.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

İslâmî metinlerde dua ve zikir üzerinde çok durulmuştur. Allah, Kur’ân’da şöyle buyuruyor:

De ki: “Sizin duanız olmasaydı, Rabbim size itina gösterir miydi?”[1]

Resulullah (s.a.a) da şöyle buyuruyor:

“Dua ibadetin beynidir.”[2]

Allah, Kur’ân’da müminleri çokça zikre çağırmaktadır:

“Ey iman edenler! Çokça zikir ile Allah’ı zikredin. Ve O’nu sabah ve akşam tesbih edin.”[3]

Rivayetlerde de Allah’ın zikri üzerinde durulmuştur. Emiru’l-Muminin (a.s), İmam Hasan’a (a.s) Allah’ı anmasını tavsiye ederek şöyle buyuruyor:

“Oğulcuğum! Sana takvayı, Allah’ın emirlerine itaati ve Onu anarak kalbini âbâd etmeni tavsiye ediyorum.”[4]

Roger Garaudy ve Siyasi Siyonizm Roger Garaudy ve Siyasi Siyonizm

Masumlar’ın (a.s) kendileri de zikreden ve dua eden kimselerdi. Emiru’l-Muminin’in (a.s) ve İmam Seccad’ın (a.s) duaları meşhurdur. Bir rivayette İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Emiru’l-Muminin çok dua eden biriydi.”[5]

Yine şöyle rivayet edilmiştir:

“Peygamber (s.a.a) yirmi beş kez istiğfar etmeden –ne kadar kısa da olsa- bir toplantıdan ayrılmıyordu.”[6]

İmam Sâdık (a.s) da şöyle buyuruyor:

“Babam çokça zikrediyordu. Onunla yürürken Allah’ı zikrediyordu. Onunla yemek yerken Allah’ı anıyordu. İnsanlarla konuşuyordu ama bu, Onu Allah’ın zikrinden alıkoymuyordu ve dili damağına yapışmış halde “La ilahe illallah” dediğini görüyordum.”[7]

Masumlar (a.s) zikir ve duaya verdikleri önem sebebiyle, bunu başkalarına da öğretiyorlardı. Bu bölümde, kullandıkları noktalara ulaşmak için, zikir ve dua öğretimiyle ilgili siyerlerini inceleyeceğiz. Bu bölümün konuları şu başlıklar altında sunulacaktır:

1- İnsanlara zikir ve duayı tavsiye etmek.

2- Dua ve zikir ehli kimselerin teşvik edilmesi.

3- Diğerlerine bazı duaların ve zikirlerin öğretimi.

4- Çocukları zikir ve duaya alıştırmak.

1- İnsanlara Zikir ve Duayı Tavsiye Etmek

Masumlar (a.s) takipçilerine dua ve Allah’ı zikretmeyi tavsiye ediyorlardı. İmam Rıza (a.s), dostlarına şöyle buyuruyordu:

“Enbiyanın silahını kuşanın.” Dediler ki: “Enbiyanın silahı nedir?” İmam buyurdu: “Dua.”[8]

Peygamber’den (s.a.a) de şöyle rivayet edilmiştir:

“Size en iyi ve en yüksek dereceye sahip, Allah katında en temiz olan, sizin için altın ve gümüşten daha iyi olan ve yine düşmanlarınızla savaşıp ölmenizden ve öldürmenizden daha iyi olan amelinizi söyleyeyim mi?” Evet, dediler. Peygamber (s.a.a) buyurdu ki: “Allah Teâlâ’nın çokça zikri.”[9]

Yine şöyle rivayet edilmiştir:

Peygamber (s.a.a), tarlasına ağaç eken bir adamın yanından geçiyordu. Durdu ve ona şöyle buyurdu: “Seni sürekli olan, daha çabuk ürün veren, meyveleri daha lezzetli ve kalıcı olan ağaçlara yönlendirmemi ister misin?” Adam “Evet, beni yönlendir” dedi. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sabah ve akşam Subhanellahi ve’l-hamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber de. Eğer bu zikri söylersen her tesbihe karşılık meyveleri daimi olan çeşitli ağaçlardan on tanesi cennette sana verilecek.” Adam dedi ki: “Ey Resulullah! Bu tarlayı fakirlere vakfettiğime dair seni şahit tutuyorum.”[10]

2- Zikir ve Dua Ehli Kimselerin Teşvik Edilmesi

Masumlar (a.s) bazen zikreden ve dua eden kişileri teşvik ediyorlardı. Sekunî şöyle diyor:

Peygamber (s.a.a), namazında Allah’ı anan, yüce bir içerik ve derin ibarelerle Allah’a yakınlaşmaya çalışan bir Arap gördü. Sağlam kelimeleri ve ibarelerinin üslubu, onun bilgisini ve imanının ve kemâlinin derecesini gösteriyordu. Peygamber (s.a.a), namazını tamamladıktan sonra onu alıp kendi yanına getirmesi için birisini belirledi. Arap namazını bitirince Peygamber’in (s.a.a) yanına geldi. Peygamber (s.a.a) ona bir parça altın hediye etti… Sonra şöyle buyurdu: “Sana bu altını neden hediye ettiğimi anladın mı?” Arap “Akrabalık ve yakınlık sebebiyle” dedi. Peygamber (s.a.a) buyurdu ki: “Yakınlığın bir hakkı vardır ama ben bu altını sana, Allah Teâlâ’ya güzel hamdettiğin için hediye ettim.”[11]

3- Dua ve Zikir Öğretimi

Masumlar (a.s) bazı durumlarda kişilere özel bir dua veya zikir öğretiyorlardı ve onlardan yapmalarını istiyorlardı. Örneğin İmam Sâdık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

Babamın oğullarından birinin (rahatsızlık ve acıdan) şikâyeti vardı. Babam yanına gitti ve şöyle buyurdu: “On defa Ya Allah de. Bir mümin yoktur ki bunu desin ve Allah tebarek ve Teâlâ ona “Lebbeyk ey kulum! Hacetini iste” demesin.”[12]

Yine İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

“Şükür secdesinde bu duayı eden kimse, Peygamber’in (s.a.a) yanında Bedir günü savaşmış gibidir.” Dedik ki: “Yazalım mı?” İmam (a.s) “Yazın” buyurdu.[13]

Sonra duayı söyledi ve muhatapları da yazdılar.

4- Çocukları Zikir ve Duaya Alıştırmak

Masumlar (a.s), evlatlarını duaya ve Allah’ı zikretmeye alıştırıyorlardı. İmam Sâdık’ın (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

“(Babam) Bizi bir araya topluyordu ve güneş doğana kadar Allah’ı zikretmemizi emrediyordu.”[14]

İmam Zeynelâbidîn’in (a.s) oğlu Zeyd de şöyle diyor:

“İmam Zeynelâbidîn 15 Şaban gecesi hepimizi bir araya topluyordu ve geceyi üçe bölüyordu. Sonra ilk kısmında bizimle namaz kılıyordu; ardından dua ediyordu ve biz de âmin diyorduk; sonra istiğfar ediyordu ve biz de istiğfar ediyor, Allah’tan cenneti istiyorduk. Böylece fecir doğuyordu.”[15]

Şöyle nakledilmiştir:

İmam Sâdık (a.s), Ebu Harun’a şöyle buyurdu: “Ey Eba Harun! Biz çocuklarımıza, namazı emrettiğimiz gibi, Fatıma (a.s) tesbihatını da emrediyoruz. (Bu zikre) Bağlı ol çünkü bu zikri bırakıp da bedbaht olmamış hiçbir kul yoktur.”[16]

Özet

Masumlar’ın (a.s) siyerinde dua ve zikir öğretimi şöyleydi:

1- Diğerlerine zikir ve duayı tavsiye ediyorlardı.

2- Dua edenleri ve zikredenleri teşvik ediyorlardı.

3- Bazı zikirleri ve duaları diğerlerine öğretiyorlardı.

4- Çocukları zikire ve duaya alıştırıyorlardı.


[1]     Furkan, 77.
[2]     Mîzânu’l-Hikme, C. 3, s. 245, 5519. rivayet.
[3]     Ahzap, 41-42.
[4]     Mîzânu’l-Hikme, C. 3, s. 417, 6392. rivayet.
[5]     Kâfî, C. 2, s. 467, 8. rivayet.
[6]     Kâfî,  C. 2, s. 504, 4. rivayet.
[7]     a.g.e.; C. 2, s. 499, 1. rivayet.
[8]     a.g.e.; C. 2, s. 468, 5. rivayet.
[9]     a.g.e.; s. 498, 1. rivayet.
[10]    Kâfî,  C. 2, s. 367, 4. rivayet.
[11]    Hayatu’l-Kulûb, C. 2, s. 63.
[12]    Vesâilu’ş-Şia, C. 4, s. 1132, 12. rivayet.
[13]    Mustedreku’l-Vesâil, C. 5, s. 139, 13. rivayet.
[14]    Kâfî, C. 2, s. 498, 1. rivayet.
[15]    Bihâru’l-Envâr, C. 80, s. 115, 32. rivayet.
[16]    Kâfî, C. 3, s. 343, 13. rivayet