İlahi Çağrıya Kulak Verelim

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?

Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!

“Yandık!” diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun![1]

Şairin de ifade ettiği gibi toplum olarak zor günlerden geçiyoruz. Her yeni gün bir önceki günü aratıyor. Her gün yeni güncellenen zamlarla şamar oğlanına döndük, sanki birileri sinir uçlarımızla oynuyor. Market reyonlarının önünden sadece bakarak geçiyoruz. Satıcılar sürekli değişen fiyatlar yüzünden artık fiyat etiketi yenilemekten bile vazgeçmişler. Ancak barkodunu okutarak öğrenebiliyorsunuz ürünün fiyatını. Daha düne kadar salgın nedeniyle canımızın derdine düşmüş iken bugün ekmeğimizin aşımızın derdindeyiz. Orta sınıf gün geçtikte alım gücünü kaybediyor, Allah fakir fukaramızın yardımcısı olsun.

İnsan olarak hiç olmadığımız kadar yalnızlaştık ve bugün her zamankinden daha fazla bir olmaya, diri olmaya ihtiyacımız var. Toplumca zor bir imtihandan geçiyoruz. Evet, toplumsal bir imtihan bu; zira sorunlar sadece bireysel olarak bizi bağlamakla kalmıyor toplum olarak aynı dertten mustaribiz.

Bir meyveyi ele alalım, dış kısmı kabuktan oluşmaktadır, bir de meyvenin iç kısmı vardır; yediğimiz ve ağzımızda tat bırakan kısmı ve bir de o meyvenin çekirdeği vardır özü, özeti. Hayatta yaşadığımız olaylar cereyan eden hadiseler meyvenin kabuğudur, biz genelde bu kısımla oyalanırız. Bir de olayların bize yaşattığı duygular vardır acı, tatlı, sevinç gibi meyvenin ağzımızda bıraktığı tada benzer biz bunla tatmin oluruz. Ama meyvenin özüne yani çekirdeğine inmek pek az insanın uğraşacağı bir iştir. Hâlbuki aslolan çekirdeğin ta kendisidir, hayatın ta kendisi. Olayların çekirdeği de içinde barındırdığı HİKMET'tir.

İnanan insanlar olarak biliriz ki ağaçtan düşen tek yaprak dahi Allah'ın izni ve iradesi dâhilindedir. Ve o yaprağın düşmesi dahi bir hikmete tabidir. Hal böyle iken bu yaşadıklarımızın Allah'ın izni ve iradesi dışında olması ve bir hikmet barındırmaması mümkün müdür?

Allah'ın izni dâhilinde dedik ya şüphesiz ki Rabbimiz biz kullarına zulmedici değildir.

وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ"

"Allah’ın muradı onlara kötülük etmek değildi, fakat onlar kendi kendilerine kötülük ediyorlardı."[2]

Öyle ise bu kendi ellerimizle kendimize ettiğimizden gayrısı değildir. Burada sorgulamamız gereken kendi nefsimizdir. Nerede neyi yanlış yaptık yahut neyi yapmamız gerekiyordu da ihmal ettik yapmadık.

Burada sizlere kurtuluş çağrısı adlı kitaptan bir paragraf aktarmak isterim:

"Allah Resulü ve Ehl-i Beyt (as) varlık âleminin kutup ve rükünleridirler ve melekler dahi bütün varlık âlemi onların tebaası olup, onların emri altındadır. Bu durumda bir kimse yaptığı güzel bir işle varlık âleminin sultanı olan Allah Resulünü (s.a.a) hoşnut ederse; kaçınılmaz olarak bu varlıkların tamamı sultanın sevinciyle sevinir. Dolayısıyla da âlemdeki bütün varlıklar, bu iyilik sahibi kul hakkında duaya koyulup ‘senin bizi sevindirdiğin gibi Allah-u Teâla da seni sevindirsin’ diye dua ederler.

Buna karşın bir kimse kötü bir harekette bulunursa yalnızca kendisine ve yakın çevresine değil, Resulullah’a ve Ehl-i Beytine de kötülük yapmış olur. Bunun sonucunda ise ağaçlar kurur, ürünler bozulur, yağmur azalır ve fiyatlar yükselerek yaşam zorlaşır."

Evet, toplumsal sorunlar; toplumsal bir silkelenme, toplumsal bir sorgulama ve toplumsal bir değişim gerektirir. Rabbimizin Kur'an-ı Kerim’de de buyurduğu üzere:

"اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْؕ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءاً فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهٖ مِنْ وَالٍ"

"Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz."[3]

Evet, gerçekten de Allah’tan başka yardımcımız yoktur:

"مَثَلُ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِۚ اِتَّخَذَتْ بَيْتاًؕ وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِۘ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ"

"Allah’tan başka varlıkların korumasına sığınanların durumu, örümceğin durumuna benzer: Örümcek, (ağını) kendine bir yuva edinir, ama yuvaların en çürüğü de örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi!"[4]

Eğer kendimizi sorgulayabilirsek, hadiselere ve bizde bıraktığı acı tatlı duygulara takılmayıp çekirdeğe inebilirsek işte ancak o zaman Yunus (as) gibi bir yönelişle Rabbimize yönelme nasibine erişebiliriz.

" لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَࣗ اِنّٖي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمٖينَۚ "

“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım!”[5]

Ola ki kalpten halis bir yönelişle yönelebilirsek; umulur ki ilahi yardıma muhatap olabilelim. Umulur ki; kederlerimizi giderip, sıkıntılarımızdan kurtarıverir bizi.

"فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّؕ وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنٖينَ"

"Bunun üzerine duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz iman etmiş olanları böyle kurtarırız."[6]

Bir diğer yandan kendi dertlerimizle meşgul olmanın en büyük nedeni Allah'tan uzaklaşmamızdır. Halbuki O'ndan gayrı kimimiz var? O'ndan geldik, dönüşümüz yine O'na değil miydi? O halde nedir bu halimiz, kendimizi kaybetmişliğimiz?

"Seni kaybeden ne bulmuş? Seni bulan ne ise ne kaybetmiş? Senden gayrı bir bedele razı olan gerçekten de çok büyük zarar etmiştir. "[7]

Evet, sorun toplumsal dedik; öyle ise ilk yapılması gereken bir olmaktır, bir araya gelmektir. Afet ve acil durumlarda nasıl ki toplanma alanlarında toplanıyorsak, bu toplumsal musibet karşısında da toplanma alanlarında toplanmalıyız. Var mı O'nun kapısından başka çalacak kapımız? O halde en güzel toplanma alanları Allah'ın evi olan camilerimizdir. Hani şu salgın boyunca ihmal ettiğimiz, barlar ve plajlar açık iken kapısını kilitli tuttuğumuz camilerimiz. Hani şu Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinde buyurduğu üzere kıyamet günü aleyhimizde şikâyette bulunacak olan camilerimiz.

Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifte şöyle buyurmaktalar;

“Kıyamet günü üç şey insanlardan şikâyetçi olacak: biri camilerdir ve şöyle söyleyecek: Allah’ım! Biz inşa edilmiştik, geniş ve güzeldik ama insanlar gelmedi. İkincisi Kur'an'ı Kerim’dir ve şöyle söyleyecek: Allah’ım! Ben halk arasındaydım ama beni okuyup bana amel etmediler. Üçüncüsü bölgenin Âlimidir ve şöyle diyecek: Allah’ım! Ben yıllarca ilim tahsil ettim, helal ve haram konularını öğrendim. Sen buyurmuştun halkın arasına dön ben de döndüm ama kimse bize itina etmedi. Sonra Efendimiz buyuruyorlar: Allah her üçünün de şikâyetini dikkate alacak ve insanlar cezalandırılacak.”

Bugün Allah'ın evlerinin kapıları ardına kadar açıktır. İçinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayı bunun için en güzel fırsattır. Kim istemez bu mübarek ayda Allah’ın rızasına mazhar olmayı?

Hz. İmam Rıza’nın (as) Hz. İmam Cafer-i Sadık’tan (as) naklettiği bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

"Allah-u Teâla Hz. Davud’a vahiy ederek: 'Kulum bir hayır iş yaparsa onu cennete götürürüm' buyurdu. Hz. Davut (as): 'o hayır nedir Ya Rabbi' diye sordu. Allah Teâla bir mü’min kulumun üzüntüsünü bir hurmanın yarısıyla bile olsa gidermektir' buyurdu. Bunun üzerine Hz. Davut: 'Allah’ım, Seni tanıyan kimse senden asla ümidini kesmez' dedi."

Kim istemez Allah Resulünü (saa) hoşnut etmeyi?

"Andolsun Allah'a bir mü'min muhtaç olan kardeşinin ihtiyacını giderdiğinde onun bu hareketinden ihtiyaç sahibinden daha çok Resulullah (saa) hoşnut olur."[8]

Bu nedenledir ki gün; aramıza mesafe koyma günü değil, safları sıklaştırma günüdür. Gün, mü'min kardeşinin derdiyle dertlenme günüdür. Gün, komşusu aç iken tok yatmamanın, yatamamanın günüdür. Gün, insani ve İslami değerleri, bizi biz yapan değerleri yeniden diriltme, yeşertme, filizlendirme günüdür.

Allah'ın evinde Allah'ın zikri ile huzur bulsun gönüllerimiz.

"اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِؕ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُؕ"

"Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur."[9]

Camilerimizde buluşmak, görüşmek, hemhal olmak dileğiyle...

Allah'a emanet olunuz…

[1] Mehmet Akif Ersoy, Hakkın Sesleri / Âyet Meâli (A’râf, 155), Safahat, 10 Nisan 1913

[2] Ankebut / 40

[3] Rad / 1

[4] Ankebut / 4

[5] Enbiya / 87

[6] Enbiya / 88

[7]  Arefe Duasından

[8] el-Kâfî, c.2, s. 195

[9] Rad / 27