.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Gençlik dönemi özelliklerinden bir diğeri de rivayetlerde bazen “cinnet” bazen de “sekr” olarak adlandırılan şiddetli ruhsal bunalımlardır. Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz (s.a.a.) gençliği bir çeşit delilik olarak adlandırmıştır.[1] “Cinnet-Cünun” kelimesi ‘Cin’den gelir ve örtmek-gizlemek anlamındadır. İşte bu gençlik sarhoşluğu ise düşünce ve ileriyi görme yetisini gençten alır, onu olumsuz davranışlara yönlendirir.

İmam Ali (a.s.), sarhoşluk çeşitlerinden bahsederek, gençlik sarhoşluğunu, mal, güç, ilim, iltifat edilmeyi bekleme sarhoşluğuna benzeterek, bunları aklın ve iradenin zevaline neden olan ve de huzuru yok eden etkenler olarak görmüştür.[2] Bu tabirler, insan hayatının bu hassas evresinde ruhsal bunalımının şiddetini göstermektedir. Bilinmelidir ki, bu bunalım, daha çok hormonsal değişiklikler ve cinsel dürtülerden kaynaklanmaktadır. Bu bunalımın dışa vurulması, gençlerin ölçüsüz ve nâhoş davranışlarıyla gözlemlenebilir. Rivayetlerde bu hâllerden sarhoşluk, mestlik anlamına gelen “sebuh” ve “sekr” olarak söz edilmiştir. Diğer bir belirti ise aşırı uyku eğilimini beraberinde getiren gencin ruhsal yorgunluğudur. Rivayetlerde bu konuya da değinilmiş ve aşırı uykunun kişinin ruhî durum ve yorgunluğuna bağlanmıştır. Râvî şöyle nakleder:

“İmam Cafer-i Sâdık’a sordum: Gecenin kısa olduğu yaz aylarında gece namazını henüz gece yarısı olmamışken kılabilir miyiz? İmam (a.s.) buyurdu: “Evet, ne kadar iyi bir fikir ve iyi bir uygulama, gençlerin uykuya karşı zaafı daha fazladır ve ben de sana bunu önerip, öğütlüyorum.”[3]

Aslında bu özellik, psikologlar ve eleştirmenlerin de ortak kanısıdır ve bu yüzden gençlik döneminden, farklı isimlerle bahsedilmiştir. Amerikalı psikolog ve eğitimci Granville Stanley Hall bu dönemi “baskı” ve “tufan” olarak adlandırılırken, Fransız asıllı İsviçreli gelişimsel psikolog ve filozof Jean Piaget (1896 - 1980), gençliği “kişilik devrimi” ve “içsel isyan” olarak değerlendirmiş ve Lieven de, “perişanlık” olarak görmüştür. Hatta Platon (Eflatun) ise konunun örneğini biraz daha canlı hâle sokarak bu dönemi “sarhoşluk” olarak adlandırmıştır.[4]

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta ise, bu özelliğin bu dönemin normal bir parçası olmasına rağmen yine de önlenmesi gerekliliğidir. Bir başka deyişle, bu ruhsal bunalımlar gençlik döneminde her ne kadar önlenemez olsa da gerektiği ölçüde kontrol altında tutulmaya çalışılmalı ve bu ateşin daha da alevlenmesinin önüne geçilmelidir. Maurice Debesse bu konuyu şöyle değerlendirmişti:

“Bilinmelidir ki gençlik dönemi için en önemli konu, bu heyecan ve isyankâr evredir. Bu ateşi asla söndürmemeliyiz çünkü bu, gencin zayıf ve güçsüz kalmasına neden olabilir. Belki onları akl-i selim ile doğru yola yönlendirmeliyiz.”[5]

Bazı araştırmacılar, bu konudaki rivayetlere dayanarak şöyle yazmışlardır:

“Bu dönemi, insan yeteneklerinin eşsiz bir şekilde açığa çıktığı için gizli güçlerin patlaması olarak adlandırabiliriz. Aslında bu dönem, isteklerin doyumsuz olduğu bir dönemdir. Örneğin güzellik isteği, zevk alma isteği, kemale erme isteği, güç, kudret, ilim ve bilgelik isteği gibi. Genç bu dönemde yeteneklerinin ve insan gücünün açığa çıkmasıyla, aynen fırtınada kalmış bir gemi gibidir ve bu yüzden bir türlü durulmaz ve sessizliğe kavuşamaz. Rivayetlerde bu durumdan “Gençlik Sarhoşluğu” olarak bahsedilmiş ve çaresinin bulunması gerektiği tavsiye edilmiştir.”[6]

Gençlik dönemine ait bu geçici hâl, özellikle de gençliğin ilk yıllarında, onu boş ve beyhude davranışlara yönlendirebilmekte ve bu yüzden bazen çocukça davranışlar yaptığı da gözlemlenmektedir. Aslında bu durum belli bir yere kadar normaldir ve hatta bu tür davranışları olmayan, olgun bireyler gibi hareket eden gençler diğer insanları hayrete dahi düşürebilmektedirler. Peygamber Efendimizin (s.a.a.) buyurduğu gibi; Allah bile çocukça davranışları olmayan genç karşısında hayrete düşmektedir.

“Allah, ölçüsüz davranışı olmayan genç karşısında hayrete düşer.”[7]

Diğer yandan, bu buhran ve bunalımlar, düşünce ve doğru karar verme yetisini gençten alır. Hatta oldukça basit ve süslenmiş bir reklam ile genci yanlış düşüncelere sürüklemek mümkündür. Elbette, bu onların Allah’ı arayan saf ve temiz fıtratları ile ilgili değildir. Önemli olan ve yapılması gereken, İslâm toplumunda kültürel ve eğitici uygulamaları üreten kişilerin, gençler ile uygun dille konuşmaları ve kültürel uygulamaların zarafetine dikkat etmeleridir.


[1]     Reyşehrî, Muhammed; Hikmet Nâme-i Cevân, s. 32.

[2]     Amedî, Abdulvahid; Gureru’l-Hikem, C. 6, s. 425.

[3]     Hurru’l-Âmilî, Muhammed bin Hasan, Vesâilu’ş-Şîa, C.3, s.184.

[4]     Vezaret-i Amuzeş ve Perveriş; III. Eğitim ve Öğretim Sempozyumu, Makaleler; “Gençlik ve Çocuklarda Terbiyenin Yeri” 1995, Tahran,, s. 78.

[5]     Felsefî, Muhammed Taki; Felsefi Deyişler, Akıl ve Duygularda Gençlik, s. 78.

Çocuklarımızın Geleceği ve Mesleki Eğitimi Çocuklarımızın Geleceği ve Mesleki Eğitimi

[6]     İlim Havzaları ve Üniversiteler Araştırma Komisyonu, İslâm Kaynaklarında Gelişim Psikolojisi, Tahran, 1991, C. 2, s. 1185.

[7]     Heysemî, Ali b. Ebi Bekir; Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, C. 10, s. 280.

Editör: Hasan Bedel