On4 TV Genel Yayın Yönetmeni ve Araştırmacı-Yazar Hürriyet Varol ile..

.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Başta ülkemiz ve bölgemizi oldukça yakından ilgilendiren belki de özelde Batı Asya’ya genelde de tüm dünyaya yön verecek olan Aksa Tufanı Harekâtı ile ilgili konunun ehli uzmanlar ile röportajlar hazırladık.

 * * *

.

Bugünkü konuğumuz uzun yıllar medya alanında çalışmaları ile tanınan On4 TV Genel Yayın Yönetmeni ve araştırmacı-yazar Hürriyet Varol Hocamız.

.

- Hürriyet Bey, Büyük Ortadoğu Projesi’nde Siyonistler ve Batılı devletler bunun neresinde yer almaktadır? Bu konu hakkında bizlere bilgi verir misiniz?

 

Hürriyet Varol: BOP ismiyle dünya gündeminden hiç düşmeyen bu konu ABD ve Batılıların gerçekleştirmeye çalıştığı yenidünya düzeni projesinin de en önemli ayağı olduğunu hatırlatmak gerekir. Projenin sahipleri ve aktörlerin iddialarına göre bu proje, Ortadoğu ve mücavir bölgeleri, Orta Asya ve Kuzey Afrika'yı dönüştürmeyi, bu alanları küresel pazarlara açmayı ve Batı demokrasisi standartlarına ulaştırmayı ve bölgeyi bir tehdit ve terör bataklığı olmaktan çıkarmayı amaçlamaktadır. Ancak bunun gerçekte bir genişletme, büyütme ve yenileme olmadığını, aksine yeniden düzenleme ve yeniden dizayn etme olduğunu herkes gördü ve biliyor. Biliyor bilmesine ama karşı koyma yerine bundan nasıl yararlanırız veya bunun getireceği tehditlerden nasıl yırtarız hesapları yaparak birçoğu projeye taraftar görünüp destek verdiğini bildiriyor!

BOP ülkeler nezdinde anlatılıp pazarlandığında çeşitli gerekçeler ileri sürülmüştür. Teröre karşı mücadelede sineklerle değil sinekleri üreten bataklığı kurutmak, küresel terörizme karşı önlem, kökten dinci, şiddet yanlısı odakları önlemek, toplumları kasıp kavuran fakirliği ortadan kaldırmak, ülkeleri özgürlük ve gelişmişlik açısından kalkındırma vs gibi süslü maddeler ile her ülkenin ve rejimin nabzına göre şerbet veriliyordu. Türkiye gibi emperyal kökü ve geçmişi olan bir ülke için de en cazibeli katılım gerekçesi ise şuydu; “Diğer ülkelere göre daha güçlü ve daha gelişmiş ülkeler bu projeye katıldıkları ve katkı sundukları takdirde daha karlı daha kazançlı çıkacak, pastadan daha büyük pay alacaktır.”

Türklerin bu projeye katılmalarındaki düşüncenin temelinde (katılım yanlılarının savunmasına bakılırsa) “karşı koyamadığın yıkıcı dalgaya binip ondan yararlanmalısın” kuralı yattığı açık bir gerçektir. Eş başkanlık hediyesi ile de heyecan artırıp fiilen işin içine çekme planları yapılmış oldu.

BOP yeni bir girişim olarak görülse de temelleri Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve sonraki gelişmelere kadar dayanmaktadır. Büyük Orta Doğu Projesinin, aslında tarihi geçmişi daha eskilere dayanan bir fikir olduğu da söylenebilir.

Büyük güçlere göre, Orta Doğu'da yer alan bölgelerin bir bütün olarak görülmesi ve bu bölgede otoriteyi sağlayacak bir siyasal yapılanmanın gerçekleştirilmesi durumunda dünyanın tamamına yönelik emperyal hedefin büyük sınırlar içerisinde gerçekleşeceği anlamına gelmektedir.

İran, Anadolu, Mezopotamya ya da Mısır merkezli siyasal yapılanmalar daha büyük bir güç olmak için ortaya çıktıklarında, dünyanın jeopolitik merkezi olan Orta Doğu alanını daha büyük sınırlar çerçevesinde kendi kontrolleri altına almak istemişlerdir.

Tarihte tüm kadim milletler ve medeniyetler hep kendilerinin merkezinde yer aldıkları bir Ortadoğu hegemonya alanı oluşturmanın çabası içerisinde olmuşlardır.  Sümerler, Babiller, Persler, Memlûkler, Selçuklular ve de Osmanlılar aynı yoldan giderek, bütün bölgeye egemen olmak istediklerinde Orta Doğu alanını kendi denetimleri altına almak ve böylece büyük bir imparatorluk kurmak istemişlerdir. Orta Doğu alanında daha büyük bir Orta Doğu oluşturmaya yönelmişlerdir. Bölgeyi kendi kontrolleri altına alabilmek için böylesine bir projeyi kendi güvenlikleri açısından gerekli görmüşlerdir. 

İkinci Dünya Savaşı'nda sömürgeci Batı devletleri Ortadoğu da nüfuz ve kontrol pozisyonunu iyice kaybettikten sonra bu bölgede Siyonistlerin devlet projesini biçilmiş bir kaftan olarak görmüşler. Böylece Batılı Devletlerin Orta Doğuda nüfuzlarını geri kazanmak için aradıkları fırsat ayaklarına gelmişti ve bu fırsatı değerlendirmeyi düşünen Batılılar her şeyi göze almışlardı. Hatta İslam dünyasına karşı yeni bir haçlı seferi başlatmayı bile.

2004 yılının Haziran ayında G-8 Zirvesi’nde bu projenin temeli atıldığında Türkiye (demokratik ortak sıfatıyla) ve hedef ülkeler (bölgesel ortak sıfatıyla) davet edilmişlerdi. Bu davete Türkiye, Afganistan, Irak, Yemen, Ürdün, Bahreyn ve Cezayir olumlu yanıt vererek katılırken; bazı kaygılar nedeniyle, başta Mısır, Suudi Arabistan ve Tunus olmak üzere birkaç Arap ülkesi ise, mesafeli durmuş süreci bekleyeceklerini açıklamışlardı.

28-29 Haziran 2004’te İstanbul’da yapılan NATO Zirvesi’nin gündemine BOP da alınmak suretiyle kuruluş amacını yitiren ve varlığı sorgulanmakta olan NATO’nun yeni düşmanı olarak belirlenen küresel terörizmin üstüne daha fazla gidileceği ilan edilmiştir. Artık NATO bünyesinde alınacak bir kararla herhangi bir ülke "teröristleri koruyan ülkeler" listesine alınıp işgal edilebilecekti.

Zirve bitiminde yayınlanan bildiride Türkiye ile birlikte Yemen'e Ortadoğu'yu temsilen ve İtalya'ya G-8'i temsilen eş başkanlık verildiği anlaşılmaktadır. Oturum sonrasında bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Erdoğan, BOP’a sahip çıkarak, anılan projenin hedefini paylaştıklarını söylemiştir.

Sonuç olarak denilebilir ki; ABD G-8 Zirvesi ile, arzu ettiği Batılı ülkeleri BOP’a ortak etmeyi başarmış olsa da İslam coğrafyasında henüz yeterli kabulü sağlayamamıştır. Hatta son yıllarda Irak ve Suriye’de patlak veren iç savaşın Batılıların arzusu yönünde sonuçlanmaması ile birlikte bu projenin (geniş kapsamıyla) şimdilik rafa kalktığını görmekteyiz. Ortakların arasına giren kara kediler yüzünden büyük projeler yerini artık oluşturulmak istenen butik ve dar bölge devletçiklerine bıraktığı da başka bir gerçektir.

ABD ve Batılı ortakların bu bölgede direniş hilali engeline karşı devletler yerine artık örgütler ile çalışmaya yeltendiğini herkes biliyor. Kendilerine daha rahat alan açmak için Suriye’nin kuzeyinde terör örgütlerine ve ayrılıkçı Kürt unsurlara verdikleri aleni destek bunun açık kanıtıdır. Sonuçta Filistin işgalini ve işgalin devam ettiği süreçte yaşanan kıyım, savaş ve direnişi, BOP’dan bağımsız görmek Batılıları tanımamak ya da en hafif tabirle Batılıların entrikaları karşısında ihanete boyun eğmektir.

 * * *

- Bu detaylı ve doyurucu cevabınız için size çok ederim. Peki, sizce Gazze direnişinin kazanımları, dünya çapında etkisi, geleceği nedir?

 .

Hürriyet Varol: Aslında bunu ‘Gazze Savaşı’nın Kazanımları ve Düşmanın Kayıpları’ olarak değerlendirirsek daha yerinde olacaktır. Gazze savaşının start fişeği sayılan Aksa Tufanı operasyonu Filistin’in işgalcilere karşı mücadele tarihinde bir milattır, bir başlangıçtır diyebiliriz. Bu savaşın günümüzde ve gelecekte birçok kazanımların temel sebebi olacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Yaşananlar ileri süreçte büyük zaferlerin müjdecisi niteliğindedir.

Filistin’in 75 yıllık işgal tarihinde, onların haklılığı, gaspa uğraması ve mazlumiyeti hiç bu kadar geniş çapta dünyaya açıklanma fırsatı bulmamıştı, aydınlatılmamıştı.

İsrail’in, Amerika’nın ve Avrupalı destekçilerinin zalimliği, vahşeti, korkusu, acziyeti ve güçsüzlüğü hiç bu kadar dünyanın gözleri önüne serilmemişti. Ateşkesin uygulandığı güne kadar dünya İsrail’in sivil katliamını ve Hamas’ın Aksa Tufanını ve askeri dehasını konuştu durdu. Aksa Tufanı operasyonu ile İsrail’in gücünün abartılıp göklere çıkarıldığı bir dönemde zayıf ve kırılgan bir yapıya sahip olduğu kanıtlanmış oldu.

Ayrıca Hamas, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, İslâmî Cihâd, Kudüs Seriyyeleri ve el-Aksâ Şehitleri Tugayları gibi örgütlerin bir arada hareket ettiği görüldü. Filistin’in silahlı kanatlarının işgale karşı mücadele tarihinde ilk kez "Ortak Operasyon Masası" altında koordineli çalıştığına hep birlikte şahit olduk. 

Bu savaşla, arada geçinenlerin, ortayı bulanların, ikiyüzlülük yapıp düşmana çalışanların nifak maskesi düştü, dünyanın artık “İşgalciler ve Direnişçiler” diye iki kutuplu hale geldiği herkesçe görüldü. İstikbar ve işgalcilerin oluşturduğu yalan imparatorluğu da çökmüş oldu.

Gazze savaşı, zalim işgalciler ile başlayan normalleşme furyasını yerle bir etmiş müzakere ile sonuca gitmeye çalışan ahmakların ve korkakların kafasına balyoz gibi inmiştir. Böylece unutturulmaya çalışılan Filistin işgalini güçlü bir şekilde dünya gündeminin en baş sırasına oturtmuştur.

Gazze savaşı Batılı ülkelerin ve Batılı medeniyetin, insan hakları ve özgürlük yıldızı parlatıldığı bir dönemde maskesini düşürmüş, ne kadar vahşetten yana olduklarını ve insanlığın onların gözünde hayvandan daha aşağı olduğunu göstermiştir.

Vahşi Batı ve onların Ortadoğu vekilliğini yapan İsrail’in güçten başka bir dilden anlamadığını da gelinen ateşkes sürecinde gördük. İran’ın Filistin için savaşanlara destek vereceğini aleni şekilde deklere etmesi, Lübnan Hizbullah’ının İsrail’i kuzeyden kuşatması, Irak ve Suriye’de Haşdi Direniş Birliklerinin Amerika askeri üslerine 200’den fazla saldırı düzenlemesi, Yemen Direniş Güçlerinin İsrail’in güvenliğini sarsan balistik füze saldırıları ve en son Yemenli yiğitlerin Kızıldenize inmeleri, işgalcilere ait gemilere el koyma operasyonları… Hepsi ve hepsi bize Direnişin ne kadar caydırıcı olduğunu göstermektedir.

Direnişin başkomutanı Ayetullah Hamaneî, sporcularla yaptığı bir görüşmede “İsrail bu son olayda tam anlamıyla tuş edilmiştir” ifadesini kullanarak Siyonistlerin bu savaştan eli boş çıktığına vurgu yapmış, hedeflerinin hiçbirine ulaşamadığını söylemiştir. Bir buçuk aydır hiçbir askeri hedef vuramayan, sivil katliamların dışında gösterecek hiçbir başarısı olmayan İsrail kayıpları saymakla bitmez. Onlardan sadece bir kaçı;

·         Hamas’ı yok edemediler. Hamas’ın önemli bir üyesini dahi ele geçiremediler. Hamas’ın herhangi bir karargâhını bulup yok ettik diyemediler.

·         Tünellere giden yollar bulunamadı. Küçücük bir yerde 500 kilometrelik tünel ağından bir tanesine bile ulaşılamadılar.

·         Esirleri onca haşin ve sınırsız saldırılara rağmen kurtarılamadı.

·         Gazze boşaltılamadı, halkı göçe zorlayamadılar.

·         Ateşkes kabul edilmek zorunda kalındı.

·     Hamas’a DAEŞ ve terör örgütü dedikleri halde müzakerelere mecbur kalındı. Esirlerin değişimi konusunda ödünler verildi, devlet gibi tanındı protokoller imzalandı.

·         300 tank, zırhlı araç ve onlarca buldozeri imha edildi.

·         Aksa Tufanı operasyonunda ve Gazze’ye kara harekâtı başlangıcında 2 binin üzerinde asker ve silahlı yerleşimci yok edildi.

·         Yaklaşık 15 milyar dolara yakın maddi kayba uğradı.

·         Güvenlik ve uyarı sistemi açısından İsrail miti çökmüş oldu saygınlıkları kayboldu.

·         Dünya şehirlerinin kahir ekseriyetinde İsrail’in aleyhine protesto gösterileri düzenlendi, Siyonistler lanetlendi, saldırılar kınandı.

·         Modern savunma sistemi ve silahları, özellikle Merkava tanklarının itibarı sorgulanmaya başlandı

·         İsrail Borsası'nın hisse değerleri çöküşe geçti, ticari ve iş dünyasından ülke dışına kaçışlar yaşandı, para birimi değer kaybetti, 300 binden fazla yeni işsiz oluştu, yabancı yatırımda ciddi azalma oluştu, turizm sektörü sıfırları gördü.

·         İsrail gaz sahası çalışmaları askıya alındı.

·         Havayolu uçuşları askıya alındı.

·         İşgalci İsrail’in Filistin topraklarına dışardan taşıdığı yerleşimcilerin kaçışı başladı.

Bazıları tarafından İsrail’e atfedilen zafer ve başarıyı aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

·         15 bine yakın sivil halkın katledilmesi.

·         Savaş ve katliam tarihlerine rekor olarak geçen 5 binden fazla çocuğun öldürülmesi.

·         Gazze’nin kuzeyindeki yerleşim alanlarının tamamı yerle bir edildi.

·         Hastanelere saldırılması, 20 den fazla hastanenin hizmet dışı bırakılması.

·         Okulların yıkılması, camilerin, kiliselerin bombalanması.

·         Kızıl Haç, Kızılay ve mülteci kamplarının, hatta barınak olarak kullanılan hastane bahçelerinin vurulması.

·         Elektrik ve içme suyunun kesilmesi.

·         Gıda ve ilk yardım malzemelerinin girişinin yasaklanması.

·         Gazetecilere hedefli saldırılar ve 60’dan fazla gazeteci ve muhabirin öldürülmesi.

·         7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunda savaştan kaçan kendi vatandaşlarını bile Filistinlilere esir düşmesinler diye göz kırpmadan öldürmesi.

* * *

- Hürriyet Hocam bu doyurucu bilgilerden ötürü size tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz.

.
* Bu röportaj 25 Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilmiştir.