.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:
“Ben-i İsrail arasında Cureyh isminde bir abid vardı ve sürekli olarak mabette ibadetle meşgul oluyordu. Bir gün annesi mabede gelip onu çağırdı. O ibadetle meşgul olduğu için annesine cevap vermedi. Annesi cevap alamayınca eve geri döndü.
Bir saat sonra tekrar mabede gidip Cureyh’i çağırdı, Cureyh yine de annesinin sözüne itina etmedi. Annesi üçüncü kez yine mabede gelip onu çağırdı, yine bir cevap alamadı.
Oğlun bu tavrından dolayı annenin kalbi kırılıp ona beddua etti.
Ertesi gün hamile olan kötü yola düşmüş bir kadın onun yanına geldi, orada doğum sancısı tutarak bir çocuk dünyaya getirdi. O çocuğu Cureyh’in yanına bırakarak o veledüzzina çocuğun o abidin çocuğu olduğunu iddia etti.
Bu mevzu dallanıp budaklanıp dillere düştü. Halk birbirine şöyle diyordu: "Halkı zina yapmaktan nehy eden ve onları kınayan bir kimsenin şimdi kendisi zina yapmış duydunuz mu? "
Abidin zina yapma söylentisi o zamanın kralının kulağına dahi ulaştı. Kral abidin idam edilmesini emretti. Abidin idamı için halk toplandığında annesi gelip onu o şekilde rüsva görünce rahatsızlığından yüzünü tırmalayıp ağladı.
Cureyh annesine bakıp şöyle dedi:
“Anne sus lütfen! Senin bedduan beni buraya getirdi; oysa ben suçsuzum.”
Halk Cureyh’in bu sözünü duyunca ona şöyle dediler:
“Sana isnat edilen şeyin yalan olduğunu sabit etmedikçe biz bu sözü (suçsuz olmanı) senden kabul etmeyiz.”
O esnada annesi kendisinden razı olan abid şöyle dedi: “Bana isnat edilen çocuğu benim yanıma getirin!”
Çocuğu abidin yanına getirdiklerinde çocuk açık bir ifadeyle; “Benim babam filan çobandır” dedi.
Böylece Allah-u Teâla, annesi ondan razı olduktan sonra onun yok olan haysiyetini geri çevirdi ve halkın Cureyh’e isnat ettikleri iftirayı temizledi.
Cureyh artık ondan sonra hiçbir zaman annesini kendisinden rahatsız etmeyeceğine ve sürekli olarak onun hizmetinde olacağına dair yemin etti.[1]
- - - - - - - - - - - - - - -
[1] Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 487.