.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

 

İmam Musa Sadr, yüzyıllardır Şiîliğin köklü yaşandığı topraklarda, Lübnan’da uzun yıllar Şiî halkın önderliğini yapmıştır.

Sömürge yıllarında İngiliz ve Fransızların işgaline uğramış, iç savaşa sürüklenmiş ve Müslümanlar katliam edilerek Lübnan, Hıristiyan bir ülke hâline getirilmek istenmişse de, Allâme Şerefüddin’in (1870-1957) önderliğinde bu oyun bozulmuş, ancak geriye fakir bir Lübnan bırakılmıştı. Sömürgecilerin arkalarında bıraktığı nifak ve kin tohumları, Lübnan’ı iç savaşlarla meşgul etmiş, bir türlü kalkınma fırsatı bulamamıştır.

Tam da böyle bir ortamda ABD’nin gayri meşru çocuğu İsrail bölgeyi istilâ etmeye başlamış, Lübnan’ın güneyi işgal altına girmiştir. Siyasî kargaşa, iç savaş ve fakirliğin kol gezdiği bir zamanda Şia’nın büyük din adamlarından Musa Sadr, ilim tahsilini tamamlamış ve vatanına dönmüştü. İnsanî ve İslâmî bilincine siyasî ferasetini katarak kısa zamanda iç savaşlara son vermeği, dinler ve mezhepler arası kardeşliği büyük ölçüde tesis etmeyi başardı.

Fakirliğin giderilmesi için yardımlaşma ve kalkınma kampanyalarıyla bu alanda da önemli adımlar atarak tüm Lübnanlıların kalbinde taht kurdu bu yüce din adamı.

Ancak satılmış Arap kralı ve şeyhleri bunu tahammül edemezdi. İtalya, İsrail ve Libya üçgeninde kaçırılan İmam Musa Sadr’dan hâlâ bir haber alınabilmiş değil.

Bu büyük âlimin en kısa zamanda bulunması için dua ederken, 27 Nisan 1969 yılında en-Nehâr adlı bir Arap gazetesinde Bayan Hannan Maallof tarafından yapılan bir söyleşiyi siz değerli okurlarımıza takdim ediyoruz. Bu söyleşi Sur şehrinde İmam Musa Sadr’ın kendi evinde gerçekleşmiştir.

 

Başörtüsü kullanmadığım hâlde sadece sizinle görüşebilmek için başörtü örtmem, ikiyüzlülük olmuyor mu?

◙ Hayır, sizin başörtüsünü bağlamanız aslında ruhanî bir liderle görüşmek için giyilen resmî bir giysi gibidir. Aynı zamanda dinin bir emrini uygulamış oluyorsunuz. Bu da inançlı insanların üzerinde önemli etkiler oluşturmaktadır.

Ayrıca sadece Müslüman kadınlar ruhanî liderler yanında örtünmüyorlar ki, Hıristiyan kadınlar da Roma’da kutsal Petros Kilisesi’ne giderken örtünüyorlar. İslâm, kadının vakur, ağırbaşlı ve yüceliğini istemektedir.

Başı açık sizinle görüşmek isteseydim ne olurdu?

◙ O durumda ben, sizin gazeteniz ve şahsınızla ilgili yapacağım söyleşiyi değerlendirir, amaçlarıma uygun olduğu takdirde yine kabul ederdim; uygun bulmadığım takdirde özür diler ve söyleşiyi kabul etmezdim.

Örtünmem için beni ikna ettiniz. Bundan sonra başörtüsü takacağım.

◙ Ne güzel! Ayrıca ben örtünmenin, kadınların sosyal faaliyetlerine engel olduğuna inanmıyorum. Oysa bu asırda kadınların giysileri, daha çok onların kadınsı yapılarını ön plâna çıkarmaktadır. Böylece kadınların diğer liyakatleri ve özellikleri bunun gölgesinde kalmakta ve onları sadece kadınsı yönlerine yöneltmektedir. Hâlbuki örtülü hâlleri onları daha masum ve çocuksu göstermektedir.

Neden çocuksu?

◙ Çünkü kadınlara göre çocuksu görünmek daha masum ve etkileyici olmaktır.

Neden Tanrı’ya inanıyorsunuz? Hâlbuki birçok düşünür ve bilim adamı böyle bir inanca gereksinim duymuyor.

◙ Araştırmacılara göre 20. asrın bilim adamlarının çoğu Tanrı’ya inanmaktadır. 19. asırda böyle değildi, şimdi inananların sayısı artmaktadır. Müsaade ederseniz şu nükteleri de ekleyeyim. İnsanın Tanrı’ya inancı üç şekilde olabilir:

1- Yakin

2- Amele dayalı iman

3- Şekilsel iman

 

Yakin, ilmî araştırmalar sonucu elde edilen kanıtlarla elde edilen imandır. Yani ilmî kanıtlarla Tanrı’ya ve O’nun varlığına inanmak.

 

İman, bu kanaat oluştuktan sonra, düşünce ve inancına uygun olarak insanın kendisine yaşam biçimi oluşturması ve günlük hayatında inandığı ve özümsediği inancı yaşamasıdır. Buna göre düşünceler, insanın duyguları ve menfaatleri inancından kaynaklanır.

Ancak şekilsel iman halkın birçoğunun kendisini tanımladığı şeydir. İnandıklarını söyledikleri hâlde inançları; düşüncelerine, duygularına ve eylemlerine yansımamaktadır. Bu, imanının şeklidir, hakikati değil. Biz bunu insanların kimliklerine yazılı Müslüman veya Hıristiyan kavramlarıyla birbirinden ayırt edebiliriz sadece.

Hâlbuki iman, inansın hayatını şekillendirmede önemli role sahiptir. Sadece kimlik bilgisi değil. Şimdi sorunuzun cevabına gelelim.

Ben inançlı bir çevrede dünyaya geldim. Ancak irsî inanç benim inanmama yetmezdi ve kafamda oluşan soruların cevabını vermiyordu. Bu yüzden yıllarca tahsil gördüm ve araştırmalar yaptım. Böylece ilmî kanıtlar elde ederek inandım ve inancımı hayatıma yansıttım.

Lübnan’ın Şiî halkıyla görüşmelerimde, üzerlerine hüzün ve keder çökmüş bir halk gördüm. Neden Şiîler böyle?

◙ Şia toplumu tarih boyunca birçok baskılara ve musibetlere maruz kalmıştır. Hatta günümüzde bile bu baskılar en acımasız şekilde devam etmektedir. Bunların etkisiyle bir hüzün hâli hâkimdir. Ancak genelleme yapamayız.

Aşura merasimlerinde Şiîlerin kendilerini dövmelerine yaklaşımınız nasıl acaba?

◙ Bu konuyu başka bir söyleşiye bıraksak?

Peki, tarih boyunca ve günümüzde Şia’nın yeri nedir?

◙ Şia toplumu Ehl-i Beyt’i kendilerine imam ve önder olarak kabul etmişler ve onların, Peygamber’in yolunun devamı için gerekli görmüşlerdir. Ehl-i Beyt İmamları, Müslümanlara yön göstermekte, onların farklı kültürlerinin korunmasında ve yöneticileri sapmalardan ve yanlış düşüncelerden uzak tutmada önemli rol oynamışlardır. Diğer taraftan Kur’ân’ın doğru tefsir edilmesini sağlamakla birlikte mezhep imamlarına, içtihat alanında kaynaklardan doğru şekilde yararlanmayı ve içtihat yöntemlerini öğretmişlerdir.

Ehl-i Beyt İmamları’ndan sonraki asırlarda ise, Şia fakihleri içtihat kapısını açık tutarak İslâm kültür ve medeniyetinin aktif bir biçimde etkili kalmasını sağlamışlardır. Şia fakihleri, İslâm’ın temel prensiplerine ve değerlerine bağlı kalarak mezhep olgusunu İslâm’ın özüne ulaşmak ve onu yaşatmak için önemli bir yöntem bilip, İslâm’ın bekası noktasında kimi zaman mezhepler üstü fonksiyonlar ifa edebilmişlerdir inanç bağlamında.

Şiîlik ve Sünnîlik arasındaki önemli farklar nelerdir?

◙ Tüm farklılıklar iki önemli ana başlıkta özetlenebilir ya da tüm farklılıkların ana kaynağı iki önemli ilkedir:

1- Velâyet: Velâyet konusunun hakikati ve özü şudur: Ahlâkî değerlerin hâkim olduğu bir toplum ve liyakatli salih yöneticilerin bu toplumu yönetmesine ortam hazırlamaktır.

İmam Ali (a.s), bu ölçünün mükemmel somut örneğidir. Şia’ya göre velâyet şer’î hükümlerin en önemlisidir. Bana göre salih bir toplum oluşturabilmek, insanın rüştüne ve kemale ermesine vesile olacak en önemli oluşumdur. Buna göre, bunca öneme sahip velâyet meselesi, tarihî bir olgu olmaktan öteye tüm zamanlara ve toplumlara gerekli olan evrensel bir düzenin adıdır.

2- Dinî kaynaklar: Şia’ya göre Kur’ân ve Nebevî Sünnet’ten sonra Ehlibeyt’ten nakledilen rivayetler ve onların sunmuş oldukları eğitiler, şer’î hükümlere kaynaklık etmektedir. Ancak diğer mezheplerde sahabe görüşü bu aslın yerini tuttuğu için işte burada farklılıklar çoğalmakta ve görüşler değişmektedir. Ancak tüm bu farklılıklar, hatta içtihadın kendisi füru ile ilgilidir ve temel farklılık olarak bakılamaz bunlara.

 

Dinde Reform

 

Katolik kiliseleri, özellikle Papa 23. Yuhanna’dan sonra birçok konuda görüş değiştirmiş veya reformlar yapmıştır. Böylece Hristiyanları birbirine daha yakın hâle getirmiştir ve bu çalışmaları halen devam etmektedir. Bu çalışmalar ise, yeniliğe ve reforma yöneliktir. Acaba İslâmî mezhepleri ve toplumları birbirine yakınlaştırmak için sizin de böyle bir çalışmanız var mı? Var ise, hangi fırka bunun üstesinden gelebilir?

◙ Aslına bakılırsa İslâm’ın yapısı ve birçok eğitileri bu değişimi kendi içinde barındırmaktadır. İçtihat edebilmek, zaten bu değişken yapının varlığını yeteri kadar göstermektedir. Değişim ve yenilik söz konusu olduğunda İslâmî eğitileri iki kategoride değerlendirmek mümkündür:

1- İmanın özünü teşkil eden ibadetler ki bunlara teklif adı da verilebilir. Bunlar, imanın oluşumu ve devamı noktasında inancın içselleşmesini sağlar ve olmazsa olmazlardandır, dolayısıyla değişmeyen sabit eğitilerdir.

2- Toplumların güncel meseleleri ve kültürleriyle alâkalı olan konular. Bayramlar, dinî ayinler, münasebetler, giyim kuşam ve şekillerden ibaret olan konular, dinî otoritelerin içtihadı ve zamanın gereksinimlerinin değişmesi ile değişebilen ve yenilebilen eğitilerdir.

Müslümanların ve mezheplerin yakınlaşmasıyla alâkalı olarak 30 yıl önce Kahire’de başlayan derin ve geniş çaplı çalışmalar günümüze kadar mezheplerin birbirini tanıması ve kaynak alışverişinde bulunması gibi önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Bana göre bu çalışmalar, önemli ölçüde söz konusu sorunu çözmeye başlamıştır. Şiî ve Sünnî âlimler bu konuda önemli çabalar harcamış, hatta duyumlarıma göre Zeydiyye mezhebi de bu halkaya katılmıştır. İnanıyorum ki, her mezhebin ihlaslı âlimlerinin çalışması, yakınlaşma ruhunu oluşturacak ve geliştirecektir.

Hıristiyanlıkta reformist ve devrimci şahsiyetler görmekteyiz. Bunlara karşı çıkanlar da olmuştur elbette; ancak bunların varlığı bile Hıristiyanlıktaki değişimi ve yenilenmeyi kanıtlamaktadır. İslâm dininde de bunun örnekleri var mıdır?

◙ Daha önce de söylediğim gibi, değişim ve yenilenmenin İslâm’da da zemini mevcuttur. Seyyid Cemaleddin Esedabadî (Afganî) yakın zamanımızdaki devrimci ve yenilikçi şahsiyetlerden sadece biridir. Necef havzası ise, içtihadın merkezi olma hasebiyle bu misyonu gerçekleştirmek için önemli bir kurum olarak çalışmaktadır. Ayrıca havzalarda bulunan âlimler her geçen gün yeni fikirler ve tartışma alanları oluşturmaktadırlar.

Elbette Avrupa orta çağında skolastik dönemin değişimi gibi bir değişimin, İslâmî çevrelerde yaşandığını söylemek mümkün değildir.

Kadın ve erkeğin kendi istekleri doğrultusunda birbirlerine ilgi ve alâka duymaları neden kınanıyor?

◙ Kadın ve erkekte cinsel duygu güdüseldir. Güdüsel duyguların ötesinde sevgi duygusu yaradılışın içinden kaynaklanmakta ve kutsaldır. Bunun için insanın her gereksinim ve duygusu için bir mikyas ve ölçü konulmuştur. Çünkü insan bireysel ve sosyal açıdan birçok gereksinim ve duygulara sahiptir. Bunun için insanın yapısına ve sosyal yaşantısına uygun biçimde içgüdüleri ve duyguları makul biçimde sınırlandırılmalıdır. Beşerî güdüler ve duygular makul sınırlarla sınırlandırılmazsa, herhangi bir duygu kefenin diğer tarafındaki duyguya galebe çalar ve böylece duygular arası dengeler bozulur.

Görüyoruz ki kendi yaşadığımız çevrelerde bazı insanların giyim-kuşam ve yemek-içmek güdüleri onları yönetmekte ve sadece bu güdülerini doyurmaya çalıştıkları için diğer duygulardan yoksun kalıp toplumda istenmeyen ve sevilmeyen kişiliklere sahip oluyorlar. Bütün bunların tek sebebi, istekler için belirlenen sınırların gözetilmemesidir.

İnsanın eylemleri ile niyeti arasında paralellik konusunda ne düşünüyorsunuz?

◙ Niyet ve kasıtlar eyleme dönüşmemişse, etkisi söz konusu değildir; hele bu, dengesiz bir düşünce ise. Şunu şöyle de izah edebiliriz: İnsanı zor kullanarak herhangi bir isteğini gerçekleştirmekten alıkoyarsanız, o insan boş oturmayacak, doğal olmayan yollardan o isteğini gerçekleştirmeye çalışacaktır. Hâlbuki ona söz konusu isteğini makul ölçüler dâhilinde serbestçe yaşayabilmesi için olanak tanınsa, dengesiz ve doğal olmayan yollara başvurmayacaktır. Demek ki beşerî duygu ve güdüler makul ölçüde yaşanma olanağı bulmazsa, vesveseci duygular hâline gelip insanı soldurur ve öldürür. Tam aksine yaşama olanağı bulunursa, insanı tekâmüle ulaştırır ve olgunlaştırır; aynı zamanda diğer duygularla uyumluluk göstererek psikolojik bunalımlardan da insanı korumuş olur.

Çok eşlilik konusunda ne düşünüyorsunuz?

◙ Çok eşlilik ile ilgili ayet iki önemli şartı ihtiva etmektedir.

“Eğer yetim(kız)ler konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir eş ya da cariye ile yetinin. Bu sapmamanız için daha iyidir.”

Nisâ / 2

Bu ayet, bir taraftan çok eşliliği yetimler hakkında adaleti uygulamak şartıyla sınırlandırmış, diğer taraftan eşler arasında adaletli davranmak kaydı ile kayıtlandırmıştır.

Sadr-ı İslâm’da savaşlarda ölenlerin çocukları yetim kalıyordu; eğitim, öğretim ve geçim sıkıntılarının yaşanması da kaçınılmazdı. Bu dengesizliğin giderilmesi için çok eşlilik bir çözüm yoludur. Ancak bu, sosyal ve ailevî şartlara bağlıdır. Buna ilâve olarak eşler arasında eşit ve adaletli davranma şartı da önemli bir şart olmakla birlikte, uygulaması da karmaşık ve zor bir durumdur. Erkek, bırakın birkaç eşin geçimini tüm yönleriyle temin etmeyi, bazen bir tanesinden bile âciz kalıyor. Buna göre bu tür insanlar için tek evlilik öngörülmüştür. Dikkat edilirse, sosyal ve ekonomik şartları dikkate alan değişken hükümlerden birisi de, işte bu hükümdür.

Tunus yönetimi çok eşliliği yasaklamıştır. Buna ne diyeceksiniz?

◙ Çok eşliliğin tamamen yasaklanmasına karşıyım. Çünkü dine ters düşüyor. Ayrıca mutlak manada serbest bırakılmasını da tasvip etmiyorum. Bu konuda, mahkemelerin şartlara göre durum değerlendirmesi yapıp kişilere özel karar vermesini bir fikir olarak önerebilirim.

Sevmediğimiz biriyle evlilik konusunda ebeveynin isteğine uyma mecburiyetimiz var mı şer’an?

◙ Kur’ân, ebeveyne itaat edilmesine emir vermiştir. Ancak onlara iyilik edilmesi ve iyi davranılması konusunda pekiştirici emirler buyurmaktadır. Evlilik konusuna gelince, asıl söz hakkı kızın kendisine aittir. Çünkü evlenecek olan odur. Baba ve anne hakkı, istişare ve yol gösterme hakkıdır. Kızın maslahatına ve hayrına olacak evliliği veli engellemeye çalışırsa, izin hakkı düşer. Başka akrabaların da baştan hiçbir hakkı söz konusu değildir zaten.

Peki, mecbur ederler ise?

◙ Böyle bir durumda nikâh akdi geçerli değildir; kızın kendisi razı oluncaya kadar.

Evlilik ile ilgili medenî kanun hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyim?

◙ İslâm ile Hıristiyanlıktaki evlilikler arasında önemli farklar vardır. Hıristiyanlıktaki evlilik, yaşam boyu karşılaşılabilen olaylardan bir tanesidir. Ancak İslâm’da böyle olmakla birlikte kutsal yöne de sahiptir. İslâm, evliliği hayat sorunlarını paylaşarak aşmanın zeminidir. Yine karşılıklı hakların gerçekleşmesi için ahlâkî bir ortamın oluşmasıdır. Tabi ki zımnu’l-akd (akit esnasında konulan) şartlarla taraflar istedikleri şekilde ailevî yapılanmalara gidebilirler. Bu, zaman ve mekân şartlarının değişmesiyle alâkalıdır. (Detaylı bilgiler bu konuda fıkıh kitaplarında beyan edilmiştir.)

Medenî evliliğe eğilimin sebeplerinden birinin, farklı inançlara sahip olmakla birlikte evlenebilecekleri konusu olduğuna katılıyor musunuz?

◙ Allah’a, tüm peygamberlere ve Hz. Muhammed’e (saa) inananlar Müslümandırlar ve birbirleriyle evlenebilirler. Ancak bunlara inanmayanların Müslüman biriyle evlenmelerine izin verilmemiştir.

Arap kadını hakkında ne düşünüyorsunuz?

◙ Modern dünyanın, kadını özgürleştirdiğini düşünmüyorum. Daha çok onun kadınlığını ön plâna çıkararak ticarî amaçlar gözetmekte, onları reklam malzemesi olarak kullanmakta ve daha birçok tutkular oluşturarak tutsak duruma düşürmektedir. Böylece kadının insanî yönleri ihmal edilmiş ve birçok fırsatları kaçırmasına sebep olmuştur. Bütün bunları yaparken de, özgürlük gibi kutsal bir kavram kullanılmıştır. Hâlbuki kadının özgürlüğü temin edilmek isteniyorsa, fırsat eşitliği yaratılmak isteniyorsa, kadının insanî yönleri ön plâna çıkarılmalıdır. İşte dinin yapmak istediği budur. Kadının, toplum içindeki insanî faaliyetlerine karşı değildir. Her ne kadar ev yöneticiliğini kadın için tercih etmiş olsa da, buna mecbur kılmamıştır.

Doğum kontrolü konusunda düşünceniz ne?

◙ İslâm, doğum kontrolüne karşı değildir. Ancak bu iş, ailenin oluşumundaki kadın ve erkeğin, yani her iki tarafın rızasıyla olmalı şartına bağlıdır.

İstenmeden ve tesadüfen hamile kalan bir kadının çocuk aldırması caiz midir?

◙ Hamilelik annenin sağlığını tehlikeye atıyorsa, aldırabilir; ancak sadece kendisini anneliğe hazır görmüyor veya canı istemiyor ise, masum bir canın öldürülmesine din müsaade etmez.

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

◙ Osmanlıların Lübnan’dan çekildikleri zaman Sur şehrinin Şuhur ilçesinde yaşayan ailem Irak’a göç etti. Babam Seyyid Sadruddin, büyük babam Seyyid Salih ile birlikte Irak’a yerleştikten sonra orada evlenmiş ve daha sonra İran’a hicret etmiştir. Ben ise İran’da dünyaya gelmişim. Ailemiz Lübnanlı olmakla birlikte yaşamları hep göç ve hicretlerle doludur. Öyle ki uzun süreli bir ülkede yaşama durumumuz olmamıştır.

Kaç çocuğunuz var?

◙ Üç çocuğum var; Sadruddin, Hamid ve Havra. [1971 yılında Melike isminde bir kızı daha olmuştur.]

Havra büyüdüğü zaman Üniversite’ye gidecek mi?

◙ O daha küçük, ama kesinlikle inancını koruyacak bir üniversitede okuyacaktır. Bu onun doğal insanî hakkıdır.

Arap ülkelerinin dışında herhangi bir ülkeye çıktınız mı?

◙ Avrupa ülkelerinden birçoğu, Afrika ülkeleri ve Türkiye, yolculuk yaptığım ülkelerin bazılarıdır.

Katıldığınız toplantılarda yoğun ilgi görüyorsunuz ve sloganlarla karşılanıyorsunuz, bunun sebebi nedir?

◙ Siz ne düşünüyorsunuz?

Siz diğerlerinden farklısınız. Kafamdan geçenleri hiç çekinmeden ve utanmadan size sorabiliyorum. Çok akıllı ve zekisiniz.

◙ İslâm’ı anlatmak benim görevimdir. Bu görev insanların yaşam standardını yükseltmek ve insanî ilişkileri geliştirmekle birlikte, insanların manevî yönüne eğilmeyi ve onların Yaratıcıyla olan kul ve Rab ilişkilerini pekiştirmelerini de gerektirmektedir. Ölüm sonrasıyla ilgili olan dünya hayatını tüm yaşantımda ve sosyal faaliyetlerimde vazgeçilmez esas olarak görüyorum. Hep şunu şiar edinmişim: “Din, ahiret azığı olmaktan önce yaşam biçimi olmalıdır.” İlâhî davet görevimi; Lübnan halkının tümünü, din ve ırk ayırımı yapmadan kapsayacak şekilde sürdürüyorum.

Kullandığım bu üslûp, tüm toplumu etkilemektedir. Muhatabımın kafasındaki düşünce ve şüpheleri anlamaya ve onları doyuracak cevaplar vermeye çalışıyorum. Kendi fikirlerimi baskın hâle getirmiyorum. Ayrıca sadece söylem olarak değil, halkın sorunlarıyla pratik olarak da ilgileniyorum ve onlar gibi yaşıyorum. Halkın ilgi ve alâkası bundan kaynaklanıyor. Tabi ben yalnız değilim, böyle olan birçok âlim vardır; hatta benden daha iyi olanlar da vardır.

Filistin halkına karşı barışı telkin ediyor musunuz?

◙ Hiçbir toplum Siyonizm tehlikesi gibi bir tehlikeyle karşılaşmamıştır. Siyonizm bölge ülkeleri ve halkları için ciddi bir tehlike olmakla birlikte, insanî değerleri bile tehlikeyle yüz yüze bırakan bir unsurdur. Barışla sonuçlanacağına inanmıyorum bu sorunun.

Eski Dinler: Yunan ve Roma Eski Dinler: Yunan ve Roma

Siyasete atıldığınız söyleniyor?

◙ Siyasete değil, Yüksek Şia Kurultayı’na aday olduğum söyleniyor.

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

◙ Ben teşekkür ederim.

Editör: Hasan Bedel