Kur'an | Ehlibeyt

Kur'an'ın Bilime Desteği

Kur’an-ı Kerim’in hükümleri ile buyrukları, insan fıtratına uygundur ve insanın içindeki potansiyeli keşfedip, onu pratiğe dökmesine imkân verir.

.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Kur'an'ın ebediliği, uzun zamandır Kur'an alimlerinin üzerinde durduğu, aklî ve naklî yollarla ispatlanan bir prensiptir. Kur’an'ın mesajlarının mekân ve zaman ötesi doğası dikkate alındığında, belirli zaman ve mekân koşullarında vahyedilmesi göz önüne alındığında bu makalenin amacı, Kur’an'ın ebediliğinin belgelenmesini ve mekanizmasını açıklamak ve Kur’an'da bahsedilen genel olarak bilimlere, özel olarak ise beşerî bilimlere atıfta bulunan ana örnekleri, mevcut olan ve yeni ortaya çıkan konularda kullanmaktır. Analitik ve çıkarımsal bir yaklaşımla vahiy rivayeti yöntemiyle düzenlenen ve kütüphane verilerine dayanan bu araştırmanın sonuçları, Kur’an sözlerinin doğruluğunu, Kur'an öğretilerinin rasyonelliğini, Kur'an öğretilerinin rasyonelliğini, kullanımını göstermektedir. Genel ifadelerle insan tipinin ihtiyaç ve gereksinimlerine uyum sağlama, maddilik, maneviyat ve uygulama arasında denge kurma, Ku'an-ı Kerim’in ebediliğinin belgelenmesinin bilimsel teoriyi destekleyebilecek esnek başlıklarıdır. Kur’an'ın ilmî otoritesi orijinallik, ilham, muhakemenin tamlığı ve içgörünün etkisi yoluyla sağlanır. Bu araştırma, Kur'an mesajlarının tarihselliği sorusuna mantıklı bir cevap olabilecekken, Kur'an'a dayalı bilimlerin İslamileştirilmesi hareketini ilerletme yolunda bir adımdır.

* * *

Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın Adıyla

Bilimlerdeki Etkili Kuramlara, Kur’an-ı Kerim’in Temel Oluşturması

Her düşünce ve bilimde kuramlar, o düşünce ve bilimin felsefesi sayılırlar. Kur’an-ı Kerim’in bilimselliği ise kendi başına bilimsel kuramsallaştırmaya zemin hazırlayıp, felsefî bir kaynak olarak insanın Ku’ran’dan beklentisini yükseltmiş, İslamî ve beşerî gibi pek çok bilimin sahasına da nüfuz etmiştir. Bu temel kuramlar, insanın büyükçe çevre ve sosyal yaşantısını Kur’an ile aynı yöne yönlendirmektedir. Çünkü bir yandan insanın çevre ve sosyal yaşantısının gereksinimleri daimi bir değişim halindedir ve insan hayatı, aklı ile yaratıcılığını kullanarak bu değişen şartlara ayak uydurmalıdır. Buna karşın bu değişen şartlarla savaşa kalkışmak ne bu döneme uygun ne de mümkündür. Bir yandan da yeni getirilerin tamamı bilindiği ve tecrübe edildiği üzere saadet kapısına ermemektedir, kusurdan da uzak kalamamaktadır. Akışın koşullarına mutabık olmada anılan kuramlar, dönemin kontrolüne ve ıslahına yol açmakta, zamanın getirilerine ayak uydurup, eğrilikleri ile mücadele etmesine olanak sağlamaktadır. Kuramlar ise şunlardır:

1. Kur'an, insanın ihtiyaçlarına rehberlik eden ve sonsuza kadar geçerli olan, İslam medeniyeti ve İlahî Medine-i Fazıla’nın oluşmasına aracılık etmiş, İslamî ve insan bilimlerine büyük etki bırakmıştır; Kur'an, belirli bir zamana veya yere özgü değildir ve zamanın ve kültürün değişmesiyle değişmez.

2. Kur’an-ı Kerim'in öğretileri, dünya ve ahiret hayatıyla ilgili kapsamlı rehberliklerin yanı sıra insanı nihai mükemmelliğe ulaştıracak bir yol gösterir. Bu öğretiler, bilimsel önermeleri ve sistemleri keşfetmek veya bilimsel temelleri, önermeleri, konuları ve teorileri değerlendirmek için bir ölçüt olarak kullanılabilirler. Ayrıca bu öğretiler, insanı bilimlerin, sistemlerin ve düşünsel alanların hedefleri doğrultusunda yönlendirebilirler.

3. Kur'an-ı Kerim'in öğretileri, genel kuramlarla uyumlu olmanın ötesinde çeşitli durumlara uygulanabilen ifadelerle donatılmış, genel hükümlerin, gözlemsel ve tecrübî hükümlerle bitişmesiyle ortaya çıkan evrensel hükümlere dönüşen hakiki hükümlere sahip olma bakımından sistematik bir yapıttır. Bu öğretiler, kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi ve alt sistemler dâhil olmak üzere çeşitli sistemleri ve alt sistemlerini iyileştirir ve geliştirirken İslam medeniyetinin canlanmasına ve Kur’an-ı Kerim'in çağlar ötesi boyutunu kanıtlamaya yol açar. Ancak tarihsel yaklaşım, Kur'an'ın evrensel boyutunu geçersiz kılma eğilimidir.

4. Kur’an-ı Kerim’in hükümleri ile buyrukları, insan fıtratına uygundur ve insanın içindeki potansiyeli keşfedip, onu pratiğe dökmesine imkân verir.

5. Kur’an’daki bilgi ve anlamlar, maddî ve manevî dünya arasında bir denge durumu kurmuştur.

6. Kur’an’ın öğretileri akılcıdır. Din bakımından akıl, sadece İslam’ı anlama kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda onun yorumlayıcısıdır da.

7. Kur’an’daki hükümler, ilksel hükümler ardından ortaya çıkan ikincil koşullara uyum sağlama bakımından esneklik gösterir.

8. Kur’an ve sünnetin birbirinden ayrılamaması, Kur’an-ı Kerim’in bilimsel kaynaklığının ve otoritesinin göstergelerinden biridir.

Burada bahsi geçen bu kuramlara, genel yönteme, mantıklı yorumlama yoluna uyarak, Kur’an-ı Kerim’in bilimler üzerine etki edebilmesinin muhakkak yolu açılmış olur.

* * *

Kur'an'ın Bilimlerle Etkileşim Biçimi

Bu makalede, bilimin neliğini açıkladıktan sonra, filozofların “adalet” gibi kavramları tanımlamakta gösterdikleri aczin, dilbilgisel ve kavramsal anlamlar arasındaki tüm farklılıklara rağmen, tüm kullanımlarında "bilme" durumunun mevcut olduğunu ifade etmekteyiz. Burada şu konulara odaklanılmıştır:

1. Kur’an-ı Kerim’de “ilim” sözcüğü ile benzer anlamda pek çok sözcük, insanı öğrenmeye davet eder: tefekkür, taakkul, tedebbür, tezekkür, idrak, marifet vs. Ayırca Allah’ın, bilimin mertebesini yücelttiği ve insana da bunu, varlığın en kıymetli yönü yaptığı aktarılmıştır. İşte bu durum, hakikî ve hayatî olan Kur’an öğretileri ile Eski ve Yani Ahit’teki öğretilerin temel farkıdır. Neuwirth, şöyle diyor: “İslam Peygamberi, daima Kur’an’ın yazılması, okunması ve ezberlenmesine özen göstermiştir. Halkın Kur’an metnine aşinalığı göz önüne alındığında Kur’an metnine ekleme veya çıkartmanın yapmak mümkün değildir. Hâlbuki Eski ve Yani Ahit, çeşitli asırlarda, kimliğini bilmediğimiz farklı yazarlar tarafından sonraki kuşaklara aktarılmıştır.”

2. Peygamberlerin ve imamların Ledün ilmine vakıf olmasının yanında, bazı insanlar takva koşullarını yerine getirmekle ilmin özel bir türüne vakıf olabilirler. Nitekim Kur’an ayetleri, insana gereken bilime doğru toplumu, öğrenmeye yönlendirir.

3. Bu temele göre insana yarayan ilim sadece ilim ile ilgili olan değil topluma faydası olacak farklı ilimlere doğru genişlemektedir. Buna dayanarak ve Kur’an’ın hükümlerinin hakikiliğini istinaden Kur’an’ı anlatmak, hakkında yazmak, açıklamak ve Kur’an-ı Kerim’in kati görüşlerini, metodik ve tecrübî bilgi yöntemi olarak irdelemek, haklı bir eylemdir. Buna dayanarak insanî ilimlerden çıkacak sonuçlar da seküler olmayacaklardır.

4. Kur’an, bilimsel hedeflere varmak için çabalamayı onaylamakla yaratılışın hedefinin, varoluşun beyhudeliğini reddetmenin ve insanın yaratılıştaki yerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgular. Ayrıca insanın bilimsel hedefleri takip ederken yaratılışın asli gayesinden sapmamalı ve insanın yaratılış amacının felsefesi ve hedefini gözetmeden dünyaya dair gerçek ve işe yarar bir bilgi elde edemeyeceğini bilmesi gerekliliğini vurgular. Kur’an’ın bu yöntemi (insan bilgisinin ardındaki temel ve yönlendirilmesi), bilimi insanın hizmetine sunar ve bilim ile toplumdaki pek çok köklü değişim, bu yolla mümkün olur. Şüphe yok ki insan, ilahî gayesini ve sonunu yani Allah’a dönüp, O’nun huzurunda hesap vereceğini bilerek, tüm bilgisini insanlığa hizmet ve Allah’ın rızasını almak için işe koşacaktır.

5. Her ne kadar insan ilmî açıdan gelişmek için tecrübî bilime özen gösteriyor, Kur’an-ı Kerim de bu yolda insanı teşvik ediyorsa da bu yolda bilimcilikten kaynaklanan bulanıklıkları, ahlakî çöküntüleri, savaşları, derin ve acıklı sınıfsal çatışma vs. oluşabilme olasılığından gafil olmamalıdır. Bu sebeple Kur’an, bir yandan insanı bilgi ve bilimi, özellikle düşman tecavüzüne karşı mazlum insanların hakkını korumaya yönlendiriyorsa da öbür yandan, ilmin kötüye kullanılması konusunda uyarmaktadır.

Bazı yetersizlikler, gözlemlere dairdir, şöyle ki deneysel bilimlerin belirli bir teorik bakış açısına sahip olduğu ve deneyimlere dayanmanın kabul edilebilir olduğu şeklinde ifade edilir. Ancak bu durumda deneysel bilim, kapasitesinin ötesine geçer ve yetkinliği olmayan şeyleri kanıtlamaya veya çürütmeye çalışır. Örneğin, hatalı olabilecek bilgiyi kesin olarak almak ve bunu, kısmen eksik bir çıkarım yoluyla genellemek gibi. Bu tür sonuçlar, eksik bir tümevarıma dayanır ve kesin bir sonuca ulaşmaz. Buna göre bilim, gözlem ve deneyime dayanan sonuçların bağımlılığını ifade eder, sınırlıdır ve sadece ispat tarafında yer alır. Ancak, bilimin bir görüşünün kendi yetki ve algısının dışında ve kesinmiş gibi hüküm yürütmesi, onun belirli zararlarının ortaya çıkmasına yol açar. Örneğin, ışık gözle algılanabilir, ancak ışığın varlığına ve karanlığın reddedilmesine yönelik kesinlik, “zıtların bir arada olma imkânsızlığı” ilkesini kullanarak elde edilir. Sonuç olarak, duyusal bilgiye güvenilmesi için her zaman akıl ön koşuluna dayanmak gerekir.

6. Beşerî bilimlerde hata payı, pozitif bilimlere göre daha fazladır. Çünkü maddî bir unsur üzerinde araştırma yapmak, insan ve toplumu üzerinde etkili faktörleri, beşerî bilimlerdeki farklı görüşlere göre irdelemeye nazaran daha kolaydır. Pozitif bilimlerdeki genellemeye nazaran beşerî bilimlerde yapılan genelleme ve verilen kati hükümlerin sonucu daha yıkıcıdır. Buna göre, Auguste Comte'un iddialarına göre, teolojik ve felsefî dönemlerden pozitivist döneme (pozitivizm, dünyanın tanrı olana kadar) bir geçiş vardır; din, bilimin ilerlemesi önünde engeldir, insan bir makinedir ve “ahlakî, metafizik ve dinî konuların gerçek değerinin olmadığı meselelerdir”. Bu savlar, bilimin müdahale etme yetkisinin olmadığı sahalardır.

7. Bilimcilikteki bir sakatlık, doğrulukçuluk yerine işlevselliğe odaklanmasıdır. Batı'da yaygın olan bu yaklaşım, bilimsel teorilerin, dünya işlevlerinin ve bunların bireysel ve toplumsal yaşamdaki pratik etkilerinin doğrulanması ve savunulması için temeldir. Bu yaklaşım, bir teorinin doğruluğuna ve hakikatine dair kanıtları göz ardı eder. İşlevselliğin egemenliği, gerçeğin unutulmasına ve bilimin giderek sapması ve sonuç olarak da görecelikçiliğin ve bilgisel anarşinin artmasına neden olur.

8. Bilimin, ispat bakımından yetersizlikleri ve zararları vardır. Bilim, Neden buradayız? Nereye gideceğiz? Yaratılışın felsefesi nedir? Hayatın ve dünyanın bir amacı var mı? Hayat nedir ve nereden gelir? Varlığımızdaki amacımız nedir? gibi soruları yanıtlamaktan acizdir ve sonuç olarak dinin ferdî ve toplumsal tesirlerini ya sekteye uğratır ya da sıkıntıya sokar.