.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Cevad Muhaddisi
Muaşeret Adabı, (görgü kuralları) Değerli Aile Kurumu ve Yaşam
Elbette kastımız, coğrafi ve bölgesel bir kurum değildir, aksine kastımız hukuksal, güvenlik ve şahısların özgürlüğüne dayanan bir kurumdur.
Dostluk ve sefa ilişkisinin korunması için şahısların şahsi hayatı, evin özel durumu ve deruni ilişkilerin bir haddi ve saygınlığı vardır ve bunların saygı değer olması gerekir. Zira ki bu saygı değer kurumun haklarına saldırı ve bu hakka saygı göstermemek, bir takım düşmanlıklara sebep olur.
Durun lafı bir soruyu öne sürerek şöyle başlatayım:
Acaba siz, bir şahsın habersizce ve ansızın sizin evinize girmesini ister misiniz?
Acaba bir başkasının sizin izniniz olmadan sizin çanta, dolabınız, odanız veya iş yerinizi açmasından rahatsız olmaz mısınız?
Acaba bir başkasının sizin özel ve şahsi el yazılarınıza bakması zorunuza gitmez mi?
Acaba bir başkasının sizin sırlarınızdan haberdar olması veya sizin şahsi bir sırrınızı, özellikle de aile veya sizin özel hayatınız ile ilgili bir sırrınızı arkadaşınızla paylaşınca, o sırrın başkasına aktarılması hoşunuza gider mi?
Acaba sizin izniniz olmadan başkasının sizin mal ve eşyalarınıza el koyması hoşunuza gider mi?
Peki ya başkasının evinin içine gizlice bakmak nasıl? . . . Bütün bunlar ve bunun gibi birçok meseleler gösteriyor ki siz, hayatınız ve evinizin özel bir kurum olduğu inancındasınız ve bu kurumun ihmal edilmesini istemiyorsunuz. Bu nüktelere uymak veya uymamak; İslam’da özel hüküm ve kanunların olduğu “muaşeret ahlakı” konularından biridir. Bu meseleyi daha açık bir şekilde siz değerli okuyucularımızla paylaşalım.
İslam Peygamberi (s.a.a) bir eve girmek için üç defa selam vererek, izin istiyordu.
* * *
Ev, Güvenlik ve Esenlik Mahalli
Her şahsın veya ailenin yaşadığı yere “ev” denmektedir. Yani ev, istikrar, rahatlık, nefsin esenliği ve güven yeridir. Bu açıdan, insanın yaşadığı yerde, güven ve huzur bulması gerekir. Bu “güven duygusu”nu temin etmek için; evin mimarisi, başka bir evin görüş alanında bulunması ve komşuların uygun olmasından tutun, diğer insanların, komşuların ve eve girip çıkanların o evle irtibatına kadar bir takım işleri önemsemek gerekir.
Özel odada, hiç kimsenin aniden başkasının gelip girmesi korkusunu taşımaması gerekir.
Şahsi eve de, başkasının izinsiz veya ansızın girmemesi gerekir. Başkalarının içine göz atmasından ve kötü bakışlarından korunamayan ev, aslında ev değildir. Aksine ıstırap ve sıkıntı mahallidir.
Evin veya odanın kapısında perde olması, başkasının bakışlarının eve dalmasını engellemek içindir. Bir eve girmeden önce kapı çalmak, izin almak ve haber vermek de bu nükte içindir. Elbette ev sahibi de evinin teçhizi ve bu “güven, huzur ve rahatlık”a sebep olan araçları temin etme çaba göstermelidir. Aynı şekilde yoldan geçenler, komşular, üst kattaki komşular ve evi gözetim altında tutabilen etraftaki evler de gözlerini kontrol etmelidirler.
Eğer bir evin kapısında perde olmazsa, evin içine bakmayı önlemek için, evin sağ veya solunda durup kapı çalmak ve ev sahibi çağırmak gerekir. Şimdi gelin de bu dersleri ahlak örnekleri olan kimselerden öğrenelim:
Davranışları herkes için örnek olan Peygamber-i Ekrem (s.a.a) bir evin kapısına varınca evin kapısının karşısında durmazdı, aksine sağında veya solunda durup şöyle buyururdu: “Selamun aleykum” Böylece yüksek sesle selam vererek, giriş için izin alırdı. Zira o zamanlar herkesin evinin kapısına perde asması adet değildi. [1]
Bir defasında “Ebu Said Hudri” Peygamber’in evinin karşısında durup izin istedi. Peygamber (s.a.a) ona şöyle buyurdu: “Evin kapısının karşısında durup izin isteme! “[2]
Kişi kendi evine girerken, aslında istirahat etmek ve özgür olmak için bir çeşit güven ve huzur “sığınağ”ını seçmektedir. Bu nükte; evlerin içindeki hürmetin korunmasına ve başkalarının eve izinsiz girmemelerine yol açmaktadır.
* * *
İstizan (İzin Almak)
Burada konuyla ilgili bir Kur’anî ve hadisî bir kelimeyle tanışalım. “İstizan” yani başkalarının evine veya odasına girerken “izin istemek”, ruhsat istemek ve izin almaktır.
Önceden de zikrettiğimiz gibi, Allah evleri rahatlık mahalli karar kılıp ev için bir takım özel hükümler taktir etmiştir. Zira çoğu zaman insan halsiz, hasta ve yorgun olup başkasını kabul etmeye hazır değildir.
“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp- düşünürsünüz. Eğer kapısını çaldığında evde hiç kimse yoksa size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Eğer size “geri dönün” denirse geri dönünüz. Böylesi, sizin için daha onurlu bir harekettir. Hiç kuşkusuz Allah, ne yaparsanız onu bilir.”[3]
Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi, başkasının evine veya odasına izinsiz ve ansızın girmemek gerekir. İzin verilmediği taktirde geri dönmek gerekir.
İnsan bazen evinde bir şahsın varlığı nedeniyle başkalarını kabul etmek istememektedir. Veya evin hali, kimsenin görmesini istemedikleri bir durumdadır. Ya da elbisesi ve hali kimseyi görmeye uygun değildir veya gün ortası ve akşam vakti istirahat etmek için elbisesini çıkarmış ve kimsenin rahatsız etmesine veya gelmesine hazır değildir…
Bir evin fertleri önceden bir misafirin gelişinden haberdar olurlarsa veya kendileri bir misafir çağırmışlarsa evi temizleyip kendilerini de davete hazırlamış olurlar. Ama birisi habersiz ve aniden gelirse her biri bir yere kaçışırlar veya her biri bir yeri toplamaya ve evin dış görünüşünü düzeltmeye kalkışırlar. Bu ne demektir? Yani fertler her zaman başkalarını kabul etmeye, özellikle de habersiz ve ansızın gelenler için hazırlıklı değillerdir.
İzin almadan ve habersizce başkalarının evine, çantasına, defterine, albümüne ve mektuplarına bakmak veya göz atmak İslami ahlaka ve kişinin özel hukukuna aykırıdır
Böyle durumlarda izin ve istizan almalıyız. Çünkü kişinin evdeki özel güvenliğine saygısızlık olmasın diye habersizce veya ansızın girmemekle görevliyiz.
Haber verme şekilleri şartlara, çevreye ve kişilere göre farklılık arz eder.
“Kapı çalmak”, “izin istemek”, “ya Allah” demek, “zili çalmak”, “öksürmek” veya “ayağı yere sürtmek” gibi değişik şekillerle ev sahibine, ya odada bulunana veya bir yere giriş için haber vermek mümkündür. Eğer giriş izni verilirse girmeliyiz ve eğer verilmemişse hiç rahatsız olmadan geri dönmeliyiz. Nitekim biz de müsait olmayan bir durumda olduğumuzda ve bir kimsenin eve veya işyerine girmesini istemediğimizde bu durumdan dolayı hiç kimsenin üzülmemesini ve bunu “hakaret” olarak değerlendirmemesini beklemekteyiz.
* * *
Önderlerden Öğrenelim
Peygamber (s.a.a) her zaman başkalarının evine girerken izin alırdı. İzin alması ise şöyleydi: Yüksek sesle ev sahibine selam verirdi ve cevap vermelerini beklerdi. Hatta kızı Hz. Fatıma’nın (s.a.a) evine girmek isterken bile evin dışında durur ve yüksek sesle selam verirdi. Evden gelen cevap sesi Peygamber’in (s.a.a) eve girmesine izin verilmiş anlamına gelirdi ve böylece içeri girerdi. [4]
Bazı fıkıhçılara göre bu izin almak üç kere gereklidir. Bazen ise bir kere de yeterlidir. Ama ahlaki açıdan girmeden önce üç kere bildirilmesi daha iyidir.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Bir kimsenin evine girerken, izin almak ve bildirmek üç keredir. Birincisi, duyurmak, ikincisi, toparlanmak içindir. Üçüncüsünde ise eğer isteklilerse izin verirler, eğer aksi bir durum ise izin vermezler ve izin isteyen ise geri döner.”[5]
Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hz. Zehra’ya davranışı hakkında şöyle yer almaktadır: Peygamber (s.a.a) bazen onların kapısına gelir, selam verir ve cevap alamazdı. Üçüncü kez selam verip geri dönmek istediğinde onlar cevap verirlerdi. Peygamber (s.a.a) , “Niçin cevap vermiyorsunuz? “ diye sorduğunda onlar, “Ey Allah’ın Resulü! Sesini (daha fazla) duymak istiyorduk” derlerdi. (Bu olayın bir benzeri, Kays b. Sa’d b. Ubade hakkında da nakledilmiştir. )
Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere , izin almadan ve haber vermeden girmeyin. Ve eğer “içeri girmeyin” denilirse geri dönün, böylesi, sizin için daha onurlu bir harekettir.”
Kendi evi dahil, bir eve haber vermeden girmek çirkin bir şeydir. Yolculuk adaplarından birinde yer aldığına göre, Peygamber-i Ekrem (s.a.a) , akşam eve dönünce, önceden ilan etmeden ve haber vermeden izinsiz eve girmekten sakındırmıştır.
“istizan” (izin almak) konusu, Kur’an-ı Kerim’de de yer almıştır ve bu konunun toplumsal ve ailesel önemini göstermektedir. Bu meselenin Kur’an ayetlerinde yer aldığı yerler daha çok cinsel konular, yersiz bakışlardadır ve genelde önceki ve sonraki ayetleri de gözün kontrolü ve bakışlarla ilgilidir. Nice defa habersiz ve ansızın bir odaya, eve veya bir mahalle girmek, başkasının bedenine, yüzüne veya vesveseci İblis’in insanı fitnenin tuzağına düşüreceği bir sahneye bakmasına neden olur. Bu yüzden giriş izni istemek, her türlü uygunsuz bakışlar ve helal veya doğru olmayan sahneleri görmekten kaçınmak için ihtiyatlı bir önlem sayılmaktadır.
Kur’an’ın dilinden şöyle duymaktayız: “Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp- düşünürsünüz. Eğer kapısını çaldığında evde hiç kimse yoksa size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Eğer size “geri dönün” denirse geri dönünüz. Böylesi, sizin için daha onurlu bir harekettir. Hiç kuşkusuz Allah, ne yaparsanız onu bilir.”[6]
İzin verilmediği taktirde, rahatsız olmadan dönmek gerekir. Rahatsız olmanın bir delili yoktur. Ev, başkasının evidir ve bizim girmemize hazır ve meyilli değillerdir. Bu davranış biçimi, başkasının evine girerken hem izin alınması ve hem de selam verilmesi gerektiğini hatırlatan Kur’anî bir edeptir. Bu tür bir davranış hem ev halkından korku ve ıstırabı ortadan kaldırmakta ve hem de onların ünsiyet hissine kapılmasına neden olmaktadır. Ünsiyet edinmek! Allame Tabatabai’nin deyimiyle, “Bu eve girmeden önce izin istemek, ev halkının elbisesini giymeye ve kendisi emin ve rahat olmasına sebep olur ve bu beğenilmiş bir yol olup, kardeşlik, ülfet ve toplumsal yardımlaşmanın iyiliklerin zahir olması ve kötülüklerin örtülmesi doğrultusunda devamlılığını sağlar. [7]
Eba Eyyub Ensari Allah Resulüne, “Ey Allah’ın Resulü, Kur’an’da yer alan “istinas” (ünsiyet edinmek) kelimesinden maksat nedir? “ diye sorunca Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ev ahaline (geldiğini haber vermek için) Suphanallah, Elhamdülillah ve Allah-u Ekber demek veya öksürmek.”[8]
Bir şahsın Allah Resulüne şöyle buyurduğu yer almıştır: “Acaba ben annemin yanına gitmek için de mi izin almam gerekir? “
Peygamber (s.a.a) “Evet” diye buyurdu. Yine o adam, “Annemin benden başka hizmetçisi yoktur, acaba onun yanına her defa gidişimde, izin almam gerekir mi? “ diye sorunca Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Onu çıplak görmek ister misin? “ Adam, “hayır” deyince Peygamber şöyle buyurdu: “O halde izin al ve içeri gir! “[9]
Kur’an’ın “istinas” ve izin almayı öğretmesi, hem kendi evimiz hakkındadır ve hem de başkalarının evi hakkında. Ev ahalisine saygı göstermek onların şahsi haklarıdır.
- - - - - - - - - - - -
Kaynaklar:
Tefsir-i Fahr’ur Razi, c. 23, s. 198
Tefsir-i Nur’us Sekaleyn, c. 3, s. 586
Tefsir-i Numune, c. 14, s. 431
Vesail’uş-Şia, c. 14, s. 141
Mekarim’ul Ahlak, s. 226
Mizan, c. 15, s. 118
Mecme’ul Beyan, c. 14, s. 135
- - - - - - - - - - - -
[1] Tefsir-i Fahr’ur Razi, c. 23, s. 198
[2] a. g. e
[3] Nur suresi, 27- 28. ayetler
[4] Tefsir-i Nur’us Sekaleyn, c. 3. s. 586; Tefsir-i Numune, c. 14. s. 431
[5] Vesail’uş Şia, c. 14, s. 141
[6] Nur suresi, 27- 28. ayetler
[7] Mizan, c. 15, s. 118
[8] Mecme’ul Beyan, c. 14, s. 135
[9] a. g. e.