.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

"Ayetlerinden (bazılarını) size göstermesi için Allah’ın nimetiyle gemilerin denizde akıp gittiğini görmedin mi?

Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Roger Garaudy ve Siyasi Siyonizm Roger Garaudy ve Siyasi Siyonizm

Onları bulutlar gibi bir dalga bürüdüğünde, ihlâsla Allah’a dua ederler.

Kendilerini karaya çıkarıp kurtardığımızda içlerinden bir kısmı orta yolu tutar.

Ahdine hiç vefa etmeyen nankörlerden başkası, ayetlerimizi bile bile inkâr etmez."

.

Bu iki ayetin hedefi tevhidin iki kısmının beyanıdır. Birincisi akl-î tevhit ve diğer fıtr-î tevhittir. Akl-î tevhit, Allah’ın ayetleri ve özellikle eşsiz yaratılış düzeni üzerinde tefekkür ederek insanın ve âlemin yaratıcısına ulaşmamızdır. Çünkü tesadüflerin veya metalden ve tahtadan oluşan putların veya gök nesnelerinin böylesine düzen içerisinde bir âlem yaratmaları mümkün değildir. Fıtr-î tevhit ise, akl-î delillerin görmezden gelinmesi esası üzere ayaktadır. Bu bölümde insan elinde olmaksızın her ne kadar bu cazibenin nedeni açık olmasa da kudret ve ilim merkezi olarak gördüğü noktaya doğru cezb olmaktadır. Ele aldığımız ayetlerde tevhidin bu iki kısmı da beyan olmuştur. Şimdi gemilerin denizlerdeki hareketinde var olan düzen dikkate alınarak, akl-î tevhidin beyanına geçeceğiz.

Gemilerin Hareketindeki Tevhit Nişanesi

Ticari malları veya yeraltı kaynaklarını bir noktadan başka bir noktaya taşıyan yelkenli büyük gemiler, insanın şimdiye kadar elde ettiği en büyük ve en az masraflı nakliye aracıdır. Rüzgârın okyanuslar üzerindeki esişi o kadar düzenlidir ki, şiddetlendiği anda tufanlar meydana getirmektedir. Azaldığı zamanda da gemilerin durmasına neden olmaktadır. Çeşitli düzen etkenleri el ele vererek insanoğlunun bu seyahatini keyifli bir hale getirmektedir. Burada bu etkenlerden üç tanesine değineceğiz:

1- Geminin birçok bölümü tahtadandır ve onun ağırlığı öyle bir şekildedir ki onca ağırlığa rağmen yine de batmamaktadır.

2- Denizlerin suyu genellikle yerin farklı hararetleriyle değişkenliğe uğramaktadır. Ancak suyun yaratılışı öyle bir şekildedir ki, normal bir ısı ve basınçta buhara dönüşmez ve yüksek ısı derecelerinde sıvı olarak kalmaya devam eder. Hararetin çok daha fazlalaşması sonucu buhara dönüşür. Eğer bu hayat maddesi yerin hararetinin değişkenliği karşısında bu kadar dayanaklı olmasaydı, yaşam insan için imkânsız ve gemicilik de birçok noktada muhal olurdu. Mesela molekül ağırlığı 17 olan amonyak, sıfırın altındaki santigratta buhar halindedir. Molekül ağırlığı 34 olan Sülfürik hidrojen, sıfırın altında 59 santigratın altında henüz buhardır. Ancak molekül ağırlığı 18 olan su, sıfırın üzerindeki hararette bile sıvı şeklindedir. İşte burada insan hayretlere düşmekte ve bu düzeni gördükten sonra elinde olmaksızın âlemin düzenini Kur’ân karşısında boyun eğerek, inançla dolup taşan bir kalple bir olan Allah’ın varlığını anlamaktadır.

3- Okyanuslar üzerinde düzenli bir şekilde esen rüzgâr; bu rüzgârlar tıpkı şefkatli bir anne gibi insan yapısını (gemiyi) kucağına alıp, maksada ulaştırmaktadır ve sanki bundan başka da bir görevi yoktur. Bu esas üzere Allah, insanı düzenin nişanelerinden birine ve aynı zamanda da en büyük nimetine yönlendirerek şöyle buyurmaktadır:

“…gemilerin denizde akıp gittiğini görmedin mi?”

Rüzgâr, Lütuf ve Öfke Nişanesi

Yeryüzünü latif bir varlık olan ve çeşitli gazlardan oluşan hava sarmıştır. Havanın dalgalanması ve hareketiyle rüzgâr oluşmaktadır. Görülmeyen bu varlık bazen lütuf ve bazen de öfke etkenidir. Asırlar boyu insana deniz yolculuklarında hizmet eden ve sevgi dolu kucağıyla onun büyük gemilerini en uzak noktalardan çekinmeden ücretsiz olarak maksada ulaştıran rüzgâr, rahmet rüzgârıdır. Bu Allah’ın rahmet ve lütfunun nişanesidir ki, yağmur dolu bulutları okyanuslardan hareket ettirip, yaylalara ve suya uzak olan kıtalara ulaştırmaktadır. Böylece bir süre sonra sefalı manzaralar, yemyeşil tarlalar ve capcanlı bağlar oluşturmaktadır (Rum, 48-50).

Ancak Allah korusun, bu görülmeyen varlık öfke ve gazaba dönüştüğü vakit, öyle bir tufan oluşturur ki şehirleri, ağaçları ve taşları yerinden söküp denize döker ve hiçbir şeye merhamet etmez. Allah, deniz yolculuğunun uzun sürmesinden ve öfkeli rüzgârların okyanus üzerinde şiddetle esmesinden korusun. Bu şiddetli rüzgârlar deniz suyunu yüz metre yüksekliğe çekmekte ve karşısına çıkacak her şeyi ezip geçecek büyüklükte dalgalar oluşturmaktadır.[1]

Sizler de okyanuslarda gerçekleşen bu durumu görmektesiniz. Acaba burada binde biri bile anlatılmayan bu düzen ve tertip sizi bir düzen verene yönlendirmiyor mu? Basit bir varlıktaki kısmi bir düzen bizi onun bir yapıcısı olduğu konusuna yönlendirmektedir ve asla o şeyin kendi kendine oluştuğunu ve bir düzene girdiğini düşünmeyiz. O halde az önce çeşitli yönleriyle açıkladığımız okyanuslardaki düzen konusu, bizi onun yaratıcısına yönlendirmiyor mu?


[1]     Bkz, Allah’ı Tanımanın Yolu, Yazarın kendi eseri.