Bismillahirrahmanirrahim

Allah’a hamd olsun çok müstesna bir olayın vuku bulduğu, büyük Gadir-i Hum bayramını bir kez daha idrak etmiş bulunuyoruz. Bu çok önemli münasebeti, “Velayet Bayramı”nı başta velayet sahibimiz Hz. Veliyy-i Asr İmam-ı zaman’a (a.f), onun hak naipleri müçtehitlerimize, Veliyy-i Emr-i Müslimin’e ve bütün Ali dostlarına tebrik arz ediyoruz.

Her şeyden önce bu büyük nimetten dolayı İmamlarımızın öğrettiği şekilde Rabbimize hamd edelim, şükredelim:

Elhamdu lillahillezi ceelena mine’l-mütemessikine bi-vilayeti Emiri’l-Mümin’e vel-eimmeti aleyhimusselam.

“Bizi Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s) ve (Ehlibeyt) İmamlarının velayetine sarılanlardan kılan Allah’a hamdolsun.”

Bu yazımızda Gadir Bayram merasimleri hakkında üç sorunun cevabını vermeğe gayret edeceğiz. Bu sorular özellikle dışarıdan bizi izleyen bazı Müslüman kardeşlerimizin merak ettiği ve yer yer dile getirdikleri sorulardır. Diyorlar ki:

S 1) Gadir-i Hum günü sizin için neden bu kadar önemlidir?

S 2) Gadir gününde neden bayram ediyorsunuz?

S 3) Gadir-i Hum konusunu her yıl ve sık sık gündeme getirmek, hepimiz için önemli olan vahdet konusuna aykırı değil mi? Fitneye vesile olmuyor mu?

 

Şimdi bu soruları cevaplamaya çalışalım:

C 1) Çünkü bugünü Allah önemsemiştir; Resulü önemsemiştir. Allah-u Teâla Gadir-i Hum gününde Maide Suresi’nin 67. ayetini indirerek, velayet ve imametle ilgili indirilen emrin tebliğ edilmesini Resulullah’a emretmiş ve tebliğ etmediği takdirde, sanki hiç tebliğ etmemiş duruma düşeceğini buyurmuştur. Bunun iki boyutu vardır: Birincisi bu görev ifa edilmediğinde, 23 yıllık risalet görevi adeta geçersiz olacaktır. İkincisi ise esasen bu görev ifa edilmediğinde, 23 yıllık emekler boşa gidecektir. Her iki durum açısından da sonuç aynıdır. Dolayısıyla bu tebliğ ve sonucu 23 yıllık risalete ve emeklere eşdeğerdir. Neden? Çünkü bu tebliğ, risaletin bekasının ve çekilen emeklerin boşa gitmemesinin garantisidir.

Benzer bir ifadeyi MEVEDDET AYETİ’nde (Şura, 23) görmekteyiz. Bu ayette de Allah-u Teâla Resulü’ne risaletin karşılığı olarak sadece yakınlarının/Ehlibeyt’in meveddetini istemesini emrediyor. Demek ki bu meveddet o kadar değerli ve o kadar önemlidir ki 23 yıllık risaletin çilelerine zahmetlerine karşılık olabilecek özelliğe sahiptir. Ve dolayısıyla bu meveddetle risaletin hedefleri ve o hedeflerin gerçekleşmesi arasında sıkı bir bağ vardır. Bu demektir ki ümmet eğer Ehlibeyt ile sıkı bir gönül bağı kurar ve bu meveddet ve muhabbeti ameline ve hayatına taşırsa onları kendine örnek ve önder edinir. Yoksa bu muhabbeti sadece “Peygamber’in gönlü hoş olsun.” şeklinde algılarsak Resulullah’a cefa etmiş oluruz. Zira Resulullah’ın buna ihtiyacı yoktur. Nitekim başka bir ayette buna işaret etmektedir. Evet Sebe’ Suresi’nin 47. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْؕ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌ ﴿٤٧﴾

“De ki: Sizden bir karşılık istediysem, o da sizin içindir. Benim mükâfatımı verecek olan ancak Allah’tır. O her şeye şahittir.”

Demek ki onların buna ihtiyacı yoktur, ümmetin buna ihtiyacı var. Bununla kazanacak olan ümmettir.

Tekrar Gadir olayına dönecek olursak, bu olayın önemini bir de Maide Suresi’nin 3. ayetinde görmekteyiz.

Evet, Maide 67. ayetin gereği o İlahi emir hem de öyle hassas ve unutulmaz bir merasimle tebliğ edildikten sonra inen Maide Suresi’nin 3. ayetinde geçen ifadelerde bu önemi çok daha net ifadelerle görmekteyiz. Nedir o ifadeler?

Bugün kâfirler sizin dininizden umutlarını kestiler.

Bugün dininizi kemale erdirdim.

Bugün nimetimi size tamamladım.

Bugün İslam’ın size din olmasına rıza gösterdim.

Peki, bu ayetlerin Gadir’de indiğini nerden anlıyoruz?

Akli ve nakli karine ve delillerle. Nedir onlar?

* Maide inen en son suredir ve hiçbir ayeti nesh edilmemiştir.

* Bu sureden önce inen sure ve ayetlerin ve onlardaki hükümlerin hangisini ele alırsak, onlarla dinin kemale erdiğini ve nimetin tamamlandığını ve hepsinden önemlisi kâfirlerin ümitsizliğe kapıldığını söylemek abesle iştigaldir.

* Ayetlerin sebeb-i nüzulünü anlatan müşterek hadisler de bunu teyit etmektedir. Detaylara girmeden bu ayetlerin 18 Zilhicce günü Gadir-i Hum’da ve Hz. Ali hakkında nazil olduğunu anlatan hadisleri Merhum Allame Emini “el-Gadir” kitabının 1. cildinde bizzat Ehl-i Sünnet kaynaklarından nakletmektedir. İsteyenler bu önemli esere müracaat edebilir.

İşte görüldüğü gibi Ehlibeyt mektebinin Gadir’e verdiği önem indî ve keyfi bir şey değil, ilahi ve nebevi açıklamalara ve ifadelere dayanmaktadır.

C 2) Niye bayram ettiğimizin cevabı da aslında birinci soruya verdiğimiz cevaptan anlaşılmıyor mu? Bayram insanlar için sevinç ve mutluluk kaynağı olan bir olayın vuku bulduğu ve çok önemli bir kazanım ve nimet elde edildiği zaman yapılır. Yukarıda beyan ettiğimiz ayetteki ifadeler vuku bulan olayın ne kadar önemli ve ne kadar sevindirici olduğunu fazlasıyla ortaya koymuyor mu? Nimetin tamamlandığı ifadesi de ayrıca inanan bir kimseyi tarifsiz bir sevinç ve mutluluğa boğmuyor mu? Evet, bu öyle bir nimet, öyle bir lütuf ve inayet ki esasen diğer nimetlere de anlam kazandırıyor. Dolayısıyla içinde ve beraberinde velayet nimetinin bulunmadığı her nimet eksik ve değersizdir.

Dolayısıyla böyle bir gün ve bugündeki kazanımlar ve verilen nimet için de bayram edilmeyecek de hangi gün ve hangi nimet için edilecektir?!

Ayrıca bizzat Resulullah’ın kendisi Hz. Emirü’l-Müminin’e bugün bayram etmesini emretmiştir. Bu konuda Ehlibeyt kanalıyla birçok hadis nakledilmiştir ki bir örneği İmam Cafer Sâdık’tan şöyle nakledilmiştir:

“… Gadir gününde oruç tutarak, ibadet ederek ve Muhammed ve Âl-i Muhammed’i zikrederek Allah’ı anın. Hiç şüphesiz Resulullah (s.a.a) Emirü’l-Müminin’e (a.s) bugünü bayram olarak kutlamasını emretti. Önceki peygamberler de aynısını yapıyorlardı; onlar da vasilerine onu bayram olarak kutlamalarını vasiyet ederlerdi, onlar da öyle yaparlardı.”[1]

Bu bayram da sadece yiyip eğlenmek için değil, evvela verilen nimet için şükür mahiyeti taşımaktadır. Bu yüzden de bugünün en önemli üç ameli oruç, namaz ve şükür secdesidir. Bunun yanında da müminleri, özellikle fakir fukarayı onlara yardım ederek, ziyafet vererek sevindirmektir.

Bunun yanında bu bayramın en önemli hedeflerinden birisi, bugünde ilan edilen velayetin ve velayet sahiplerinin önemini tekrar kavramak, onları tanımaya ve tanıtmaya çalışmak, onlarla yeniden ahitleşmektir. İşte bu yüzden Allah Resulü (s.a.a) Gadir hutbesini okuduktan sonra oradaki Müslümanlara şöyle buyurmuştu:

الا فليبلغ الشاهدُ الغائبَ، والوالدُ الولدَ الى يوم القيامة.

“Ey insanlar, bu İlahi mesajı, velayet emrini hazır olanlar gaip olanlara ve her baba evladına kıyamet gününe kadar (nesilden nesile) ulaştırsın.”

Gadir gününün amellerinden olan Gadir ziyaretinin de bir bölümünde şöyle geçmektedir:

“Allah’ım! Biz seni şahit tutuyoruz ki Muhammed ve Âl-i Muhammed’in (ona ve onlara Allah’ın salâtı olsun) din olarak kabul ettiklerini biz de kabul ediyoruz. Onların sözü sözümüz, onların dini dinimizdir; onların söylediklerini söyler, din edindiklerini din edinir, inkâr ettiklerini inkâr ederiz; onların sevdiğini sever, düşman olduklarına düşman olur, lanetlediklerini lanetleriz; onların teberri edip uzaklaştıklarından uzaklaşır, merhamet ettiklerine merhamet ederiz. Mevlalarımız olan onlara iman etmiş, teslim olmuş, onlara rıza göstermiş ve uymuşuzdur. Allah’ın salavatı onların üzerine olsun.”

C 3) Üçüncü soruya da kısaca cevap verip bitirelim. Neydi soru? Gadir-i Hum’u her yıl anmak, bu kadar ön plana çıkarmak Müslümanlar arasında olması gereken vahdete zarar vermiyor mu?

Cevabı şudur ki her mektep ve meşrebe mensup kimselerin inançlarını sağlıklı ve delilli bir şekilde kendi mensuplarına, çoluk çocuklarına ve onları merak eden ve yakından tanımak isteyen kimselere anlatmak, tanıtmak en doğal haklarıdır. Nitekim Ehli Sünnet kardeşlerimiz de bizimle farklı olan düşünce ve inanışlarını kitaplar, konuşmalar ve medya aracılığıyla öğretmiyorlar mı? Hatta okullarda o inançları paylaşmayan öğrencilerimize bile zorunlu bir ders olarak işlemiyorlar mı? (Aslında belki de bu konuda en çok eleştiriyi hak eden şey bu uygulamadır. Ama şimdilik yeri değil.) Bu yüzden eğer inanışların anlatılması, insanların inandığını yaşaması yanlış ise ve vahdete aykırı ise bu herkes için geçerli olmalıdır ki biz böyle olduğuna inanmıyoruz.

Vahdete aykırı olan şey kardeşliğimize zarar verecek tutum ve davranışlar sergilemek, birbirimizin inanışlarına ve kutsallarına saygısız davranmak, fikir ayrılığını kavga ve sürtüşme aracına dönüştürmektir. Vahdete aykırı olan ve ümmet için en tehlikeli bela sayılan tekfirci zihniyet, tekfirci söylem ve eylemlerdir.

Vahdet, müştereklerimizde iş birliği yapmak, farlılıklarımızda ise birbirimize karşı anlayışlı davranmaktır. Fikrî olarak birbirimize özgürlük hakkı tanımak, ihtilaflı konularda araştırma yapmayı, doğruları bulma çabasında olmayı, tarafların delillerini yakından görüp kıyaslamayı onun şahsi sorumluluğu olduğunu bilip herkesi kendi kanaatiyle baş başa bırakmaktır.

Esasen Gadir merasimi de dâhil, saygın ve özgün anlatımlar, tanıtımlar sağlıklı bir vahdet anlayışına zararlı değil yardımcı olur. Çünkü nice suizanlara ve kötümser yorumlara sürükleyen ve ardından bizi birbirimizden uzaklaştıran şey kulaktan duyma ve vasıtalarla birbirimiz ve inanışlarımız hakkında edindiğimiz bilgiler, mesnetsiz isnatlardır. Oysa birinci ağızdan ve yetkili ve güvenilir kaynaklardan, yani karşı tarafın kendi anlatımlarına dayanarak tanımaya çalışırsak, emin olun birçok uzaklıklar yakınlığa ve birçok suizanlar hüsnü zanna dönüşecek ve kardeşliğimiz daha da pekişecektir. İşte bu yüzden diyoruz ki olaya bu açıdan baktığımızda Gadir-i Hum merasimleri birbirimizi daha iyi tanımaya ve dolayısıyla yakınlaşmamıza ve vahdete katkı sağlar.

İnşaallah bir nebze olsun verdiğimiz cevaplar, bu soruları soran ve cevaplarını merak eden kardeşlerimize faydalı olur ve kafalarındaki soru işaretlerinin bertaraf olmasına yardımcı olur.

[1]- Âmili, Vesâilü’ş-Şia, c. 7, s. 327.