Düşünce | İslamî Araştırmalar

Kur’an’da Emniyet ve Güvenlik (II)

“Şeytan onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.”

.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Emniyet kültürü

Emniyet kültürü, devamlılığı olan iyisiyle-kötüsüyle insanın kendisine dönen bir gelenektir, vurduğu her darbeyi kendisine vurmuş, ettiği her hizmeti de kendisine etmektedir. Bizler hem kendi hem de toplumun emniyeti ile sorumluyuz. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“Kiminiz kiminizdensiniz”[1]

Diğer bir ayette de şöyle buyuruyor:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar, birbirlerinin velileridirler (dost ve koruyucularıdırlar)”[2]

Nisa suresinde de şöyle buyurmuştur:

“Size ne oldu da Allah diyen mustazaf (ezilmiş) erkek, kadın ve çocukların yolunda savaşmıyorsunuz?”[3]

İmam Ali (a.s) insanın kendi sınıfında olan yani insana karşı olan sorumluluk hakkında şöyle buyuruyor:

“Çünkü onlar iki sınıftır: Bir kısmı, dinde kardeşindir, bir kısmı ise yaratılışta senin eşindir.”[4]

Ne yaparsan kendine yaparsın

Bizim yaptığımız iyi veya kötü şeyler Allaha zarar vermez, bize döner ve bize zarar verir. Toplumun emniyetiz ve düzensiz olmasına katkı sağlıyorsak kesinlikle bize geri döner. Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor:

“İki nimet vardır ki kıymeti bilinmez, biri emniyet diğeri ise sağlık.”[5]

Kur’an-ı Kerim’de de şöyle buyurulmuştur:

“İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz; kötülük ederseniz de yine kendinize.”[6]

Bir diğer ayette de şöyle buyuruyor:

“Kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır.”[7]

İmam Ali (a.s) hadisinde şöyle buyuruyor:

“Herkim kardeşine tuzak kurarsa kendisi tuzağa düşer.”[8]

Adaletin Gölgesinde Emniyet

İslam devletinde suçlularında güvencesi ve emniyeti olmalıdır, hükümlerin ve yasaların dakik bir şekilde uygulandığı anlaşılmalıdır. İmam Bakır (a.s) hadisinde şöyle buyuruyor:

“İmam Ali hizmetçisi olan Kanber’e suçlu birisine kırbaç vurmasını emretti. Kanber üç kırbaç fazla vurunca İmam Ali bu hatadan dolayı üç kırbaç Kanber’e vurdu.”[9]

Güvensizlik Yaratmak Öldürmekten Daha Tehlikeli

Kur’an bir ayette şöyle buyurmuştur:

“Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür”[10] Diğer bir ayette de şöyle buyurulmuştur: “Fitne çıkarmak ise, adam öldürmekten de büyüktür.”[11] Çünkü birini katletmek insanın cismine yapılmış bir şeydir, ancak fitne çıkarmak insanların ruhuna, canına ve imanına yapılan bir cinayettir.

Ayette geçen “fitne” kelimesinden kasıt şirk, işkence, sınav ve imtihandır ki bunlar her biri kendi başına toplumunun emniyetini bozacak güce sahiptir. Bazı tefsirciler göre ayette geçen “fitne” tabirinden kastın toplumsal fesat olması yönündedir. Müminlerin yerlerinden ve vatanlarından edilmesi bu işin mısdaklarından birisi sayılır. Bazen birini yerinden etmek onu katletmekten veya tolu katliam yapmaktan kötüdür. Enfâl suresinin 73. ayetinde şöyle buyurulmuştur:

“Eğer bunu (bu emri) yerine getirmezseniz, yeryüzünde fitne ve büyük bozgun meydana gelir.”

Bir kişinin öldürülmesi ile genel güvensizliğin oluşması

Tıpkı bir kişinin güvenliğini sağlamanın bütün insanlığı kurtarmak olduğu gibi “Kim de bir insanı diriltirse (ölümden kurtarırsa), tüm insanları diriltmiş gibi olur.” Kim yeryüzünde bir cana kıymadan veya bozgunculuk çıkarmadan bir insanı öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.

“Kim bir cana kıyma veya yeryüzünde fesat çıkarma (suçu) olmaksızın bir insanı öldürürse, tüm insanları öldürmüş gibi olur.”[12]

Bu ayet bir kişiyi öldürmenin tüm toplumu katletmeye bedel olduğunu gösterir. Konunu açıklığa kavuşması için birkaç şeyin aydınlanması ve beyan edilmesi gerekir.

a. Bir kişiyi öldürmek bir toplumu öldürmeye eş değerdir.

b. Allah nezdinde bir kişiyi öldürmenin haramlığı sizin yanınızda insanlığı öldürmek ile aynıdır.

c. Birini öldürmek insanlık makamını değersizleştirmektir.

d. Bir kişi öldürmek toplumun emniyetinin kaybolması demektir.

e. Toplumun bütün fertlerinin yere bir bedenin azaları gibidir, dolayısı ile birin katleden bütün insanlığı katletmiştir.

f. Birini öldürenin yeri cehennemde bütün insanlığı katleden kişi ile aynıdır.

İmam Bakır (a.s) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Cehennemde bir kişiyi öldürenin yeri bir toplumu katleden ve öldüren ile aynı olacaktır.”[13]

g. Birini öldürmek katliam yapmanın zeminini oluşturur.

h. İnsan bir neslin başlangıç kaynağı olabilir. Bu yüzden de bir kişiyi öldürmek bir nesli yok etmek olur.

i. Bir insanın diğerleri ile bağlantısı ve irtibatı koparsa on insan için bütün insanlığın öldüğü hesaplanır ve herkesten yaralanacağı için bütün hepsini kaybetmiş sayılır, yaralanamaz.

Allah Resulü (s.a.a) bir hadisinde şöyle buyuruyor:

“Allah’ın nezdinde dünyanın yok olması bir Müslümanın öldürülmesinden daha kolaydır.”[14]

Emniyeti Olmayan Toplum Ölü Bir Toplumdur

Kısas kişisel bir davranış ve şahsi bir intikam değildir, tam tersine toplumsal emniyetin güvencesidir. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“Kısasta sizin için hayat vardır.”[15]

Tıp, hayvancılık, çiftçilik, yaşamın idamesi, insan sağlığı, bitki ve hayvanlarım yaşamı için mikropların yok edilmesi gerekiyorsa bir toplumda da saldırgan cezalandırılmazsa emniyet kaybolur ve o toplum ölü bir topluma dönüşür.

Münafıkların Savaştan Kaçış Bahanesi, Emniyet

Bir savaşçı için fikirsel ve ailevi emniyet ve güvence çok önemidir. Bu yüzdende münafıklar emniyeti bahane ederek savaş meydanını terk etmekte karar kılıyorlardı. Hicretin beşinci yılında vuku bulan Hendek savaşında (Ahzâb) kalbi hastalıklı, bahaneci bazı münafıklar evlerini ve ailelerini koruma bahanesi ile savaştan kaçmak istiyorlardı. Kur’an onlar hakkında şöyle buyurdu:

“İçlerinden bir kesimi de Peygamber'den izin isteyerek, "Evimiz korumasızdır." diyorlardı. Oysa evleri korumasız değildi.”[16]

Zalimlerin Sığınağı Emniyet

Zalimler kendi yaptıkları zulümleri perdelemek için her zaman dini ve reformist hareketleri bastırmışlardır. Firavun, Hz. Musa'yı öldürmesinin sebebi olarak güvensizliği ve insanların dinlerini değiştirmelerinden korkmasını göstermiş ve "Ben, Hz. Musa ve Hz. Harun'un yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp güvenliğinizi bozmalarından korkuyorum" demiştir. Kur’an şöyle nakletmektedir:

“Firavun, "Bırakın Musa'yı öldüreyim de o, Rabbini (imdada) çağırsın. Ben onun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde bozgun çıkaracağından korkuyorum." dedi.”[17]

Emniyeti Sağlamak İçin Cihad Etmek

Kur’an kültüründe isyancıların hiçbir değeri yoktur. Emniyet ve adaletin sağlanması için isyancı bir Müslüman bile öldürülmelidir. Kur’an şöyle buyuruyor:

“Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltin. Eğer biri diğerine saldırırsa, Allah'ın emrine dönünceye kadar saldıranla savaşın.”[18]

İman müminler arasında ihtilaf ve çekişmenin çıkmasına engel olmalıdır, ancak müminlerinde masum olmadığı kesindir. Bazen hata yapabilir, bir eylem ve söylem onlar arasında ihtilafa neden olabilir. Bu yüzdende ihtilaf ve çekişmenin çıktığı zamanlarda fitnenin ateşi söndürüldüğü gibi mazlumun hakkı gasp edilmemelidir. Zalime başka birinin hakkının bir daha gasp edilmemesi için karşılık verilmelidir.

Allah resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Kardeşin zalimde olsa mazlumda ona yardım et. Allah resulüne şöyle soruldu: mazluma yardım edelim ama zalime nasıl yardım edelim? Onu zulüm etmekten alıkoyarak ona yardım et.”[19]

Tarihten Bir Sayfa

Hucurat suresinin 9. ayetinden dolayı iki el kesilmiştir. İmam Ali (a.s) Cemel Savaşı’nda savaşa katılan muhaliflere savaşa katılmamaları konusunda uyardı, ancak aişe’nin taraftarları İmam Ali’yi dinlemediler. İmam (a.s) onları Allah’a şikâyet etti. Sonra Kur’an’ı eline alarak “Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa” ayetini halka kim okuyacak diye seslendi? Müslüm Muşacii diye birisi, ben onu yüksek ses ile okuyabilirim, dedi. İmam Ali ona senin ellerini kesecek ve seni şehit edecekler diye buyurdu. O şahıs İmam’a “benim Allah yolunda şehit olmam bir şey değildir” dedi. Kur’an-ı eline aldı ve Aişe’nin ordusunun karşısına geçti. Savaş çıkmasın ve kan dökülmesin diye onları Allah’a davet etti, ancak onlar Müslüm’e saldırdılar ve sağ elini bedeninden ayırdılar. Müslüm Kur’an’ı sol eline aldı, onun sol elini de kestiler. Sonra Kur’an’ı dişleri ile tutmaya başladı ve onu bu halde şehit ettiler. İmam Ali (a.s) bu olaydan sonra saldığı emrini verdi.[20]

Ev Araması Yaparak Emniyeti Sağlamak

Güç ve kudreti elde tutmak için fitnecileri ve fitnenin başını çekenleri ev ev aranmalı olsa bile aranarak sahip oldukları emniyet ellerinden alınmalıdır. Bu iş Kur’an açısından beğenilir bir şeydir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor: “evlerin içlerine (kadar) girerler.”[21]

Güvensizlik Ortamı Oluşturanların Kötü Akıbeti

Toplumun emniyetini tehdit edenler için idam, hırsızın elinin kesilmesi ve sürgüne gönderme gibi çok kötü cezalar dikkate alınmıştır. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“Allah ve Peygamber’iyle savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi yahut o bölgeden sürgün edilmeleridir.”[22]

Ayetin iniş sebebi hakkında şöyle nakledilmiştir: Mekke ve Medine müşriklerinden bir gurup yeni Müslüman olmuşlardı, ancak bu kişiler hasta idiler. Onlar Peygamberin emri üzere Medine dışında havası ve suyu güzel olan gittiler. Gittikleri yerde zekât için alınan develerin sütlerinden faydalandılar ve sağlıklarına kavuştular. Hastalıktan kurtulan bu gurup Müslüman çobanları tutukladılar ellerini ve ayalarını çapraz bir şekilde kestiler, sonra onların gözlerini kör ettiler, develeri gasp ettikten sonra İslam’dan yüz çevirip eski inançlarına geri döndüler. Bu olay üzere Allah resulü onların tutuklanmaları emrini verdi ve çobanlara yapılanların aynısının bunlara yapılmasını emretti, tamda bu sırda yukarıdaki ayet indi.

Güvensizlik Ortamı Oluşturanlara Karşılık Radikal Ravranış

Toplumda emniyeti bozan ve güvensizlik ortamı oluşturanlara karşılık verecek ve kıyam edecek kişi toplumun önderi ve rehberidir. Fitne çıkarak ve halkı tedirgin edenler en kötü cezayı almalı ve zilletle öldürülmelidirler. Kur’an şöyle buyuruyor:

“Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık olanlar ve Medine'de şayia çıkaranlar, bu davranışlarından vazgeçmezlerse, seni onlara karşı harekete geçiririz. Sonra, artık az bir süre dışında orada (Medine'de) sana komşu olamazlar.”[23]

Bir sonraki ayette de şöyle buyurulmuştur:

“Allah'ın rahmetinden uzak olarak nerede bulunsalar, yakalanır ve mutlaka öldürülürler.”[24]

62. ayette de şöyle buyrulmuştur:

“Bu, önceden geçenler hakkında Allah'ın bir sünnetidir (yasasıdır). Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın bir sünnetidir (yasasıdır). Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.”[25]

“ircaf” kelimesinden olan “murcifun” kelimesi toplumda tedirginlik oluşturan propaganda ile insanları korkutan kişilere denir. Savaş meydanından kaçanlar Müslümanların yenildiği, peygamberin şehit edildiği veya kafilerin savaşı kazandığı dedikodunu yayarak Müslümanların korkmalarına ve tedirgin olmalarına sebep oluyorlardı. Ancak yüce Allah ayette geçen “iğra” kökünden gelen “lenuğriyenneke” tabiri ile peygamberini her yönlü onlara musallat edeceğini ve onlar üzerinde egemenlik kuracağını bildirmektedir.

“La yuceviruneke” kelimesi onların sürgüne gönderilecekleri anlamına gelmektedir. İslam dini Müslümanların emniyetlerine önem verdiği için toplum içeresinde dedikodu çıkaran ve insanların tedirginliğine sebep olan kesimleri emir vererek şehirden çıkarmıştır.

“eynema sugifu uhizu” toplumda fitne çıkaran ve güvensizlik yaratanların hiçbir yerde ve alanda emniyetlerinin olmaması gerekir, toplumsal bir seferberlik ile bulundukları yerde tutuklanmaları gerekir.

Toplumsal Güvenlik İçin Hırsızın Elinin Kesilmesi

Hırsızın elinin kesilmesi çaldığı maldan dolayı değildir, aksine toplumsal emniyet içindir. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“Hırsız erkek ve hırsız kadının ellerini, yaptıklarına bir karşılık ve Allah tarafından bir ceza olarak kesin. Allah üstündür ve hikmet sahibidir.”[26]

Ayette geçen “nekal” kelimesi engelleyici emir kipidir. İslam dininin cezalandırıcı kuralları ve emirleri intikam almak için değil engelleyici bir kural olup başkalarının da ibret alması için verilmiştir. Sonuç olarak ta cezalar emniyeti sağlamak ve suç işleyenleri suçu işlemekten uzaklaştırmaktır. Suçlunun ve hırsızın elinin kesilmesi suçlu için devamlı bir uyarı olup başkalarının da bu işi yapmaktan kaçınmaları anlamında ve niteliğindedir.

Şia mezhebinin kadim âlimlerinden (1000 yıl önce yaşamış) olan Seyyid Murtaza Elemu’l-Huda’ya sordular: Neden miskalın dörtte biri kadar hırsızlık yapmış olan biri için 500 miskal altın diyet olarak belirlenmiş ve elin kesilmesi hükmü verilmiştir? Cevabında şöyle buyurdular: Emanet elin değerini çoğaltır, hıyanet ise onun değerini azaltır.

Acaba hırsızın elini kesmek ona zulüm müdür?

Bu soruyu sorarken İslam dininin barbar bir din olduğu akıllara gelebilir, ancak biraz etraflıca düşünüldüğünde İslam her hırsızlık yapanın elinin kesilmesine hüküm vermemiş olup elin kesilmesi için birkaç şartın oluşması gerektiğini bildirmiştir. Hadislere göre bir elin dört parmağı kesilmeli seçe parmağı ve elin ayası bırakılmalıdır. Bir elin kesilmesi için de çeyrek dinar (miskalin dörtte biri) kadar miktarın olması gerekir. Çalınan mal saklı bir yerde, kervansaray, açık alan, mescit ve hamam gibi yerlerde olmamalıdır. Hırsız böyle bir cezadan haberdar olmalıdır, aksi takdirde hırsızın eli kesilmeyecektir. Aynı zamanda hırsız hırsızlık yapmak için bire kilit kırmalı ve duvarı yıkmalıdır. Yine birisi zaruretten dolayı kıtlık döneminde gıda maddesi çalmış olursa onun eli kesilmez. Belirtilen durumlarda el kesilmez ancak fıkıh kitaplarında değinildiği gibi onlarında kendine has cezaları vardır.[27]

Güvensizlik Oluşturanların Uhrevi Azabı

İslam toplumda emniyetin oluşması için birtakım öngörülerde bulunmuştur. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“Kim de bir mümini kasten öldürürse, onun cezası, ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap eder, ona lanet eder (onu rahme tinden uzaklaştırır) ve ona pek büyük bir azap hazırlamıştır.”[28]

Uhud savaşının hassas anlarında bir Müslüman diğer bir Müslümanı şahsi husumetten dolayı öldürdü. Peygamber vahiy yoluyla bu olaydan haberdar oldu ve Uhud savaşı dönüşü “Kuba” mahallesinde o Müslümanın pişmanlığını dikkate almayarak bir mümine ona kısas uygulamasını emretti.[29] Eylemlerin temel direği niyettir. Önceden belirlenmiş bir niyetle yapılan eyleme kasıtlı eylem denir. “emud” kökünden gelen “taammüt” sözcüğü de yapılan işin kasıtlı olduğuna işarettir.

İslam adam öldürmek gibi ağır suçlar ve toplumun emniyetine önem vererek ciddi cezalar belirlemiştir. Bu ayette kasıtlı bir mümini öldürmek için kullanılan tabir hiçbir günah için kullanılmamıştır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Mümin bir kişiyi öldürmenin cezası kısastır.”[30]

Aşağıda nakledilen birkaç hadiste birini öldürmenin günahının büyüklüğüne açık bir şekilde değinilmiştir:

1. “Kıyamet gününde ilk sorulacak soru haksız yere öldürülen birinin konusudur.

2. İnsanların en zalimi birini öldüren veya ona vuran kişidir.

3. Öldürmenin günahının yanı sıra öldürülen kişinin günahları da katilin defterine yazılır.

4. Eğer yer yüzü ve gök yüzü ehlinin tamamı bir müminin öldürülmesinde ortak olurlarsa hepsi cezalandırılır ve azap görür.

5. Dünyanın yok olması günahsız birinin öldürülmesinden daha iyidir.”[31]

Emniyeti Bozanlardan Birkaç Örnek

Zalimler Tehditler ile Bozarlar

Firavun Hz. Musa’ya (a.s) iman eden sihirbazlara şöyle dedi: “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama olarak keseceğim, sonra hepinizi asacağım. "Onlar, "Biz Rabbimize döneriz." dediler.”[32]

Rivayetlere göre firavun Hz. Musa’ya inanları parça parça etti ve hurma onları ağaçlarına astı. Firavun ve adamları sürekli olarak müminlerinin emniyetlerini bozmak için planlar yaparlardı.

Diğer ayetlerde de onları yani müminleri aşağılar ve onların güvenliğini bozardı:

“Firavun kavmini küçümseyip”[33] “(Firavun,) "Benden başka bir ilah edinecek olsan, seni zindana atılanlardan yaparım." dedi.”[34]


Sanatıyla Yozlaşmış Sanatçılar (Fesat Ehli Sanatçılar)

Sanatın ve tarafsız sanatçıların dini inançları yıkmada, insanları saptırmada ve güvenliği bozmadaki rolü, bir tiranın gücünden farksızdır.

Firavun ve firavun askerlerinin Nil nehrinde boğulmasından sonra onlardan kurtulan beni İsrail de Hz. Musa (a.s) levhaları almak için otuz günlüğüne Allah tarafından tur dağına gitmek ile görevlendirildi, ancak ilah imtihanın süreci uzatılınca Hz. Musa’nın tur dağında kalması on gün daha uzatıldı. Hilekâr olan Samıri fırsatı değerlendirerek firavun ve beni İsrail’den baki kalan altın ve mücevherlerden özel bir ses çıkaran bir buzağı yaptı. Bu buzağı çıkardığı özel ses ile beni İsrail’i kendisine tapmaya cezbediyordu. Beni İsrail’in kahir çoğunluğu ona bağlanınca Hz. Musa’nın vasisi olan Hz. Harun (a.s) ve beraberinde olan az bir sayı tevhit inancında baki kaldılar. Hz. Harun her ne kadar bu sapkınlığın önünü almaya çalıştıysa başarılı olamadı ve Hz. Harun’u öldürmeye kalkıştılar.[35]


Göz Alıcı ve Eğlence Yaratan Kapitalistler (Zenginler)

Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“Musa şöyle dedi: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve kavminin ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Kullarını) senin yolundan saptırsınlar diye.”[36]

Başka bir ayette de şöyle buyuruyor: “İnsanlardan bazıları, hiçbir bilgileri olmadan Allah'ın yolundan (insanları) saptırmak ve onu alaya almak için oyalayıcı sözleri satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”[37]

“lehv” kelimesi bir insanı önemli bir hedeften ve işten alıkoymaya denir ki “lehvu’l-hadis” insanı haktan alıkoyan boş sözlere denir.

Şeytanın Vesveseleri

Toplumsal emniyetin bozulması her fırsatta değerlendiren Şeytanın tahrikleri sürekli ve devamlıdır. Kur’an bu konuda şöyle buyuruyor:

“Şeytan, içki ve kumar ile ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.”[38]

Kur’an başka bir ayette de şöyle buyuruyor:

“Şeytan onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.”[39]

Zalime sığınmanın sonucu tehlikeye düşmek demektir. Ayetin iniş sebebi ile ilgili şöyle nakledilmiştir. Müslüman görünümlü münafık biri ile bir Yahudi arasında bir anlaşmazlık çıktı. Birinin aralarında hakem olmasını kararlaştırdılar. Yahudi peygamberi emin ve adaletli bildiği için kabul etti. Fakat münafık olan şahıs Yahudilerin büyüklerinden olan Ka’b b. Eşref’i razı olduğunu belirtti. Zira o münafık Ka’b b. Eşref’i vereceği hediyeler ile kendi menfaati için razı edeceğini biliyordu. Bu yüzden bu ayet indi.


Kalem Kullanan Yozlaşmış Bilim İnsanları

Bidat, yeni din çıkarmak, dini yıkmak ve insanları hayvanlaştırmak yoz ve fesat ehli bilginler tarafından toplumun emniyetini tehdit eden unsulardan bir kaçıdır. Müslüman zehirli kitaplar, kalemler ve makalelere dikkat etmeli ve her alime itimat etmemelidir. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“O hâlde, elleriyle kitap yazıp, sonra onu az bir değer karşılığında satmak için, "Bu, Allah katındandır." diyenlerin vay hâline!”[40]

- - - - - - - - - - - -


[1] Al-i İmran-195.

[2] Tevbe-71.

[3] Nisa-75.

[4] Nehcu’l-Belağa mektup 53.

[5] Ravzatu’l-Vaizin ve Besiretu’l-Mutaazzin, c. 2, s. 472.

[6] İsra-7.

[7] Fâtır-43.

[8] Tuhefu’l-Ukul-88.

[9] Kâfi- c. 7, s. 260.

[10] Bakara-191.

[11] Bakara-217.

[12] Maide-32

[13] Kâfi c. 7, s. 271.

[14] et-Terğibu vet-Terhib, c. 3, s. 293.

[15] Bakara-179.

[16] Ahzâb-13.

[17] Ğafir-26.

[18] Hucurat-9.

[19] Rıyazu’s-Salikin fi şerhi Sahifeti Seyyidi’s-Sacidin, c. 7, s. 156.

[20] Biharu’l-Envar, c. 32, s. 175.

[21] İsra-5.

[22] Maide-33.

[23] Ahzâb-60.

[24] Ahzâb-61.

[25] Ahzâb-62.

[26] Maide-38.

[27] Tefsiru’s-Safi.

[28] Nisa-93.

[29] El-Meğazi, c.1, s. 304.

[30] Kâfi, c. 3, s. 276.

[31] Vesailu’i-Şia, c. 19, s. 2 ve sonrası.

[32] A’râf-124, 125.

[33] Zuhruf-54,

[34] Şuara-29.

[35] Tefsir’i Numune, c. 1, s. 254.

[36] Yunus-88.

[37] Lokman-6.

[38] Maide-91.

[39] Maide-60.

[40] Bakara-79.