“Unvan-ı Basri Hadisi”nin konu edileceği bu dersler silsilesi her hafta Cumartesi günleri akşam namazından sonra düzenlenecektir.

Unvan-i Basri Hadisi

 

أَقُولُ وَجَدْتُ بِخَطِّ شَيْخِنَا الْبَهَائِيِّ قَدَّسَ اللَّهُ رُوحَهُ مَا هَذَا لَفْظُهُ قَالَ الشَّيْخُ شَمْسُ الدِّينِ مُحَمَّدُ بْنُ مَكِّيٍّ نَقَلْتُ مِنْ خَطِّ الشَّيْخِ أَحْمَدَ الْفَرَاهَانِيِّ رَحِمَهُ اللَّهُ عَنْ عُنْوَانَ الْبَصْرِيِّ وَ كَانَ شَيْخاً كَبِيراً قَدْ أَتَى عَلَيْهِ أَرْبَعٌ وَ تِسْعُونَ سَنَةً قَالَ

كُنْتُ أَخْتَلِفُ إِلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ سِنِينَ فَلَمَّا قَدِمَ جَعْفَرٌ الصَّادِقُ ع الْمَدِينَةَ اخْتَلَفْتُ إِلَيْهِ وَ أَحْبَبْتُ أَنْ آخُذَ عَنْهُ كَمَا أَخَذْتُ عَنْ مَالِكٍ فَقَالَ لِي يَوْماً

إِنِّي رَجُلٌ مَطْلُوبٌ وَ مَعَ ذَلِكَ لِي أَوْرَادٌ فِي كُلِّ سَاعَةٍ مِنْ آنَاءِ اللَّيْلِ وَ النَّهَارِ فَلَا تَشْغَلْنِي عَنْ وِرْدِي وَ خُذْ عَنْ مَالِكٍ وَ اخْتَلِفْ إِلَيْهِ كَمَا كُنْتَ تَخْتَلِفُ إِلَيْهِ

Unvan-i Basri 94 yaşında yaşlı bir adamdı. Kendisi şöyle anlatıyor:

"Ben yıllarca Malik b. Enes’in derslerine katıldım ama Cafer Sadık (a.s) Medine’ye gelince onun derslerine katıldım. Malik’ten istifade ettiğim gibi ondan da istifade etmek istedim. Bana şöyle buyurdu:

"Ben hükümetin denetimi ve gözetimi altında bulunan biriyim, takip edilmekteyim. Buna ilave olarak benim gece ve gündüzün belirli saatlerinde virdlerim ve zikirlerim vardır ki onlarla meşgul oluyorum. Benim virdlerime ve zikirlerime mani olma, istediğin ilimleri de Malik’ten öğren! Eskiden onun yanına gidip ilim öğrendiğin gibi şimdi de onun yanına git, ilim öğren!"

فَاغْتَمَمْتُ مِنْ ذَلِكَ وَ خَرَجْتُ مِنْ عِنْدِهِ وَ قُلْتُ فِي نَفْسِي لَوْ تَفَرَّسَ فِيَّ خَيْراً لَمَا زَجَرَنِي عَنِ الِاخْتِلَافِ إِلَيْهِ وَ الْأَخْذِ عَنْهُ

Kendine Suizan

Bu duruma üzüldüm ve oradan dışarı çıktım. Kendi kendime "Eğer o bende birazcık hayır görseydi kesinlikle huzuruna varıp ilminden istifade etmeme izin verirdi" dedim.

فَدَخَلْتُ مَسْجِدَ الرَّسُولِ ص وَ سَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ رَجَعْتُ مِنَ الْغَدِ إِلَى الرَّوْضَةِ وَ صَلَّيْتُ فِيهَا رَكْعَتَيْنِ وَ قُلْتُ أَسْأَلُكَ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ أَنْ تَعْطِفَ عَلَيَّ قَلْبَ جَعْفَرٍ وَ تَرْزُقَنِي مِنْ عِلْمِهِ مَا أَهْتَدِي بِهِ إِلَى صِرَاطِكَ الْمُسْتَقِيمِ وَ رَجَعْتُ إِلَى دَارِي مُغْتَمّاً وَ لَمْ أَخْتَلِفْ إِلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ لِمَا أُشْرِبَ قَلْبِي مِنْ حُبِّ جَعْفَرٍ فَمَا خَرَجْتُ مِنْ دَارِي إِلَّا إِلَى الصَّلَاةِ الْمَكْتُوبَةِ حَتَّى عِيلَ صَبْرِي

Tevesül ve Dua

Kısacası bu düşüncelerle üzgün bir halde Mescidi Nebevi'ye girdim ve Allah Resulü'ne (s.a.a) selam verdim. Ertesi gün tekrar Ravza'ya gittim ve orada iki rekât namaz kıldım ve şöyle arz ettim: "Ya Rabbi! Ya Rabbi! Ben, senden Cafer b. Sadık'ın (a.s) kalbini bana karşı şefkatli kılmanı istiyorum. Onun kalbi teveccühünü bana yönelt ve ilminden birazını bana rızık olarak ihsan et! Böylece ondan öğrendiğim ilimle sırat-i müstakim ve hak yol çizgisinde hareket edeyim!" Kırık bir kalp ve hüzünlü halimle evime döndüm.

فَلَمَّا ضَاقَ صَدْرِي تَنَعَّلْتُ وَ تَرَدَّيْتُ وَ قَصَدْتُ جَعْفَراً وَ كَانَ بَعْدَ مَا صَلَّيْتُ الْعَصْرَ فَلَمَّا حَضَرْتُ بَابَ دَارِهِ اسْتَأْذَنْتُ عَلَيْهِ فَخَرَجَ خَادِمٌ لَهُ فَقَالَ مَا حَاجَتُكَ فَقُلْتُ السَّلَامُ عَلَى الشَّرِيفِ فَقَالَ هُوَ قَائِمٌ فِي مُصَلَّاهُ فَجَلَسْتُ بِحِذَاءِ بَابِهِ فَمَا لَبِثْتُ إِلَّا يَسِيراً إِذْ خَرَجَ خَادِمٌ فَقَالَ ادْخُلْ عَلَى بَرَكَةِ اللَّهِ فَدَخَلْتُ وَ سَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ السَّلَامَ

وَ قَالَ اجْلِسْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ

فَجَلَسْتُ فَأَطْرَقَ مَلِيّاً ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ وَ قَالَ أَبُو مَنْ

قُلْتُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ ثَبَّتَ اللَّهُ كُنْيَتَكَ وَ وَفَّقَكَ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ مَا مَسْأَلَتُكَ

فَقُلْتُ فِي نَفْسِي لَوْ لَمْ يَكُنْ لِي مِنْ زِيَارَتِهِ وَ التَّسْلِيمِ غَيْرُ هَذَا الدُّعَاءِ لَكَانَ كَثِيراً ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ ثُمَّ قَالَ مَا مَسْأَلَتُكَ

فَقُلْتُ سَأَلْتُ اللَّهَ أَنْ يَعْطِفَ قَلْبَكَ عَلَيَّ وَ يَرْزُقَنِي مِنْ عِلْمِكَ وَ أَرْجُو أَنَّ اللَّهَ تَعَالَى أَجَابَنِي فِي الشَّرِيفِ مَا سَأَلْتُهُ

Azim ve İrade

Kalbim Cafer b. Sadık'ın (a.s) sevgisiyle dolup taştığı için artık bir daha Malik b. Enes'in yanına da gitmedim. Tamamen kabuğuma çekildim, artık sadece namaz için evimden dışarı çıkıyordum. Ama sabrım iyice tükenmişti. İkindi namazımı kıldım. Sabırsız ve sıkıntılı bir halde ayakkabılarımı giydim, abamı omzuma attım ve Cafer b. Sadık'ı (a.s) ziyaret etmeğe gittim. Cafer b. Sadık'ın (a.s) evine vardığımda hazreti ziyaret etmek için kapıyı çaldım. Yardımcılarından biri kapıyı açarak isteğimi sordu. Ona: "Şerif’e (imama) selam vermek (görüşmek) istiyorum" dedim. O da bana: "O namaz yerinde ibadetle meşguldür" dedi. Bu cevap üzerine ben kapısının önünde yere oturdum ve beklemeye başladım. Çok kısa bir süre beklemiştim ki birden yardımcısı dışarı çıkarak "Allah'ın bereketiyle içeri gel" dedi. Davet üzerine içeri girdim ve ona selam verdim. İmam (a.s), selamımın cevabını verdi ve bana:

"Otur, Allah seni bağışlasın" buyurdu. Onun isteği üzerine oturdum. İmam Sadık (a.s) başını öne eğdi ve bir müddet düşünceye daldı. Sonra kafasını kaldırdı ve bana: "Künyen nedir?" diye sordu. "Eba Abdullah" (Allah'ın kulunun babası) dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Allah künyeni sabit kılsın ve seni muvaffak etsin ey Eba Abdullah! Şimdi söyle, ne istiyorsun?" Bu sırada ben kendi kendime "Bu ziyaretimden, verdiğim selam ve onun hakkımda ettiği hayır duadan başka hiçbir şey elde edemezsem bile bu benim için büyük bir ödüldür" dedim.

İmam kafasını kaldırdı ve "Ne istiyorsun?" diye sordu. Arz ettim: "Allah'tan istedim ki kalbinizi bana yönlendirsin ve ilminizden bana rızık olarak ikram etsin! Allah'tan ümit ediyorum ki Şerif (İmam) hakkında istediğim bana verilir."

فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ لَيْسَ الْعِلْمُ بِالتَّعَلُّمِ إِنَّمَا هُوَ نُورٌ يَقَعُ فِي قَلْبِ مَنْ يُرِيدُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَ تَعَالَى أَنْ يَهْدِيَهُ

فَإِنْ أَرَدْتَ الْعِلْمَ فَاطْلُبْ أَوَّلًا فِي نَفْسِكَ حَقِيقَةَ الْعُبُودِيَّةِ وَ اطْلُبِ الْعِلْمَ بِاسْتِعْمَالِهِ وَ اسْتَفْهِمِ اللَّهَ يُفْهِمْكَ

قُلْتُ يَا شَرِيفُ فَقَالَ قُلْ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ

قُلْتُ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ مَا حَقِيقَةُ الْعُبُودِيَّةِ قَالَ ثَلَاثَةُ أَشْيَاءَ

İlim

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Eba Abdullah! İlim öğrenmekle elde edilmez, ilim bir nurdur ve Allah onu ancak hidayet etmek istediği kulunun kalbine yerleştirir. O halde eğer ilim istiyor isen:

1-     İlk aşamada kendi nefsinde kulluğun hakikatini talep etmelisin;

2-     İlme amel etmek için onu elde etmelisin;

3-     Sonra Allah’tan onu idrak etmeyi istemelisin ki Allah sana (ilmi) idrak etme kabiliyetini nasip etsin!"

(İlim + Amel+ Tevessül)

Arz ettim: "Ey Şerif! "O, şöyle buyurdu: "Bana Eba Abdullah diye bilirsin". Arz ettim: "Ey Eba Abdullah! Kulluğun hakikati nedir?"

1- أَنْ لَا يَرَى الْعَبْدُ لِنَفْسِهِ فِيمَا خَوَّلَهُ اللَّهُ مِلْكاً لِأَنَّ الْعَبِيدَ لَا يَكُونُ لَهُمْ مِلْكٌ يَرَوْنَ الْمَالَ مَالَ اللَّهِ يَضَعُونَهُ حَيْثُ أَمَرَهُمُ اللَّهُ بِهِ

2- وَ لَا يُدَبِّرُ الْعَبْدُ لِنَفْسِهِ تَدْبِيراً

3= وَ جُمْلَةُ اشْتِغَالِهِ فِيمَا أَمَرَهُ تَعَالَى بِهِ وَ نَهَاهُ عَنْهُ

1-فَإِذَا لَمْ يَرَ الْعَبْدُ لِنَفْسِهِ فِيمَا خَوَّلَهُ اللَّهُ تَعَالَى مِلْكاً هَانَ عَلَيْهِ الْإِنْفَاقُ فِيمَا أَمَرَهُ اللَّهُ تَعَالَى أَنْ يُنْفِقَ فِيهِ

2-وَ إِذَا فَوَّضَ الْعَبْدُ تَدْبِيرَ نَفْسِهِ عَلَى مُدَبِّرِهِ هَانَ عَلَيْهِ مَصَائِبُ الدُّنْيَا

3-وَ إِذَا اشْتَغَلَ الْعَبْدُ بِمَا أَمَرَهُ اللَّهُ تَعَالَى وَ نَهَاهُ لَا يَتَفَرَّغُ مِنْهُمَا إِلَى الْمِرَاءِ وَ الْمُبَاهَاةِ مَعَ النَّاسِ

فَإِذَا أَكْرَمَ اللَّهُ الْعَبْدَ بِهَذِهِ الثَّلَاثَةِ هَانَ عَلَيْهِ الدُّنْيَا وَ إِبْلِيسُ وَ الْخَلْقُ وَ لَا يَطْلُبُ الدُّنْيَا تَكَاثُراً وَ تَفَاخُراً وَ لَا يَطْلُبُ مَا عِنْدَ النَّاسِ عِزّاً وَ عُلُوّاً وَ لَا يَدَعُ أَيَّامَهُ بَاطِلًا

فَهَذَا أَوَّلُ دَرَجَةِ التُّقَى قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَ تَعَالَى

تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُها لِلَّذِينَ لا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَ لا فَساداً وَ الْعاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

Kulluğun Hakikati

Buyurdu: Kulluğun hakikati üç şeydir:

1-     (Herşeyin sahibi Allah'tır): Kul, Allah’ın kendisine verdiği şeyler hakkında, kendisi için bir sahiplik ve mülkiyet hakkı görmemelidir. Çünkü kullar mülkün (gerçek) sahipleri değildirler, herşey Allah'ındır ve mülklerin hakiki maliki (sahibi) olarak görürler ve onları (malları) Allah’ın kendilerine bırakılmasını emrettiği yere bırakırlar.

2-     (Sadece Ona tevekkül etmeli): Kul, kendisi için tedbir düşüncesi içinde olmamalıdır.

3-     (Vacipleri yap, haramlardan sakın): Kulun bütün zikri ve fikri, Allah’ın ona neleri emrettiği ve onu nelerden sakındırdığı olmalıdır.

Dolayısıyla eğer Allah’ın kulu, Allah’ın kendisine verdiği şeylerde kendisi için bir malikiyet hakkı görmez ise işte o zaman Allah’ın infak edilmesini istediği yerlerde harcama yapması kolay olur.

Kul, işlerinin tedbirini (idaresini) asıl müdebbirine (Allah’a) havale ederse, dünyanın sıkıntıları, musibetleri ona çok kolay gelir. 

Kendisini Allah’ın emrettiği ve sakındırdığı şeylerle meşgul ederse işte o zaman boş zaman bulup gösteriş yapmaya, gururlanma ve insanlara karşı böbürlenmeye fırsat bulamaz.

Neticede eğer Allah kuluna bu üç şeyi ikram ederse o zaman dünya, iblis ve mahlûkat onun için basit ve katlanılabilir hale gelir. Artık dünyanın peşinden koşmaz; mal biriktirme, insanlara karşı övünme ve böbürlenme arzusunda olmaz; günlerini boş ve gereksiz işlerle geçirmez.

İşte bu (makam), takva merdiveninin ilk basamağıdır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir."

Arz ettim: "Ey Eba Abdullah! Bana nasihat et, öğüt ver!"

قُلْتُ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ أَوْصِنِي قَالَ أُوصِيكَ بِتِسْعَةِ أَشْيَاءَ فَإِنَّهَا وَصِيَّتِي لِمُرِيدِي الطَّرِيقِ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى وَ اللَّهَ أَسْأَلُ أَنْ يُوَفِّقَكَ لِاسْتِعْمَالِهِ ثَلَاثَةٌ مِنْهَا فِي رِيَاضَةِ النَّفْسِ وَ ثَلَاثَةٌ مِنْهَا فِي الْحِلْمِ وَ ثَلَاثَةٌ مِنْهَا فِي الْعِلْمِ فَاحْفَظْهَا وَ إِيَّاكَ وَ التَّهَاوُنَ بِهَا

قَالَ عُنْوَانُ فَفَرَّغْتُ قَلْبِي لَهُ فَقَالَ

İmam Sadık'tan 9 Nasihat

Şöyle buyurdu:

"Sana dokuz şeyi tavsiye ediyorum; bu öğütlerim Allah yolunda yürümek isteyen kimselere nasihatimdir ve Allah’tan istiyorum ki seni onlara uymaya muvaffak kılsın ve bu yolda sana başarı merhamet etsin! O dokuz şeyden üç tanesi nefsi terbiye ve eğitme hakkındadır, onlardan üçü hilim hakkında ve üç tanesi de ilim hakkındadır. O halde ey Unvan! Onları ezberle, aklına yerleştir, sakın bunlara amel etme konusunda gevşeklik gösterme!

Unvan şöyle diyor: "Ben, Hazretin bana buyuracaklarını alıp, onlara amel etmek için düşüncemde ve kalbimde olan her şeyi boşalttım ve kendimi can kulağıyla İmama odakladım."

 Sonra İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdu:

أَمَّا اللَّوَاتِي فِي الرِّيَاضَةِ فَإِيَّاكَ أَنْ تَأْكُلَ مَا لَا تَشْتَهِيهِ فَإِنَّهُ يُورِثُ الْحِمَاقَةَ وَ الْبُلْهَ وَ لَا تَأْكُلْ إِلَّا عِنْدَ الْجُوعِ

وَ إِذَا أَكَلْتَ فَكُلْ حَلَالًا وَ سَمِّ اللَّهَ وَ اذْكُرْ حَدِيثَ الرَّسُولِ ص مَا مَلَأَ آدَمِيٌّ وِعَاءً شَرّاً مِنْ بَطْنِهِ

فَإِنْ كَانَ وَ لَا بُدَّ فَثُلُثٌ لِطَعَامِهِ وَ ثُلُثٌ لِشَرَابِهِ وَ ثُلُثٌ لِنَفَسِهِ

Nefsi Terbiyesi Hakkında

1- Sakın iştahın olmadıkça bir şeyi yeme! Çünkü iştahsızlıkla yenen yiyecek insanda ahmaklık ve cehalet icat eder.

2- Sakın karnın iyice acıkmadan bir şey yeme.

3- Bir şey yemek istediğinde helal olan şeylerden ye. Allah’ın adını an ve Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şu hadisini hatırla: "İnsanoğlu, karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır." Dolayısıyla karnın yemeğe tam ihtiyaç duyacağın kadar acıktığında yemek ye, karnının üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte birini de nefes almaya ayır!

وَ أَمَّا اللَّوَاتِي فِي الْحِلْمِ فَمَنْ قَالَ لَكَ إِنْ قُلْتَ وَاحِدَةً سَمِعْتَ عَشْراً فَقُلْ إِنْ قُلْتَ عَشْراً لَمْ تَسْمَعْ وَاحِدَةً

وَ مَنْ شَتَمَكَ فَقُلْ لَهُ إِنْ كُنْتَ صَادِقاً فِيمَا تَقُولُ فَأَسْأَلُ اللَّهَ أَنْ يَغْفِرَ لِي وَ إِنْ كُنْتَ كَاذِباً فِيمَا تَقُولُ فَاللَّهَ أَسْأَلُ أَنْ يَغْفِرَ لَكَ

وَ مَنْ وَعَدَكَ بِالْخَنَا فَعِدْهُ بِالنَّصِيحَةِ وَ الرِّعَاءِ

Hilim Hakkında

1- Biri sana şöyle derse: "Eğer sen bana bir söz (küfür vb. sözler) söylersen sana on misli cevap vereceğim" Sen ona şöyle cevap ver: "Eğer sen bana on söz (küfür, çirkin sözler vb.) söylersen benden tek bir cevap bile işitmeyeceksin!"

2- Seni azarlayıp, sana çirkin sözler (küfür) söyleyene şöyle de: "Eğer hakkımda dediklerin doğruysa Allah’tan beni affetmesini istiyorum ve eğer dediklerin yalan (veya iftira) ise o zaman da Allah’tan seni affetmesini istiyorum."

3- Eğer biri sana "Sana küfür edeceğim, kötü sözler söyleyeceğim" diyerek korkutursa sen ona "Ben senin hakkında hayır dileyeceğim ve hakkına riayet edeceğim" diyerek müjdele!

(Hilimli ol + Mütevazı ol + Herkesi sev)

وَ أَمَّا اللَّوَاتِي فِي الْعِلْمِ فَاسْأَلِ الْعُلَمَاءَ مَا جَهِلْتَ وَ إِيَّاكَ أَنْ تَسْأَلَهُمْ تَعَنُّتاً وَ تَجْرِبَةً

Ehlader'den Fransa'daki Hz. Muhmmed'e hakarete kınama Ehlader'den Fransa'daki Hz. Muhmmed'e hakarete kınama

 وَ إِيَّاكَ أَنْ تَعْمَلَ بِرَأْيِكَ شَيْئاً وَ خُذْ بِالِاحْتِيَاطِ فِي جَمِيعِ مَا تَجِدُ إِلَيْهِ سَبِيلًا

وَ اهْرُبْ مِنَ الْفُتْيَا هَرَبَكَ مِنَ الْأَسَدِ وَ لَا تَجْعَلْ رَقَبَتَكَ لِلنَّاسِ جِسْراً

قُمْ عَنِّي يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ فَقَدْ نَصَحْتُ لَكَ وَ لَا تُفْسِدْ عَلَيَّ وِرْدِي فَإِنِّي امْرُؤٌ ضَنِينٌ بِنَفْسِي

وَ السَّلامُ عَلى‏ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدى‏

İlim Hakkında

1- Bilmediklerini âlimlere sor.

2- Sakın âlimleri hataya düşürmek, onların (ilimlerini) sınamak ve onları yenmek amacıyla soru sorma!

3- Sakın kendi görüşünle bir işi yapmaya kalkışma ve yolunu bilmediğin (içinden çıkamadığın) bütün işlerinde Allah’ın emrine muhalefet etme hatasına düşmemek için ihtiyat yolunu kendine ilke edin! Yırtıcı bir aslandan kaçtığın gibi (kendinden) fetva vermekten de öyle sakın! Ve boyunu insanlar için geçiş köprüsü karar verme!

Şimdi kal git ey Eba Abdullah! Şüphesiz sana nasihatte bulundum. Benim virdimi bozma. Ben kendi nefsine karşı kötümser olan bir kimseyim. "Allah’ın selamı hidayet yoluna tabi olanlara olsun."