Ziyaret-i Âşûrâ’nın sıhhati hakkında

ansari.kateban.com

Hassan Ansari

Çeviri: Ozan Kemal Sarıalioğlu

“Ziyaret-i Âşûrâ”[1] olarak bilinen ziyaretnâmenin metni, senedi ve asaleti (orjinalliği, sıhhati) Şîî âlimler arasında bugüne dek konusu olagelmiştir. Şîî kitaplarının ve geleneğinin bu ziyaretin manevi değeri ve müminlerin şahsi tecrübelerindeki yeri hakkındaki aktarımlarına ilaveten, bu metin tarihî açıdan da çok büyük bir öneme sahiptir. Ben bu yazımda bu ziyaret metninin senetsel yönünü ele almayacağım, zira bu konu hakkında şimdiye dek pek çok araştırma yapılmıştır. Bunlar arasında büyük fakih ve ricâl âlimi Ayetullah Seyyid Musa Şubeyri Zencânî’nin, ziyaretin senedinin sıhhati hakkında yazdıklarına müracat etmek en iyisi olacaktır. Şîî geleneğinde bu ziyaret İmam Bâkır’dan (a.s.) rivayet edilmektedir ve ben bu yazımda sadece metin içi kritik yoluyla ziyaretin Emevilerin son dönemine intisabının doğruluğunu ispat etmenin mümkün olduğunu göstermek istiyorum. Bu konuyu birkaç noktada özetleyebiliriz:

Öncelikle bu ziyaret metninde yayıldığı döneme uygun olmayan hiçbir şey görülmemektedir. Bu metinde İmamlar ve Nübüvvet Hanedanı hakkında söylenen şeyler Emevilerin son dönemindeki mevcut akaid ile uyumludur ve sonraki devirlerin daha dönüşmüş konularının izine rastlanmaz. Bu metinde sunulan konuların mahiyeti, Emevilerin son döneminde yaşayan Şîîlerin vaziyeti, onların Ehl-i Beyt’in musibetleri ve düşmanları, yani Emeviler hususundaki genel duyguları ile uyumludur ve bizim bu dönem hakkında diğer temel tarihî kaynaklardan edindiğimiz atmosferi tasvir etmektedir.

İkinci nokta; ziyaretnâme metninde gördüğümüz “velâyet” ve “beraat” atmosferi de ikinci hicrî asrın ilk yarısıyla uyumluluk göstermektedir ve bu durum mezkûr dönemin mezhebî fırkalarını araştıranlara gizli değildir.

Üçüncü nokta ise şudur: bu metnin tamamında Emevilerden teberra etmeye vurguda bulunulmaktadır, bu durumun Emevilerin son dönemlerinde Şîîler arasında yaygınlık kazandığı açıktır ve gerçekte Emevi muhaliflerinin geniş bir yelpazesini Şia teşkil etmekteydi. Aynı şekilde Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine bağlılıklarını da izhar etmekteydiler. O dönemdeki bazı özel Şîî eğilimlerin dışında, Şîîlerin geneli Emevi hilafetini kabul etmeme üzerinde icma etmişti. Bu metnin ana bölümünde özellikle Emeviler vurgulanmış ve onlardan teberra edilmiştir. Bu durumun kendisi metnin orjinalliğinin göstergesidir. Zira genelde sonradan üretilmiş metinlerde, hakim atmosferden ve zihniyetten etkilenmenin sonucu olarak, dönemleri geride kalan Emevilere yapılan vurgu zayıflamakta ve Abbasilere de yorumlanabilecek ya da Şîîlerin beraatının daha evrim geçirmiş akidelerini içeren daha genel tabirler kullanılmaktaydı.

Başka bir nokta da şudur: Metinde bazı Ehl-i Beyt düşmanlarının isimleri sayılıyor ki bu durum, bu isimlerin muhataplarınca tanınan, yakın zamanda yaşamış kişiler olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Emevilerin son döneminde ortaya çıkan bir metinde Âl-i Ziyâd’ın, Şimr ve Ömer Sa’d’ın vurgulanması son derece doğaldır ve Şîîlerin Emeviler, onların yardımcıları ve memurları tarafından Ehl-i Beyt’e yapılan zulüm hakkındaki duygularını yansıtmaktadır. Bu metin sonraki dönemlerde uydurulmuş olsaydı doğal olarak başka bir zamanın şartlarının etkisi altında kalacağından, Emevi şahsiyetlerin isimleri, onların muhtelif dönemlerdeki hanedanları ve memurlarının bahsi bu denli geçmeyecekti. Ziyaretnâmede Âl-i Ümeyye’ye, onların kan dökücü vali ve memurlarına lanetin “sonsuza” dek ifadesiyle birlikte gelmesi, metnin bu hanedanların iktidarda olduğu ve Emevilerin zulüm sisteminden nimetlendikleri bir dönemde sunulduğunun sağlam bir göstergesidir. “Onların taraftarlarına (Şîîlerine), tâbilerine ve velilerine (ziyaretnâmenin başka bir yerinde de “ümmetlerine”) lanet et!” ifadesi, “ümmet”lerinin de Ehl-i Beyt’e zulümde onların yanında olduğunu göstermektedir (“Ümmet”, “Ehl-i Beyt”in karşısında). Bu duanın genelindeki Emevi karşıtı atmosfer, Emevilerin yok olup gittiği ve mantık gereği Emevi aleyhtarı duyguların ifadesine uygun somut bir ortamın bulunmadığı bir zamanda inşa edilmiş bir metnin atmosferine benzememektedir. Bu metinde Ehl-i Beyt ve düşmanlarına nispetle “silm” (barış) ve “harb” (savaş) kavramlarının geçmesi ve hemen sonrasında Âl-i Ziyâd, Âl-i Mervân ile Ümeyyeoğullarına ve bunlara bağlı unsur ve görevlilere şahsen lanet ibrazı, düşmanla kimin kastedildiğini açıklığa kavuşturmaktadır. Yine Âl-i Mervan ve Ümeyyeoğullarından bahsedilmesi, bu sözün bu hanedanların iktidarda olduğu bir dönemde serdedildiğini gösteriyor. Buna göre metnin hedefi, Hüseyin b. Ali’nin (a.s.) ve ashabının katilleri her ne kadar halihazırda yaşamıyor iseler de, aynı yolda giden hanedanlarının geride kalanlarına -kendilerini Emevi halifesi Yezid tarafından işlenen bu amelden uzak görseler bile- muhalefet ve düşmanlık etmenin gerekliliğini ispattır. Bu durumun Abbasi İhtilali’nden on-yirmi yıl öncesini ve ikinci asrın başındaki Kufeli Şîî grupların halini yansıttığı açıktır. Bu ziyaretnâmenin bir bölümünde düşmanların Ehl-i Beyt’in Şîîlerine yaptıkları zulümden bahsedilmesi de aynı şekilde açıkça Emevilerin son dönemindeki Alevi ve Şîî karşıtı zorlu baskı havasını yansıtmaktadır. Tebliğ amaçlı ve mücadeleye çağrı yapan bir metin olan bu ziyaretnâmede Alevilerin Emevi karşıtı duyguları çok etkili ibarelerin tekrarıyla harekete geçirilmikte ve başarılı bir şekilde vurgulanmaktadır. Dolayısıyla bu metnin tam anlamıyla devrimci bir yönü vardı ve bu durum Emevilerin son döneminin Emevi karşıtı atmosferinin, Alevi-Şîî hissiyatı ve devrimci eğilimlerin çerçevesinde son derece anlaşılırdır.

Âşûrâ Ziyareti metninin atmosferiyle ilişkili olarak karşılaştığımız başka bir nokta da “intizar” ve Ehl-i Beyt-i Muhammed’den bir şahsın kıyam ederek Ehl-i Beyt düşmanlarından intikam alacağına duyulan ümid meselesidir. Bu düşmanlar, Ehl-i Beyt’i layık oldukları asıl mertebelerden (merâtib) alıkoymuş kişilerdir. Bu metnin bu konudaki ilk ibaresi şudur: “ve en yerzukanî talebe sârike mea imâmin mansûrin min Ehli Beyti Muhammedin.” (Allah'tan, Muhammed'in (s.a.a.) Ehl-i Beyt'inden olan muzaffer İmam (Hz. Mehdi) ile birlikte senin intikamını almakla beni rızıklandırmasını istiyorum!) “Mansûr” (yardım edilmiş, muzaffer) tabirinin Şîî atmosferinde ve Emevi asrının son dönemlerinin Şîî mücadele hareketlerindeki varlığı, bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmıştır. Benim inancıma göre bu konunun vurgulanışını, metnin asli merkezi saymak gerekir ve bu akide, o dönemdeki Emevi karşıtı Şîî hareketinin manifestosu mesabesindeydi. Ziyaretnâmedeki ikinci önemli nokta ise “intikam” kavramının “imam” lafzıyla birlikte geçmesidir: “ve en yerzukanî talebe sâri mea imâmin hudâ zâhirin nâtikin bi’l-hakki minkum”(Bana, hidayet İmamı olan, zuhur etmiş halde hakkı söyleyen (Hz. Mehdi) ile birlikte intikamınızı almayı nasip buyursun.) Burada o imamın özelliği olarak, Şîîlerin Emevi döneminin sonunda hak İmamda aradıkları şartlardan birinden bahsedilmektedir. “Zâhir” ifadesi muhtemelen Hz. Ali’den nakledilen meşhur Kumeyl Hadisi[2] gereğince, Şîîler arasındaki iki tür imamın (zâhir ve gizli-gâib) varlığı inancının arka fonu ve akidesine işarettir. Bu durum ilk dönem Şîîleri arasındaki tartışma ve ayrımların nedeni idi. (Bu noktada üstad Prof. Hüseyin Müderrisi’nin söz konusu kriz hakkındaki kitabına bakılabilir)[3].

Dolayısıyla bu satırların yazarına göre Âşûrâ Ziyareti’nin sıhhati ve Emevilerin son dönemine nispeti için; senedle ilgili lerin dışında metin içi tarihsel eleştiri yönteminden faydalanarak ve tarihsel göstergebilim (semiyotik) yoluyla da istidlalde bulunabiliriz. Elbette bu yöntemle bu metnin gerçekten de İmam Bâkır’a isnad edilebileceğini gösteremeyiz, bu amaca dönük din içi senedsel ler Şia ulemasının hep gündemindeydi ve halen de öyledir. Öte yandan metnin İmam’a ait olmadığını farz etmemiz durumunda, sadece tarihsel bakış açısıyla bile Ziyaret-i Âşurâ metninin Şia’nın Emevilerin son dönemine ait bir tebliğ aracı olduğunu söyleyebiliriz. Muhtemelen Şîîlerin bazı grupları tarafından tarih boyunca gizli bir propaganda metni, manifesto olarak elden ele aktarılmakta ve okunmaktaydı. Bu metin elbette sonraları İmâmî Şîî metinleri arasına dahil edilerek korunmuştur, ancak açıktır ki daha sonraki bu metinler daha eski asıllara ve metinlere istinad edilmekteydi. Bunlar iki yüzyıldan fazla bir süre Şîîler arasında dolaşımdaydılar. Ve nihayetinde bu ziyaretnâme de “musannef” kitaplarına dercedilerek rivayet ve tedvin edilmiştir.

Bu yazıdaki amacımız, ilk birkaç asrın isnad ve metinlerinin incelenmesinde sadece hadislerin sıhhatinin geleneksel araştırma yöntemlerine başvurmanın yeterli olmadığını göstermektir. Özellikle de inanç ve düşünce tarihçisi için metin içi analiz ve eleştiri ile bunların diğer doğrulanmış metinlerle karşılaştırılması oldukça zaruri ve ufuk açıcıdır.

Kaynak: https://ansari.kateban.com/post/1640