.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Birlemiş Milletler Genel Kurulu'nun Kasım 1975 tarihli kararı Siyonizm ideolojisi ve uygulamasının ırkçı bir nitelik taşıdığını kesin olarak ortaya koymuştur.

Giderek artan bu tehlikenin özü ve belirli özellikleri tam ve doğru olarak değerlendirilirse, B.M.'in kararı, ırkçılığın Siyonist türüne karşı geniş bir savaşım verilmesine yeni ve daha büyük olanaklar sağlamaktadır.

Sokrat, Eflatun ve Aristo'ya Göre Ahlâkî Eğitim Sokrat, Eflatun ve Aristo'ya Göre Ahlâkî Eğitim

Önce şunu belirtmeli ki, Siyonist ırkçılık ayrı bir olgu değildir. Niteliği ve oynadığı uğursuz rol nedeniyle, uluslararası emperyalist burjuvazinin en gerici ve saldırgan bölümünün, savaş güçlerinin, sömürgeciliğin ve yeni-sömürgeciliğin hem ideolojisi, hem de uygulamasıdır.

Nazi Almanya’sının insanlık-dışı cinayetleri ırkçılığın çürütücü gücü hakkında herkese öyle kolay kolay unutamayacakları bir ders verdi. İkinci Cihan Savaşında faşizm yere yıkıldığında ırkçı ideolojiye çok ağır bir darbe indirilmiş, fakat yeryüzünde toplum yaşamından temelli olarak atılmamıştı. Çağdaş gelişmeler ırkçı ideoloji ve siyasetin yalnızca İsrail devletine özgü bir iç hastalık olmadığını gösteriyor. Aynı saldırgan güçlerin çıkarlarına ve hedeflerine hizmet ederek sermayeci devletlerde geniş biçimde belirgindirler. Irk ayrımının acımasız ilkeleri Siyahiler, Puerto Riko'lular, Meksika'lılar, Kuzey Amerika Hintlileri ve ötekilerin nüfusun yaklaşık beşte-birini oluşturdukları en büyük sermayeci devlet olan Amerika Birleşik Devletleri'nde egemendir. Köleliğin kaldırılmasından buyana yüz yıldan çok zaman geçmiş olmasına karşın, Amerikan toplumunun gelişimi, sermayeci düzenin azınlıklara özgürlük ve eşitlik sağlayamayacağını gösteriyor.

Güney Afrika ırkçılarının siyah derili yerlilere karşı kanlı çarpışmalara girişmeleri ve Güney Afrika ırkçılarının kıtanın büyük bir bölümünde sömürge baskısını korumak ya da yeniden kurmak için elele vermeleri birçok halkların özgürlüklerini tehlikeye atmaktadır.

A.B.D. başta olmak üzere, emperyalist devletlerin yardımıyla uygulanan, Filistin'de Siyonist sömürgeci siyaset Kuzey Amerikalı sömürgecilerin yerli Hintlilere reva gördükleri aynı ırkçı yöntemleri uygulamaya koymaktadır. "Dünya Yahudi ulusu", "Tanrı'nın seçtiği halk" ve "daha büyük İsrail" gibi Siyonizm'in ırkçı sloganlarının altında da aynı genel düşünceler vardır. Bu düşüncelerde, temelde, emperyalist burjuvazinin "siyah" emekçiler ve kendi ulusal proletaryasını sömürmesini haklı göstermeğe yarayan ve insan arasında eşitsizliğe dayalı, bilime ters düşen ve bütünüyle ahlâktan yoksun eşitsizlik tezine ilişkin ögeler vardır.

İdeolojisi açısından, Siyonizm insanlığı üç ana ırka ayıran Gobineau'nun ırkçı görüşlerinin temelde biraz değişmiş biçimidir. Bu ayrıma göre, en geri olan "siyah ırk" olup, onu "sarı ırk" yakından izlemektedir. "Beyaz ırk" güya en üstünüdür, çünkü bunda enerji, düzene eğilim ve entelektüel üstünlük gibi tüm erdemler toplanmıştır.

Gerçekten gerici ve metafizik nitelikte olan Gobineau'nun teorisine göre, "tüm uygarlıklar beyaz ırkın bir ürünüdür ve bu ırkın yardımı olmadan tek bir uygarlık bile yaşayamaz..."

Beyaz ırkın ötekiler üstünde temel ve sonu-gelmez üstünlüğü olduğunu ilân etmek ve renkli ırkların gelişme yetenekleri olmadığını söylemekle, ırksal düşmanlığı ve ırk baskısını körüklemektedir. Bundan ötürüdür ki, Marx Gobineu'ya "barbarlığın Şövalyesi" adını takmıştır. Uydurduğu bu ırkçı görüşlerle 'beyaz ırk' temsilcilerinin öteki insanlar arasında bir çeşit tanrı olarak kabul edilmelerini istemiş, 'beyaz ırk'ın 'soylu' ailelerinin de seçkinlerin özünü oluşturduğunu doğrulamak istediğini yazmıştı.

Siyonistlerin işgal edilen topraklardaki Arap halkına, bu arada Arap ülkelerinden İsrail'e gelmiş olan Yahudilere tavırları, temelde, sınıf ilişkilerini biyolojik sosyolojiyle anlatan Vacher de Lapouge'ın ırkçı kavramlarından esinleniyor. Lapouge'a göre, sınıflar toplumsal bir seçmenin ve biyolojik yapıları içinde bulunan morfolojik farklılıkların ürünüdürler. 'Beyaz olmayan sınıflar'ı uygar yaşamla uyum sağlayamamış vahşilerin çocukları ya da 'kanı bozulmuş' sınıfların soysuz temsilcileri olarak kabul eder.

Siyonist ırkçıların kabullendiği ve yeniden yaşama kavuşturduğu bu ırkçı kavramların bilimle ortak bir yanı yoktur. Antropolojik ve psikolojik çalışmalardan hareket eden bilim tek doğru sonuca ulaşmıştır: bugünkü insanlığın bütün ırkları fizik açıdan kuvvetçe eşit ve kültürel değerleri yaratma yönünden aynı derecede yeteneklidir. Ama emperyalizmin ırkçı teorisi ve uygulaması insanlığın büyük bir kısmının temel birliği ve böylece ana haklarını yok etmeyi hedef alır; Siyonist ırkçılığın hedefi ise, özellikle, Filistin Arapları ve komşu Arap halklarıdır. Bundan son derece önemli sonuçlar çıkıyor: emperyalizme karşı çıkılmayacak olursa, Siyonist ırkçılığa karşı başarılı bir savaşım verilemez. Orta Doğu’da A.B.D. ile işbirliği yaparak kalıcı ve âdil bir barışın gerçekleşebileceğine inanmak kısaca bir aldatmacadır. Amerika korumakta olduğu İsrail'in ve böylece kendinin çıkarlarını bir yana itmeden bu yola giremez.

Çatışmanın, A.B.D.'nın tasarladığı ya da ondan mülhem, her çözümünün, aslında, Arap halklarını hedef aldığına dair bazı Arap çevrelerinin ihtarlarında çok gerçek payı vardır; bu türlü çözümler ancak Arapların siyasal ve ekonomik yönden bağımlı duruma düşmeleriyle ve zamanla Filistin direnişinin ezilmesiyle sonuçlanır.

Arap devletlerinin verdikleri bazı ödünler ve Orta Doğu’daki çağdaş gelişmeler de gösteriyor ki, Arapların çözüm olarak gördüklerine yaklaşan Amerika değildir, fakat bazı Arap ülkeleri emperyalistlerle Siyonistlerin çözüm dediklerine yanaşmaktadırlar. Böyle bir yaklaşım Siyonizm'in ilerde sömürgeci ve ırkçı genişlemesini engellemeyecek, yalnızca destekleyecektir. Anlaşılıyor ki, Orta Doğu çatışmasına adil bir çözümün anahtarı A.B.D.'nin değil, Arap halklarının elindedir; yol pazarlıktan değil, emperyalizme karşı savaşımdan geçer.