“Hz. Peygambere bir saatlik hizmet etmeyi, bir ömürlük krallığa tercih ederim”

.

Ehlader Araştırma Bölümü

Zeynep Erkut

Kerbela hadisesinden bahsedilirken belli başlı şahsiyetler genelde ön plana çıkarılır. İmam Huseyn'in yaranları hepsi özgür ruhlar için birer olgun örnektirler. Hepsi tarihin şahit olduğu en yüce şahsiyetlerdi, en fedakâr ve vefakâr yarandılar.

Bazılarının makamları daha yüceydi elbette, Hz. Abbas gibi, Hz. Ali Ekber gibi ama diğer kahramanların da özel hikâyeleri vardı. Onların şahsiyetlerini tanımak Kerbela mesajının daha iyi anlaşılmasına büyük katkı sağlayacaktır. Nitekim bir olayı tahlil ederken tarafları iyi bir şekilde tanımak o olayın verdiği mesajları anlama noktasında kilit role sahiptir.

Bu yüce şahsiyetlerden birisi de Nasr ibn-i Ebi Neyzer'dir. Kerbela'nın ilk şehitlerinden. Nasr’ın babası Ebi Neyzer Habeşe Kralı Necaşî'nin oğlu. Necaşî Habeşe’ye hicret eden Müslümanlardan Kur’an ayetlerini dinledikten sonra, Kur’an'ın hakkaniyetini kabul edip, oğlu Ebi Neyzer'i İslam dini hakkında daha fazla bilgi edinmesi için Peygamber Efendimizin yanına gönderdi. Ebi Neyzer’in İslam’a olan ilgi ve alakası günden güne arttı, sonunda Müslüman olarak Peygamber Efendimizin eğitimi altında yaşamaya devam etti.

Habeşe Kralı Necaşî vefat ettikten sonra bir grup Habeşli gelip onu yeni kralları olarak kabul ettiklerini ve Habeşe’ye gelip krallığın başına geçmesini söylediklerinde, o cevap olarak: “Hz. Peygambere bir saatlik hizmet etmeyi, bir ömürlük krallığa tercih ederim” dedi. Peygamber Efendimizin vefatından sonra da İmam Ali’nin (as) yaran ve hizmetkârlarından birisi oldu.

Ebu Neyzer şöyle anlatıyor: “Bir gün Buğeybiğe bölgesinde (şimdiki Bakî mezarlığının arkasında bir yer) çiftçilikle uğraşıyordum, birisinin geldiğini fark ettim. Yaklaşınca Emire’l-Mü'minin Ali (as) olduğunu gördüm. İmam geldi ve yiyecek bir şeyimin olup olmadığını sordu. Yanımda yiyecek olarak sadece önceki günden kalan, deve yağıyla pişirdiğim kabak vardı ki çok hoşuma gitmediği için yiyememiş idim, mahcup bir halde İmam’a verdim. İmam her zaman yaptığı gibi üç lokma yedikten sonra kalktı ve bana dönüp, “bu yemekten dolayı hakkın geçti bana, telafi etmek istiyorum” dedi. Baltayı alıp kuyu kazmaya başladı. Kan ter içinde kalmıştı, elbiseleri terden sırılsıklam olmuştu. Bir müddet sonra İmam’ın kazdığı yerden su çıkmaya başladı. İmam suyun toplanması için kuyu ve çeşme inşa etti, suyu bulmaktan dolayı Allaha hamd edip iki rekât şükür namazı kıldıktan sonra bana dönüp; “Ebi Neyzer, bu kuyu senindir” buyurdu.”

O günden sonra o bölge, Ebi Neyzer bölgesi olarak anılmaya başlandı. Ebi Neyzer'in bir oğlu oldu, ismini Nasr koydu. Ebi Neyzer oğluna, “Ali bana bir çeşme bağışladı, sen de o aileye bir çeşme bağışla” dedi. Nasr cevabında; “Kim bir iyilikle gelirse, ona on misli verilir” dendiğini duymadın mı? Ali bir çeşme bağışladı, benim Huseyn'e on çeşme vermem gerekir. Hatta yüz çeşmem olsa hepsini de versem yine de bu muhabbet karşısında az olur.” dedi.

Nasr ibn-i Ebi Neyzer İmam Huseyn ile birlikte Kerbela'ya geldi. Aşura günü İmam namaz kılmak için saf oluşturduğunda, Nasr kendini İmam Huseyn'e siper etti. Düşmanın ok yağmuruna ve vücuduna isabet eden oklara aldırış etmeden İmam namazı bitirene kadar ayakta kalabilmeyi başardı. Vücuduna on ok isabet etmişti ve o on bölgeden kan fışkırıyordu, tıpkı bir çeşmeden su fışkırır gibi. Babasına söylediği söze amel etmişti Nasr. İmam namazı tamamladığında, Nasr yere düştü, İmam (as) başucuna geldiğinde; “Ey Peygamberin oğlu, vazifeme iyi amel ettim mi?” diye sordu. İmam Huseyn (as) cevabında; “Evet, sen vazifene amel ettin ve benden önce cennete kavuştun” dedi... İmam Ali (as) Nasr'ın babası için kuyu kazarken, vurduğu her darbe Nasr'ın ruhunun olgunlaşması ve kemale ermesi için vurulan bir darbeydi, bir heykeltıraşın eserinin güzelliklerini ortaya çıkarması için vurduğu darbeler gibi.

Cinler ve Bilgi Hırsızlığı Cinler ve Bilgi Hırsızlığı

Ali yaranına olan muhabbet ve ona duyduğu vefanın göstergesi olarak kuyu kazarken, o vurduğu darbeler Ebi Neyzer ve oğlu Nasr'ın ruhlarını Ali ve Ali oğullarına daha bir bağlı ve âşık kılmıştı. Aşk iki taraflı olursa aradaki alışveriş daha bir anlam kazanır. Karşılıklı olursa etkisi daha büyük olur. İmam’ın yaranına olan aşkı, yaranın ruhunu tüm bağlılıklardan koparıp tek bir hedefe kilitler, aşka feda olmak. Ali'nin kazdığı o çeşmenin bereketli suyu yıllar sonra Kerbela'da Nasr'ın vücudundan kan olarak aktı çöl kumlarına. Ve ta o zamandan bugüne âşık ruhlarda fedakârlık ve vefa tohumlarını yeşertmeye devam ediyor.

Sonsuz selam olsun Kerbela şehitlerinin ruhlarına!