.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Siyonizm ve Siyonist kelimelerinin çok eski bir tarihi vardır. İki bin yıla yakın zamandır kullanılan ve görünüşe göre daha da kullanılacak olan bu kelimelere verilen anlamlar bilhassa Türkçede çok değişik ve ekseriya da yanlıştır. Siyonizm ve Siyonist'in ne olduğunu bilmek için önce ‘Siyon’un ne olduğunu bilmek, bunun için de milâttan on iki yüzyıl geriye giderek Mısır'da Hazreti Musa (İbrani dilinde Moşe) ve Firavun arasında başlayan mücadeleden itibaren Yahudi tarihine kuşbakışı bir göz atmak lâzımdır.

MÖ 1200 yılları, kesin olmamakla birlikte, Hazreti Musa'nın bi'setinin yani peygamberliğinin başladığı yıllardır. O devirlerde İsrailoğulları Mısır'da esir olarak bulunuyorlar, çok daha önceden Hazreti Yakup ve oğlu Hazreti Yusuf'tan tevarüs ettikleri tevhit dinine sarılarak putperest Mısırlılar arasında yaşıyorlardı. Gerek Ahdi Atik'te ve gerek Kur'an-ı Kerim'de İsrailoğullarının oradaki hayatları hakkında pek çok şey anlatılmaktadır. Firavun'un, gördüğü bir rüya üzerine, doğan bütün Yahudi erkek çocuklarının öldürülme- sini emretmesi, o sıralarda doğan Hazreti Musa'nın ise bizzat Firavun'un sarayında büyütülmesi meşhurdur. Gençlik yıllarında bir Mısırlıyı kaza sonucu öldürünce korkarak Mısır'dan kaçan Hazreti Musa Tûr-i Sina'da ilâhî vahye mazhar olur ve kardeşi Harun ile beraber tekrar Mısır'a, Firavun'un diyarına onu hak dine davet etmek vazifesiyle gitmiştir. Bu vazifenin mahiyeti hakkında Kur'ân-ı Kerim ile Ahdi Atîk'in elimizde bulunan mensuh nüshasının ifadeleri arasında farklar vardır. Gayemiz iki din arasındaki görüş farklarını tespit etmek olmadığı için burada tamamen Yahudi ananesindeki silsileye sadık kalarak olayların gelişmesini göreceğiz. Hazreti Musa çeşitli mucizeler göstererek İsrailoğullarını Firavun'un elinden kurtarmış ve yine mucizevi bir şekilde Kızıldeniz'den geçirerek Mısır'dan çıkarmıştır.

Bugün Sina Dağı'nın bulunduğu çölde kavmi ile kırk yıl kadar dolaşan ve Tevrat'ı tebliğ eden Hazreti Musa bu süreyi yeniden bir millet yaratmak için kullanmıştır dene- bilir. Köle hayatına alışmış bir kavme millet hüviyeti vermenin imkânsız olduğunu görünce gözlerini yeni nesle çevirmiş, onları belirli prensipler dairesinde eğiterek âdeta yeniden yarattığı bir kavim ile kuzeye doğru hareket etmiştir. Hedef kendilerine "Vadedilmiş Toprak (Arz-ı Mev'ud)" yani bugünkü Filistin'dir.

Hazreti Musa daha Şeria Vadisi'nde iken, Filistin'e giremeden vefat edince halefi Yoşua kavmin başına geçmiş ve bu toprakların asıl sahibi olan Filistinlileri kovarak kendileri buraya yerleşmişlerdir. Silo şehri yakınında Gerizim Dağı'nda kurbanlarını takdim edebilecekleri bir "mezbah" inşa etmişlerdir. Ananeye göre dinî emir ve nehiylere hakkıyla riayet etmedikleri için Allah Filistinlileri bunların başına musallat etmiş ve MÖ 1100 yıllarında Yahudiler yenilmiş, memleketten kovulmuş ve mezbahları da yıkılmıştır. Ahdi Atik'in çeşitli yerlerinde Yahudilerin dinden uzaklaşmaları ve Allah'tan başka ilah edindikleri için cezalandırıldıkları anlatılır. O sıralarda gelen Samuel adlı nebileri bunları tekrar ıslah ile eski itikatlarına döndürür ve birliği yeniden sağlar. Saul'un riyasetinde bir krallık kurarlar. MÖ 1015 yılında tahta geçen Hazreti Davud (David) bugünkü Kudüs'ü başşehir yapar. Krallık en muhteşem devrini Hazreti Süleyman devrinde yaşar. Harika kuvvetlerin sahibi olan Hazreti Süleyman başşehir Yeruşalaym'da (Kudüs) meşhur "Süleyman Mabedi"ni Siyon Dağı'nın üzerinde inşa ettirir. Bu mabede Yahudi ananesinde "Beyt Hamikdaş" (Kutsal Ev) denilir. Allah tarafından seçilmiş ve Hazreti Süleyman'a bildirilmiş olan yerde inşa edildiğine inanılan mabedin Yahudi dinindeki yeri pek büyük ve önemlidir. Bina edildiği yer bugünkü Kudüs'te Ömer Camii'nin bulunduğu sahadır ki zamanımıza ancak bir tek "Batı Duvarı" intikal etmiş bulunmaktadır. Yahudilerin "Ağlama Duvarı" dedikleri bu duvar halen durmakta ve ziyaret edilmektedir. Mukaddes kitapları olan Ahdi Atik'te ve bunun ilk beş kitabını teşkil eden Tevrat'ta, yerine getirilmesi sadece mabedin varlığına dayanan yüzlerce emir bulunmaktadır.

Mabetteki başkohen ve kökenlerin, yani din adamlarının; kurbanların, takdimlerin ve bilhassa vergilerin toplanmasında görevleri bulunmaktadır. Belirli ibadetler ancak mabet ve başkohenin varlığı ile mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla mabet olmaksızın Yahudi dininin vecibelerinin ifasına imkân yoktur. Bu mabet MÖ 586 yılında Babil kralının Filistin'i işgali sırasında yıkıldı ve Yahudiler esir olarak Babilonya'ya yani bugünkü Irak'a götürüldü. Tarihteki meşhur “Babil Esareti Devri” budur. Yetmiş yıl devam etmiştir. İran'ın Babil'in hâkimiyetine son vermesi ve imparatorun Yahudilere lütufkâr davranması sonucu tekrar Filistin'e gelen Yahudiler yetmiş yıl sonra MÖ 516 yılında mabedi ikinci defa aynı yerde yeniden inşa ettiler. İlk mabedin o zamana kadar duran temelleri ve duvarları aynen muhafaza edildi. Tarihte “İkinci Mabed Devri" diye tanınan bu devirde MÖ 332 yılında Büyük İskender'in doğu seferi sırasında bağımsızlıklarını yeniden kaybettiler. İskender sadece İsrailoğullarının siyasi hâkimiyetlerine son vermiş fakat din işlerinde tamamen serbest bırakmıştı. Fakat İskender'in ani ölümü üzerine bu bölgeye hâkim olan Ptoleme Soter idaresinde Yahudiler rahat durmayıp isyan ettiler.

Ptoleme Soter isyanı şiddetle bastırdı ve İsrailoğullarının büyük bir kısmını esir olarak Mısır'a götürüp İskenderiye şehrine yerleştirdi. Sonra da din işlerinde yeniden serbestlik tanıdı. İskenderiye'deki Yahudi cemaatinin düşünce tarihinde Ptoleme'nin önemli bir yeri vardır. Yeni Eflatuncu görüşün vatanı, Philo'nun yetiştiği muhit burasıdır. Filistin bölgesinin yeni hâkimi İmparator Antiyokus Epifanes daha önceki müsaadeleri iptal edip Yahudi dinini ortadan kaldırarak yerine Yunan dinini koyma faaliyetine girişti. Her şehre stadyumlar, tiyatrolar ve tapınaklar inşa ettirerek halkı Yunan tanrılarına ibadete zorladı. Yahudilerin bir kısmı bu sırada Yunanlaşmakla beraber, dine sadakatle bağlı olanlar da vardı. Bunlar önceleri pasif mukavemete başladılar. Kâhin Mattyahu ve oğullarının başa geçmesiyle isyan mahiyeti kazanan "Makabi harekâtı" MÖ 157 yılında başarı kazandı ve Makabi Devleti kuruldu. Halen dünyanın çeşitli yerlerinde Yahudiler tarafından kurulan Makabi Cemiyetleri ismini buradan almaktadır. Bu hâkimiyet Roma İmparatorluğu'nun fetihleri sebebi ile pek uzun ömürlü olamadı ve MÖ 37 yılında sona erdi. Roma, Herod'u başlarına kral tayin edip din işlerinde de serbesti tanıdı. Fakat Yahudilerin her fırsatta isyan etmeleri üzerine Titus kati harekete girişerek MS 70 yılında mabedi yerle bir etti, çoğunu kılıçtan geçirdi, kalanların çoğunu da dünyanın dört bucağına sevk ederek esir pazarlarında sattırdı.

Mabedin Babil Krallığı ve Romalılar tarafından tahripleri, câlib-i dikkattir ki aynı ayın aynı gününde (9 Ab) vaki olmuştur. Bu gün Yahudi dininde en büyük yas günüdür. Mabedin ortadan kalkması ve birkaç şehirdeki küçük cemaat hariç bütün Yahudilerin dağıtılması ile dinin de ortadan kalkmasından endişe eden din bilginle ri derhal Yohanan Ben Zekkay'ın başkanlığı altında Yavne şehrinde toplanarak bir okul açarlar ve öğretime başlarlar. Bu okul birkaç yüzyıl Yahudilerin dinî merkezi olarak hizmet görür. Bundan sonra dinî merkezlik Irak Yahudilerinin kurdukları akademilere geçer. Filistin'deki Talmud'dan sonra Babil Talmud'u burada tedvin edilir (499 yılı). Ahdi Atik'ten sonra dinin kaynağını bu kitaplar teşkil etmektedir. Bu arada eski bir Yahudi mezhebi tarafından kurulmuş olan Sinagog (Havra) müessesesi dinde mabedin yerine ikâme edilir. Yabancı diyarlarda "sürgün'de bulunulduğuna nazaran dinî emirlerin nasıl yerine getirileceği hususunda kararlara varılır ve bugün yaşadığı şekliyle "Ortodoks Yahudilik" kurulur. İşte bu andan itibaren de Siyonizm ideali doğar.

* * * 

Doç. Dr. Yaşar Kutluay

18 Şubat 1931’de Mersin’in Silifke ilçesinde doğdu. 1949’da açıldığında kaydolduğu Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden 1953’te birincilikle mezun oldu. Kıbrıslı Türkler’in millî bilincini uyandırmak gayesiyle çeşitli faaliyetlerde bulundu. Aynı dönemde siyonizm konusuyla da ilgilenen Kutluay, bir yahudi devleti kurma fikrini ortaya atan siyonist lideri Theodor Herzl’in (ö. 1904) hâtıratını okudu. Türkiye’ye dönünce hâtıratın Osmanlı Türkiyesi’yle ilgili bölümlerini Türkçe’ye çevirerek Siyonizm ve Türkiye adıyla yayımladı.

12 Aralık 1969’da bir tekne kazasında vefat etti.

İslam İlim Dinidir İslam İlim Dinidir

Pınar Yayınları'nın Kitap ile ilgili notu:

Doç. Dr. Yaşar Kutluay'ın "Siyonizm ve Türkiye" isimli eseri, ömrünü dünyanın birçok ülkesine dağılmış ve yurt özlemi içinde yaşayan Yahudileri Arz-ı Mev'ud kabul ettikleri Filistin'de toplayıp bir Yahudi Devleti kurma ülküsüne adayan Politik Siyonizm'in kurucusu Dr. Theodor Herzl'in anılarının bir yorumudur. Yaşar Kutluay'ın hayatını ortaya koyarak çevirdiği bu kitap; layıkıyla okunup anlaşıldığı takdirde ülkemizin bugünkü durumu ve Siyonizm'in gerçek hedefi çok daha iyi anlaşılacaktır.