.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

"Heva" kelimesi, lügatte istek, arzu, tutku anlamında kullanılır. Kur'an ve hadis ıstılahında ise, insanın nefsinde koyulan ve sürekli olumlu cevap ve doyum bekleyen garize ve içgüdülerin adıdır. Bunların insanda olduğu, hatta olması gerektiği bir gerçektir. Gazap, sevgi, şehvet, mal-mülk sevgisi, evlat sevgisi, ana-baba sevgisi, yeme içme sevgisi vs. Bunlar kontrol edilir ve sadece Allah-u Teala'nın koyduğu sınırlar dahilinde, istekleri karşılanırsa, insanın hayatında çok önemli müsbet ilerlemelere vesile olurlar. Zaten insanda koyulmalarının da ana hedefi budur. Ama eğer kontrol edilmez ve her istedikleri sınırsız bir şekilde yerine getirilirse, o zaman menfi bir konum kazanır ve ilerleyerek insanı kendi esaretine alırlar ve Kur'an'ın tabiriyle hatta insanın ilahı konumuna bile gelebilirler.

"Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?" (Furkan, 43)

Yine şöyle buyurmaktadır:

"Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?.." (Casiye, 23)

Bu garizeleri insana veren Allah, onların kontrol yollarını da insana öğretmiştir. Bu kontrol mekanizmasının en önemli unsuru, İnsana verilen akıl nimetidir. Tabi salt akıl, tek başına yeterli değildir. Zira bir çok zaman akıl, garize ve hevaların şiddetli baskısı karşısında iflas edip etkisini kaybediyor veya aldanabiliyor. Bu yüzden aklın yardım ve desteğe ihtiyacı vardır. İşte bu desteği Allah-u Teala gönderdiği Peygamberler ve kitaplar vasıtasıyla sağlamaktadır. Bu yüzden hadislerde, Peygamberler dış ve akıl da iç hüccetler olarak nitelendirilmişlerdir. Evet Peygamberler, davetlerinin iki boyutu olan "müjdeleme" ve "korkutma" eylemleriyle (ilahi azaptan korkutarak ve rızayı ilahi ve cennet nimetleriyle müjdeleyerek), insanların bu kontrolü hakkıyla sağlamalarına yardımcı olmaya çalışıyorlar.

Evet korku ve ümit iki önemli unsurdur, insanların kendilerini kontrol etmeleri ve saadeti yakalamaları için. Bu yüzden Kur'an da bu hakikati şöyle özetlemiştir:

"Artık kim taşkınlık edip azarsa,*

Ve dünya hayatını seçerse,*

Hiç şüphesiz  cehennem onun yerleşeceği yerdir.*

Kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsi "heva"dan sakındırırsa,*

Artık hiç şüphesiz cennet de onun yerleşeceği  yerdir."

(Naziat, 37-40)

Bu oldukça uzun bir tir; fakat biz bu kadarıyla yetinip kutsi bir hadisi de aktararak cevabı noktalamak istiyoruz:

İmam Muhammed Bâkır (a.s) Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: Allah-u Teala buyuruyor ki:

"İzzetime, celalime, azametime, kibriyalığıma, nuruma, ululuğuma ve makamımın yüceliğine andolsun ki herhangi bir kul kendi hevasını (istek ve arzularını) benim isteklerime tercih ederse işini perişan ederim; dünyasını ona hakikatinden uzak ve aldatıcı bir şekilde gösteririm; ve kalbini dünyasıyla meşgul ederim; (bütün çabalarına rağmen) o dünyadan mukadder kıldığımdan fazlasını da ona vermem.

Ve izzetime, celalime, azametime, kibriyalığıma, nuruma, ululuğuma ve makamımın yüceliğine andolsun ki herhangi bir kul benim isteklerimi, kendi hevasına (istek ve arzularına) tercih ederse, meleklerim mutlaka onu korur; gökler ve yer onun rızkına kefil olur ve her tüccarın ticareti sırasında ben onun yanında olurum ve dünya ona doğru gelir, o dünyayı istemediği halde."
 

(Usul-i Kafi, C.2, S.335)

Kur'an-ı Kerim'de bu kelime 10 yerde tekil ve 17 yerde de çoğul olarak kullanılmıştır ki bunların hepsinde kontrolden çıkan ve insanı esir alan hevadan bahsedilmektedir.

 

Tekil olarak kullanıldığı ayetler:

 

Nisa, 135

Sad, 26

Necm, 3

Naziat, 40

A'raf, 176

Kehf, 28

Ta-ha, 16

Furkan, 43

Kasas, 50

Casiye, 23

 

Çoğul olarak kullanıldığı ayetler:

 

Maide, 48-49-77

En'am, 56-119-150

Casiye, 18

Bakara, 120-145

R'ad, 37

Mu'minun, 71

Kasas, 50

Rum, 29

Şura, 15

Muhammed, 14-16

Kamer, 3