.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Kur’an ve Hadiste Hikmet

Hikmet kelimesi Kur’an-ı Kerim’de yirmi defa geçmektedir. Ayrıca Allah-u Teâlâ Kur’an’da doksan bir defa kendisini “hikmet sahibi âlim” anlamına gelen “Hakîm” sıfatıyla övmektedir.[1]

Bu kelimenin İslamî metinlerde kullanıldığı yerler şunu göstermektedir ki, Kur’an-ı Kerim ve hadisler açısından hikmet, insanların insanlığın yüce zirvesine ulaşabilmelerinin ilmî, amelî ve psikolojik dayanıklılığının mukaddimesidir. İslamî hadislerde “hikmet”i tefsir etmek için yapılan yorumlar, yüklenen anlamlar ve gösterilen örnekler, genel tarifin örneklerinden bir örnektir sadece.

Hikmetin Kısımları

Hikmet, yapılan genel tarifler esasınca Kur’an-ı Kerim’e ve hadislere göre, ilmî hikmet, amelî hikmet ve hakikî hikmet olmak üzere üç kısma ayrılır. Elbette, bu adlandırma Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde hikmet kelimesinin kullanım yerleri esas alınarak yapılmıştır.

İlmî hikmet, amelî hikmet ve hakikî hikmetten her biri sağlamlılık merdivenin basamakları gibidir. İnsanlar bunları kullanarak kemal zirvesine ulaşırlar. Dikkat edilmeye değer husus şudur ki: Bu merdivenin birinci basamağı olan ilmî hikmet, Allah’ın gönderdiği elçiler tarafından inşa edilmiştir. İkinci basmağı olan amelî hikmet ise insanın kendisi tarafından inşa edilmelidir. İkinci basamak insanın kendisi tarafından inşa edildikten sonra, kâmil insan mertebesine ulaşabilmenin kalan son basamağını, yani hakikî hikmeti Allah-u Teâlâ’nın kendisi hazırlar.

1- İlmî Hikmet:

İlmî hikmetten maksat, insan- kâmil mertebesine ulaşabilme yönünde zorunlu olan her türlü bilgi ve marifettir. Diğer bir tabirle, hem inanç hem ahlak hem de amelle alakalı bilgiler hikmettir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, itikadî, ahlakî ve amelî alandaki hidayetlerin tümünü hikmet olarak adlandırmakta ve şöyle buyurmaktadır:

ذلِكَ مِمَّا أَوْحى‏ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَ لا تَجْعَلْ مَعَ اللَّهِ إِلهاً آخَرَ فَتُلْقى‏ في‏ جَهَنَّمَ مَلُوماً مَدْحُورا

İşte bunlar, Rabbinin sana hikmetten vahyettiği şeylerdendir. Allah ile beraber başka ilâh edinme! Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.[2]

Hikmete yüklenen şu anlam, İlahî peygamberlerin seçilmesinin ilk felsefesidir. Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde bu konu defalarca pekiştirilmiştir ki açıklayacağımız bu ayetler onlardan sadece bir kaçıdır:

لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنينَ إِذْ بَعَثَ فيهِمْ رَسُولاً مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آياتِهِ وَ يُزَكِّيهِمْ وَ يُعَلِّمُهُمُ الْكِتابَ وَ الْحِكْمَةَ وَ إِنْ كانُوا مِنْ قَبْلُ لَفي‏ ضَلالٍ مُبين‏

Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.[3]

كَما أَرْسَلْنا فيكُمْ رَسُولاً مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ آياتِنا وَ يُزَكِّيكُمْ وَ يُعَلِّمُكُمُ الْكِتابَ وَ الْحِكْمَةَ وَ يُعَلِّمُكُمْ ما لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُون‏

Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyacak, sizi küfür, şirk, nifak gibi pisliklerden arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek, bilmediklerinizi bildirecek bir peygamber gönderdik.[4]

رَبَّنا وَ ابْعَثْ فيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آياتِكَ وَ يُعَلِّمُهُمُ الْكِتابَ وَ الْحِكْمَةَ وَ يُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزيزُ الْحَكيم‏

Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder...[5]

هُوَ الَّذي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آياتِهِ وَ يُزَكِّيهِمْ وَ يُعَلِّمُهُمُ الْكِتابَ وَ الْحِكْمَةَ وَ إِنْ كانُوا مِنْ قَبْلُ لَفي‏ ضَلالٍ مُبين‏

Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.[6]

2- Amelî Hikmet:

Amelî hikmet, insan-ı kâmil mertebesine ulaşabilmenin pratik programıdır. Kur’an-ı Kerim ve hadisler açısından, insanın gelişimini sağlayan bilgi ve amel hikmet olarak adlandırılmıştır. Bu farkla ki bilgi insanın gelişiminin birinci basamağı, amel ise ikinci basamağıdır. Hikmeti, Allah-u Teâlâ’ya itaat etmek, insanlarla güzel geçinmek, günahlardan uzak durmak ve aldatmadan kaçınmak şeklinde açıklayan hadisler bu tür hikmete işaret etmişlerdir.[7]

3- Hakikî Hikmet:

Hakikî hikmet, yaşam sürecinde insanın amelî hikmeti hayata geçirmesinden sonra insan için hâsıl olan gerçek basiret ve nuraniyettir. Gerçekte ilmî hikmet, amelî hikmetin başlangıcı, amelî hikmet ise, hakikî hikmetin başlangıcıdır. Hikmetin bu merhalesine erişmeyen insan, her ne kadar büyük hikmet üstadı olmuş olsa bile, hakikî hekîm (hikmet sahibi şahsiyet) değildir.

Hakikî hikmet, gerçekte bilginin mayası, bilginin nuru ve nurun bilgisidir. Bu nedenle hakikî bilginin eserleri ve özellikleri bu hikmeti izler ki, onlardan en önemlisi Allah-u Teâlâ’dan korkmaktır.

إِنَّما يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبادِهِ الْعُلَماءُ إِنَّ اللَّهَ عَزيزٌ غَفُورٌ

...Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, bağışlayandır.[8]

Allah Resulü’nün (s.a.a) buyruğunda hakikî hikmet, ayette işaret edilen hususa uyarlanmıştır. O, şöyle buyurmuştur:

خَشيَةُ اللّه ِ رَأسُ كُلِّ حِكمَةٍ

Allah’tan korkmak, her hikmetin başı ve temelidir.[9]

Hakikî hikmet, nefsanî eğilimlere karşı akılsal bir cazibedir[10] ki, insan ruhunda güçlendiği ölçüde nefsanî istekler ve tutkular zayıflar.[11] Öyle ki nefsî arzular tamamen ortadan kalkabilir.[12] Bu durumda ise akıl insanın idaresini tamamen ele geçirecek derecede hayat bulur[13] ve insanda uygunsuz işleri yapmaya ortam kalmamış olur. Sonuç olarak hikmet “ismet”le[14] birleşir[15] ve böylece hakikî âlimin ve hakikî hekîmin tüm özellikleri insan için gerçekleşir; insan ilmin ve hikmetin en üst mertebelerinde kendini bilme, Rabbini bilme, imamet ve önderlik derecelerinin zirvesine ulaşmış olur.

Hekimlerin Öncüsü

Allah’ın peygamberleri ve onların vasileri; ilmî, amelî ve hakikî hikmetin zirvesine ulaşmış insanlardır. Bu yüzden Allah-u Teâlâ tarafından topluma ilmi ve hikmeti öğretmekle görevlendirilmişlerdir. İkrime gibi Lokman’ın peygamber olduğunu ileri sürenler, Allah-u Teâlâ’nın ona vermiş olduğu hikmetten maksadın nübüvvet makamı olduğuna inanırlar. Fakat bu iddialarını ispatlayacak delilleri bulunmamakla birlikte[16] Ehlibeyt’in (a.s) buyrukları bunun tam aksinedir. İmam Musa Kâzım (a.s) bir hadisinde, “Andolsun biz Lokman’a... hikmet verdik.”[17] ayetinin tefsirinde Lokman’a verilen hikmetten maksadın kavrayış ve akıl olduğunu buyurmaktadır.[18]

Diğer bir hadiste ise İmam Cafer Sadık (a.s), aynı ayetin tefsirinde şöyle buyurmaktadır:

اُوتِى مَعرِفَةَ إمامِ زَمانِهِ

Lokman’a zamanının imamını tanıma [nimeti] verilmişti.[19]

Bu nedenle Lokman’ın elde ettiği hikmet, hakikî hikmet ve şuhudî marifettir ki bu, kavrayış ve aklın en üst mertebesine ulaşmayı ve insan-ı kâmili (İmam-ı Zaman’ı) tanımayı gerektirir.

Fatiha Suresi ve Yeni Bir Başlangıç Fatiha Suresi ve Yeni Bir Başlangıç


[1]- Kur’an-ı Kerim’de “Hekîm” sıfatı, otuz altı defa “Alîm”; kırk yedi defa “Aziz”; dört defa “Habîr” ve birer defa ise “Tavvab”, “Hamid”, “Aliyy” ve “Vâsi’” sıfatlarıyla birlikte kullanılmıştır.
[2]- İsrâ, 39.
[3]- Âl-i İmran, 164.
[4]- Bakara, 151.
[5]- Bakara, 129.
[6]- Cum’a, 2.
[7]- bk. Danışname-i Akaid-i İslamî, c. 2, Marifet Şinasi / beşinci kısım / birinci bölüm; hikmetin manası.
[8]- Fatır, 28.
[9]- Hilyetü’l-Evliyâ, c. 2, s. 386. Müsned-i Şahab, c. 1, s. 59, h: 41.
[10]- el-Hisal, s. 591, h: 13’te İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen bir hadise işarettir: “Hikmet, hava ve hevesin zıddıdır.”
[11]- Gureru’l-Hikem, h: 7205’te Hz. Ali’den (a.s) nakledilen bir hadise işarettir: “Hikmet güçlendikçe, nefsanî arzular zayıflar.”
[12]- İmam Ali’den (a.s) müminlerin vasfında nakledilen bir hadise işarettir: “Onun nefsi ölür.”
[13]- Yine İmam Ali’den (a.s) seyru süluk ehlinin vasfında nakledilen bir hadise işarettir: “Aklını diriltir, nefsini ise öldürür.”
[14]- Sözlükte “dikkat ve temkin içinde isyandan korunmak” anlamına gelen ismet, “hatadan ve günahtan korunma” demektir.
[15] bk. Danişneme-i Akaid-i İslamî, c. 2, Marifet Şinasi / beşinci kısım / üçüncü bölüm / Âsâr’ı-Hikmet ve İsmet.
[16]- age, s. 26, Aya Lokman peyamber bud? (Lokman peygamber miydi?).
[17]- Lokman, 12.
[18]- el-Kâfi, c. 1, s. 16, h: 12.
[19]- el-Kummî tefsiri, c. 2, s. 161.