saat boyunca oruç tutuyor; ancak akşam namazını kılmadan iftar etmiyordu. Aynı İmam, bir gün akşam vakti, Irak Baas rejiminin bir grup masum insanı idam mangasına sevk ettiğini öğrendi. Bunun üzerine cemaat namazını kıldırmadığı gibi namazı ilk vaktinde kılmayı erteleyerek o kişilerin hayatını kurtarabilmek için Necef Valisi’ni huzuruna çağırttı.[6] Bu olay göstermektedir ki İslam’a göre ve İmam Humeyni’nin görüşüne göre insanların bir tehlikeden, zulümden veya can tehlikesinden kurtarılması, cemaat namazından daha önemlidir ve daha yüksek bir değere sahiptir. Netice itibariyle halka hizmet etmek dini düşüncede son derece önemlidir.

5-  İhtiyaç Sahipleriyle İlgilenme

İmam Humeyni, tıpkı büyük atası Emirulmüminin Ali (a.s) gibi ihtiyaç sahipleriyle ilgilenmeye dikkat ederdi. İmam’ın dostlarından birinin bu konuda anlattığı aşağıdaki olay okunmaya değerdir:

“Şuşteri Bey, yaşlı ve dindar bir adamdı ve iki yıldır da felçliydi. Vaizlerden biri bu durumu İmam Humeyni’ye arz etti. İmam, o dönemde bürosunun mali işlerinden sorumlu olan bana ‘Ona yardım etmem için yarın sabah saat 9’da bana bunu hatırlatın’ diye uyarıda bulundu. Fakat maalesef ertesi gün Hacı Mustafa Bey [İmam Humeyni’nin oğlu] şehid oldu. Çok sayıda kişi baş sağlığı için İmam’ın evine geldi. Ben de böylesi bir durumda saat 9’da Şuşteri Bey’in durumunu İmam’a hatırlatmanın uygun olmayacağını düşündüm. İmam’ın damadı, bahçede durmuş gelenlere hoş geldiniz diyordu. Bir ara İmam’ın bana sert bir şekilde baktığını gördüm. Hemen İmam’ın yanına gittim. Buyurdu ki, ‘Saat 9’da Şuşteri Bey ile ilgili hatırlatmada bulunman gerekmiyor muydu? Şu an saat 9’u 10 geçiyor.’ Ben, ‘Böylesi bir durumda mı?’ dedim. ‘O, ne demek!’ diye buyurdu ve kendisi gidip bir miktar para aldı ve bir zarfa koyarak, götürüp Şuşteri Bey’e vermem ve halini hatırını sormam için bana teslim etti. Şuşteri Bey’in evine gidip İmam’ın selamını ilettiğim zaman; Şuşteri Bey, İmam’ın kendisinin bir musibete uğramasına rağmen zayıf insanları düşünmüş olmasına hayret etti.”[7]

6-  İtalyan Kadının Evlilik Kolyesi, Şehid Çocuğunun Boynunda

Aşağıdaki olay, insanın gözlerini yaşartacak kadar sarsıcıdır. İmam’ın dostlarından biri naklediyor: Mesleği öğretmenlik olan Hıristiyan bir İtalyan hanım, İmam’a olan ilgisini ve sevgisini ifade eden bir mektupla birlikte altın bir kolye göndermiş ve bu kolyenin evliliğinin hatırası olduğunu belirtmiş “Ben bu kolyeyi çok seviyorum, size ve sizin yolunuza olan ilgi ve iştiyakımın bir göstergesi olarak bu kolyeyi size takdim ediyorum” diye yazmıştı. İki ya da üç gün sonra babası cephede kaybolmuş üç yaşında bir kız çocuğu getirdiler. İmam çocuğu istedi ve dizine oturttu, yüzünü, çocuğun yüzüne dayadı ve onu okşadı. Bu durum kendi çocuklarında bile görülmemişti. Bir müddet sonra onunla yavaşça konuşmaya başladı, önceleri tedirgin olan çocuk, İmam’ın kucağında sakinleşti ve gülümsedi. Bunun üzerine İmam da sakinleşti ve o İtalyan hanımın gönderdiği kolyeyi aldı ve kendi eliyle o kız çocuğunun boynuna taktı. Çocuk, sevinçten kabına sığmaz bir şekilde sevinçle İmam’dan ayrıldı.[8]

İmam Humeyni, bu davranışıyla halka, özellikle de şehid çocuklarına olan ilgisini ve aşkını ortaya koymuştu. Ve hizmetkârlık yöntemini İslam toplumuna bir kültür olarak tanıtmıştı. Açıktır ki İmam Humeyni’nin örnek davranışlarına ilişkin bu ve buna benzer yüzlerce hadise, İslam Devrimi önderinin halkçılığının dini toplumun yöneticilerine yol gösteren değerli numuneleri olacaktır.

* * *

Kalpler Üzerine Yöneticilikte Milletin Özellikleri

Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda halk hükümetin ve yönetimin en temel esasıdır ve İmam’ın yaklaşımında özel bir yere sahiptir. Bu özel yer dikkate alındığında halkçı lider kalpler üzerine yöneticiliğin en önemli unsurlarından biri olarak gündeme gelmekte ve liderle halk arasındaki ilişki bedii bir yoruma kavuşmaktadır. Şimdi şu soru gündeme gelmektedir: Kalpler üzerine yöneticilik modelinde halk hangi özelliklere sahip olmalıdır? Bir başka ifadeyle İmam Humeyni halka büyük bir teveccüh göstermiştir. Acaba ona göre halk nasıl özelliklere sahipti ki İmam’ı hizmetkârlıkta ters piramit modelini sunmaya ve sonuçta da kalpler üzerinde yöneticiliği kurmaya sevk etmiştir? Acaba bu özellikler diğer halklar için de uygulanabilir mi ve İmam’ın teorisinin tüm dünya çapında geçerli olduğu iddia edilebilir mi?

Bu sorulara cevap olması için İmam Humeyni’nin yaklaşımında istenen halkın özellikleri incelenecek ve onun söz ve yaklaşımlarından yararlanılarak istenen halkın özellikleri tanıtılacaktır.

İmam’dan bizlere kalan yazılar ve konuşmalar göstermektedir ki istenen halk veya millet aşağıda sıralanan özelliklere sahiptir.

1-  İman ve İçsel Değişim

Bu özellik, İmam Humeyni’nin konuşmalarında ve yazılarında muhtelif şekillerde beyan edilmiştir. Ve muhtelif yerlerde seçkin ve istenen bir milletin özellikleri olarak söz konusu edilmiştir. Örneğin, İmam’ın yukarıdaki özellikle ilgili sözleri incelendiğinde onun istenen milletle ilgili yaklaşımını yansıtan aşağıdaki hususlar elde edilmektedir: Manevi değişim ve ilerlemenin yaratılması, sağlam bir iman ve nefiste değişim, şehadet azusu, ruhsal değişim, milletin inancı, inanç ve fedakârlık gücü, ruhsal güç, millette ruhsal değişim ve şecaat, iman gücünün şeytani güçlere galip olması, devrimci ruh, milletteki ruhi ve fikri değişim, milletin kıyamında ruhsal uyanış ve değişim, kendinden geçip Allah’a bağlanmak, gençlerdeki mucizevi değişim, milletin manevi silahı, beyinlerde ani değişim, milletin insani şecaati, milletin fedakârlığı, Allah için kıyam ve hizmet, halis niyet, her zaman var olmak ve yorulmazlık, Allah’a iman ve şehadete aşk, fedakârlık, işret peşindeki insanları bir mücahide dönüştüren değişim… Bunlar İmam Humeyni’nin vurguladığı hususlardır.[9]

Milletin İçsel Değişimi ve Bunun Etkileri

Daha önce anlatılanlardan anlaşılıyor ki İmam Humeyni’nin yaklaşımında istenen halk veya millet, iman ve içsel değişim özelliklerine sahiptir. Bu değişim, bir manevi ilerleme olarak değerlendirilmiş[10] ve zaferin sırrı olarak görülmüştür.[11]

Bu değişim, istiklal, özgürlük ve İslam nuruna ulaşır. Nitekim İran milleti, başkalarına bağımlılık barajını yıkarak ve bağımlılıklardan kurtularak iman ve İslam nuruna ulaştı.[12] Bu değişimle bir çeşit ruhi güç elde edilebildi ve o sayede tankın ve topun karşısına dikildi, direniş ve şecaat gösterdi.[13] Amerika ve dünyanın diğer maddi güçleri milletin bu içsel değişimi karşısında dize geldi. Süper güçlerin hediye ettiği modern silahlar hiçbir işe yaramadı.[14] Milletin içsel değişimi ile sorunların üstesinden gelinebilir. Bu değişim, korkunun kahramanlığa, ümitsizliğin güvene ve ümide, kendine yönelmekten Allah’a yönelmeye ve toplumsal tefrikadan vahdete yönelik bir değişimdi. Bu değişim, milletin eline geçmesi halinde gücün kaynağına tevekkül ederek her engeli yıkan ve tüm sorunları çözen bir manevi silahtır.[15] Milletin içsel değişiminin bir diğer etkisi beyinlerde ani değişim yaratması ve gençlerde nurani bir beyin tahakkuk ettirmesiydi. Bu gelişme, normal bir şekilde olmadı. Eğer bu şekilde olsaydı en azından 20 yıl uzardı.[16] Bu değişim, saltanat rejiminin yıkılmasının etkeniydi.[17]

Milletteki bu değişim, amelde ihlasa sebep olmuş ve güçlü bir azim ve irade yaratmıştır.[18] Ayrıca büyük bir fedakârlık duygusu yaratmış, işret peşindeki insanları bir dini mücahide dönüştürmüştür. Bu tür bir içsel değişimin etkisiyle millet durgunluk ve gevşeklikten vazgeçmiş gelişimciliğe ve yücelmeye yönelmiştir. Bu da toplumsal değişime neden olmuş, iyileşme ve yükselme gerçekleşmiştir. Kur’an-ı Kerim, bu konuda şöyle buyuruyor:

“Bir toplum kendi nefsinde olanı değiştirtmedikçe (içsel bir değişim geçirmedikçe) Allah da onların durumunu değiştirmez.”[19]

Çağımızda dini toplumda değişim yaratan lider, Kur’an kültüründen ilham alarak milleti değiştirebilir ve onları istenen ve örnek bir halk haline getirebilir.

2-  İslamcılık

İmam Humeyni’nin yaklaşımında istenen milletin özelliklerinden bir diğeri de İslamcılık ruhudur. Bu özellik, İmam’ın sözlerinde aşağıdaki hususları gündeme getirmektedir: İslam’a ve İslam kanunlarına bağlılık, Allah’ın yönetiminin kurulması, İslami adalet yönetimi, İslam inancı temelinde halkın oyu, İslamcılık ruhu, İslami motivasyon, İslam için kan vermek, milletin feryadı olan İslam, İslam hükümlerinin tahakkuku, İslam’ın ilerlemesi için fedakârlık, ulusal düzeyde İslamcılık mantığı, İslam için kıyam etmek, milletin İslam hedefiyle kıyamı.[20] Yukarıda söz konusu edilen hususlar, İslamcılığın özelliklerini göstermektedir. Bu özellikler de İmam Humeyni’nin yaklaşımında bir milleti istenen ve örnek bir millet kılmaktadır. Nitekim İmam, İran milletini ilahi hükümlere olan bağlılıklarından dolayı övmektedir.[21]

İmam, insanların hareketlerinin hedefini, İran’da Allah’ın yönetimini kurmak olarak görmüş[22], aralarındaki seçkinliğin ölçüsünü İslami düşünce olarak tanımlamış,[23] gösterdikleri fedakârlıkların, İslamcılıktan kaynaklandığı yorumunu yapmış,[24] İslamsız bir cumhuriyeti muhtevasız diye nitelemiş,[25] İran milletini İslam’ın ilk dönemlerindeki mücahitlere benzetmiş,[26] milletin mantığını İslamcı bir mantık olarak değerlendirmiş[27] ve İran milletinin kıyamını peygamberlerin, imamların, özellikle de Şehidlerin Efendisi İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamına benzetmiştir.[28]

Her millet, İslamcılık ruhuna sahip olarak tüm komplolara karşı koyabilir ve tüm sorunları birer birer çözebilir. Doğal olarak bu özelliğe sahip olmak, milleti ilerlemeci, yapıcı ve değişimci kılar ve arzulanan bir halk haline getirir.

3-  Uyanış, Dini ve Siyasi Gelişme

İmam’ın yaklaşımında arzulanan milletin özelliklerinden biri de uyanıklık, gelişme ve canlılıktır. Diğer bir ifadeyle millet; uyanıklığı, dini ve siyasi gelişmişliği ölçüsünde arzulanır. Uyanık, gelişmiş ve bilinçli olan bir millet, gelişmiş ve bilinçli bir liderin gözünde bir örnek ve model olarak görülür.

İmam Humeyni’nin konuşmalarına göz gezdirildiğinde milletin gelişmesi için şu kavramlara önem verildiği görülmektedir: Milletin, dini-siyasi gelişmişliği, halkın toplu bilinç sıçraması, hak ve özgürlük talebindeki gelişmişliği, hilelere aldanmaması, İslam’a olan yüksek bağlılığı, milletin canlılığı, aldırışsızlık içinde olmaması, siyasi görüş ve işbirliğinin gelişmişliği, uyanışın sonucu olarak milletin fedakârlığı, dindarlık gelişmişliği.[29]

Yukarıdaki hususlar, İmam Humeyni açısından arzulanan millete ait özelliklere ilişkin kavramlar olarak değerlendirilebilir. Bilinçli ve basiretli bir lider olan İmam Humeyni, bilincinden ve uyanıklığından dolayı İran milletine teşekkür etmiş,[30] bu milleti çağımızda büyük bir siyasi olgunluğa erişmiş bir örnek olarak zikretmiş,[31] milleti aydın ve mükellefiyetlerine bağlı olarak nitelemiş,[32] hak ve özgürlük talebini gelişmişliğinin nişanesi olarak görmüş,[33] İran milletinin bilincini, kendi hareketinin en önemli etkenlerinden biri olarak tanımlamıştır.[34] İmam Humeyni’nin gözünde İran milleti, siyasi katılımlarında salih insanları seçerek İran’a tamah edenleri reddetmiş olmasından dolayı büyük ve gelişmiş bir millettir.[35] Ve bu siyasi gelişmişliği ve İslam’a bağlılığı, yüceltmek gerekir.[36] Nitekim İmam Humeyni’nin sözlerinden hareketle, arzulanan milletin özelliklerinin dini ve siyasi gelişmişliği, uyanıklığı, güçlü bakış açısı ve ilahi yükümlülüklere bağlılık olduğu görülmektedir.

4-  Dünyanın Mustazaf Milletlerine Örneklik

Her millet, diğer milletler için örneklik rolü ifa edebilir ve mustazaf milletleri kendi çizgisine davet ve bu çizgiyi izlemeye teşvik edebilir. Dünyada bu rolü üstlenen, özellikle de İslam dünyasında bu rolü en iyi şekilde oynayan bir millet örnek bir milletir. Bu öncülük, İran milletini arzulanan bir modele dönüştürmüştür. İmam Humeyni’nin söz ve yazılarından elde edilen veriler, İran milletinin örnek bir halk olduğunu göstermektedir. O, İran milletinin gayret ve şecaatinin diğerlerine örnek olabileceğine inanmaktadır.[37] Müslüman halklar bu milleti izleyebilir ve üç yüz yıllık uykudan uyanabilirler.[38] Bağımsız olmayan ülkelerin kendilerini tutsak eden bağlardan kurtulması için İran milletini model alması gerekir.[39] Diğer milletlerin, İslam Devrimi’ndeki İran milletini model alarak, mukaddes İslam öğretileriyle kendi büyüklüklerine yeniden kavuşması gerekir.[40] İran milleti, dünyanın büyük güçlerine galip geldiği, dünyanın en büyük güçlerinin ülkelerine uzanan ellerini kestiği için dünyanın mustazaf milletlerine örnek olmalıdır.[41] İran milleti, Allah’a dayanarak ve maddi güçlere yaslanmaktan vazgeçerek büyük bir iş yapmıştır ve bu özelliği ile dünyadaki put kıran harekete liderlik edebilir.[42] İran milleti, mustazaf halkları uyandırarak onları, ülkelerini büyük güçlerin sultasından kurtarmaya yönlendirebilir.[43] Bu millet sahip olduğu kendine has özelliklerle çağımızda mucize yaratan bir millettir; çünkü dünyadaki tüm büyük güçlerin karşısında durmuş ve modern silahlarından korkmamıştır.[44]

Sömürgeciliğin Dini: Babîlik ve Bahaîlik Sömürgeciliğin Dini: Babîlik ve Bahaîlik

Devrimin büyük liderinin sözlerinden anlaşılıyor ki İran’ın örnek milletinin özelliklerinden biri, diğer milletler için, özellikle de mustazaflar için iyi bir model olması ve onları aşamalı olarak uyandırmasıdır.


[1]     Rudseri, Pertovi ez Hurşid, s. 419
[2]     Age. S. 166, 167
[3]     Age. S. 168, 169
[4]     Müessese-yi Ferhengi, Kadr-i Velayet, Hatırat ve Hikayetha (Ali Hamenei) c. 3, s. 10
[5]     Age. S. 8
[6]     Bkz. Rudseri, Pertovi ez Hurşid, s. 127
[7]     Sutude, Pa be Pa-yi Afitab, c. 1, s. 88
[8]     Rudseri, Pertovi ez Hurşid, s. 283, 284
[9]     Muavenet-i Pejuheşi Müessese-yi Tanzim ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni, Caygah-i Merdom der, Nizam-i İslami ez Didhgah-i İmam Humeyni, s. 169, 179
[10]    Sahife-yi Nur, c. 22, s. 129
[11]    Age. C. 5, s. 174
[12]    Age. S. 91
[13]    Age. S. 133 ve 215
[14]    Age. C. 7, s. 158
[15]    Age. C. 12, s. 278
[16]    Age. C. 13, s. 42
[17]    Age. C. 14, s. 86
[18]    Age. C. 16, s. 148
[19]    Ra’d suresi, 11. ayet
[20]    Bkz. Muavenet-i Pejuheşi Müessese-yi Tanzim ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni, Caygah-i Merdom der, Nizam-i İslami ez Didhgah-i İmam Humeyni
[21]    Sahife-yi Nur, c. 1, s. 41
[22]    Age. C. 5, s. 61
[23]    Age. C. 6, s. 149
[24]    Age. C. 7, s. 19 ve 143
[25]    Age. C. 10, s. 33
[26]    Age. C. 11, s. 165
[27]    Age. C. 12, s. 278
[28]    Age. C. 15, s. 195
[29]    Bkz. Muavenet-i Pejuheşi Müessese-yi Tanzim ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni, Caygah-i Merdom der, Nizam-i İslami ez Didhgah-i İmam Humeyni, s. 188, 195
[30]    Sahife-yi Nur, c. 1, s. 267
[31]    Age. c. 6, s. 85
[32]    Age. C. 9, s. 223
[33]    Age. C. 3, s. 39
[34]    Age. C. 22, s. 174
[35]    Age. C, 11, s. 251
[36]    Age. S. 265
[37]    Age. C. 3, s. 17
[38]    Age. C. 5, s. 174
[39]    Age. C. 11, s. 45
[40]    Age. C. 12, s. 37
[41]    Age. C. 13, s. 240
[42]    Age. C. 15, s. 182
[43]    Age. C. 17, s. 252
[44]    Age. C. 15, s. 196
Editör: Hasan Bedel