.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Şia ve Ehl-i Sünnet kitaplarında rivayet edilen bazı hadislerde, Hz. Peygamber (s.a.a.) tarafından bir kısım sahabe hakkında Şia kelimesi kullanılmıştır. Nitekim Suyûtî, Cabir b. Abdullah, İbn Abbas ve İmam Ali’den (a.s.), Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Beyyine Suresi’nin 7. ayetinin tefsir ederken İmam Ali’ye (a.s.) işaret ederek, şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَات ِأُوْلَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ

“Hiç şüphe yoktur ki iman edip yararlı işler görenler işte onlar bütün mahlûkatın en hayırlısıdır.”[1]

“O ve Şiaları kıyamet günü kurtuluşa ereceklerdir.”[2]

Nevbahtî, Şia fırkaları kitabında şöyle der:

“Selmân-i Farsi, Ebuzer Gaffarî, Mikdad b. Esved ve Ammar b. Yaser, Şia olarak adlandırılan ilk kimselerdir.”[3]

Ebu Hatem Razî de şöyle der:

“Hz. Peygamber (s.a.a.) döneminde Şia kelimesi dört sahabenin lakabıydı ve onlar: “Selmân-i Farsî, Ebuzer Gaffarî, Mikdad b. Esved Kindî ve Ammar b. Yaser’dir.”[4]

İki Âlim ve Hikâyeleri İki Âlim ve Hikâyeleri

Allah Resulü (s.a.a.) zamanında Müslümanlar daha henüz fırkalara bölünmemişlerdi ve bu yüzden bir grubun Şia olarak meşhur olmasının mümkün olmadığı söylenebilinir. Zira o zaman bütün herkes Müslüman olarak adlandırılmaktaydı. Bu nedenle Hz. Peygamber’in (s.a.a.) sözlerindeki Şia kelimesinin gelecek zamanı kapsadığını söylemek gerekir. Nitekim yine Hatemü’l-Enbiya’nın (s.a.a.) sözlerinde geçen Kaderiyye ve Mürcie terimleri de gelecekle irtibatlıdır. Aralarındaki fark şudur; Şia ismi övgüyü gösterirken, Kaderiyye ve Murcie kelimeleri ise kınanmayı göstermektedir.

Ancak Şia kelimesinin Hz. Muhammed (s.a.a.) zamanında bir grup Müslüman’a denilmesi, o dönem içerisinde Müslümanlar karşısında ortaya çıkan bir fırkanın varlığını gerekli kılmaz. Bilakis ondan maksat şöyledir; Hz. Peygamber’in (s.a.a.) ashabından bir grup, İmam Ali (as) ve Muhammed Mustafa’nın (s.a.a.) yanındaki özel konumu ve onda bulunan üstün özelliklerden dolayı, ona mahabbet beslemişlerdir. Aslında Resulullah’ın (s.a.a.) fiil ve görüşlerinin tecellisi olan düşünce ve işlerini kendileri için örnek almışlardı. Nitekim bu durum bazı yerlerde bir üstadın (hayatta olduğu dönemde) üstün öğrencisi hakkında da olagelmiş ve yaygındır.


[1]     Beyyine, 7.

[2]     ed-Durru’l-Mensûr, c.8, s.589, Dâru’l-Fikr Baskısı.

[3]     Fıraku’ş-Şia, s.17-18.

[4]     A’yânu’ş-Şia, c.1, s.18-19.

Editör: Hasan Bedel