Hüccetü’l-İslam ve’l Müslim’in Dr. Muhammed Taki Subhanî Uluslararası İmamet Vakfı Yönetici Müdürü

.

Ehlader Araştırma Bölümü

Aşura olayı defalarca kez sorgulanıp araştırılmış ve zaman geçtikçe, keşfedilmemiş diğer boyutları da daha önce keşfedilen açılardan ortaya çıkmıştır, ancak bu arada, İmam Hüseyin'in (a.s) hareketinin felsefesi ve arkasındaki sebep, araştırmacılar arasında zorlu bir meydan okuma haline gelmiş ve analistler ona her yönden özel bir açıyla bakmışlardır.

Bu makale, Hüseyni hareketi ve inkılabın belirli bir dönem ve zaman koşullarından daha geniş bir kapsamda ve belirli bir yaklaşımdan daha derin bir bakış açısıyla görülmesi gerektiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu bakış açısıyla, sadece bu olayın unsurları daha iyi anlaşılmakla kalmaz, aynı zamanda görünen birçok tutarsızlık da kapsamlı ve çevreleyici bir plan içinde uzlaştırılabilir.

Bu makaleyi birkaç bölümde takip edeceğiz:

A) İmam Hüseyin Hükümet İçin mi Kıyam Etti?

1. Çağdaş yüzyılda, bu soru birçok kez gündeme gelmiş ve çeşitli bakış açılarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda İran'ın dindar aydınlarının ve onlarla aynı çizgideki din adamlarının bakış açıları onların en ilgi çekicileri ve örnek teşkil edicilerindendir; Devrimden önce Marksist sol kanatta yaşayanlar, Hüseyni hareketin devrimci bir yorumuyla bu hareketi sadece siyasi bir kıyam içinde benzersiz kılmakla kalmamış, aynı zamanda Aşura'nın diğer tüm gerçekleri bu teorinin yararına unutulmaya yüz tutmuştur. Bu grup arasında Dr. Ali Şeriati ve Salihi Necefabadi beyden özellikle bahsedilebilir.

Kültürler Dinleri Etkiler mi? Kültürler Dinleri Etkiler mi?

Aynı grup, (İran) İslam Cumhuriyeti yönetiminden ayrıldıklarında ve siyasi reformlara yönelmeye başladıklarında, aykırı yorumun temellerini atmış ve Seyyid-i Şüheda’nın (a.s) bütün siyasi niyet ve amacını tümden inkâr etmiş ve en uç tahlille, İmam Hüseyin’in tüm hareketlerini: “zalim hükümetten kaçış” olarak tasvir etmişlerdir. Bunlara göre, İmam (a.s), hükümetin biat etmesi için kendisine yaptığı baskıdan kurtulmak için Medine’den kaçmış ve Kufelilere sığınmıştır, ancak yolun yarısında Kufelilerin vefasızlığı nedeniyle bu amacından vazgeçmiş ve diyalog ve uzlaşma yolunu seçmiştir.

Bu grubun klasik yorumunda, ilahi elçiler hiçbir zaman yönetimi ele geçirmeye çalışmamış, sadece iktidardaki hükümetlerden hak ve adaletin uygulanmasını talep etmişlerdir. Bu yorumun İran örneği, Mühendis Bazirgan'da (son yıllarında) ve onun daha eski versiyonu Ali Abdürrezzak Mısri’de izlenebilir.

2. Kur'an-ı Kerim'de ve İslam Peygamberi'nin sünnet ve yaşantısındaki hükümet unsurlarının varlığı, Hz. Muhammed’in (s.a.a) karakterine dayalı devlet inşasının İslâmî misyonun ilkelerinden biri olduğunu inkâr etmeyecek şekildedir. Bu nokta Sünnilerin Abdürrezzak'a, Şiilerin ise Bazergan'a yönelttikleri eleştirilerde açık kanıtlarla görülmektedir. Ali b. Rabben et-Taberi'nin (üçüncü yüzyılda yaşamış bu Hristiyan hekim, Zekeriya Razi'nin hocasıdır ve sonradan Müslüman olmuştur. Hz. Peygamber’in (s.a.a), nübüvvet hakkaniyetine yönelik olarak kaleme aldığı) “ed-Din ve Devlet” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Bu kitap, Peygamber'in kişiliği ile İncil'in vaadinin benzerliğinin, Resulullah’ın (s.a.a) devlet kurmak için sarf ettiği çabaları en önemli delil olarak görmektedir.

Peygamber'in Medine'de hükümeti kurması tamamen gönüllülük esasına dayalı olup, kurulmasının hazırlıkları bizzat Peygamber tarafından Medine öncesi anlaşmalarla ve Yesrib halkı arasında bulunmasının başlangıcından itibaren yapılmıştır. Kuran'ın emirleri de onun tam anlamıyla Müslümanlar arasındaki egemenliği doğrultusunda ve itaatinin gerekliliği ve itaatinin farz olduğu varsayımını kanıtlayarak, sadece onun emirlerinin sosyal yönetimde geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Halbuki, Hz. Peygamber için başka seçenekler de mevcuttu ve efendimiz hükümeti halka bırakarak, yalnızca adaletin uygulanmasını ve hükümlerinin yerine getirilmesini onlardan talep edebilirdi.

Müminlerin Emiri’nin (a.s) velayet makamına atanma macerası ve Gadir-i Hum ve benzeri hadiselerde Resulullah’ın (s.a.a) yerine geçecek ardılı ve halefi meselesi de hiç şüphesiz masum İmamın hilafet hakkına yol açar ve onun bu konumu elde etme çabasını haklı ve makul kılar. Siyasî halifelik, her ne kadar masumların velayetinin tüm kimliği olmasa da bu konumun ve makamın bir parçası olarak tarih boyunca Şii düşüncesinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiştir.

3. İmam Hüseyin'in (a.s.) gündeminde halifeliği almak olmasaydı, hükümeti yönetmek için Kufelilerin çağrısını hiçbir koşulda kabul etmemesi gerekir ve bu işten açıkça imtina ederdi. Çünkü daveti kabul etmek sadece İmam (a.s) üzerindeki siyasi baskıyı daha da sertleştirmekle ve hilafet sistemini kendisine karşı daha hassas hale getirmekle kalmayacak, aynı zamanda İmam’ın amaç ve planıyla da bağdaşmazdı.

İmam Hüseyin'in baskı ve güç altında Kufelilerin çağrısını kabul etmediğinin bir başka delili, İmam Seccad (a.s) ve sonraki imamların aynı siyasi çıkmazda olmalarına rağmen Şiilerin mükerrer çağrılarını kabul etmedikleri ve halifeleri yatıştırarak, seviyeli insanlar yetiştirmek ve daha güçlü bir gelecek inşa etmek için Şii sermayesini biriktirmeleridir. Aksine bu çağrılara olumlu yanıt veren ve hilafet başlarını devirmek ve dini bir hükümet kurmak için savaşan Zeydiler ve Hasaniler olmuştur.

4. Bütün tarihi delillerle de doğruluğu kanıtlanan iddiamızın özeti, Ehl-i Beyt'in (a.s.) Aşura olaylarına kadar hilafeti asıl merkezine (kendilerine) döndürmeyi ve (Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ümmetinin ıslahı amacıyla olan) siyasî velayet haklarını geri almayı planladıkları ve şartların el verdiğini gördüklerinde bunun için kıyam ettikleridir, ancak “zalim ve gasıp devlet”in yasak ve boykotuyla (hazır ve yardımcı olabilecek) halkın birlikteliğinden umutsuzluğa kapıldıktan ve onunla olumsuz mücadeleden sonra nebevi sünneti “sınırlı ve arzu edilen bir (Şii) toplum” şeklinde oluşturmaya ve gerçekte “olası bir devlet” kurmakla yetindiler. Ve böylece “müminler topluluğu”na velayetleri, siyasi yönetim dışında başka bir şekilde devam etti.

5. Elbette bu algı, devleti Velayet ilkesinin, bir parçası olarak gören (ve elbette ne velayetin en önemli unsuru ve ne de vazgeçilmez bir bileşeni) Şia’nın imamet anlayışındadır, velayeti hükümetle özetleyen ve siyasi sistemi korumak için her şeyi ve her işi yasal ve meşru sayan çağdaş bazı algılardan çok uzaktır.

Kur'an-ı Kerim’in düşüncesinde ve Masumların siyre ve yaşantısındaki hükümet, Bi’setin[1] hedeflerini uygulamanın yollarından sadece biridir ve dini devlet kurmaya münhasır bilmek, ispat edilmesi için tarih, siyer, akıl ve naklin feda edilmesini gerektiren bir hatadır. Öte yandan, insanların yaşamındaki ilahi değerleri gerçekleştirmenin en iyi ve en bilinen yolu olarak siyasi velayetin inkâr edilmesi, mektebin temel ilkeleri ile ve insan deneyim ve tecrübeleri ile çatışmaktır. Elbette bununla birlikte, Peygamberler ve İmamların (hazır ve yardımcı olabilecek) güçleri olduğunda ve kamuoyunun (razı olması ve) kabulünün gölgesinde dini devlet kurdukları unutulmamalıdır. Koşulların olmamasıyla ümmetin terbiye, eğitim ve dinin geliştirilmesi gibi başka yolları tercih emişlerdir.

6. Bu analiz, Kufelilerin davetini kabul etmek ve İmam ve Şiileri korumanın bir yolunu müzakere etmek ve Yezid'e biat etmekten kaçınma hengâmesinde Hüseyni kıyamın an be anını göstermekte ve facianın sonunda, baskı ve şantaja karşı kahramanca duruş sergileme ve sünnetin ihya edilmesi ve adaletin hâkimiyetini yeniden canlandırmak için meşruiyetini ilan etme anını açıklayabilir ve haklı çıkarabilir gibi görünmektedir.

B) İmam Hüseyin'in Siyasi ve Hükümet Programı

Hüseyni kıyamın siyasi imamet düşüncesi olduğu ve hükümet kurma düşünce ve güdüsüne sahip olduğuna işaret eden teori karşısındaki diğer bir grup, Seyyid-i Şüheda’nın (a.s) hareket amacının hilafeti devirmek ve devleti ele geçirmek olduğunu ortaya koyacak olan deliliniz nedir? diye sormaktadır. Ve diğerleri, belirtilen teoriyi çürütme gayesi ile İmam'ın (a.s) davranış biçiminin siyasi bir kıyam ile uyumlu olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu bölümde, tarihsel raporlar esasına göre, bu siyasi unsurun Aşura kıyamından kaldırılmasının o kadar da kolay olmadığını açıkça belirtmek için her iki eksene de özetle cevap vereceğim.

Ancak bu analizin Seyyid-i Şüheda'nın kıyamındaki diğer faktör ve sebeplerle çelişmediğini önceden not edeyim. Bir sonraki bölümde, Aşura kıyamının çok katmanlı bir olgu olduğunu, karmaşıklığının ve kalıcılığının da plan ve hedeflerdeki aynı çeşitlilik ve çokluk içinde olduğunu göstereceğiz.

İmam'ın Siyasi Amacına Dair Kanıt

1. İlk delil, İmam Hüseyin’in (a.s) Kufeliler ve Basralıların kıyam etmesi ve hükümet kurması için davetlerini açıkça kabul etmesi ve hatta biat almak için onlara temsilciler göndermesidir.

2. İkinci delil ise İmam'ın Medine'den çıktığı yolculukta, Müslim’in katledilmesi ve Kûfelilerin ret haberini duyana kadar her daim hükümet karşıtı sözler sarf etmiş ve bu pozisyonundan geri çekildiğine dair bir işaretin olmamasıdır.

3. Diğer bir tanık İmam'ın muhataplarının da aynı şeyi anladığıdır. Şöyle ki İmam'ın, Kufelilerin davet desteğiyle hükümete karşı koyma niyetinde olduğunu ve bu nedenle Abdullah İbn Abbas ve Muhammed İbn Hanefiye gibi kişilerin onu bu yoldan alıkoymaya çalışması, bazılarının da aynı niyetle imama katılmakta olmasıdır.

4. Ancak bir başka delil de şudur ki, imam hükümetle karşı karşıya gelme niyetinde olmasaydı, sonraki imamlar gibi hükümetle ve ayrıca aynı şekilde Sıffin antlaşması ve İmam Hasan'ın Barışı gibi, hükümetle uzlaşabilir ve zahiri bir biat ile düşmanın baskısını etkisiz hale getirerek kendisinin ve dostlarının canını bu tehlikeden kurtarabilirdi. 

Bu teoriye katılmayanların ihlal kanıtlarının incelenmesi, imamın savaşma niyetiyle çelişiyor gibi görünen kanıtlara dayanmaktadır. Ancak, kanaatimizce bu raporların hiçbiri kıyam etmesi ve hükümet kurması niyetiyle bağdaşmadığıdır:

1. Eğer İmam düzene başkaldırmak için gittiyse, ne için ailesini de yanına aldığı söylenmiştir.

Cevap: Kûfe'ye yerleşmeye giden bir kimse, Şiilerin arasında kaldıklarından dolayı sonraki tehlikelerden korunmaları için mutlaka ailesini de yanında götürmelidir. İmam'ın hükümetle karşı karşıya gelmesini ve ailesini güvenliklerinin olmadığı bir şehirde sahipsiz bırakmasını bekleyebilir miyiz!?

2. İmamın, Kufelilerin vefasızlığını bildiği ve işin akıbetinden haberdar olduğu, dolayısıyla zafer ümidi ile bu yola adım atamayacağı söylenmiştir.

Cevap: Kufelilerin vefasızlığı ve Seyyid-i Şüheda'nın (a.s.) nihai olarak hareketinin başarısız olacağı ya normal koşulların analizine ya da daha önceki haberlere veya bizzat Peygamber'in görünmeyen gaybi bilgilerine dayanmaktadır; Fakat bunların hiçbiri, Kufelilerin tekrarlanan davetleri karşısında (İmam Hasan'ın barışından Muaviye'nin ölümüne kadar, kıyam için İmam'ın liderliğini kabul etmeye hazır olduklarını defalarca ilan etmişlerdi) imamın vazifesini azaltmamış ve normal ve zahiri şartlara göre delil ve hüccet tamamlanmış ve İmam, Kufelilerin davetine olumlu cevap vermek zorunda kalmıştır. Aynı durum, Müslümanlar İmam Ali'ye (a.s) yöneldiğinde de oldu ve İmam hükümetinin nihai bir sona ermeyeceğini bildiği halde, hükümeti kabul etti ve şöyle dedi:

“Eğer bu topluluk biat için toplanmasaydı, yardımcıların varlığıyla hüccet ikame edilmeseydi ve Allah zalimlerin çatlayasıya doyarken, mazlumların açlıktan kırılmasına (mâni olması) hususunda alimlerden söz almasaydı hilafet devesinin yularını sırtına atar, terk ederdim…”

Bu konularda masum imamların siyre ve davranışlarının doğal koşullara ve normal kurallara göre olduğunu unutmayın, aksi takdirde imamın görülmeyen gaybi ilimleri veya (zati) öngörüsü dikkate alınarak yönetim sistemi ve sosyal velayet farklı bir şekilde gerçekleşmelidir ki bu da ilahi sünnete ve geleneklere aykırıdır.

3. İmam'ın davranış biçiminin, askeri taktik ve gizli kapaklı işlerden yararlanan bir siyasi liderin tavrına benzemediği söylenmiştir.

Cevap: İmamın kıyam ve hareket etme şekli konusunda pek bir istisna yoktur. İmam (a.s) hareketinin başlangıcında Medine'den gizlice ayrılıp gizlice Mekke'ye gelir ve ancak Kûfe ve Basra'dan açık bir mektup ve resmi bir talep gelince Mekke'de kalamaz ve kaçınılmaz olarak Kufe'ye gitmek zorunda kaldığında niyetini açıkça ortaya koyar. Burada Kûfe seferini ilan ettiğinde kıyamının nedenlerini belirterek, altyapıyı hazırlayıp onlardan yardım talep edip biat almak için Kûfe ve Basra'ya elçilerini göndermesi gerekiyordu. Bu aşamada her şeyin açığa çıktığını, Şiilerin çağrısının yaygınlaştığını ve hükümetin gözünden hiçbir şeyin gizlenmediğini aklımızdan çıkarmayalım.

4. İmam'ın (a.s) Müslim'in şehadetinden sonra neden Kufe'ye doğru yola devam ettiği söylenmiştir.

Cevap: Bu davranış kıyamın mantığına da aykırı değildir, ancak tarihi raporlar dağınık Şii nüfusu örgütlemenin ve İbn Ziyad'ın yarattığı dehşeti etkisiz hale getirmenin ancak İmam'ın Kufe'de bulunmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir ve bu yüzden Ubeydullah, İmam'ın Kûfe'ye girmesinin önünü kesmek için elinden geleni yapmıştır.

5. İmam'ın (a.s) Tirimmah b. Adi’nin teklifine uymadığı ve Tai kabilesinden 20.000 asker sözü almasına rağmen neden kabul etmediği söyleniyor.

Cevap açıktır; Çünkü birincisi, İmam'ın bakış açısına göre Tirimmah'ın sözlerinin ne kadar gerçeği yansıttığı belli değildir ve temelde Şiilerin ulaşamayacağı uzak bir bölgeye gitmek askeri siyaset ve militarizm mantığına göre pek uygun değildi.

İkincisi, Tai kabilesi üyeleri, İmam'ı (a.s) resmi olarak davet etmemişler ve İmam'ı savunmak ve ona eşlik etmekle yükümlü değillerken, Kufe'nin Şiileri hazır olduklarını resmen ilan etmiş, hücceti tamamlamışlardı ve görünüşe göre İmam'ın Kufe'de bulunması için şartlar şimdi hazırdı.

6. Deniliyor ki eğer İmam kıyam etmeyi ve zafer kazanmayı amaçladıysa, neden bazen muhataplarına kendisinin ve ashabının şehadetini anlatsın ki.

Cevap, bu sözlerin sadece belirli pozisyon ve zamanlarda ifade edildiği ve umumi olmadığıdır. Diğer durumlarda Seyyid-i Şüheda (a.s) öyle bir şekilde konuşurdu ki, zor bir mücadelenin ve düşmanı yok etmek için destekçi edinmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.  

Elbette bir sonraki bölümde İmam'ın işin sonucunu bilerek aynı anda hem kendi hareketi için bir sonraki senaryoyu hazırladığını hem de has Şiileri bunu uygulamaya hazırladığını söyleyeceğiz.

[1] - Bi'set, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) insanların hidayeti için Allah tarafından gönderilmesini zaman ve mekân olarak anlatan bir terimdir. (Çevirmen)