.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Mekân: İmam Humeynî (ra) Türbesi[1]
Zaman: 04 Haziran 2023
بسم الله الرّحمن الرّحیم
Allah'ın selamı İmamımızın pak ruhu üzerine olsun. Saygıdeğer İmam Humeynî, son asırların silahlı cahiliye devrinde ilâhî risâlet sancağını taşıyan kişiydi.
Bu görkemli ve mübarek anma merasimi 34 yıldır yapılmakta ve bütün bu yıllar boyunca tertiplenen tüm toplantıların ana mihverinde Aziz İmamımız olmuştur; bu anma merasimlerinin çoğu zamanı saygıdeğer İmam hakkında konuşmalarla geçmiştir. Ama yine de bu ülkenin yeni nesilleri ve hatta yaşça büyük olan bizlerin de Merhum İmam Humeynî hakkında daha çok şey bilmemiz gerekiyor. Gelin bu çok yönlü ve büyük karakterin farklı boyutlarını daha yakında tanıyalım çünkü buna hepimizin ihtiyacı var. Bu, ilerlememizde, yolumuza devam etmemizde bizlere çokça yardımcı olacaktır.
Bugün Merhum İmam hakkında bazı noktaları sizlerle paylaşacağım; kendimiz adına almamız gereken dersler ve yapmamız gereken işler hakkında bir konuşma olacak bu.
Kıymettar İmam ile ilgili değinilecek ilk nokta, onun tarihimizin liderlerinden birisi olmasıdır. O yalnızca zamanımızın liderlerinden değildi. Liderler, herhangi bir alanda; insanın yetiştirilmesinde ve eylemsel konularda kendilerini ispatlamış ve büyüklüğünü kanıtlamış kimselerdir. Büyükler ve liderler arasında bazıları da vardır ki; yaptıklarıyla diğer liderlerden çok öndedir ve onlardan bir gömlek üstündür. İşte asıl liderler onlardır. Sözün özü her çağda liderler vardır, ancak bunlardan bazıları bir zamana özgü değil bilakis tüm insanlık tarihinin liderlerindendir.
Dikkatimizi çeken önemli nokta şudur; liderler tarihin hafızasından asla silinemezler. Liderleri hasıraltı edemezler, tahrif edip bilerek yanlış aktarmazlar. Bu, muhaliflerin art niyetli propagandaları ile liderlerin çehresini yanlış tanıtamazlar demek değildir; çünkü her geçen gün daha modernleşen, daha gelişen, daha donanımlı hale gelen medya mecraları, geceyi gündüz, gündüzü de gece olarak tanıtabiliyorken pek tabi de önemli ve aydın kişiler hakkında yalanlar söyleyebiliyorlar ama bu yalnızca suyun üzerindeki köpük gibidir; “Köpük, dağılır yok olup gider..”[2] Güneş her zaman bulutların ardında kalmaz. İbn Sinâ, Şeyh Tusî, kendi yaşadıkları dönemden bin yıl sonra yani bugün kendilerini yüksek sesle ifade edebiliyorlar; onların şahsiyetlerini asla yok edemezler, tarihin hafızasından hiç bir suretle silemez ve çarpıtamazlar. Merhum İmam'ın şahsiyetinin boyutları İbn Sinâ ve Şeyh Tusî'den katbekat daha geniş ve çok yönlüdür. İmam-ı Râhil’in şahsiyetinde yer alan özellikler, bu gibi ileri gelenlerin ve liderlerin kişiliğinde bulunan özelliklerden şüphesiz kat kat fazladır.
İmam Humeynî çok yönlü bir liderdi; hem dinî konularda bir bilgeydi -İslam hukuku/fıkıh, felsefe ve nazarî irfânda- hem iman ve takva konusunda üstündü, hem güçlü karakteri ve sağlam iradesinde diğerlerinden üstündü hem de ilâhî konulardaki kararlık, devrimci siyaset ve beşerî nizâmda dönüşüm yapma azmi konusunda üstündü. Tüm bu özellikler tarihimizin hiçbir liderinde bir arada bulunmadı ama Merhum İmam'da bu özelliklerin hepsi vardı. Sonuç olarak, ne bugün ne de gelecek asırlarda hiç kimse bu aziz İmamımızı tarihin hafızasından silemeyecek ve onun çehresini kirletemeyecektir. Belki bir kaç gün yalan dolanlarla onun şahsiyetini kötüleyecekler; bu mümkün, ama eninde sonunda İmam'ın o nurlu yüzü kendini yüksek bir sesle yine tanıtacak; bu güneşi bulutlar ardında tutamayacaklar. Bu birinci noktaydı.
Bir sonraki önemli nokta da, Merhum İmam'ın üç büyük ve tarihî eyleme imza atmasıydı; bunlarda ilki İran toprakları üzerinde, bir diğeri İslam Ümmeti düzeyinde bir diğeri de dünya çapında olmak üzere üç büyük dönüşüm gerçekleştirmesidir. Bu üç azımsanamayacak dönüşümün hiçbirisinin tarih boyunca bir benzeri olmamıştır, hatta belki de insanoğlu gelecekte dahi bunlara benzer eylemlerin bir daha olacağını tahmin edememektedir; işte bu Aziz İmam'a mahsus eylemlerdendi.
Ülke düzeyindeki dönüşüm şuydu: bu topraklarda İslam İnkılabı’nı gerçekleştiren; halkın kendisiydi ama onun önderliğini İmam yaptı. Bu devrim, saltanata dayalı bir siyasî yapıyı yıktı ve onun yerine demokrasiyi getirdi; Bu devrim, güçler nezdinde manipülatif ve aşağılanmış bir sistemi ortadan kaldırmış ve yerine ulusal onura dayanan bağımsız bir sistemi getirmişti. Bu devrim, İslam karşıtı bir hükümeti sahadan uzaklaştırdı ve yerine İslâmî bir hükümet kurdu. Bu devrim, tiranlığı özgürlüğe, bu milletin artan kimliksizliğini ulusal kimliğe ve özgüvene dönüştürdü; Bu devrim, yabancıların gözünü diktiği bir milleti “biz yapabiliriz!” gücüyle donattı. İşte tüm bunlar, İmam-ı Râhil'in memleketimizde gerçekleştirdiği bu büyük devrimin ve bu büyük dönüşümün kerametlerindendi. Az önce söylediğim “Biz yapabiliriz!” cümlesi tüm sorunları çözmenin anahtarıdır. Birçok sorun ve sıkıntılarımız oldu, olacak da ama bu sorunları çözebilecek, geçmişten kalan sorunları bertaraf edecek ve gelecekte vuku bulacak olanları halledecek olan şey, bu topraklarda İmam'ın öncülüğünü yaptığı inkılabın yarattığı devrim ruhu ile vücuda gelen “biz yapabiliriz!” gücüdür.
Ama İslam ümmeti düzeyinde olan ve ümmet içerisinde gerçekleşen dönüşüm; İmam'ın İslâmî uyanış sürecini başlatmasıydı. İslam dünyasındaki pasiflik ve hareketsizlik dönemi, İmam'ın eylemleriyle birlikte yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Bugün İslam ümmeti, İslam İnkılabı'nın zaferi öncesine ve İmam öncesi döneme göre daha dinamik, daha aktif, daha hazır, daha canlıdır, ancak bu alanda hala daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Filistin meselesi, Siyonistler ve destekçilerinin artık bitmiş bir mesele olduğunu düşündükleri ve artık Filistin'in gündeme getirilmesi için bir sebep kalmadığı zaman, İmam hareketi ve İslam ümmeti düzeyinde İmam'ın dönüşümü ile İslam dünyasının birinci meselesi haline geldi. Bugün Filistin meselesi İslam âleminin birinci meselesi olarak kabul edilmektedir. Bugün Filistin, Müslüman milletlerin ilgi odağıdır. Devrimin başında Siyonist rejimin Tahran'daki büyükelçiliğinin tepesinden Filistinli liderlerin yankılanan sesleri dünyayı sarstı ve titretti; Filistin konusunda yeni bir dönemin başladığını herkes anladı; O, Filistin ulusunun çökkün bedenine hayat üfledi ve bugün Filistin ulusunun varlığını güç ve kudretle kanıtladığını ve mesajını dünyaya ilettiğini görüyorsunuz. Kudüs Günü'nde sadece İran'da veya Tahran'da değil, gayrimüslim dünyanın başkentlerinde dahi insanlar Filistinlileri destekler ve savunur halde; bu aynı zamanda ümmet düzeyinde bir değişikliktir.
Üçüncü dönüşüm ise, dünya çapındaki dönüşümdür. İmam, dünyadaki maneviyat ve manevî atmosferi canlandırmayı başardı hatta bunun örneklerini gayrimüslim memleketlerde de çokça müşahede ettik. Maneviyat, materyalist ve maneviyat karşıtı politikaların ayakları altına alınmasıyla yok olmuştu. Siyonist ellerin ve materyalizmin saldırganlığı karşısında toplumun tepkisi oldukça pasifti. Maneviyat unutulup gitmişti. İmam'ın hareketi, dünyadaki maneviyata yeniden diriliş rengini verdi ve onu tekrar yeşertti.
Bu değindiğimiz son nokta, aynı güç odaklarından güçlü bir tepkiyle karşılandı ve bugün, daha büyük sinsi bir yaklaşımla, dünyanın neresinde olursa olsun, hatta bazıları o derece rezalet içeren hamlelerle dolu, adını vermeye dahi utanılacak kendi yöntemleriyle maneviyata yönelik saldırıya devam ediyorlar. İşte bu da İmam ile ilgili bir diğer noktaydı. Öyleyse birinci noktayı hatırlayacak olursak; İmam tarihin hafızasından asla silinemez ve o hala yaşıyor. İmam'ın feryadı, İmam'ın konuşmaları susturulacak cinsten değildir. İkinci nokta da İmamın bu üç büyük dönüşümü büyük şahsiyetiyle gerçekleştirmiş olmasıdır.
Bir sonraki nokta ise bir hayli önemlidir; bu noktada kendimize şunu sormamız icap eder: İmam bu büyük işleri hangi donanımın veya enerjinin desteği ve yardımıyla yaptı? İmam’a bu alanda yardım edebilen ve ona rehberlik edebilen faktör neydi ki, o asla kendini yorgun hissetmesin, böylesi büyük işleri yapabilsin ve dağlar kadar engelleri aşabilsin?
İmam’ın donanım konusunda herhangi bir yardımcısı yoktu; ne parası vardı, ne propaganda araçları vardı, ne radyosu vardı, ne haber ajansı vardı ve ne de dünyanın hiçbir siyasî otoritesi onu destekleyip yardım etmiyordu. Merhum İmam Humeynî’nin elinde olan donanım araçları; üzerine açıklamalarını yazabileceği bir kâğıt parçası, sesini kaydetmek ve duyulmasını sağlamak için elinin altında bulundurduğu ses bantlarıydı. İşte İmam'ın elinde olan donanın araçları yalnızca bunlardı ama ona yardım eden şey ne elle tutuluyor ve ne de gözle görülüyordu; peki, neydi onlar? İşte bu çok önemli.
Bu faktörleri farklı ifadelerle izah edilebiliriz. Ben bugün İmam'a yardımcı olan bu faktörlerin ikisini açıklamak için seçtim ve onları anlatmak istiyorum; Bu iki yardımcı faktör “iman” ve “umut" idi. İmam'ı bu yola sevk eden ve ilerlemesini sağlayan; ülke içerisinde, ümmet düzeyinde, dünya çapında bu büyük ve etkili değişimleri gerçekleştirmesini sağlayıp tarih boyunca anılmasına neden olan şey, inancı ve umuduydu; inanç ve umut.
Şehit Mutahharî (ra) İmam ile yurtdışında bir görüşme yapmıştı -Şehid'in kendisi zaten bir inanç dağıydı lakin İmam'ın imanı karşısında şaşkınlığını gizleyememiş ve hayretler içerisinde kalmıştı- sonrasında memlekete döndüğünde şöyle demişti; Ben İmam'da dört imanı birden gördüm: birisi amaca olan iman; amaç ise İslam; İmam'ın hedef ve amacı İslam'dı. Bir diğeri yola olan iman; onun izlediği yol cihâd ve mübâreze yoluydu. Bir diğeri ise insanlara, müminlere olan iman; yani Allah Teâla'nın Hz. Peygamber için buyurduğu şeyin kendisi gibi; "O, Allah'a iman eder, müminlere (sözlerine) inanıp güvenir"[3] Birazdan bununla ilgili birkaç cümle de sizlerle paylaşacağım. Dördüncüsü ise, hepsinden daha üstün olan Rabb'e olan iman, Allah'a olan iman ve O'na olan inanç. Bu iman -Allah'a olan iman- hakkında kısa bir izahta bulunmak istiyorum.
Objektif konularda, istikbârla mücadelede Allah'a iman meselesini anlattığımız zaman, bunun kendine has bir anlamı vardır. Bu durumda Allah'a olan iman, esasında Allah'ın vaatlerine iman etmek demektir. Yüce Allah Kur'an'da öyle sözler vermiştir ki; onlar asla ihlal edilemezlerdir. Vaat etmiştir: "Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır."[4] ve yine vaat etmiştir: "And olsun ki, Allah'a (dinine) yardım edenlere O da yardım eder."[5] ve söz verip buyurmuştur: "Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri savunur."[6] vaat etmiştir: "Fakat eğer insanlığın yararına bir şeyse yerli yerinde durur."[7]
Eğer siz Allah'ı desteklerseniz, Allah da size istikrâr verir ve sizlere yardım eder; toplumun yararına olan ne varsa kalıcıdır ve suyun üzerindeki köpükler yok olur gider; haksızlar ve batıl olanlar işte bu köpükler gibidir ve hak yani İslam'ın hakikati kalıcı olandır; bunlar ilâhî vaatlerdir: “Şüphe yok ki, Allah verdiği sözden dönmez.”[8] Allah verdiği sözlerden asla caymaz. Şehit Mutahharî'nin İmam Humeynî'nin sözlerinden aktardığı Allah'a iman, Rabb'e iman şu anlama gelmektedir; yani İlâhî vaatlere iman ettiği manasındadır; işte bu makam nerede ve birilerinin yola koyulup 'hadi bakalım şimdi n'olacak!?' demesi nerede? İmam’ın bu yolda emin adımlarla ilerlemesini sağlayan Allah'ın vaadine olan güveniydi.
İslam'a iman, İmam Humeynî tarafından nakledilen dört imandan biridir. İmam (ra) birçok farklı açıklamasında bu İslam'dan bahsetmişti. Bu İslam, ne kapitalist bir İslam anlayışıydı, ne de bilgisiz, işin künhüne varamamış entelektüellerin eklektik ve seçmeci İslam'ıydı.
İmam, İslam'ı anlamakta ve İslam'ı açıklamakta, ne bu zayıf sözde fikrî görüşleri kabul eder -İslam hukukunu kabul etmeyen, İslam şeriatını görmezden gelen ve İslâmî olduklarını savunan bu kitleyi İmam komple reddeder- ne de İslâmî metinlerden yeni bir çıkarımı anlama, kabul etme ve onu uygulama yeteneğine sahip olmayan; mütehaccir yobazların İslam'ını. İmam bunların hiçbirinden bahsetmez. İmam, Kitap ve Sünnet ile doğru orantıda hareket eden içtihat ve düşünce anlayışını kabul eder; bu, o ulu insanın İslam'ıdır. İslam adını kullanan kemikleşmiş zihin yapısına sahip kimseler her ne kadar İslâmî öğretileri mırıldansalar da, verdikleri hükümlerin çoğu sosyal hayat, devlet ve siyaset ile ilgili olan İslam hükümleri dışında olanlardır. Onlar siyasette ve sosyal işlerde mesuliyet almamayı ilke edindiklerinden toplumsal zayıflığa neden olurlar. İşte İmam bunu asla kabul etmez. Bakın bu da bir İslam anlayışıdır.
İnsanlara olan inanç. "O, Allah'a iman eder, müminlere (sözlerine) inanıp güvenir."[9] Kur'an-ı Kerim'de geçen bu ayet-i kerimeyi bazıları farklı yorumlayabilirler; Allah'a iman eden ve müminlere inanan manası daha yerindedir. “İman” ve “inanç”, Kur'an-ı Kerim'deki kullanımlarında 'lam' harfi ile çeşitlendirilmiştir; “Bunun üzerine Lut, ona (İbrahim’e) iman etti..”[10] örneğinde olduğu gibi. Ayette geçen “müminlere inanan” yani halka itimat ve insanlara olan inanç. Bu yıllar içerisinde kimileri İmam'ın yanında, halkın dayanamayıp bu zorlu ve ağır yolu İmam'ın adımlarıyla yürüyemeyebileceği endişesini dile getirmişlerdi; İmam hep 'Hayır!' derdi, ben halkı sizlerden daha iyi ve çok tanırım derdi ve haklıydı da; biliyordu ki, insanlar bu yolun Allah'ın yolu olduğunu idrak ederlerse, bu yoldaki tüm sorun ve zorluklara katlanıp tahammül edeceklerdi. Şehit vermiş olan aileler İmam'ın bu anlayışını doğruladı; bu uzun ve meşakkatli yıllar boyunca fedakâr ve sadık gençler, İmam'ın bu görüşünü teyit ettiler; İran halkının dinî ve inkılabî konulardaki büyük gösterilerine iştirakı İmam'ın bu görüşünü doğruladı. İmam halka güvendi; hem insanların eylemlerine hem insanların motivasyonlarına ve hem de insanların sandık başındaki oylarına.
'İslam Cumhuriyeti', İslam Cumhuriyeti'ndeki bu demokrasi, ‘Cumhuriyet’ kelimesi, saygıdeğer İmam'ın halka olan güveninin sonucuydu. Bazı insanlar kendi yanılgı ve zanlarıyla Merhum İmam'ın bu hareketini farklı anladılar, farklı bir şekilde ifade edip yorumladırlar; İmam'ın 'Cumhuriyet' kelimesini insanlar karşısında öylesine kullandığını düşündüler! İmam öylesine konuşacak ve söylediğinin aksini yapacak bir insan değildi. İmam birilerinin hoşuna gidecek diye söz söyleyecek birisi değildi; bu onun inancıydı; bu nedenle demokrasiyi önerdi. Ömürlerinin sonlarına doğru İmam, o ilk cumhurbaşkanına[11] oy vermediğini açıkladı.[12] Dediler ki; 'İmam ona oy verdi!' ama İmam ‘ben falancaya oy vermedim’ açıklamasını yaptı, lakin İmam'ın kabul etmediği ve ona oy vermediği o cumhurbaşkanını görevinde tuttu. Peki, neden? Çünkü insanlar oy kullanmıştı; halkın kullandığı oyu muteber sayıyordu; İmam Humeynî'nin temel düşüncesi buydu. Evet, İmam'ın farklı boyutlarıyla iman ve inancının kısaca izahını yaptım.
Şimdi ise İmam'ın ‘umud’u. Umut, İmam'ın kalbinde değişmez bir unsurdu. Umut, İmam'ın hareket motorunun asıl unsuruydu. Bu umut, her daim İmam'ın davranışlarında ve konuşmalarında açıkça görülmekteydi. İmam 40'lı yıllarda, o meşhur ve bilindik yazısında Allah'ın Kıyamı'ndan[13] bahsediyordu; orada "Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın"[14] ayeti yazıyordu. İmam tarafından yazılan ve bugün Merhum Vezirî'nin Yezd şehrindeki kütüphanesinde muhafaza edilen bu yazı 40'lı yıllara aittir. 60'lı yıllarda ise bu kıyamı fiilen kendisi gerçekleştirmiş ve kıyam sahasına inmiştir. 80'li yıllar korkunç askerî ve siyasî fırtınalarla dolu yıllar olmuştu, ama İmam gözünü dahi kırpmadı. 40'lı, 60'lı ve 80'li yıllar boyunca o sonsuz umut ırmağı hep vardı. İmam'ın kalbinden kaynayan bu umut pınarının etkilerini hep onda müşahede ettik. O büyük İmam'ın kendisi, kaleme aldığı ve yayımladığı bir beyanatında, zafere ulaşana kadarki mücadele yıllarında asla yılmadığını ve millet eğer bir şey istiyorsa mutlaka onun yerine geleceğine inandığını yazmıştır.[15] İmam’ın bu umudu da imanındandı. Asıl kaynağa ve Cenâb-ı Hakk'a doğru açık bir imana sahip olduğunuzda, bu ümit alevi kalbinizde parlayacak ve sönmeyecektir. Umut ve inanç birbirlerine etki ederler. İnanç ve iman umut vericidir. Umuda ulaşmak imanı artırır; Bunlar birbirini etkiler.
Elbette umut dediğimizde umut, aldatıcı hayallerle karıştırılmamalıdır. Umut, hareketin eşlik ettiği durum anlamına gelir; tembellik ve durgunlukla bu vuku bulmaz. Eve ulaşmayı uman insan yürür. Bir insanın hem oturup hem de eve ulaşacağını umması imkânsızdır. Bu aldatmaca, hadislerde ve dualarda "Allah'ı aldatmaya çalışmak" olarak yorumlanmış ve kınanmıştır; Kişinin bir amaca hareket etmeden, çaba harcamadan ulaşmayı istemesi imkân dışıdır; Hayır, çaba gereklidir; İmam’ın bu umudu vardı ve çabalıyordu.
Buraya kadar, Merhum İmam'la alakalı olarak, bu üç temel noktayı arz ettik. Şimdi biz varız ve ders alacağımız kişi İmam. Peki, bugün bize ne tavsiye ediyor? Sevgili kardeşlerim, değerli bacılarım, büyük İran milleti, ülkenin ruhiyesi yüksek ve çalışkan gençliği! İmam'ın tavsiyeleri mutlaka dinlemeli. İmam büyüktür, güzel bir liderdir, diridir, daha bizimle konuşacakları vardır ve bizimle konuşmaktadır. Ayrıca daha gidecek çok yolumuz var; Önümüzde de büyük işler var; [yani] İmam'ın tavsiyelerine ihtiyacımız var. İmam bize ne öğüt veriyor? Elbette İmam’ın en büyük nasihati yoluna devam etmektir, mirasına sahip çıkmaktır; Bu, muhterem İmamımızın en büyük nasihatidir.
İmam'ın ülke içinde, millet düzeyinde ve dünya çapında yarattığı aynı üç dönüşümü takip etmeli ve muhafaza etmeliyiz.
Bugün bu gayenin peşinden koşmanın elbette İmam devrinin gereklerinden farklı gerekleri vardır; Bunu biliyoruz. Elbette yapay zekâ, kuantum, internet ve benzeri bilimsel gelişmelerin yaşandığı bir çağda, bugün o araçlarla, 40 yıl önceki bin bir meşakkatli telefon ve kayıt cihazları çağındaki yöntemlerle çalışmak mümkün değildir. Günümüzde bu hedefi ilerletmek için araçlar zamana göre seçilmeli; Bunda hiç şüphe yok. Aletler değişir ama değişmeyen cephelerdir.
Cepheler değişmedi ve değişmeyecek. Hedefler değişmez; Cepheler değişmez; Düşman cephesi, istikbâr cephesi, despotluk cephesi, Siyonizm cephesi ve dünyanın baskıcı ve saldırgan güçleri dün olduğu gibi bugün de İran milletinin önünde saf tutmaktadır; Elbette bugün bu cephe oluşumunda yaratılan fark şu ki, İran milleti güçlendi ve onlar zayıfladı; Ama cephe yine aynı cephedir.
Hareketimizin önünde tehlikeli bir vadi gibi görünen şey ise; bu husumeti unutmamız ve bu cepheleşmeyi aklımızdan çıkarmamızdır. Ne zaman unutsak, vuruluyoruz. İmam’ın yarattığı ve bugün İran milletinin ihtiyacı olan bu dönüşümlere uymak zorundayız ve İran milletinin hayatı, gücü, şerefi, işlerinin reformu, İmam’ın bu dönüşümlerini takip etmeye bağlıdır, bu dönüşümlerin inatçı düşmanları vardır, kin ve nefret dolu düşmanları vardır.
Dünyanın her yerinde başka ulusları ve ülkeleri işgal etmeyi düşünenler, saldırabildikleri her ülkeye saldırıyor, üs kuruyor, petrolünü alıyor, halkını katlediyor; Yapabildikleri her yerde, ellerinden gelen her türlü suçu işliyor; bizler bunu zaten her zaman görüyoruz. Peki, İran milleti bu eylemlere karşı harekete geçmek istiyorsa neye ihtiyacı vardır? İmam’ın vücudunda bulunan ve insanlara salık verip tavsiye ettiği uygulamalarının aynısına ihtiyacı var diyorum; ‘inanç’ ve ‘umut’ diyorum.
Bilhassa gençlerimiz şunu iyi bilsinler ki; istikbâr güçlerinin İran halkına olan kini ve düşmanlığı bizim geri çekilmemizle ortadan kalkacak değildir. Birileri hala hata yapıyor, bunu görüyoruz. Bir konuda geri adım atarsak Amerika'nın düşmanlığının, küresel istikbârın ya da Siyonistlerin düşmanlığının bize karşı azaltacağını düşünüyorlar; Hayır, bu büyük bir hatadır. Pek çok durumda, geri çekilmemiz onların öne çıkmasına ve daha saldırgan olmasına neden oldu. Bu birkaç on yılın bazı hükümetlerinde karşı tarafa, karşı cepheye taviz vermemiz ve biraz geri çekilmemiz gerektiğine inananlar vardı. Bu hükümetlerden birinde, kendileri karşısında geri çekildiğimiz ülkeler, cumhurbaşkanımız gıyabında mahkemeler kurdular; Mahkemede İran cumhurbaşkanı hakkında iddianame yayınladılar.[16] Ne yazık ki Amerikalılara yardım etmiş gibi görünen bu hükümetlerden birinde İran, "şer ekseni" olarak adlandırılıyordu.[17] Onlar hiçbir zaman bu geri adım atmalardan, çekilmelerden memnun olmadılar. İstedikleri, İran'ı devrimden önceki döneme geri döndürmek; bağımlı bir İran, kimliksiz bir İran, başkalarının eline bakan bir İran’dı; bunu istiyorlar. Bu geri çekilmelerle yetinmiyorlar; hata yapmamalıyız.
İran halkına ve değerli gençlerimize söylemek istediğim şudur: İran'ı seven, ülkenin ulusal çıkarlarını seven, iktisadî durumun düzelmesinden, ekonomik ve geçim sıkıntısı çekenlerden ve bunları düzeltmek isteyenlerden, İran'ın yeni dünya düzeninde onurlu konumunu isteyen, bunları seven herkes, millete inanç ve umut aşılamak için çalışmalıdır; Bu bir görevdir; Bu hepimizin görevidir; Tüm sözlerim seçkinlere, devrimci çekirdeklere, siyasî gruplara, halkın tüm üyelerine adanmıştır. Hepimiz bu ülkede inancı ve umudu canlı tutmaya çalışmalıyız. Benim tavsiyem, inancı ve umudu güçlendirmenizdir ve unutmamalıyız ki; düşmanın hedefi de aynı inanç ve umuttur.
Şimdi birkaç cümleyle anlatacağım şey; düşmanların büyük gayesi, halktaki inancı ve umudu yok etmeye yönelik olmasıdır; halkın imanını zayıflatmak, başta gençler olmak üzere halkın kalbindeki umut alevini söndürmek bu onların en büyük gayesidir. İnancın ve umudun güçlendirilmesini öneriyoruz. Düşman, inancı ve umudu yok etmeye çalışır. Ulusal bağımsızlığı sürdürmek, inanç ve umuda bağlıdır. Ulusal onurun korunması, ulusal çıkarların korunması, inanç ve ümitle olur; Hepsinin düşmanı var. Ulusal çıkarlarımızı korumanın muannit düşmanları, inatçı düşmanları vardır; Bugüne kadar ellerinden geleni yaptılar ve yapmaya da devam edecekler. Bu son birkaç on yılda, her türlü çirkefliğe ve inada başvuran İstikbâr, sömürgeci güçler, kurumlar ve onların güvenlik aygıtları, siyasî aygıtları ve malî destekleri, İran ulusuna karşı ellerinden gelen her şeyi yaptılar; Birkaç durumda ilerleme kaydettiler, ancak çoğu durumda, Allah'ın lütfuyla, İran milleti tarafından yenildiler ve mağlup oldular.
Herkes dikkat etsin! Düşmanın son girişimi -elbette şimdiye kadarki son girişimi; gelecekte yine bu gibi işleri olacak- bu geçen sonbaharın sokak ayaklanmalarıydı. Dikkat buyurun lütfen! Geçen sonbaharda bu isyanların tasarımı Batı ülkelerinin düşünce kuruluşlarında yapıldı; bunun planlaması orada yapıldı. Oldukça kapsamlı bir tasarım da yaptılar; Batılı düşünce kuruluşlarından tasarım, finans ve medya desteği ve Batılı güvenlik kurumları tarafından da silahlar ile bunu desteklediler; malî destek, silahlı destek ve kapsamlı medya desteği sağladılar. Ayak işlerini vatanlarına sırtını dönen bir dizi hainler tarafından yürüttüler; kampanyalarını ülkelerine ihanet eden unsurlar tarafından yaptılar; buradan yurtdışına çıkıp paralı askerler oldular ve İran'a karşı düşman siyasetinin neferleri oldular; yalnızca İslam düşmanı ve İslam Cumhuriyeti düşmanı olmadılar, [aynı zamanda] İran'a da düşman kesildiler. Piyadelerinden bazıları içerideydi. Bu piyade birliği, az sayıda önyargılı insan, çok sayıda cahil, duygusal ve sığ insan ve bir grup hayduttan oluşuyordu; Bunlar, bu kargaşanın piyadeleriydi. Batı ülkelerindeki düşmanların düşünce kuruluşlarından Tahran ve diğer bazı şehirlerin caddelerindeki haydutlara ve çeteler; bu hareketin derlemesiydi. Her şeyi düşünmüşlerdi; Yabancı ülkelerin radyo ve televizyonları dikkatsizce ve insafsızca insanlara el bombası yapmayı öğrettiler. Dillerine İran'ın parçalanması sloganını yerleştirdiler; silahlı hareketi sokaklarda kaçak silahlarla desteklediler; Haydutları ve çeteleri genç öğrencileri ve Besici öğrencileri veya kolluk kuvvetlerini sokaklarda, halkın gözü önünde işkence ederek şehit ettiler.
İran milletinin büyüklüğüne ve bu aziz millette olan motivasyon ve inancın büyüklüğüne dikkat edin. İçeride haydutlar ve çeteler bu şekilde hareket ediyor, önyargılı insanlar böyle sloganlar atıyor ve dışarıda bazı üst düzey hükümet politikacıları aynı düşmanlarla hatıra fotoğrafları çektiriyor. İş bitti sandılar. Tasarladıkları plan da öyleydi ki, İslam Cumhuriyeti'nin işinin bittiğini düşündüler, İran milletini kendi saflarına katabileceklerini sandılar. Ahmaklar yine hata yaptılar milleti yine tanımadılar. Elbette İran milleti onları görmezden geldi, çağrılarına kulak asmadı. Kendini adamış gençler sokaklarda ve üniversitelerde harika şeyler yapabildiler. Öğrenci seferberliği, memleketin şehirlerinde sınıf seferberliği, kararlı ve dindar insanlar görevlerini yerine getirdiler, düşmanı yendiler. Düşmanın şom planları yine geçersiz kılındı, ancak herkes düşmanın varlığını ihmal etmemesi konusunda uyarıldı; Düşmanın varlığını asla ihmal etmeyin!
Düşmanın teşebbüsü, İran gençliğini hayal kırıklığına uğratmaktır. Peki, ülkede sorunlar yok mu? Maalesef var; bu sorunlarla genç İranlılar düzenli olarak karşılaşıyor. Geçim sorunu var, enflasyon sorunu var, pahalılık sorunu var; Bu problemlerin hepsi var; Düşman, bu sorunların hepsini -bu sorunların hepsi çözülebilir ve Allah'ın izniyle inşallah da çözülecektir- gençlerin kalbindeki umut ışığını söndürmek için bir araç olarak kullanmaya çalışmaktalar. Bunlar çözülebilir komplikasyonlar olsa da. Zorluklar ümidi baltalamamalıdır. Sorunlar gördüğümüzde, sorunu çözmenin yollarını bulmak ve bu sorunların önünde duran ve çözmeye çalışanlara yardımcı olmak için motivasyonumuz güçlendirilmelidir. Elbette sorunlarımız var ama bunun aksine hepimize umut olan dolu dolu olgularımız da var. Sevgili gençlerimize söylüyorum, düşman bu ümit verici olayları görmemize izin vermek istemiyor. Umut verici olgular, sorunlardan kat kat fazladır: Ülkenin bilim alanında, teknoloji alanında, endüstriyel ve tarımsal altyapının oluşturulmasında, çok önemli ulaşım yapılarının hayata geçirilmesinde, insan gücü yetiştirmede, inşaat faaliyetlerinin ülkenin ücra ve yoksun bölgelerine getirilmesinde ilerlemesi bunlar oldukça ümit vericidir. Uluslararası siyasette, ulusal onurun korunmasında, ülkenin askerî ve savunma alanında otorite kurması; Bunlar umut verici gerçeklerdir; Düşman bizden bu gerçekleri unutmamızı, aklımızdan çıkarmamızı, gençliğimizin bunlardan haberdar olmamasını istiyor. Bu gerçekler parlak bir geleceğe işaret ediyor.
Umuttan bahsettiğinizde, bazı insanlar yaşanan sorunlardan bahsederek umudunuzu baltalamayı seviyor; Umuttan bahsedersen gerçekleri bilmediğinizi söylerler. Kimsenin gerçekleri bilmemesi nasıl mümkün olabilir? Söyledikleri gerçek; aynı ekonomik gerçeklik, aynı geçim sıkıntısı gibi; bunu herkes bilir, herkes bundan mustariptir; Buna hiç şüphe yok. Bazı kimseler, toplumsal tabakada dine, inanca ve devrime önem vermeyenlerin olduğuna dikkat çekerler; Evet, [ama] bu bugüne mahsus değildir; 1980'lerde cepheler bu kadar dindar gençlerle doluyken, bazıları büyük şehirlerde, Tahran'da umursamazca yürüdüler, kendilerini sorumlu hissetmemekle kalmadılar, hatta yetkililerle alay ettiler! Şehitlerin, savaşçıların yaşam öyküsüne bakıyorsunuz; özellikle büyük şehirlere geldiklerinde bu olaylar yüzünden vatan hasreti çekiyorlardı. Devrimin ilk on yılı olan 80'lerde böyle olaylar yaşanıyordu; Bu hiç şaşırtıcı değil. Bugün elbette devrime, İslam'a hatta İran’a karşı bağlılıkları olmayanlar var; Evet, ama bunlar İran halkını temsil etmiyorlar.
Peygamber Efendimiz (saa) zamanında bazı kimseler şehadeti sevmişler, cihad için can atmışlar, cepheye gidemezlerse ağlamışlardır. Medine'de “İkiyüzlülüğe iyice alışmış münafıklar vardır.”[18] olan bir kısım kimseler de vardı; Kur'an onlar hakkında “ikiyüzlülüğü huy edinmiş”[19] diyor veya başka bir yerde “Andolsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haberler yayanlar”[20] Hz. Peygamber'in Medine'sinde, Kur’an'ın “murcifûn/ kötü haberler yayanlar” olarak bahsettiği kimseler vardı; Söylenti yayıcılar, korku yayıcılar, şüphe yayıcılar, vesvese yayıcılar; hem de Peygamber döneminde! Peygamber zamanında internet yoktu, sosyal medya yoktu, televizyon yoktu. Bugün, tüm bu cihazlara rağmen, bakın ve İran gençliğinin ne kadar büyük olduğunu görün!
Bugün ülke genelinde camilerde, heyetlerde binlerce direniş grubumuz var; Bu direniş gruplarından, gençler kutsal türbelerin savunucuları olarak ayaktadırlar. Gençler güvenlik savunucuları olarak ayaktadırlar, üniversite öğrencileri birer besici olarak ayaktadırlar. Umut verici olan nokta şudur; Düşmanın bu topyekûn hamlesi karşısında gördüğünüz gibi, böyle bir durumda düşman kılıcını çektiğinde bile bazı üniversitelerdeki devrimci öğrenciler ağır hakaretlere maruz kalır, ama buna rağmen meydanı boş bırakmaz; talebeleri işkence altında şehit ederler, ama düşmanın söylemek istediğini söylemeye asla hazır değillerdir. Fedakâr mücahitleri, kutsal türbe savunucuları, her şeye göğüs geren aktivistleri, dini yardım grupları vb. bunların hepsi bu ülkenin gençleridir. İnternete rağmen, sosyal ağlara rağmen, tüm bu kaymalara rağmen gençlerimiz bu yolda ilerliyor.
Bazen bir köyden aydınlanmış bir kişiliğin yükseldiğini görürsünüz; Şehriyâr civarındaki bir köyden Mustafa Sadrzâde gibi özverili ve zeki bir genç doğar. Bu Mustafa'lardan ülkenin her yerinde çokça var, binlercesi var; Bütün bunlar umut vericidir. Hepimize bir görev düşüyor; nitelikli kitlelerin bir görevi var; devrimci çekirdeklerin bir görevi vardır; akademik aktivistlerin, dinî medrese aktivistlerinin, sosyal konum haiz kimselerin, özellikle sözleri insanların kulağına çokça ulaşan ve sözleri dinlenenlerin, görevleri vardır; Görev, inançları güçlendirmek, umutları güçlendirmek, şüpheleri ortadan kaldırmak, düşmanın şüphe ve umutsuzluk yaratma yöntemlerini etkisiz hale getirmektir.
Bir de şunu söyleyeyim; düşmanın yollardan biri de gençliği ülkenin yetkililerine, ülke hareketine, ülke siyasî aksiyonuna, ülkenin ekonomik hareketine karşı karamsar hale getirmek ve insanları birbirine bedbin hale getirmektir; Bu, düşmanın kullandığı yollarından biridir; Bununla mutlaka ilgilenin. Düşmanın yöntemlerinden biri de seçimler konusunda karamsarlığa düşürmektir. Yılsonunda yapılacak seçimlere gelince Allah'ın izniyle hayatta olursam bu konuda kapsamlı açıklamalarda bulunacağım. Burada bu seçimin çok önemli bir seçim olduğunu ve düşmanın şimdiden ağır silahlarını bu seçime çevirdiğini ve daha o seçime en az dokuz ay kalmış olmasına rağmen bombalamakla meşgul olduğunu söylemekle yetiniyorum. Allah'ın izniyle İran'ın sevgili gençleri bu uyanışı, bu uyanıklığı, bu motivasyonu, bu inancı ve umudu her geçen gün artırıp düşmanı yeneceklerdir.
İlahî! Muhammed'in ve ailesinin yüzü suyu hürmetine rahmetiyle, bereketiyle, hidayetiyle bu ümmete tam bir zafer nasip eyle. İlahî! Merhum İmam’ın pak ruhunu Peygamber Efendimiz ile buluştur. İlahî! Bizi İmam-ı Zaman'ın askerlerinden eyle. İlahî! O asilzadenin mukaddes kalbini bizden razı et; İmam-ı Zaman'ın dualarına bizim hallerimizi, bilhassa gençlerimizin hallerini de kat. İlahî! Muhammed'in ve ailesinin yüzü suyu hürmetine yetkililerin azim ve kararlılığı ile ülkenin sorunlarını çöz.
Vesselâmu aleykum; Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun..
- - - - - - - - - - - - - - - - -
[1] Anma merasiminin açılış konuşmasını İmam Humeynî'nin Türbesi'nden de sorumlu olan Hüccetü'l İslâm ve'l Müslimin Seyyid Hasan Humeynî yapmıştı.
[2] Rad suresi 17. ayet-i kerimenin bir bölümü "فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ"
[3] Tevbe suresi 61. ayet-i kerimenin bir bölümü "يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ"
[4] Muhammed suresi 7. ayet-i kerimenin bir bölümü "اِن تَنصُرُوا اللَهَ یَنصُرکُم وَ یُثَبِّت اَقدامَکُم"
[5] Hac suresi 40. ayet-i kerimenin bir bölümü "وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ"
[6] Hac suresi 38. ayet-i kerimenin bir bölümü "اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ"
[7] R’ad suresi 17. ayet-i kerimenin bir bölümü "وَ اَمّا ما یَنفَعُ النّاسَ فَیَمکُثُ فِی الاَرض"
[8] Âl-i İmrân suresi 9. ayet-i kerimenin bir bölümü "اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟"
[9] Tevbe suresi 61. ayet-i kerimenin bir bölümü "يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ"
[10] Ankebut suresi 26. ayet-i kerimenin bir bölümü "فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ"
[11] Ebû'l-Hasan Benî Sadr, 04 Şubat 1980-22 Haziran 1981 tarihleri arası İran İslam Cumhuriyeti cumhurbaşkanı.
[12] Bakınız: Sahife-yi İmam, cilt 21, sayfa 330; Muntazerî Bey'e Mektup (26 Mart 1989)
[13] Sahife-yi Nur, cilt1, sayfa3, (5 Mayıs 1944) – ‘Kıyâmullah’
[14] Sebe’ suresi 46. ayet-i kerimenin bir bölümü "اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى"
[15] Sahife-yi İmam, cilt 9, sayfa 181; Avrupalı ve Amerikalı öğrencilere hitaben (21 Temmuz 1979)
[16] 17 Eylül 1992'de Almanya'nın Berlin kentindeki Mykonos Yunan restoranında gerçekleşen suikastta Alman mahkemeleri, suikastçıların İran istihbaratıyla bağlantılı olduğuna hükmetti. 1981'de yaptığı usulsüzlükler nedeniyle görevden alındıktan sonra ülkeden kaçan ve o zamandan beri geri dönmeyen muhalif eski İran Cumhurbaşkanı Ebû'l-Hasan Benî Sadr, duruşma sırasında tanık olarak ifade vermiş ve mahkemeye cinayetlerin şahsen Ayetullah Ali Hamaneî ve dönemin cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimî Rafsancanî tarafından emredildiğini söylemişti. Alman Hükümeti’ne konuyla alakalı tüm kanıtları sunan ve her türlü işbirliğine açık olduğunu belirten dönemin İran hükümetinin bu teklifi Almanlar tarafından dinlenmemiş ve İran aleyhine mahkemeyi sonuçlandırmışlardı.
[17] 11 Eylül 2001 olayından sonra İran Hükümeti Terörle Mücadele Koalisyonunun Afganistan merkezli el-Kâide terör grubuyla başa çıkmasına yardım etti, ancak bu durumdan yararlanıp Afganistan'a saldırdıktan sonra Amerikan Başkanı (George Walker Bush) aynı yılın temmuz ayında İran'ı bir şer ekseni olarak nitelendirdi ve askerî saldırı tehdidinde bulundu.
[18] Tevbe suresi 101. ayet-i kerimenin bir bölümü "مَرَدوا عَلَی النِّفاق"
[19] Meradû: şeytanî bir nitelik olan mârid ile aynı kökten; “İkiyüzlülüğü ileri derecede olan”.
[20] Ahzab suresi 60. ayet-i kerimenin bir bölümü "لَئِن لَم یَنتَهِ المُنافِقونَ وَ الَّذینَ فی قُلوبِهِم مَرَضٌ وَ المُرجِفونَ فِی المَدینَة"





