.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Zühd Nedir?

Zühd, İslami ahlakta, yüce hedeflere ulaşabilmek için bazı maddi hazlara sırt çevirmek ve onları göz ardı etmek anlamında kullanılmıştır. Zahid daha yüce hedeflere ulaşmak için dünyaya bel bağlamaz. “Zühd, yani sırt çevirme ve meyil duymama. Çekim ve eğilim göstermenin karşıtı. Zahid, kemali talep ederek ve en yüce arzular nedeniyle maddiyata yönelmekten vazgeçmiş ve başka şeylere odaklanmış kimsedir. Zahidin minnetsizliği düşünce, emel, ide ve arzu alanındadır, insan doğasının bir şeye eğilim duymayacağı tabiat alanında değil.”[1]

Şimdi zühdün ruhsal anlamda olumlu etkilerine değineceğiz:

Dinginlik ve huzur. Zahid insan dünya faydalarına bağımlı olmaması nedeniyle hayatında dinginlik ve huzurdan fazlasıyla yararlanır. İnsanın çoğu kaygı ve huzursuzlukları maddi hazlara olan alakasındandır. Bu bağımlılıktan kurtulmuş ve kalbini dünyevi menfaatlerden koparmış kişi, endişeden uzak ve rahat bir yaşam sürebilecektir. Müminlerin Emiri (as) zühdü en iyi biçimde tarif etmiştir:

“Kur’an’da zühd iki cümleyle özetlenmiştir: Elinizden çıkana pişman olmayasınız ve Allah’ın size ihsan ettiğine sevinmeyesiniz diye.[2] Geçmişte kalana hüzünlenmeyen ve gelecek için de sevinç duymayan kişi, her iki yönde de zühde ulaşmış demektir.”[3]

Sömürgeciliğin Dini: Babîlik ve Bahaîlik Sömürgeciliğin Dini: Babîlik ve Bahaîlik

Dünyaya böyle bakan ve ona uygun davranan birinin bedeni ve ruhu, bu dünyadaki hayatın her zamanki huzursuzluklarından kurtulmuştur ve güven içindedir. Birçok psikoloğun izahında görülen şu ana ve şimdiki hale yapılmış vurgunun kökü, işte dinin bu öğretisindedir.

Özgürlük. Takvası nedeniyle dünyevi servet ve konuma eğilim ve minneti bulunmayan kişi, üst düzeyde özsaygıya sahiptir. Bu sayede maddi tamahlara ulaşmak için birilerinin önünde eğilip bükülmek zorunda kalmamakta ve zillete boyun eğmemektedir. “Yükü hafif, kuş gibi, hareket ve uçma kabiliyetinde olmak en esaslı arzuları olan dünyanın özgür insanları, ihtiyaçları azaltmak ve ihtiyaçları azalttıkları oranda da kendilerini eşyanın ve şahısların esaret bağından özgürleştirmek için zühd ve kanaati seçmişlerdir. Fakat bir dizi ihtiyaç doğal ve zorunlu değildir, insanın kendisi veya toplumsal ve tarihsel etkenler aracılığıyla ona dayatılır ve özgürlüğünü, var olandan daha kısıtlı hale getirir. İnsanın zühde eğiliminin kökeni onun özgürlük tutkusudur. İnsan, nesneleri temellük etmeye ve menfaat sağlamaya meyillidir. Fakat görüldüğü gibi, eşya, dışarıdan bakıldığında onu muktedir kıldığı nispette iç dünyasında zayıf düşürdüğü, hakir yaptığı, kendisine mülk ve köle ettiğinde bu köleliğe isyan eder. İşte bu isyanın adı zühddür.”[4]

Emirulmüminin (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Dünya içinden geçilen bir evdir, orada kalınan bir yer değil. İnsanlar bu dünyada iki türlüdür: Biri kendisini satar ve çürümeye terkeder, diğeri ise kendisini satın alır ve özgürleştirir.”[5]

Sevilmek. Takvalı insan, başkasından beklentisi bulunmaması, hatta onların yolunda cömertlik ve fedakârlık yapmaya bile hazır olması nedeniyle sevilir. “Zahid, başkalarını huzura erdirmek için sade, gösterişsiz, tam bir kanaat içinde yaşar ve kendisi darlık çeker. Sahip olduğunu muhtaçlara dağıtır. Çünkü onun derde aşina kalbi, ancak hiç muhtaç insan kalmadığı anda dünya nimetlerine elini uzatabilir. O, başkaları mutlu olsun ve dertsiz yaşasın diye mahrumiyet, açlık, çile ve acılara tahammül gösterir. Fedakârlık, insanlığın celal ve cemalinin en görkemli tecellilerindendir. Sadece çok büyük insanlar işte bu zirveye yükselebilirler. Kur’an-ı Kerim, Ali’nin (a.s) ve çok kıymetli ailesinin fedakârlık öyküsünü ayetlerde yansıtmıştır.”[6]

Rasulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın nezdinde olana heves duy ki Allah da seni sevsin. Halkın elinde olana karşı da minnetsiz ol ki insanlar seni sevsin.”[7]

Azim ve tahammül. Zahid insan nimet ve naz içinde büyümediğinden güçlükler karşısında çok azimlidir ve kolayca teslim olmaz.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurur: “Belalara en sabırlı kişi, dünyaya karşı en zahid ve en minnetsiz kişidir.”[8]


[1]     Mutahhari, Seyri der Nehcu’l-Belaga, Mecmua-i Asar, c. 16, s. 513.

[2]     Hadid 23.

[3]    

“الزهد کله بین کلمتین من القرآن قال الله سبحانه لکیلا تأسوا علی مافاتکم و لا تفرحوا بما اتاکم و من لم یأس علی الماضی و لم یفرح بالاتی فقد اخذ الزهد بطرفیه”

(Nehcu’l-Belaga, hikmet, 439).

[4]     Mutahhari, Seyri der Nehcu’l-Belaga, s. 231 ve 232.

[5]    

“الدنیا دار ممر لا دار مقر و الناس فیه رجلان رجل باع فیها نفسه فاوبقها و رجل ابتاع نفسه فاعتقها” (A.g.e., hikmet, 133)

[6]     Dehr 8 ve 9; Mutahhari, Seyri der Nehcu’l-Belaga, s. 222 ve 223.

[7]     “ارغب فی ما عند الله عز و جل یحبک الله و ازهد فی ما عند الناس یحبک الناس” (Meclisi, Biharu’l-Envar, c. 67, s. 15).

[8]     “ان اصبرکم علی البلاء لازهدکم فی الدنیا” (Muhammedi Reyşehri, Müntehab-i Mizanu’l-Hikme, bölüm 23, sabır maddesi).

Editör: Hasan Bedel