.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Bismillahirrahmanirrahîm
Fahrettin Güngör
Kur’ân-ı Kerîm’in on ikinci sûresinin tek bilinen ismi “Yûsuf Sûresi”dir. Bu sûre, baştan sona Hz. Yûsuf’un (a.s) kıssasını anlatığı için bu adı alır. [1]
Kur’ân’da üç sûrede hakkında bilgi verilmiş ve bu sûrelerin yirmi yedi âyettinde ise, ismen Hz. Yûsuf’un (a.s) adı zikredilmiştir. [2]
Yüz on bir âyet olan Yûsuf sûresinin doksan sekiz âyetin [3] yirmi beşi Hz. Yûsuf’un (a.s) adıyla, yetmiş üç âyet atıfla Hz. Yûsuf'tan (a.s) [4] bahseder.
Sûrenin amacı, hikâye anlatmak değil, mesaj vermektir.
Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssalar, bazı hikmetlere dayanmaktadır. Özellikle peygamberlerin kıssaları, alınması gereken ibretlerle doludur.
Nitekim bu sûrede yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun onların (Enbiyâ ve Evliyâ’nın Kur’ân’da anlatılan) kıssaları, temiz akıl sahipleri (ve vicdan ehli) için (pek çok) ibretler içermektedir.” [5] Hz. Yûsuf’un (a.s) kıssası hakkında da şöyle buyurmuştur: “Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (ve onların hikâyesinde; gerçeği araştırıp) soranlar için (birçok) âyetler vardır. (Ve önemli hikmetler, ibretler ve dersler içermektedir.)” [6]
Sûrenin ana fikri ve hedefi, bir kişiden ne çıkar? sorusunun cevabıdır: İman, ihlâs, ilim, liyakat, ehliyet, iffet, gayret, sabır ve sebatla bir kişi koca bir topluma istikâmet verir.
Sûrenin konusu, peygamber ocağından dünyaya gelen, küçük yaşta annesini kaybederek öksüz kalan, kıskançlığa kapılan kardeşlerince kuyuya atılan, köle diye satılan, iftiralarla zindanlarda tutulan Hz. Yûsuf’un (a.s), Mısır’a yönetici oluş hikâyesidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de diğer peygamberlere ait kıssalar farklı sûrelerde yer aldığı hâlde, Hz. Yûsuf (a.s) kıssası tâbi hikâye, gerçek kıssa unvanıyla ahsenü’l-kasas (kıssaların en güzeli ve sözün en güzel anlatımı) [7] nitelemesiyle tek bir sûrede ismen ve atıfla doksan sekiz âyette nakledilmektedir. Yûsuf sûresi Kur’ân’da baştanbaşa bir konuyu anlatan tek sûredir. Sûrenin tümü, bölünmez bir bütün hâlindedir.
Sûre, yüce Allah’ın övgüsüne mazhar olan ve eriştiği manevî yüksek makamlara ulaşan, Hz. İbrâhîm (a.s) soyundan gelen Hz. İshâk’ın (a.s) torunu, Hz. Yâ’kûb’un (a.s) oğlu Hz. Yûsuf’un (a.s) hikmetlerle dolu olan hayat hikâyesini anlatır.
Yüce Allah, Hz. Yûsuf’a (a.s) hadiselerin ve düşlerin yorumundan kaynaklanan bilgiyi öğretmiştir (ve yu’allimuke min te’vîli-l-ehâdîsi). Hz. Yûsuf (a.s) seçkin kılınmış (yectebîke) ve yüce Allah onun üzerindeki nimetini tamamlamıştır (ve yutimmu ni’metehu aleyke). [8]
Yüce Allah, Hz. Yûsuf’a (a.s) hikmet ve ilim vermiştir (âteynâhu hukmen ve ilmâ). [9]
Hz. Yûsuf (a.s), yüce Allah’ın muhlis kullarından kılmıştır (innehu min ibâdinâ’l-muhlasîn). [10]
Hz. Yûsuf (a.s), olağan dışı güzelliğe sahipti (in hâzâ illâ melekun kerîm). [11]
Yüce Allah, onun duasını kabul etmiş ve duası kabul olunan bir kuldu (festecâbe lehu rabbuhu). [12]
Hz. Yûsuf (a.s), muhsin kullardan; iyilerdendi (innâ nerâke mine-l’muhsinîn). [13]
O, doğru sözlüydü; sözünde ve özünde, her hâliyle dosdoğru idi (Yûsufu eyyuhâs’siddîk). [14]
O, güvenilir mevki sahibiydi (inneke’l-yevme ledeynâ mekînun emîn). [15]
Yüce Allah’tan kendisine ulvî mevki verilmiştir (mekennâ liyûsufe fîl’arz). [16]
Hz. Yûsuf (a.s), ataları Hz. İbrâhîm (a.s), Hz. İshâk (a.s) ve Hz. Yâ’kûb’un (a.s) dinine tâbi olandı (vet’teba’tu millete âbâ-î İbrâhîme ve İshâka Yeya’kûb). [17]
* * *
Yûsuf sûresindeki rüya sırrı nedir?
Birincisi, Nübüvvet Rüyasıdır. Hz. Yûsuf (a.s) kuvvetli çağına erişince, genç yaşta [18] kendi rüyası ki bu rüyada on bir yıldız [19], bir ay ve bir de güneşin [20] kendini saygıyla yerlere kapanarak selâmladıklarını, boyun eğdiklerini görmüştür. [21]
İkincisi, Mahkûmiyet Rüyasıdır. Zindandaki iki delikanlı kölenin rüyası ki Hz. Yûsuf (a.s), Aziz’in karısının iftirası yüzünden hapistedir. Hapisteyken mahkûmların [22] rüyasını tabir eder.
”Onunla (Hz. Yûsuf’la) birlikte iki delikanlı (köle) [23] da zindana girmişti. [24] Onlardan biri: ‘Ben (rüyamda) kendimi şarap (üzüm) sıkıyorken gördüm’ dedi. Öbürü ise: ‘Ben de (rüyamda) kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi’ demişti. ‘Bunun yorumundan bize haber ver.’ Doğrusu, biz seni iyilerden görüyoruz” (diye Hz. Yûsuf’tan rica etmişlerdi). [25]
Üçüncüsü, Hükümdârın Rüyasıdır. Melik’in rüyası ki Hz. Yûsuf (a.s) kralın tabir edilemeyen rüyasını tabir eder.
“(Bir gün) Melik [26] dedi ki: ‘Ben, rüyamda [27] yedi semiz (besili) inek görüyorum, bunları yedi zayıf inek yiyor; ayrıca (bir de) yedi yeşil, yedi de kuru başak (görüyorum). Ey ileri gelenler! Eğer siz rüya tabir ediyorsanız bu rüyamın tabirini bana anlatın." [28]
Âyette, kralın bir rüya gördüğü ve bu rüyasını ileri gelenlere, devletin üst düzey görevlilerine haber verdiği anlatılıyor. Bunu, “Ey ileri gelenler! Bana rüyam hakkında görüşünüzü bildirin” sözünden anlıyoruz. Melik, gördüğü bu rüyadan oldukça ürkmüş ve kafası karışmıştı. Bu yüzden ülke çapında bir ferman çıkararak tüm bilgin, kâhin ve sihirbazları bu rüyayı yorumlamaya çağırmıştı. Bu üç rüya da müjdeli işaretlerle doludur.
Geniş bilgi için: https://kevser.com.tr/yazarlar/fahrettin-gungor/hz-y-suf-a-s/217/
- - - - - - - - - - - -
[1]- Kur’ân-ı Kerîm’de indirilişte 53. ve tertipte 12. sırada Yûsuf sûresi yer alır. Bu mübarek sûre, Mekke’de nâzil olmuştur. Yûsuf sûresi 111 âyet, 1.706 kelime ve 7.166 harften ibarettir.
[2]- 6/En’âm: 84; 12/Yûsuf: 4, 7, 8, 9, 10, 11, 17, 21, 29, 36, 51, 56, 58, 69, 76, 77, 80, 84, 85, 87, 89, 90, 90, 94, 99; 40/Mü’min: 34.
[3]- 12/Yûsuf: 4-101.
[4]- Ebû’l-Kâsım Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (ö. 538/1144) şöyle der: Doğrusu Yûsuf kelimesi, İbrânice bir isimdir. Çünkü eğer o Arapça bir isim olsaydı mârife oluşunun dışında başka bir sebep bulunmadığı için, munsârif olurdu. Bazıları bu kelimeyi sîn harfinin kesresi ile Yûsif; bazılarıda sîn harfinin fethasıyla Yûsef şeklinde okumuşlardır. Bu üç şekil aynen Yûnus lafzı için de geçerlidir. Yani Yûnus; Yûnis ve Yûnes şeklinde okunmuştur. (el-Keşşâf an hakâikı ğavâmidı’t-tenzîl ve uyûni’l-ekâvîl fî vucûhi’t-te’vîl, c. 2, s. 42).
[5]- 12/Yûsuf: 111.
[6]- 12/Yûsuf: 7.
[7]- 12/Yûsuf: 3.
[8]- 12/Yûsuf: 6.
[9]- 12/Yûsuf: 22.
[10]- 12/Yûsuf: 24.
[11]- 12/Yûsuf: 31.
[12]- 12/Yûsuf: 34.
[13]- 12/Yûsuf: 36.
[14]- 12/Yûsuf: 46.
[15]- 12/Yûsuf: 54.
[16]- 12/Yûsuf: 56.
[17]- 12/Yûsuf: 38.
[18]- 12/Yûsuf: 22. Mollâ Muhsin Muhammed b. Şâh Murtazâ b. Şâh Mahmûd-ı Kâşânî (ö. 1090/1679) şöyle nakleder: Hz. Yûsuf (a.s) bu rüyayı gördüğünde dokuz yaşında idi. Meşhur görüş budur. Bu konuda farklı rivâyetler de nakledilmiştir (Tercume-i şerif tefsir-i Sâfî, c. 3, s. 518).
[19]- Kevkeb, yıldız, gezegen demektir. Kevkeb, ışığın en parlak gök cisimlerini ifade eder (Gerekçeli Meâl Tefsiri, c. 1, s. 429).
[20]- Ebû Câ‘fer Muhammed b. el-Hasen b. Ferrûh es-Saffâr el-Kummî (öl. 290/903) şöyle nakleder: Güneş, yani Hz. Yûsuf’un (a.s) annesi Râhîl; Ay, yani Hz. Yûsuf’un (a.s) babası Hz. Ya’kûb (a.s) ve Yıldızlar, yani Hz. Yûsuf’un (a.s) on bir erkek kardeşleridir: Rûbîl, Şem’ûn, Lâvî, Yehûda, Reyâlûn, Yeşcer, Binyamîn, Dân, Neftâlî, Hâd ve Âşır (Tefsîr-i Kummî, c. 1, s. 239).
[21]- 12/Yûsuf: 4.
[22]- Ebû’l-Abbâs Muhammed b. İshâk b. İbrâhîm es-Serrâc es-Sekafî (ö. 313/925) şöyle der: İki delikanlı kölenin adları Nebvâ ve Micles’dir (Tefsîr-i ibn Kesîr, c. 8, s. 4067).
[23]- Muhammed Hüseyin Tabâtabâî (ö. 1981) şöyle nakleder: Âyetin orijinalinde geçen el-fetâ; köle anlamına gelir. Âyetlerin akışından anladığımız kadarıyla bunlar kralın köleleriydiler (el-Mîzân fî tefsîri’l-Kurʾân, c. 11, s. 267).
[24]- Ebû’l-Hattâb Katâde b. Diâme b. Katâde es-Sedûsî el-Basrî (ö. 117/735) şöyle der: İki genç delikanlıdan biri Mısır hükümdârının aşçıbaşısı (sâkisi), diğeri ise fırıncıbaşısı (ekmekçisi) idi. Yine Ebû Muhammed İsmâîl b. Abdirrahmân b. Ebî Kerîme el-A‘ver es-Süddî el-Kebîr el-Kûfî (ö. 127/745) ise şöyle der: Kralın yemek ve içeceği ile kendisini zehirlemeyi planladıkları gerekçesiyle bu iki delikanlı köle mahkûm edilmişlerdi (Tefsîr-i ibn Kesîr, c. 8, s. 4067).
[25]- 12/Yûsuf: 36.
[26]- Nâsırüddîn Ebû Saîd (Ebû Muhammed) Abdullâh b. Ömer b. Muhammed el-Beyzâvî (ö. 685/1286) şöyle der: Hz. Yûsuf’u (a.s) satın alan Mısır hâzinedârı Aziz’in adı Kıtfîr, Melik’in adı Reyyân b. Velîd’dir (Envâru’t-tenzîl ve esrâru’t-te’vîl, c. 1, s. 491). Kur’ân’da baştan sona eski Mısır yöneticilerini Firavûn adıyla anarken, istisna olarak Yûsuf sûresinde onları Melik adıyla anar (Hayat Kitabı Kur’ân Gerekçeli Meâl Tefsiri, c. 1, s. 429).
[27]- Rüya, Kur’ân’da hep müfred/tekil gelir. Tâbire lâyık olan sâdık rüya budur. Hulm ise hep çoğul ahlâm gelir ve karma karışık (ağdas) sıfatını alır. Mısır kralının gördüğü ahlâm değil, rüya olduğunu vahiy onayladı, fakat görevliler onu karma karışık düşler sınıfına sokmuştur. “Bir tuhaf, karma karışık düşler bunlar dediler; zaten biz, bu tür rüyaların altında yatan gerçek anlamı bilmekten de âciziz.” (12/Yûsuf: 44) (Hayat Kitabı Kur’ân Gerekçeli Meâl Tefsiri, c. 1, s. 439).
[28]- 12/Yûsuf: 43.