.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Lokman Hekîm, en büyük hekimlerden birisidir. Kur’an-ı Kerim “Biz Lokman’a hikmet verdik.” ayetinde Lokman’ın hekîm oluşunu dillendirmekte, onun hikmetli öğretilerinden bazısını gelecek nesillere aktarmakta, herkesi onun hikmetlerini araştırmaya ve öğrenmeye davet etmektedir.

Maalesef bu bilge hekimin hayatı hususunda elimizde yeterli bilgi mevcut değildir. Ancak yapılan kapsamlı araştırma esasınca onu tanımaya ışık tutacak bir takım bilgileri özetle aktarabiliriz:[1]

Lokman’ın Soyu

Bazıları Lokman’ı Nâhûr b. Târeh’in[2] oğlu, bazıları Bâur b. Târeh’in oğlu, bazıları Baurâ’nın oğlu, bazıları Leyan b. Nâhûr b. Târeh’in oğlu, bazıları Anka b. Sârun’un oğlu, bazıları Anka b. Mirbed’in oğlu, bazıları Anka b. Sirun’un oğlu ve bazıları ise Kûş b. Sâm b. Nuh’un oğlu olarak bilmektedirler.

Tabii ki Lokman’ın babasının kim olduğu hususunda denilenlerin arasından birini seçmek ne kolay ne de zaruridir. Fakat Lokman’ın atalarının meşhur ve çok iyi tanınan bir soydan gelmiş olmadığını da söylemek mümkündür. İmam Cafer Sadık (a.s) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

أما وَاللّه ِ ما اُوتِيَ لُقمانُ بِحَسَبٍ ولا مالٍ ولا أهلٍ ولا بَسطٍ في جِسمٍ ولا جَمالٍ

Allah’a andolsun ki Lokman’a soyda, servette, endam ve cemal güzelliğinde ayrıcalıktan dolayı hikmet verilmemişti.

Lokman’ın Irkı ve Zahirî Özellikleri

Lokman siyah ırka mensuptu. O zahirî cemal güzelliğinden nasiplenmemişti. Öyle ki Tabersî, Mecmau’l-Beyan adlı kitabında konuyla alakalı şu hadisi nakletmiştir:

قيل للقمان : ما أقبَحَ وَجهَكَ! قالَ : تَعتِبُ عَلَى النَّقشِ أو عَلى فاعِلِ الناقش؟!

Lokman’a: “Ne kadar çirkin cemalin vardır.” denildi. Lokman: “Nakışta mı yoksa nakşedende mi kusur arıyorsun.” dedi.[3]

Elimize ulaşan bazı bilgilere göre Lokman, kısa boylu, küt ve geniş burunlu, kalın dudaklı, geniş ve eğri ayaklı ve omuz aralığı birbirine yakın biridir. Yine de en iyisini Allah bilir.

Lokman’ın Köleliği

Lokman Habeşli (Etiyopyalı) bir köleydi. İmam Ali’den (a.s) nakledildiğine göre, o efendisiyle yapmış olduğu bir anlaşma sonucu azat olan ilk köleydi.

أوَّلُ مَن كاتَبَ لُقمانُ الحَكيمُ وكانَ عَبدا حَبَشِيّا

(Kölelerden) Efendisiyle azatlık anlaşması yapan ilk köle Lokman Hekim’di. O Habeşli bir köleydi.[4]

Saâlibî ve İbn Kuteybe’nin yazdığına göre Lokman, Habeşli bir köleydi. İsrail Oğulları’ndan olan bir şahsın kölesiydi, efendisi ona yüklü bir miktarda servet vererek Lokman’ı azat etmiştir. Ayrıca Lokman ilk köle olarak satıldığında otuz miskal[5] ya da otuz buçuk miskal altın para karşılığında satıldığı da rivayet edilmektedir.

Lokman’ın Yaşadığı Tarih

Bu İlahî hekimin yaşadığı tarih tam olarak bilinmemektedir. Murucu’z-Zeheb’in yazdığına göre, o Hz. Davud’un (a.s) hükümdarlığı döneminde doğmuş ve Hz. Yunus Peygamber’in (a.s) dönemine kadar yaşamıştır. Başka rivayetlere göre ise, Lokman Hz. Davud’un (a.s) döneminde yaşlı idi.[6] Ve yine Lokman’ın Hz. İsa’nın (a.s) bisetiyle Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliği arasında yaşadığına inanan bazı tarihçiler de bulunmaktadır.

Allah Hakkında Cisim ve Suret Tasavvuru Allah Hakkında Cisim ve Suret Tasavvuru

Bazı tarihî kayıtlara göre Lokman’ın şöhretin zirvesinde oluşu, Keykubad ve İran’da Kiyaniler saltanatı dönemine denktir. Diğer bir görüşe göre de Lokman miladi 554’te doğmuştur. Buna göre Lokman’ın hayatının üzerinden en fazla iki bin beş yüz ile üç bin yıl geçtiği tahmininde bulunabiliriz.

Lokman’ın Yaşadığı Yer

Bazı tarihî kayıtlara göre Şam beldeleri Lokman’ın yaşadığı belde olarak kaydedilmiştir.[7] Bazı tarihçilere göre ise Lokman Küçük Asyalıdır.[8] O Amuryum adlı bir köyde dünyaya gözlerini açmıştır. Bazı tarihî kaynaklara göre ise Lokman (Ürdün’ün) Eyle[9] kentinde dünyaya gelmiştir.

Ve yine bazı tarihî kaynaklara göre, Lokman ömrünün bir kısmını Irak’ın kuzeyinde bulunan ve önemli kentlerinden biri olan Musul’da geçirmiştir. Lokman’ın ömrünün son yıllarını geçirdiği kentler arasında (Filistin’in) Remle[10] kenti de yer almaktadır.

Lokman’ın Mesleği

Lokman’ın mesleğinin ne olduğu üzerine yine farklı birkaç bilgi söz konusudur. Terzilik, marangozluk, çobanlık ve odunculuk Lokman’a atfedilen mesleklerdendir. Bazı tarihçiler Lokman’ın yorgancı olduğunu yazmışlardır. Ancak hiçbir tarihçinin güçlü kanıtı bulunmamaktadır.

Bazı kaynakların kayıtlarına göre Lokman, İsrail Oğulları arasında kadılık yapıyordu.[11] Fakat bu tür rivayetler, Lokman’ın hikmetinin kadı olmayı kabul etmeyişinden kaynaklandığı ifade eden hadislerle çelişmektedir.[12]

Yine bazı araştırmacıların muteber kanıtlarla kaydettiklerine göre Lokman, kendisinde bulundurduğu hikmet ilminin yanı sıra, hastalıkları teşhis ve tedavi edebilecek tıp ilmine de sahipti.

Lokman’ın Yüzüğündeki Yazı

Gazzâlî, İhyau’l-Ulûm adlı kitabında Lokman’ın yüzük kaşına şu cümlenin nakşedildiğini nakletmiştir:

السَّترُ لِما عايَنتَ أحسَنُ مِن إذاعَةِ ما ظَنَنتَ

Gördüğünü gizlemek, zannettiğini (aşikâr edip) açığa çıkarmaktan daha iyidir.[13]

Lokman’ın Öğrencileri

Hamdullah el-Müstevfî, Tarih-i Güzide adlı eserde (Lübnan asıllı Yunanlı) Fisağurs’u ve (eski İranlı hekim) Camasb’ı Lokman Hekim’in öğrencilerinden bilmektedir. Yine Yunanlı maruf hekim Enbazguls’un, hikmeti Şam’da Lokman’dan öğrenip Yunan topraklarına getirdiği söylenir. Yine bazı tarihçilere göre Hud Peygamber’in (a.s) döneminde yaşamış olan Lokman b. Ad da Lokman Hekim’in öğrencidir.

Ayrıca Muhaddis Kummî diyor ki:

قيل : إنّ بطليموس كان تلميذ جالينوس ، و جالينوس تلميذ بليناس ، و بليناس تلميذ أرسطو، و أرسطو تلميذ أفلاطون ، و أفلاطون تلميذ سقراط ، و سقراط تلميذ بقراط ، و بقراط تلميذ جاماسب ، و جاماسب أخو كشتاسب وهو من تلامذة لقمان الحكيم ، مثل فيثاغورث الحكيم المشهور

Betlimus, Calinus’un öğrencisi ve o Belinas’ın öğrencisi ve o Aristo’nun öğrencisi ve o da Eflatun’un öğrencilerinden biriydi ve Eflatun, Sokrat’ın öğrencisi ve o Bokrat’ın öğrencisi ve Bokrat, Camasb’ın öğrencisi ve Koştasb’ın kardeşi olan Camasb da meşhur hekim Fisağors gibi Lokman Hekim’in öğrencilerinden biriydi.[14]

Lokman’ın Ömrü

Lokman’ın ömrü konusunda muhtelif görüşler bulunmaktadır. Bazıları onun iki yüz yıl, bazıları da bin yıl yaşadığını söylemektedirler. Fakat Sâdi’nin Gülistan’ında şöyle geçmektedir:

İnsanlardan hiç kimsenin ömrü Lokman kadar uzun olmamıştır. O üç bin yıl yaşamıştır. Ömrü sona erdiğinde ölüm meleği ona geldi. O sazlıkta oturmuş kamıştan sepet örüyordu.

Ölüm meleği ona dedi ki:

— Ey Lokman! Üç bin yıl yaşadın, neden kendine bir ev yapmadın?

Lokman dedi ki:

— Ey davetçi! Senin gibi biri peşinde olan kimsenin ev yapmak neyine gerek!

Diğer bir görüşe göre ise Lokman Hekim, üç bin beş yüz yıl yaşamıştır.

Lokman kendi oğluna nasihat ettiği sırada şöyle dedi:

Ben dört bin yıl, dört bin peygambere hizmet ettim.

Söylemek gerekir ki, öne sürülen bu görüşlerin hiçbirisini ispat edecek güçlü kanıtlar bulunmamakla birlikte o görüşleri yalanlayacak kanıtlar da bulunmamaktadır. Ancak beyan edilen görüşlere ek olarak bazı hadislerin içeriğinden de Lokman’ın çok uzun seneler yaşadığını ispatlamak mümkündür.[15]

Lokman’ın Mezarı

Tarih kaynaklarında Lokman’ın nerede defnedildiğiyle ilgili birkaç yerin adı geçmektedir. Bazı tarihçiler Eyle kentinin Lokman’ın defnedildiği yer olduğunu söylemektedir. Bazıları mezarının Remle kentinde olduğunu, bazıları ise Mısır’ın kuzeyinde bulunan İskenderiye kentinde olduğunu söylemektedirler.

Mu’cemu’l-Buldan’da şöyle denilmektedir:

وفي شرقي بحيرة طبريّة قبر لقمان الحكيم و ابنه، و له باليمن قبر، واللّه أعلم بالصحيح منهما

Lokman Hekim’in ve oğlunun mezarları, (Filistin’de) Taberiye Gölü’nün doğusunda bulunmaktadır. Ve onun olduğu denilen bir mezar da Yemen’de bulunmaktadır ki, hangisinin Lokman’ın mezarı olduğunu Allah bilir.[16]

Lokman Peygamber miydi?

Kimileri, ulemadan bir grubun Lokman’ın peygamber olduğunu söylediklerini rivayet etmektedirler. Fakat Sa’lebî’nin tefsirinde şöyle yazılmıştır:

اتّفق العلماء على أنّه كان حكيما و لم يكن نبيّا إلاّ عكرمة، فإنّه قال: كان لقمان نبيّا، تفرّد بهذا القول

Ulema görüş birliği yapmışlardır ki, Lokman sadece bir hekimdi ve o peygamber değildi. Sadece İkrime onun peygamber olduğunu söylemiş, ancak o da bu görüşte yalnız kalmıştır.[17]

Fakat Tabersî, Mecmau’l-Beyan’da şöyle söylemektedir:

اختلف في لقمان، فقيل: إنّه كان حكيما ولم يكن نبيّا، عن ابن عبّاس ومجاهد وقَتادة وأكثر المفسّرين، وقيل: إنّه كان نبيّا، عن عكرمة والسدّي والشعبيّ

Lokman’ın peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf bulunmaktadır. İbn Abbas, Mücahid, Katade ve diğer müfessirlerin çoğunluğu, Lokman’ın peygamber olmadığına ve onun sadece bir hekim olduğuna kanaat getirmişlerdir. İkrime, Süddî ve Şa’bî’den peygamber olduğu nakledilmiştir.[18]

Ehlibeyt (Allah Resulü ve Ehlibeyt İmamları) Lokman’ın peygamber olduğunu kesin bir ifadeyle reddetmektedirler. Öyle ki Allah Resulü’nün (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

حَقّا أقولُ : لَم يَكُن لُقمانُ نَبِيّا

Hakikati (gerçeği) söylüyorum; Lokman peygamber değildi.[19]

Söylenilmelidir ki, Lokman’ın peygamber olduğunu iddia edenlerin maksadı, Lokman’a atfedilen peygamberlikten kastın, haber veren davetçi anlamına olursa, bu görüşleri hadislerle örtüşebilir.

Lokman’ın Hikmeti Elde Etmesinin Sırrı

Lokman’ın hayatında önemli ve öğrenilmesi gereken kayda değer nokta, onun hikmet nuruna nasıl eriştiğinin sırrını öğrenmek ve anlamaktır. Diğer bir deyişle şu soruya cevap verebilmektir: Lokman ne yaptı da Allah-u Teâlâ onu hikmet nimetiyle ödüllendirdi. Bunun sırrı çözülürse şayet, başkaları da hikmet nurunu elde edebilmek için kendi yeteneklerini işlevsel hale getirebilirler.

Mezkûr sorunun özet cevabı şudur: Hikmet nuruna sahip olmanın, İlahî sünnet esasınca kendine has birçok ön hazırlıkları vardır[20] ki, onlardan en önemlileri şunlardır: İman, ihlas, salih amel, zahitlik, helal yiyecek. Hikmeti elde etmenin ön hazırlıkları üzerine en kapsamlı söz, hekimlerin imamı Hz. Ali’den (a.s) nakledilen şu sözdür:

مَن أخلَصَ للّه ِ أربَعينَ صَباحا، يَأكُلُ الحَلالَ، صائِما نَهارَهُ، قائِما لَيلَهُ، أجرَى اللّهُ سُبحانَهُ يَنابيعَ الحِكمَةِ مِن قَلبِهِ عَلى لِسانِهِ

Her kim kırk gün ihlâslı olursa, helal rızık yerse, gündüzleri oruç tutup, geceleri ibadetle meşgul olduğu hâlde geçirirse, Münezzeh olan Allah, hikmeti kalbinden çıkarıp diline döker.[21]

Ayrıntılı cevaba gelince; birçok hadiste Lokman’ın hikmet nuruna nasıl eriştiği sorusunun cevabını ve hikmet nuruna erişebilmenin ön hazırlıklarının neler olduğuna işaret edilmiştir. Nitekim Nebevi bir hadiste şöyle geçer:

حَقّا أقولُ : لَم يَكُن لُقمانُ نَبِيّا ولكِن كانَ عَبدا كَثيرَ التَّفَكُّرِ ، حَسَنَ اليَقينِ أحَبَّ اللّه َ فَأَحَبَّهُ ومَنَّ عَلَيهِ بِالحِكمَةِ

Hakikati söylüyorum: Lokman peygamber değildi; o bilge bir kişiydi, güçlü yakini vardı, Allah’ı seviyordu Allah da ona sevdi ve hikmet nuru bahşederek ödüllendirdi.[22]

Diğer bir hadiste şöyle geçmiştir:

Adamın biri Lokman Hekim’in önünde duruyordu. Ona dedi ki:

— Sen Nahhâs Oğulları’nın kölesi Lokman mısın?

Lokman:

— Evet.

Adam:

— Öyleyse sen o siyah tenli çobansın.

Lokman:

— Tenimin siyahlığı açıkça görülmektedir; bende görüp de seni hayrete düşüren şey nedir?

Adam:

— Seni dinlemek için evinin önünde halkın toplanıp izdiham oluşturmaları ve söylediklerini kabul etmeleridir.

Lokman:

— Kardeş oğlu! Eğer sen de söyleyeceğim şeyleri yaparsan, (aynı) benim gibi olursun.

Adam:

— Hangi şeyleri?

Lokman:

— Gözümü harama kapadığımı, dilimi koruduğumu, helal şeyler yediğimi, iffetli olduğumu, ahdime vefa gösterdiğimi, verdiğim sözde durduğumu, misafirperver olduğumu, komşularımın haklarını gözettiğimi ve beni alakadar etmeyen şeylerle ilgilenmediğimi. İşte beni bu hâle getirip yücelten bunlardır.[23]

Yine bir diğer rivayette şöyle denilmiştir:

Lokman’a denildi ki:

— Sen falan kabilenin kölesi değil misin?

Lokman:

— Evet, niçin?

Lokman’a denildi ki:

— Hangi şey seni şu gördüğümüz makama ulaştırmıştır?

Lokman:

— Doğru sözlü olmam, emanetleri korumam, beni alakadar etmeyen işleri terk etmem, gözlerimi haramlardan sakındırmam, dilimi korumam ve helal rızıkla beslenmem. Her kim bunlardan azına sahip olursa, onun bana oranla eksiği vardır ve her kim bunlardan çoğuna sahip olursa o benden üstündür. Ve her kim de aynılarını yaparsa o da benimle eşittir.[24]

Bir diğer rivayette ise şöyle denilmiştir:

Halktan bir grup Lokman’ın önünde durup onu dinliyorlardı, oradan geçen bir şahıs Lokman’a dedi ki:

— Sen Benî falan kabilesinin kölesi değil misin?

Lokman:

— Evet, niçin?

Şahıs:

— Sen falan ve falan dağda çobanlık yapan adamsın.

Lokman:

— Evet.

Şahıs:

— Hangi şey seni şu gördüğüm hale getirmiştir?

Lokman:

— Doğruluk ve beni alakadar etmeyen şeylerin karşısında susmak.[25]

Kutbüddin Ravendî Lubbu’l-Lubab kitabında şöyle diyor:

إنَّ لُقمانَ رَأى رُقعَةً فيها «باسمِ اللّهِ» ، فَرَفَعَها وأكَلَها، فَأَكرَمَهُ بِالحِكمَةِ

Lokman, üzerinde “Bismillah” yazılı olan bir not parçası buldu. Onu yerden aldı ve yedi. Allah da, Lokman “Besmele”yi yerden alıp saygı gösterdiği için, ona hikmeti verip saygın kıldı.[26]

Lokman’ın hikmeti nasıl elde ettiğine dair en kapsamlı söz, İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilmiştir:

Allah’a andolsun ki Lokman’a, soy, varlık, aile, kudret ve güzellikten dolayı hikmet verilmedi. Belki o Allah’ın rızası bulunan işlerde güçlü ve dindardı. Yumuşak, sakin, açık ve ince görüşlü, mütefekkir, ibret alan, ihtiyatkâr, günah olur korkusuyla hiçbir şeye gülmeyen, asla sinirlenmeyen, herhangi biriyle şakalaşmayan, kendisine dünyalık verildiğinde sevinmeyen ve yitirdiğinde ise üzülmeyen biriydi. Kadınlarla evlenip çocuklara sahip oldu, kendisi ölmeden onların (ölüm) acısını gördü. Fakat hiçbirisine ağlamadı. İki kişi arasında kavga veya dargınlık gördüğünde onların (barıştırarak) arasını ıslah edip muhabbet aşıladı. Başkalarından güzel sözler duyduğu zaman genişçe araştırıp o sözü kimden öğrendiğini soruyordu. Fakihlerle ve hekimlerle çokça vakit geçiriyordu. Kadılara, emir sahiplerine ve padişahlara sıkça uğruyordu. Kadılara şefkatli olmayı öğütlüyordu. Emir sahiplerine ve padişahlara ise Allah’a teveccüh göstermemelerinden ve sorumluluklarına karşı kayıtsız kalmalarından dolayı, onlara muhabbetle yaklaşıp uyarıyordu. Nefsini (dizginleyecek) olgunlaştıracak her şeyden ibret alıyor, o vesileyle arzularıyla mücadele ediyor ve şeytanı kendisinden uzaklaştırıyordu. Düşünerek kalbini, ibretlerle de bedenini tedavi ediyordu. Fayda görmeyeceği hiçbir yere gitmiyordu. Bu nedenlerle kendisine hikmet öğretildi ve ismet (korunmuşluk) verildi.[27]


[1]- Dr. Abdullah Muvahhidî Muhibb’in Lokman-ı Hekîm ve Berresiy-i Tatbikiy-i Hikmethay-i o der Rivayat-i Farikayn, ba Nigahi be Mutun-i Ahdeyn, isimli (h. 1381) doktora tezi bu araştırmalardan biridir. Lokman’ın hayat geçmişi ve hikmetleri hususunda birinci bölümde kaynaklarına yer verilmeden nakledilen rivayetler, söz konusu eserden alıntıdır.
[2] Nâhûr b. Târeh, Hz. İbrahim’in (a.s) babalığı veya ondan sorumlu olan Azer’dir.
[3]- Mecmau’l-Beyan, c. 8, s. 496.
[4]- Deaimu’l-İslam, c. 2, s. 309, h: 1165.
[5]- Miskal eski bir ölçü birimidir ki; günümüz ölçeğine göre, her bir miskal, 456,3 grama denk gelmektedir. (Mütercim).
[6]- İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir: Lokman, Hz. Davud’dan (a.s) uzun yıllar önce yaşamış ve onun dönemini de idrak etmiştir. Hz. Davud (a.s) Calut’u öldürdüğünde Lokman da orada hazır bulunmaktaydı.
[7]- Geçmiş tarihte Şam, Ürdün, Suriye, Lübnan ve şimdiki Filistin’i de içine alan geniş coğrafi bölgeyi kapsamaktaydı. (Mütercim).
[8] Küçük Asya, bir kaç on asır öncesinde Anadolu toprakları olarak bilinmekteydi. Müslüman coğrafyacılara göre “Rum” diyarı ve Bizans toprakları olarak da bilinmektedir, şimdi günümüzde bu bölgeye Türkiye denilmektedir.
[9]- Eyle kenti, Akebe körfezinin bitişinde, Kızıldeniz’in kuzey sahilinde Ürdün topraklarında yer almıştır.
[10]- Remle, birkaç mekânın müşterek adıdır. Onlar arasında maruf olan Filistin’in eski toprakları içerisinde kalan mamur ve önemli bir kentin adıdır. Bu kentin Beytu’l-Mukaddes’e olan mesafesi on sekiz günlük yürüme mesafesindedir.
[11]- Câmiu’l-Beyan, c. 11, s. 67. ed-Dürrü’l-Mansûr, c. 6, s. 510.
[12]- bk. Üçüncü Bölüm, “Lokman’ın Halk Arasında Kadılığı Kabul Etmemesi” başlığı
[13]- İhyâu’l-Ulum, c. 2, s. 475.
[14]- el-Kuna ve’l-Elkab, c. 2, s. 74.
[15]- Anlaşıldığı üzere bazı tarihçiler Lokman Hekim’le, Lokman b. Ad-ı Kebir arasında fark gözetmeyip, her ikisinin aynı kişi olduğunu sanmışlardır. Oysaki Lokman b. Ad-ı Kebir Hz. Hud’un (a.s) zamanında, Lokman Hekim ise Hz. Davud’un (a.s) zamanında yaşamışlardır. Bazı rivayetlere göre Hz. Hud’un (a.s) peygamberliği Hz. Davud’un (a.s) bisetinden yaklaşık sekiz yüz yıl kadar önceydi. Hz. Davud (a.s) döneminde Lokman’ın gençliğini de göz önünde bulundurduğumuzda bu ikisinin aynı kişi olmadığı anlaşılmaktadır.
[16]- Mu’cemu’l-Buldan, c. 4, s. 19.
[17]- Tefsir-i Sa’lebî, c. 7, s. 312.
[18]- Mu’cemu’l-Buldan, c. 8, s. 439.
[19]- age, s. 51.
[20]- bk. Danışname-i Akaid-i İslamî, c. 2, Marifet Şinasi/Altıncı Bölüm/Dördüncü Fasıl: Hastgah-ı İlham.
[21]- Müsned-i Zeyd b. Ali (a.s), s. 384.
[22]- Mu’cemu’l-Buldan, c. 8, s. 494. Bihâru’l-Envâr, c. 13, s. 424.
[23]- el-Bidaye ve’n-Nihaye, c.2, s. 124. Tefsir-i İbn Kesir, c. 6, s. 337.
[24]- Tenbîhü’l-Havâtır, c. 2, s. 230. Bihâru’l-Envâr, c. 13, s. 426, h: 21.
[25]- İbn Ebü’d-Dünya, es-Semt, s. 296, h: 675. ed-Dürrü’l-Mansûr, c. 6, s. 512.
[26]- Müstedrekü’l-Vesail, c. 4, s. 389, h: 4995.
[27]- Tefsiru’l-Kummî, c. 2, s. 162. Bihâru’l-Envâr, c. 13, s. 409, h: 2.