.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Fatma Sena Aşar
Ab-ı hayat, ölümsüzlüğün peşinde koşanların değil; ölümü hakikat uğruna göze alabilenlerin nasibidir. İnsan nefes alırken yalnızca yaşamaz; her nefeste Hak’ka verilmiş bir emaneti taşır. Ve bazı nefesler vardır ki, bir ömürden daha ağırdır. Çünkü o nefes, bir gün şehadetle mühürlenmeye hazırdır.
Şehitlik, toprağa düşmek değildir. Şehitlik, zamanın üzerine yazılmaktır. Bir beden düşer, fakat bir hakikat ayağa kalkar. Kan toprağa karışır, fakat o kanın rengi milletlerin hafızasına işlenir. O yüzden şehadet bir son değil; hakikatin yeni bir başlangıcıdır.
Bu yolu açanlardan biri İmam Humeyni oldu. O, yalnızca bir devrim başlatmadı; korkunun üzerine yürüyen bir irade bıraktı. Bedeni toprağa verildiğinde birçok kişi bir devrin kapandığını sandı. Oysa hakikatte olan şuydu: Bir beden sustu, fakat bir çağ konuşmaya başladı. Çünkü hakikatle yaşayanlar ölmez; sadece sözleri nesillerin kalbine yerleşir.
Bu mirası taşıyanlardan biri de İmam Hamaney’dir. Onun dilinde şehadet bir yas değil, bir diriliş çağrısıdır. Şehit, kaybedilmiş bir insan değildir; aksine bir milletin omurgasını doğrultan yaşayan bir hatırlatmadır. Çünkü şehitler, ölüler arasında değil; dirilerin vicdanında yaşar.
Yağmur gökten iner, toprağı diriltir. Şehitlerin kanı da böyledir; döküldüğü yerde korku değil, direniş yeşerir. Her damla, tarihin sessiz sayfalarına düşen bir mühür gibidir. O mühür, şunu fısıldar:
Bir insan ölür…
Ama bir hakikat ayağa kalkarsa, o ölüm tarihin yönünü değiştirir.
İnsan ab-ı hayatı ararken çoğu zaman sonsuz yaşamı hayal eder. Oysa hakikat şudur: Ölümsüzlük, bedeni korumakta değil; hakikate sadık kalmakta gizlidir. Şehitlerin sırrı da budur. Onlar hayatta kalmak için değil, hakikatin ayakta kalması için yaşarlar.
Ve sonunda insan şunu anlar:
Bazıları uzun yaşar ama iz bırakmaz.
Bazıları kısa yaşar ama bir çağın kalbinde yankı olur.
Şehitler işte o yankıdır.
Sessiz ama sarsıcı.
Görünmez ama yön verici.
Çünkü hakikat uğruna verilen can, toprağa düşmez.
Tarihin damarlarına karışır.