“Muhakkak ki Rabbiniz bir ve babanız birdir. Hepiniz Adem'densiniz, Adem ise topraktandır. Allah katında üstün olanınız en takvalınızdır. Arab'ın Acem'e takva ile olan dışında bir üstünlüğü yoktur”

.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Ali Rıza Akbulut (Kaimî)
.

Özet

Kur'an-ı Kerim'de Allah katındaki üstünlüğün yalnızca takvada olduğu vurgulanmıştır. İnsanların kabile ve halklara bölünmesinin hikmeti olarak ise, insanların birbirini tanımaları gösterilmiştir. Rivayetlerin çoğu genelde Kur'an'ın bu buyruklarını tasdiklerken, fıkhî baplardan nikâh ve muamele alanlarında az sayıda olan bazı rivayetlerde, kimi kavimlerle muaşeret ve evlilikten sakındırılmıştır. Elbette bu tür rivayetler Ehl-i Sünnet kaynaklarında da vardır. Fakat biz bu makalemizde, Ehl-i Beyt kaynaklarındaki bu türden olan rivayetleri senet, metin ve tarih açısından inceleyecek, bu rivayetlerle ilgili nihai bir görüş oraya koyacağız. Özet olarak, bu rivayetlerin bir kısmı irşadi olarak anlaşılabilirse de, bu rivayetlerin hepsi zayıf senetli ve başka rivayetlerin büyük çoğunluğuyla çelişkilidir.

Giriş

Erken dönem Şii kaynaklarından Usul-ü Kâfî, Tehzibü’l-Ahkâm gibi kaynaklardaki nikâh ve muamele ile ilgili fıkhî rivayetlerden bir kaçında çeşitli kavimlerle muaşeretten sakındırılmaktadır. Bu rivayetlerin birçoğunun zahiri Kur'an ayetleriyle çeliştiği ve Ehl-i Beyt mektebi muhaliflerinin sıkça bunlardan Şia mektebi hakkında kötü bir görüntü verme yönünde suistifade ettiği için, bu rivayetleri incelemek önem arz etmektedir.


Şeyh Hürr-i Âmilî, bu rivayetleri fıkhî hadisleri topladığı eseri olan Vesail'üş-Şia'da toplamış ve bu yönde bu kavimlerle muamele ve nikâh türünden muamelelerin mekruhluğu yönünde fetva vermiştir. Şeyh Hürr-ü Âmilî'nin Ahbarî akımından oluşu ve Kütüb-ü Erbaa'nın rivayetleri masumdan sadır olma yönünden takriben küllî olarak muteber gördüğü araştırmacılara malumdur. Biz bu yüzden bu rivayetleri bir kaç kısımda sınıflandırarak bunların her birinin senedini ve metnini inceleyeceğiz. Bu rivayetler üç açıdan sınıflandırılabilir:

1- Çeşitli toplumların vefasızlığa eğilimine dair rivayetler (dört rivayet)
2- Dış görünüş, soyluluk veya ahlaka dair rivayetler (yedi rivayet)
3- İmana dair dışlayıcı rivayetler (bir rivayet)

1. Kısım:

*Vefasızlığa Eğilime Dair Rivayetler*



فِي الْعِلَلِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ سَعْدٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ هَاشِمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَمَّادٍ عَنْ شَرِيكٍ عَنْ جَابِرٍ عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ ع قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ص‏ لَا تَسُبُّوا قُرَيْشاً وَ لَا تُبْغِضُوا الْعَرَبَ- وَ لَا تُذِلُّوا الْمَوَالِيَ وَ لَا تُسَاكِنُوا الْخُوزَ وَ لَا تَزَوَّجُوا إِلَيْهِمْ فَإِنَّ لَهُمْ عِرْقاً يَدْعُوهُمْ إِلَى غَيْرِ الْوَفَاءِ.

 

1- İlel'üş Şerayi'de Şeyh Saduk, babasından, o Saad'den, o İbrahim ibn-i Haşim'den, o Abdullah ibn-i Hammâd'dan, o Şerik'ten, o Câbir'den, o İmam Ebu Cafer'den (a.s) şöyle nakleder: "Allah Resul'ü (s.a.a.) şöyle buyurdu: Kureyş'e sövmeyin, Araplara buğz etmeyin, azat edilmiş köleleri aşağılamayın, Huzistan'lılarla bir yerde mesken edinmeyin ve onlarla evlenmeyin, çünkü onların kendilerini vefasızlığa çağıran bir sülâlesi/örfü vardır."[1]


*Senet analizi*

Senette sorunu olan ravi, Şerik ibn-i Abdullah'tır. Dedesi İmam Hüseyn'e karşı Kerbela'da savaşmış biri olarak bilinir. Yine Ehl-i Sünnet cerh-tadil ulemasına göre, Şerik şöyle demiştir: "Ali'yi, Ebubekir ve Ömer'den ancak rezil birisi üstün tutabilir!"[2]
Bununla beraber Muaviye'ye karşı İmam Ali'yi savunduğuna dair nakiller de vardır. Fakat Şeyh Tusi tarafından kınanmış bir ravidir.[3] Yani senet zayıftır.
 

*Metin analizi*

Hadiste geçen ‘Huz’ kelimesi, tarihte Huzistan eyaletinde yaşamış, tarihin ilk medeni halklarından olan Elam halkının soyundan gelen bir topluluktur. Senedin zaafıyla birlikte, peygamberin (s.a.a) ensardan olan Araplara, Kureyş'e hürmet etmelerini, Arap olmayan sahabilerin, bunun İslam'a karşı gelmekle sonuçlanabileceği için Araplara kin gütmemesini ve köle sahiplerinin, azat ettikleri kölelerle İslam'a ısınmaları için iyi davranmasını tavsiye ettiği söylenebilir. Huz halkıyla muaşeretten sakındırılması ise -kabul edildiği takdirde- onların kendine has olan gelenekleri ve o zamanlarda Arapların alışık olmadığı ve İslam'ı kabul etmiş acemlerden beklenmeyecek farklı bir aile yapısına sahip oldukları olmalıdır. Nitekim gen, kök ve sülale olarak tercüme edilebilecek ırk kelimesi, eskiden harflerin Arapçada noktasız yazıldığını dikkate alırsak, örf de olabilir ki zahiren böyledir de. Yani bu hadiste men edilen aslında genel anlamda bir halkla muaşeret değil, örf ve adetlerinde arkadaşa veya eşe karşı vefasızlık doğurabilecek unsurlar barındıran topluluklarla muaşerettir ki bu istisna kabul edebilir ve zamanla da değişebilecek türdendir. Ancak rivayetin senedi zayıf olması hasebiyle kabul edilmemesi de yanlış bir yaklaşım değildir.



عَنْ عِدَّةٍ مِنْ أَصْحَابِنَا عَنْ سَهْلِ بْنِ زِيَادٍ عَنْ مُوسَى بْنِ جَعْفَرٍ عَنْ عَمْرِو بْنِ سَعِيدٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْهَاشِمِيِّ عَنْ أَحْمَدَ بْنِ يُوسُفَ عَنْ عَلِيِّ بْنِ دَاوُدَ الْحَدَّادِ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ ع قَالَ: لَا تُنَاكِحُوا الزِّنْجَ وَ الْخَزَرَ فَإِنَّ لَهُمْ أَرْحَاماً تَدُلُّ عَلَى غَيْرِ الْوَفَاءِ قَالَ وَ السِّنْدُ وَ الْهِنْدُ وَ الْقَنْدُ لَيْسَ فِيهِمْ نَجِيبٌ يَعْنِي الْقُنْدُهَارَ.


2- Ashabımızdan bir topluluktan, onlar Sehl ibn-i Ziyad'dan, o Musa ibn-i Cafer (ibn-i Vehb)'den, o Amr ibn-i Said'den, o Muhammed ibn-i Abdullah Haşimî'den, o Ahmed ibn-i Yusuf'tan, o Ali ibn-i Davud el-Haddad'dan, o İmam Ebu Abdullah (Cafer'den) şöyle nakleder: "Zenciler ve Hazarlarla evlenmeyin, çünkü onların vefasızlığa yönlendiren akrabaları vardır." Ve buyurdu ki: "Sind (Pakistanlılar), Hint ve Kandlarda, yani Kunduhar'lılarda necip (soylu/iyi huylu) kimse yoktur." [4]

*Senet analizi*

Necaşi'nin kendi döneminin Kum büyüklerinden nakline göre, senetteki Sehl ibn-i Ziyad yalancılıkla itham edilmiş ve Kum'daki ulemanın başı olan Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i Îsa Eş'arî tarafından Kum'dan ihraç edilmiştir. Fakat günümüz uleması, Kumlu ulemanın hadis nakletme konusunda çok kısıtlayıcı olduğunu, hattâ günümüzde masumların makamları ile ilgili muteber senetli nakil olarak kabul gören nakilleri bile nakledenleri gulatlıkla suçladıklarını, bu konuda bazı müttehim kimselerin imamların mektuplarıyla temize çıkarıldığını demişlerdir. Bu gibi hususlardan yola çıkarak Sehl'e güvenenler çoktur. Fakat her halükarda, Muhammed Hâşimî, Ahmed ibn-i Yusuf ve Ali ibn-i Davud el-Haddad meçhuldürler. Haklarında güvenilirliğe dair hiçbir şey belirtilmemiştir. Dolayısıyla bu rivayet istinat edilebilir türden değildir.

*Metin analizi*

Zenci tabiri Arap tarihçiler tarafından, Afrika'nın Doğu kıyılarında yaşayan ve günümüz çoğunlukla Swahili dilini konuşan halklara denmiştir. Fakat bunlar arasında günümüzde (özellikle de Tanzanya ve Zanzibar’da) Şiiler azımsanmayacak kadar çoktur.
Hazar halkı tarihçilerce malumdur ve Hazar imparatorluğundaki Türkleri ve bazı Kafkas halkını kapsar. Vefasızlık konusunda önceki hadiste belirttiğimiz yorum geçerlidir ve bu, Müslüman olup Müslüman camiada yaşayıp gelişenleri, İslâm kültürünü özümseyenleri kapsamaz. Hintlerden o zamanda pek fazla Müslüman yoktu. Sindliler Pakistanlılar, Kandlar ise Afganlardır ki, bunlarda da Ehl-i Beyt mektebi yaygındır. O zamanlarda ise o halkların çoğu, Budist veya Mecusi (Zerdüşt) idiler. Eğer sadece Mecusi inancı yaygın olsaydı, o zamanki soylarının içinde mahrem evliliklerinin çok olduğu necip olmamalarına sebep olmuş olabilir derdik. Fakat Budizm'de daima mahrem evliliği yasak sayılmıştır. Her hâlükârda, rivayetin senedinin açıklandığı ölçüde zayıf olması, ona istinat edilmesine mani olmaktadır.



مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ فِي الْخِصَالِ عَنِ الْحُسَيْنِ‏ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ إِدْرِيسَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ رَفَعَهُ عَنْ دَاوُدَ بْنِ فَرْقَدٍ عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ وَ[أم أو] أَبِي عَبْدِ اللَّهِ ع قَالَ: ثَلَاثَةٌ لَا يَنْجُبُونَ أَعْوَرُ عَيْنٍ [أو يمين] وَ أَزْرَقُ كَالْفَصِّ وَ مُولَدُ السِّنْدِ.

 

3- Muhammed ibn-i Ali Saduk, Hisal kitabında Hüseyn ibn-i Ahmed ibn-i İdris'ten, o babasından, o Muhammed ibn-i Ahmed'den, o Muhammed ibn-i Alî'den, o merfu şekilde Davud ibn-i Ferkad'dan, o Ebu Cafer ve/veya Ebu Abdullah'tan şöyle nakleder: "üç kişi necip olmaz: (sağ) gözü kör olan, gözbebeği yüzük taşı gibi olan ve Sind doğumlu kimse. (Bazı nüshalarda, anne karnında bir sene kalan)"
(El-Hisâl, üçler bâbı)

*Senet analizi*

Hadisin senedinde Muhammed bn-i Alî Hemedânî vardır ki Ebû Semine künyesiyle meşhurdur. Rical uleması tarafından yalancılıkla meşhur olduğu nakledilir.[5] İmam Hasan Askeri'nin ashabından Fazl ibn-i Şazan'ın (r.a) onun hakkında: "neredeyse ona kunutta lanet okuyacaktım" dediği meşhurdur. İmam Mehdi'nin (a.f) kıyamında kan dökeceğine vurgu yapan rivayeterin hepsine yakını -takriben 50 rivayet- zayıfken, yalancılıkla meşhur olan Ebu Semine'nin bu rivayetlerden otuz tanesini nakletmesi dikkat çekicidir. Eğer ravi onun yerine Muhammed ibn-i Ali ibn-i İbrahim olursa, o ise zayıflardan nakletmekle meşhurdur ve zayıf bilinir.[6] Aynı şekilde bu rivayeti ravi hangi zayıf ravi olursa olsun, Davud ibn-i Ferkad'dan merfu şekilde, yani bazı ravileri atlayarak nakletmiştir!

*Metin analizi*

Fiziki özelliklerin insanın iyi huyluluğu ve necipliğine etkisi olduğu düşünülebilir. Aynı şekilde -mûled us-Sind ifadesinin aslı mûled us-sene olursa- annesinin karnında bir sene kalan bebeğin, diğer normal çocuklara göre farklı birtakım özelliklere sahip olması doğaldır. Ancak Sind ifadesi doğruysa sırf bir bölgede doğmanın necabette etki yapacağı düşünülemez. Böyle bir şey varsayılırsa, o zamanki ortamda alışkın bir durum olabilir, ancak geneli kapsamaz. Zaten hadisin senedi şiddetle zayıftır.



وَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى عَنِ الْحُسَيْنِ بْنِ زُرَيْقٍ‏[10] عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ ع قَالَ: يَا هِشَامُ النَّبَطُ لَيْسَ مِنَ الْعَرَبِ وَ لَا مِنَ الْعَجَمِ- فَلَا تَتَّخِذْ مِنْهُمْ وَلِيّاً وَ لَا نَصِيراً فَإِنَّ لَهُمْ أُصُولًا تَدْعُو إِلَى غَيْرِ الْوَفَاءِ.
 

4- Babasından, o Muhammed ibn-i Yahyâ'dan, o Hüseyn ibn-i Züreyk'ten (başka nüshalarda Hasan ibn-i Zarif'ten), o Hişam'dan, o Ebu Abdullah'tan (İmam Cafer) şöyle buyurduğunu nakleder: "Ey Hişam! Nebtîler, Arap'tan da, Acem'den de değillerdir. O hâlde onlardan bir dost veya yardımcı tutma, zira onların vefasızlığa çağıran prensipleri/kökleri vardır."[7]

*Senet analizi*


İlel üş-Şerayi'nin ve Vesail üş-Şia'nın bazı nüshalarında Hüseyn ibn-i Züreyk geçiyorken, kimisinde Hasan ibn-i Zarif geçer. İbn-i Züreyk doğru ise, rivayet meçhuldür. Fakat Hasan ibn-i Zarif doğru ise, Hişam'ın ya ibn-i Hakem, ya da ibn-i Sâlim olduğu göz önünde bulundurulduğunda, hadisin senedi sahih sayılır. Fakat Şeyh Saduk'un rivayetlerinden Muhammed ibn-i Yahya Attar'dan naklettiği hadislerin senedinin hiçbirinde -bu hadis dışında- Hişam ibn-i Sâlim göze çarpmamaktadır. Şeyhin kendisi de böyle bir senedin bulunmadığını belirtmektedir.[8] Bu yönden rivayetin senedinin sıhhati kuşkular barındırmaktadır.

*Metin analizi*

İmam Sadık (a.s) bu rivayette Nebtîleri tanıtırken onların ne Arap, ne de Acem olduğunu buyurmuştur. Gerçekten de, Nebtîler Aramice'nin Arapça'ya yakın bir şivesini konuşuyorlardı. İmam'ın (a.s) Hişam'ı onlarla dost olmaktan sakındırması -kabul edildiği takdirde-gerçekte Nebtîlerin Hişam'ın aşina olduğu Arap ve Acem toplumlarından farklı olduğu ve bunlarda vefasızlığa sebep olan ve Hişam'ın onlara yabancı olduğu prensipler bulunduğundan Yahut kötü bir yapıyla tanınmalarından dolayıdır.

2. Kısım:

Dış Görünüş veya Ahlaka Dair Rivayetler*


َ اَلْجَعْفَرِيَّاتُ ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اَللَّهِ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ حَدَّثَنِي مُوسَى قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَلِيِّ بْنِ اَلْحُسَيْنِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَلِيٍّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ صَلَّى اَللَّهُ عَلَيْهِ وَ  آلِهِ : وَ إِيَّاكُمْ وَ نِكَاحَ اَلزِّنْجِ فَإِنَّهُ خَلْقٌ مُشَوَّهٌ . وَ رَوَاهُ فِي اَلدَّعَائِمِ ، عَنْهُ صَلَّى اَللَّهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ : مِثْلَهُ .
 

1- Caferiyat kitabında, Abdullah bize haber verdi Muhammed'den (ibn-i Eş'as), o ona haber verdi ki bana Musa haber verip dedi ki: bana babam babasından, o dedesi Cafer'den (a.s), o babasından, o dedesi Ali ibn-i Hüseyin'den (a.s) ve o Ali'den (a.s) şöyle buyurduğunu nakletti: Allah Resûlü (s.a.a) buyurdu ki: "zencilerle evlenmekten sakının, çünkü onlar çirkin yaratılmışlardır."[9]
Deâim kitabında da aynı şekilde aktarılmıştır.[10]


*Senet analizi*

Hadisin senedinin başındaki Abdullah meçhul bir râvidir. imamzade Musa'nın da güvenilirliği bazı ulemaya göre ispatlanmamıştır. Dolayısıyla hadisin senedi zayıftır. Zaten Caferiyat, veya diğer ismiyle Eşasiyat kitabı, çoğu ulema tarafından senet açısından muteber görülmez.

*Metin analizi*

Hadisin metninde Doğu Afrikalı olduklarını daha önce açıkladığımız zenci halkıyla çirkinlik hasebiyle evlenmek nehyedilmiştir. Hâlbuki bu konuda tamamen aksi şekilde gelmiş sahih rivayetler vardır. Sahih bir hadiste İmam Bakır'ın (a.s) huzuruna gelen ashaptan biri, imamın hizmetçisi ibn-i Ebu Rafi'nin kendi çocuğunun elçiliğine onu kabul etmeyip çirkinliği öne sürmesinden şikâyet eder. İmam (a.s) git ve ona de ki: imamın sana emrediyor ki onun isteğini geri çevirme. Adam sevinerek imamın yanından çıkınca, İmam yanındaki ashaptan birine Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) kendi zamanındaki mümin, ama güzel yüzlü olmayan ve çirkin görülen Cüveybir adlı siyahi bir genci Ensar büyüklerinden birinin kızı olan Zelfâ ile evlendirdiğini anlatır.[11] Yani kısacası, bu rivayetin içeriği muteber senetli başka rivayetlerle zıtlık göstermektedir.


مُحَمَّدُ بْنُ يَعْقُوبَ عَنْ عَلِيِّ بْنِ إِبْرَاهِيمَ عَنْ هَارُونَ بْنِ مُسْلِمٍ عَنْ مَسْعَدَةَ بْنِ زِيَادٍ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ ع قَالَ: قَالَ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ ع‏ إِيَّاكُمْ وَ نِكَاحَ الزِّنْجِ فَإِنَّهُ خَلْقٌ مُشَوَّهٌ.
 

2- Muhammed ibn-i Yakup, Ali ibn-i İbrahim'den, o Harun ibn-i Müslim'den, o Mesade ibn-i Ziyad (veya kimi nüshalarda ibn-i Sadaka)'dan, o Ebu Abdullah Sadık'tan (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: "Emir ül-Müminin (a.s) şöyle buyurdu: "zencilerle evlilikten sakının, çünkü onlar çirkin yaratılmışlardır."[12]


Hadisin diğer senetlerini Arapça olarak veriyoruz (Tehzîb ül-Ahkâm, Tusi, c. 7 s. 405)

Tavsiye Edilen Zikir ve Dualar Tavsiye Edilen Zikir ve Dualar



في التهذيب محمد علي الطوسي و أخبرنا به ايضا حسين بن عبيدالله عن أبي غالب أحمد بن محمد الزراري و أبي محمد هارون بن موسى التلعكبري و أبي القاسم جعفر بن محمد بن قولويه و أبي عبدالله أحمد بن أبي رافع الصيمري و أبي المفضل الشيباني و غيره عن محمد بن يعقوب عن علي بن ابراهيم عن هارون بن مسلم عن مسعدة بن صدقة عنه عليه السلام

والسند الثالث عن الطوسي و أخبرنا به محمد بن محمد بن نعمان المفيد عن أبي القاسم جعفر بن محمد بن قولويه عن محمد بن يعقوب عن علي بن إبراهيم عن هارون بن مسلم عن مسعدة بن صدقة عنه عليه السلام

 

*Senet analizi*

Senette durumu ilk dikkat çeken râvi, Harun ibn-i Müslim'dir ki, erken dönem rical ulemasından Necaşi'den başkası onu güvenilir bilmemiş, Necaşi ise onun cebr (kulların Allah tarafından sevap ve günaha zorlandığı) ve teşbih (Allah'ı insanlara benzetmek) inancına sahip olduğunu belirtmiştir.[13] Yani bu ravi imamlarımızın: ne tefviz, ne de cebr vardır, ikisi arasındaki bir şeydir, buyruğuna tabi olmamıştır. Harun'un rivayet ettiği hadislerin yüzde seksen kadarı Zeydi ve Sünni ravilerdendir. Dolayısıyla onun mezhebini, cebr ve teşbih konusunda Sünni ehl-i hadisle aynı görüşte olduğu da dikkate alınarak, Sünni olarak kabul etmek gerekir. İmam Mehdi (a.f.) ile ilgili rivayetler nakletmesi bu hususu değiştirmez. Zira her halükarda bu durumuyla onu Ehl-i Beyt (a.s.) mektebinden kabul etmek mümkün değildir. İkinci dikkat çeken ravi Mesade ibn-i Sadaka'dır ki, rical ulemasından ibn-i Davud Hillî onu zayıf ravilerden saymıştır.[14] Allame Meclisi de bir eserde bu görüşü benimsemiştir.[15] Dolayısıyla, eğer Tehzib nüshalarında geçtiği gibi ibn-i Sadaka doğru ise, bu ravi zayıftır. Eğer Mesade ibn-i Ziyad ise, ibn-i Müslim sebebiyle senet müvessak (Ehl-i Beyt mektebinden olmayan raviye dayanan güvenilir senede sahip rivayet) olur. Ki bu durumda da, bu rivayet kabul görmez, zira (mektebe mensup ravilerden) sahih senetle gelen ve Kur'an'a uygun olan Cüveybir rivayetine aykırıdır. Yine Harun ibn-i Müslim'in İmam Sadık'tan (a.s) bir vasıtayla hadis nakletmesi gariptir. Zira bu durumda, onun İmam Askeri'nin (a.s.) ashabından olduğunu dikkate alırsak, Hicri olarak 130-140 yıl yaşamış olması gerekir. Hâlbuki Muhammed ibn-i Hasan ibn-i Şemmun [16] ve Habâbe Vâlibiye [17] gibi uzun yaşayan birçok kimselerin uzun ömürlü olduğu rical uleması tarafından belirtilmiştir. Fakat ibn-i Müslim böyle değildir. Dolayısıyla İmam Sadık'ın (a.s.) ashabından vicâde (kitap bulma yoluyla kitaptan nakletme) şeklinde rivayet etmiş olmalıdır. Bu onun kâtip olması konusuna uygundur. Fakat naklettiği eserdeki hadisi ne ölçüde yanlışsız nakletmiş olduğu bilinemez.

*Metin analizi*

Metinde geçen halkun muşevveh, "çirkin yaratılmış" demektir. Fakat eğer "hulkun muşevveh" olarak okunursa, "kötü ahlâkı özümseyen biri" demek olur. Nitekim adalete değer veren birine o adaletlidir anlamında "huve adlun", yani tabir yerindeyse, "o adalettir" denir. Burda da böyledir. Yani eğer bu hadis kabul edilirse, Arap tarihçileri tarafından Doğu Afrikalılara verilen isim olan zenci tabirinden müşrik asıllı olanlar kastedilmiş olmalıdır. Çünkü Araplar Zenciler (Güneydoğu siyahi Afrikalılar) ile o zamanlar genelde Hristiyan veya Yahudi olan Nubeliler (bugünkü siyahi Sudan halkı) ile Habeşîler (bugünkü siyahi Etiyopyalılar) arasında fark koymaktaydı. Fakat her hâlükârda, eğer bu hadis kötü ahlaka delalet ederse, bu hiç bir şekilde küllî bir kaide değildir. Eğer kötü çehreye delalet eder ise de, bu imamın hangi durumda buyurduğu belli olmayan irşadi bir tavsiye olabilir. Fakat bu rivayetle açıkça zıtlık teşkil eden İmam Bakır'ın (a.s) sahih bir hadisine değindik. Bu açıdan senedinde zaaf şüphesi bulunan ve ravisinin itikadındaki bozukluk sebebiyle kesinlikle sahihlik derecesinde sayılamayan bu rivayeti kabul etmek mümkün değildir.



مُحَمَّدُ بْنُ يَعْقُوبَ عَنْ عَلِيِّ بْنِ إِبْرَاهِيمَ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُحَمَّدٍ الْمَكِّيِّ عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ عَنْ عَمْرِو بْنِ عُثْمَانَ عَنِ الْحُسَيْنِ بْنِ خَالِدٍ عَمَّنْ ذَكَرَهُ عَنْ أَبِي الرَّبِيعِ الشَّامِيِّ قَالَ: قَالَ لِي أَبُو عَبْدِ اللَّهِ ع‏ لَا تَشْتَرِ مِنَ السُّودَانِ أَحَداً فَإِنْ كَانَ لَا بُدَّ فَمِنَ النُّوبَةِ فَإِنَّهُمْ مِنَ الَّذِينَ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَ جَلَ‏ وَ مِنَ الَّذِينَ قالُوا إِنَّا نَصارى‏ أَخَذْنا مِيثاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ‏[2]- أَمَا إِنَّهُمْ سَيَذْكُرُونَ ذَلِكَ الْحَظَّ وَ سَيَخْرُجُ مَعَ الْقَائِمِ مِنَّا
عِصَابَةٌ مِنْهُمْ وَ لَا تَنْكِحُوا مِنَ الْأَكْرَادِ أَحَداً فَإِنَّهُمْ جِنْسٌ مِنَ الْجِنِّ كُشِفَ عَنْهُمُ الْغِطَاءُ.

 

3- Muhammed ibn-i Yakup, Ali ibn-i İbrahim'den, o İsmail ibn-i Muhammed Mekkî'den, o Ali ibn-i Hüseyin'den, o Amr ibn-i Osman'dan, o Hüseyin ibn-i Hâlid'den, o kendisi için değinen kimseden, o Ebu Rebî Şâmî'den, o Ebu Abdullah'tan (a.s) şöyle nakleder: "Siyahilerden birini satın alma, alacaksan da Nube'den olsun. Çünkü onlar Allah Azze ve Celle'nin şöyle buyurduklarındandır: “Biz Hristiyan’ız” diyenlerden de ahit almıştık; onlar da kendilerine verilen öğütten nasiplerini unuttular." (Maide suresi, 14. Ayet-i şerife) Fakat onlar bu nasiplerini hatırlayacak ve onlardan bir kısmı Kaim'imizle beraber kıyam edecektir. Kürtlerden de biriyle evlenmeyin. Zira onlar bir çeşit cindirler ki perde üzerlerinden kaldırılmıştır."[18]

 

*Senet analizi*

Ebu Rebi'den rivayet eden şahıs da belirsizdir ve adı zikredilmemiştir. Ebu Rebi ise mühmel (adı rical kitaplarında belirtilip güvenilirliği belirtilmeyen) bir kimsedir.  Seyyid Hoi, onu güvenilir görenlerin öne sürdükleri sebepleri tek tek ele alıp reddederek eleştirmiş, sonunda kendisi, bazı hadislerde Ebu Rebi hakkında kınama gelmiş olduğu zahir olduğu hâlde, Ali ibn-i İbrahim tefsirinde adının geçmesi hasebiyle (tefsirin mukaddimesine güvenerek) onu güvenilir kabul etmiştir. [19] Fakat Seyyid Hoi'nin kendisi sonradan bu tefsirdeki ravilerin yarısının zaafı sebebiyle bu görüşünden dönmüştür. [20] Dolayısıyla senet zayıftır.

*Metin analizi*


Rivayette (savaş esiri olup köle olan) Nubelilerin satın alınmasını zikrederken, bu hususta onların Hristiyan olduğuna, yani Ehl-i kitaptan sayıldığına istinat etmektedir. Bu husustaki ayetin örneklerinden biri olarak onları zikretmektedir. Kürtlerle ilgili bu rivayette geçen cin ifadesi yalnızca mühmel olan (rical kitaplarında geçip güvenilirliği belirtilmeyen) Ebu Rebî'nin rivayetlerinde görülmektedir. Diğer rivayetlerde o zamanki Kürtlerden ateşperest olanların kestikleri etin haram olduğuna vurgu varken, onlara dair tek bir kınama bile yoktur.[21] Dolayısıyla bu türden rivayetler, tek raviden gelmesi ve zayıf senetli olmaları[22] hasebiyle makbul değildir.


مُحَمَّدُ بْنُ يَعْقُوبَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى وَ غَيْرِهِ عَنْ أَحْمَدَ بْنِ مُحَمَّدٍ عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْحَكَمِ عَمَّنْ حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي الرَّبِيعِ الشَّامِيِّ قَالَ: سَأَلْتُ أَبَا عَبْدِ اللَّهِ ع فَقُلْتُ إِنَّ عِنْدَنَا قَوْماً مِنَ الْأَكْرَادِ- وَ إِنَّهُمْ لَا يَزَالُونَ يَجِيئُونَ بِالْبَيْعِ فَنُخَالِطُهُمْ وَ نُبَايِعُهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا الرَّبِيعِ لَا تُخَالِطُوهُمْ فَإِنَّ الْأَكْرَادَ حَيٌّ مِنْ أَحْيَاءِ الْجِنِّ كَشَفَ اللَّهُ عَنْهُمُ الْغِطَاءَ فَلَا تُخَالِطُوهُمْ
 

4- Muhammed ibn-i Yakup, Muhammed ibn-i Yahya'dan ve başkasından, onlar Ahmed ibn-i Muhammed'den, o Ali ibn-i Hakemden, o kendisine anlatan kimseden, o Ebu Rebî'den, o Ebu Abdullah Sadık'tan (a.s) şöyle nakleder: "Ona sorup dedim ki bizim yakınımızda Kürtlerden bir grup vardır ki onlar sürekli satışa geliyorlar ve biz onların arasına karışıp onlarla alışveriş yapıyoruz."
İmam (a.s) buyurdu ki: "Ey Ebu Rebi! Onların arasına karışmayın çünkü Kürtler cin kabilelerinden bir kabiledir ki Allah üstlerinden perdeyi kaldırmıştır. O hâlde onlara karışmayın."[23]


*Senet analizi*

Hadisin senedindeki Ahmed ibn-i Muhammed, yalancı, reenkarnasyona inanan gulat bir râvidir.[24]  Bunu Muhammed ibn-i Yahya'nın ondan, onun ise Ali ibn-i Hakem’den naklinde anlıyoruz. Kur'an'ın Peygamber'e (s.a.a) on yedi bin ayet olarak indiği rivayeti de bu gulatçıya dayanır. Bu konunun anlaşılması için o hadisin sahip olduğu şu senede dikkat ediniz:



احمد بن محمد السياري في كتاب القراءات عن علي بن الحكم عن هشام بن سالم
 

Görüldüğü gibi Ali ibn-i Hakem'den nakilde bulunan Seyyari'dir. Şeyh Tusi, kendi ricalinde Muhammed ibn-i Yahya'nın Seyyari'den nakilde bulunduğunu vurgulamıştır. 
Yine bu rivayette Ebu Rebi'den nakilde bulunan ravinin ismine değinilmemiştir. Yani rivayet şiddetle zayıf ve ek olarak meçhuldür de.

*Metin analizi*


Hadisteki cin tabirinin bir çeşit sembol olduğu, bu halkın o dönemki ateşperestlerinin sahtekârlık ve kötü huyluluğuna işaret ettiğini demişlerdir. Ancak bu kavmin günümüzdeki Kürtlere genel manada tekabül ettiği doğru değildir. Zira Kürd tabiri Arapça kaynaklarda İran ırklarından çoban olup göçebe hayatı yaşayan bütün halklar için verilen isim olmuştu. Sasani şahı Erdeşir Bâbekân'ın kârnâmesinde de "Kürd" kelimesi genel anlamda çoban manasında kullanılmıştır. Profesör David MacKenzie gibileri de Kürd kelimesinin Araplar tarafından göçebe halklara dendiğini belirtir.[25]


Bazı ulema ise buradaki Ekrad sözünün Kered kelimesinden geldiğini ve "kerede ile'l-cebel", yani dağa gitti[26] ifadesine müteallik olduğunu, dağlarda yaşayan halklar için buradaki cin ifadesinin -lügatte "gizlilik" manası taşıdığı için- dağda gizlenmelerine işaret ettiğini demiştir. Dini açıdan böyle bir durum çöl Araplarının medeni hayata geçtikten sonra çöl hayatına dönmesi gibidir. Önceki belirttiğimiz göçebelerde de kısmı olarak bu durum geçerli olabilir. Zira dağda veya çölde yaşayarak dini ve şer'î sorularının cevabını edinemeyeceklerdir. Bu yorumu kabul edersek hadisteki ifadenin Kürtlerle bir ilgisi kalmayacaktır. Fakat her hâlükârda rivayetin senedi son derece zayıf ve (tartışmalı olan tesamuh fî edille'tis-Sünen, yani mekruh konularda hüküm vermek için hadisin senedine göz yumarak müsamaha  ile kabul etme kaidesi dışında) istinat edilebilir değildir.



مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ عن ابيه عن سعد عن محمد بن الحسين بن أبي الخطاب الحكم بن مسكين عن الحسن بن رباط عَنْ أَبِي الرَّبِيعِ الشَّامِيِّ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ ع أَنَّهُ قَالَ: لَا تُخَالِطِ الْأَكْرَادَ- فَإِنَّ الْأَكْرَادَ حَيٌّ مِنَ الْجِنِّ كَشَفَ اللَّهُ عَنْهُمُ الْغِطَاءَ.


5- Muhammed ibn-i Alî Saduk, babasından, o Saad'den, o Muhammed ibn-i Hüseyn ibn-i Ebu'l-Hattab'dan, o Hakem ibn-i Miskin'den, o Hasan ibn-i Rıbat'tan, o Ebu Rebî'den, o İmam Sadık'tan (a.s) şöyle nakeder: "Kürtlerle görüşüp karışma, çünkü onlar cinlerden bir kabiledir ki Allah onlardan perdeyi kaldırmıştır." [27]


*Hadisin diğer senetleri*[28]

والسند الثاني هو محمد بن علي بن الحسين عن محمد بن الحسن عن الحسن بن متيل عن محمد بن الحسن عن جعفر بن بشير عن حفص عمن حدثه عن أبي الربيع عن أبي عبدالله

والسند الثالث هو محمد بن علي بن الحسين عن أبيه عن سعد عن أحمد بن محمد عن علي بن الحكم عن أبي الربيع
 

*Senet analizi*

İlk Senetteki Hakem ibn-i Miskin'e bazı ulema güvenmişse de, hakkında güvenilirliğine dair bir ifade geçmemiştir. Bu yüzden Şehid-i Sâni onun güvenilirliğine kanaat getirmemiştir.[29] Hasan ibn-i Rıbat da mühmel biridir.[30] Ebu Rebi'nin güvenilirliği için makbul bir delil bulunmadığını söylemiştik. Yani bu hadisin senedi de mühmel ve meçhul olma sebebiyle zayıftır. İkinci senetteki Hafs meçhuldür ve ondan nakilde bulunan kişi malum değildir. Ebu Rebi yine mühmeldir. Üçüncü senetteki Ebu Rebi de aynı kişidir.

*Metin analizi*


Bu hadisin türünden olan hadisleri yalnızca Ebu Rebi'nin rivayetlerinde görüyoruz. Hepsinin senedi zayıf olduğu için metni açıklamaya gerek duymadık. Gerekli görülebilecek açıklamayı önceki hadis için yaptık.


أَبِي رَحِمَهُ اَللَّهُ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اَللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ اَلْحِمْيَرِيُّ عَنْ هَارُونَ بْنِ مُسْلِمٍ عَنْ مَسْعَدَةَ بْنِ صَدَقَةَ عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ عَنْ آبَائِهِ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ أَنَّ رَسُولَ اَللَّهِ صَلَّى اَللَّهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ قَالَ: تَارِكُوا اَلتُّرْكَ مَا تَرَكُوكُمْ فَإِنَّ كَلَبَهُمْ شَدِيدٌ وَ كَلَبَهُمْ خَسِيسٌ.

 

6-İlel'üş-Şerayi'de Saduk diyor ki babamdan, o Abdullah ibn-i Cafer Himyerî'den, o Harun ibn-i Müslim'den, o Mes'ade ibn-i Sadaka'dan, o Cafer ibn-i Muhammed(a.s)'den şöyle nakleder: "Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: "Türkleri sizi terk ettikleri sürece terk edin. Zira onların kuduzlukları zorlu ve kötü huyludur."[31]

*Senet analizi*

Harun ibn-i Müslim ve Mes'ade ibn-i Sadaka ile ilgili belirttiğimiz zaaf ve senet kopukluğu kriterleri bu hadiste de geçerlidir.

*Metin analizi*

Türk kavramı o zamanlarda Araplar tarafından Rus, Türk ve bazen Moğolları da kapsamına alan bir anlam taşıyordu. Belirtmek faydalıdır ki, rivayetler içerisinde Türkler hakkında farklı ifadeler vardır. İmam Mehdi'nin (a.f) zuhurundan önce Türklerle Rumların kanlı bir savaşa gireceği,[32] bunun ardından yine Süfyani tarafından yenilgiye uğratılacakları, İmam geldiğinde ondan mucize isteyip inkâr edecek milletleri belirtilmiş yedi kişiden birinin Türk oluşu gibi[33] menfi rivayetlerin yanında, İmam Ali'nin (a.s) "bizden olan biri Gilan'da kıyam ettiğinde... oğlum için mıntıkaları değişik olan Türk bayrakları ortaya çıkacaktır."[34] şeklindeki müspet ve övgülü ifadesi de vardır ki, Allame Meclisi Gilan'dan kıyam eden şahsı Şah İsmail ve Türk bayraklarını Kızılbaş ordusu olarak yorumlamıştır. Bununla beraber, Türklerin ümmetin elindeki nimetleri alacağı ile ilgili Sünni ve Şii kaynaklardan bir rivayet de vardır ki, Şia'da Şeyh Tusi bu rivayeti iki senetle nakletmiştir. Senelerden birinde yedi ravi meçhul, biri ise zayıftır. Ötekinde altı ravi meçhul ve bir ravi zayıftır.[35], Sünni kaynaklarda bu rivayet Taberani'nin Mucemul-Evsat c. 6 s. 7’de gelmiştir ki orada zayıf ravi Mervan ibn-i Sâlim Şeyh Tusi'nin rivayetindeki zayıf ravinin aynısıdır.


حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ اَلْحَسَنِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ اَلْوَلِيدِ رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ اَلْحَسَنِ اَلصَّفَّارُ قَالَ حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عِيسَى عَنْ أَبِيهِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جَنَاحٍ يَرْفَعُهُ إِلَى أَبِي عَبْدِ اَللَّهِ عَلَيْهِ السَّلاَمُ قَالَ: سِتَّةٌ لاَ يَنْجُبُونَ اَلسِّنْدِيُّ وَ اَلزِّنْجِيُّ وَ اَلتُّرْكِيُّ وَ اَلْكُرْدِيُّ وَ اَلْخُوزِيُّ وَ نَبْكُ اَلرَّيِّ .


 

7- Bize Muhammed ibn-i Hasan ibn-i Ahmed ibn-i Velid dedi ki, bize Muhammed ibn-i Hasan Saffar dedi ki bana Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i İsa babasından, o Said ibn-i Cenah'tan, o İmam Ebu Abdullah Sadık'tan merfu olarak şöyle buyurduğunu aktardı: "altı kişi necip değildir: Sindli, Zenci, Türk, Kürt, Huz ve Rey asıllı kimse."[36]

*Senet analizi*

Senetteki ravilerden Said ibn-i Cenah'ın ondan naklettiği kimse belirsizdir. Çünkü merfu olarak nakilde bulunmuştur. Said'in kendisi İmam Kazım ve İmam Rıza'nın ashabındandır fakat rivayet merfu şekilde İmam Sadık'tan (a.s) nakledilmiştir. Dolayısıyla bu rivayet de zayıftır.

*Metin analizi*

Hadisin metni kabul görürse, söz konusu kavimlere değişmektedir maksadın Müslümanlara karşı savaşta esir düşen köleler olduğu söylenmelidir. Yani İmam (a.s) "bu kavimlerin esir kadınlarından cariye edinmeyin çünkü asil çocuklar doğurmazlar." Gibi bir anlam kastetmiştir. Fakat bu o zamana mahsus ve küllî olmayan bir durumdur.

3. Kısım:

*İmanla İlgili Dışlayıcı Hadis*

حَدَّثَنَا أَبِي رَضِيَ اَللَّهُ عَنْهُ قَالَ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِدْرِيسَ قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ عَنْ سَهْلِ بْنِ زِيَادٍ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ نَصْرٍ اَلْكَوْسَجِ عَنْ مُطَرِّفٍ مَوْلَى مَعْنٍ عَنْ أَبِي عَبْدِ اَللَّهِ عَلَيْهِ السَّلاَمُ قال: لاَ يَدْخُلُ حَلاَوَةُ اَلْإِيمَانِ قَلْبَ سِنْدِيٍّ وَ لاَ زِنْجِيٍّ وَ لاَ خُوزِيٍّ وَ لاَ كُرْدِيٍّ وَ لاَ بَرْبَرِيٍّ وَ لاَ نَبْكِ اَلرَّيِّ وَ لاَ مَنْ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ مِنَ اَلزِّنَا .


1- Babam bana dedi ki, bana Ahmed ibn-i İdris anlatıp dedi ki: bana Sehl ibn-i Ziyad anlattı. O Mansur'dan, o Nasr el-Kevsec'den, o Mean'ın azatlısı Mutarrif'ten, o Ebu Abdullah Sadık'tan (a.s) şöyle nakletti: "İmanın tadı Sindlinin, Zencinin, Huzi'nin, Kürt'ün, Berberi'nin, Rey asıllının ve annesinin zina yoluyla hamile kaldığı kişinin kalbine girmez."[37]

*Senet analizi*

Önceden belirttiğimiz üzere, Sehl'in güvenilirliği tartışma konusudur. Mansur ibn-i Abbas ile ilgili Necaşi muztarib ul-emr tabirini kullanır.[38] Bu tabir onun imamî ravilerin kabul etmediği inkâr edilmiş rivayetler nakletmesinden kaynaklanır ve güvenilirliği belirtilmeden bu husus zikredildiği için zaaf sebebidir. Rivayetteki Nasr ve Mutarrif adlı şahıslar da meçhuldür.

*Metin analizi*

Rivayeti tevil ederek kabul etmekte mahzur görmeyen kimi âlimler, bu rivayetin İmam Sadık (a.s) zamanında metninde anılan kavimlerden Medine'ye gelen laubali kimselere değindiğini söyler. Fakat hadisin metni herhangi bir kayıt ve şart belirtmemiştir. Üstelik bu rivayet, senedi zayıf olmasının yapısına, İmam Sadık'ın ve diğer imamların yaşayışına açıkça zıtlık sayılmaktadır. Zira İmam Sadık'ın (a.s) eşlerinden biri, İmam Kazım'ın (a.s) annesi Hamide-i Berberiye'dir. İmam Bakır (a.s) bu gelinini dünyada beğenilmiş ve ahirette övümüş olarak nitelemiştir.[39] İmam Sadık (a.s) ise onun kirlerden arınmış ve meleklerin koruduğu kimselerden olduğunu buyurur. (A.g.e) şekilde İmam Cevad'ın bütün çocuklarının annesi Sümane-i Mağribiyye de Berberidir. İmam Hadi (a.s) onun hakkında şöyle buyurur: "annem benim hakkımda ârif bir kimse idi. O cennet ehlindendir. Ona azgın şeytan yaklaşamaz. Zorba inatçının hilesi ona erişmez. Allah'ın uyumayan gözünün korumasındadır. Sıddık ve salih kimselerin annelerinden bir farkı yoktur."  [40] Ayrıca zinadan doğan kimselerin de salih amellerinin Allah katında makbul, günahlarının ise azap sebebi olduğunu vurgulayan İmam Sadık'ın (a.s) kendisidir ki sahih hadiste şöyle buyurur: “veledizinadan amel beklenir. Eğer hayırlı amel ederse ödüllendirilir ve eğer kötü iş işlerse ceza görür.”[41]

*Sonuç*

İncelediğimiz hadislerin zahirinin büyük ölçüde Kur'an’la, özellikle de: "muhakkak ki Adem oğlunu değerli kıldık" (İsra 70) ayet-i şerifesiyle çelişmesi bir yana, bu rivayetlerin senetlerinde zayıf raviler dikkat çekmektedir.

Rivayetlerden bazısının gulata dayandığı, kimisinin Sünni veya Zeydi olup haklarında zayıf oldukları belirtilmiş muhaliflerden olduğu, kimi rivayetlerin ravilerinin meçhul olduğu ve hadis rivayetinde haklarında kitaplarda belirtilmelerine rağmen iki muteber senet kriteri olan güvenilirlik (vüsuk) veya övgü (tahsin) adına haklarında hiç bir şey belirtilmediği aydın olmuş oldu. Aynı şekilde bu rivayetlerden kimisinin tam olarak aksi sahih rivayetlerde yer almakta ve imamlarımızın yaşamı makalede zikrettiğimiz zayıf rivayetlerle çelişki arz etmektedir. Belirtmek gerekir ki, bu türden rivayetler Sünni kaynaklarda da vardır (örnek olarak bkz.: Müstedrek-i Hâkim, c. 4 s. 87, Taberânî, Mucem ul-Evsat c. 5 s. 152, Mucem ul-Kebir c. 11 s. 153). Fakat biz bu makalemizde Şia kaynaklarından gelen ve şüphe oluşturabilecek rivayetleri inceledik.

Sözün sonunda, Peygamber Efendimizin (s.a.a): “Muhakkak ki Rabbiniz bir ve babanız birdir. Hepiniz Adem'densiniz, Adem ise topraktandır. Kuşkusuz Allah katında üstün olanınız en takvalınızdır. Arab'ın Acem'e takva ile olan dışında bir üstünlüğü yoktur” (Cami ul-Ahbâr c. 1 s. 183) buyruğu ve Müminlerin Emiri İmam Ali'nin (a.s): “Ameli ile bir yere varamayanı soy sopu bir yere vardıramayacaktır.” (Nehcü´l Belaga Hikmetli Sözler 23) ve Malik Eşter'e emirnamede buyrulan: “İnsanlar ya dinde kardeşin, ya da yaratılışta eşindir” Buyruğunun aklımızdan çıkmamasını ve bu minvalde amel etmemizi Allah'tan niyaz ederiz.
 

- - - - - - - - - -

Kaynaklar

[1] İlel üş-Şerayi, c. 2 s. 393, 2. Kısım, 131. Bap

[2] Zehebî, Mizan ul-İtidal, Şerik ibn-i Abdullah kısmı

[3] Tusi, ihtiyâru marifeti'r-ricâl, c. 1 s. 385

[4] El-Kâfi, c. 5, s. 352

[5] Allame Hilî, Hülasatü'l-Akvâl, s. 398, Ricâl-i Necaşi s. 332

[6] Ricâl-i Necaşi s. 344, Mucem-u Rical il-Hadis, c. 17 s. 219

[7] Saduk, İlel üş-Şerayi, c. 2 s. 566

[8] Saduk, Men la Yahduruh'ul-Fakîh, c. 4 s. 424-425

[9] Caferiyat -diğer adı Eşasiyat- c. 1 s. 90

[10] Deâim ul-İslam c. 2 s. 194
[11] El-Kâfî, c. 5 s. 339

[12] El-Kâfi, c. 5 s. 352
 [13] Ricâl-i Necaşi, s. 438

[14]  Kitâbu'r-Ricâl, ibn-i Davud s. 188

[15] Allame Meclisi, el-Vecize s. 178

[16] Ricâl-i Necaşî, s. 335

[17]  Gaybet-i Tusi, s. 35, Reyahîn üş-Şerîa, c. 4 s. 137

 [18] El-Kâfî c. 5 s. 352

[19] Mucem-u Ricâl il-Hadis, c. 22 s. 168 ve Huleyd ibn-i Evfâ maddesine bkz.

[20] Usul-u İlmi'r-Ricâl Beyne'n-Nazariyyeti ve't-Tatbîk s.184

[21] El-İstibsâr, c. 4 s. 81, Tehzib ül-Ahkâm c. 2 s. 63

[22] Seyyid Muhammed Sadr, Mâ verâ u'l-Fıkh, c. 6, 226

[23] El-Kâfi, c. 5 s. 158

[24] Seyyid Hoi, Mucem-u Ricâl'il-Hadis, c. 3 s. 71, Şeyh Tusi'den naklen

[25] D.N. Mackenzie, “The Origin of Kurdish”, Transactions of Philological Society, 1961, pp 68-86

[26] el-Münced fi'l-Lüga s. 680

[27] Saduk, Men lâ Yahduruhu'l-fakîh, c. 1 s. 164, senetler ayrı yerde meşayih bölümünde zikredilmiştir.

[28] Vesail üş-Şia, c. 17 s. 416

[29] Mâmekânî, Tenkîh ü'l-Makâl, c. 23 s. 409

 [30] kitabu'r-ricâl, ibn-i Davud Hillî, s. 73, İhtiyâru Marifeti'r-Ricâl, Tusi, c. 1 s. 367-368

[31] İlel üş-Şerayi, c. 2 s. 392

[32] Gaybet-i Tusi, s. 442, Gaybet-i Numani, s. 187

[33] Hadika'tüş-Şia s. 761-762

[34] Gaybet-i Numani, c. 1 s. 274

[35] Emâli-yi Tusi, c. 1 s. 6

[36] Saduk, El-Hisal c. 1 s. 128, altılar bâbı

[37] Saduk, El-Hisal c. 2 s. 352

[38] Ricâl-i Necâşî, s. 413

[39] Usul-ü Kâfî, c. 1 s. 177

[40] Avâlim ül-Ulûm c. 23 s. 539, İsbât ul-Vasiyye'den naklen

[41] El-Kâfî, c. 8 s. 238