.
.
Osmanlı’da Ehl-i Beyt Sevgisi; İslamî Yakınlaşma İçin Tarihsel Bir Potansiyel.
Bakırû’l-U’lum İslam Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen “Osmanlı Geleneğinde Ehl-i Beyt” başlıklı ilmî araştırma konferansı, Ehl-i Beyt (as) öğretilerinin Osmanlı İmparatorluğu'nun entelektüel ve kültürel mirasındaki konumunu ve yansımalarını incelemeyi amaçlamıştır.
Mezkûr programın yanı sıra, Muhammed Rıza Muhammedî-yi Necât tarafından hazırlanan “Şukûh-i İrâdet” serisinden “Osmanlı Musikisinde Ehl-i Beyt” belgeseli de tanıtıldı.
Toplantının açılışında Allâme Tabâtabâî Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Said Tavusî Mesrur, Osmanlı topraklarında Ehl-i Beyt'e (as) duyulan yoğun sevgiye değinerek şunları söyledi:
“İran'ın Ehl-i Beyt'e duyulan sevginin tek tarihi merkezi olduğuna dair yaygın inanışın aksine, tarih kaynakları incelendiğinde, bu sevginin diğer İslam beldelerinde, özellikle de Osmanlı topraklarında oldukça yaygın ve köklü olduğu görülmektedir."
XV. asır İslam filozofu, ilahiyatçı ve şair Allâme Celâleddin Devvanî ve diğer düşünürlerin eserlerine atıfta bulunan Dr. Said Tavusî, Ehl-i Beyt'in Osmanlı entelektüel geleneğinde önemli bir geçmişe sahip olduğunu vurguladı.
Tavusî, bu sevginin hat sanatı, resim, yazmalar, çeşmeler ve sanat eserleri de dâhil olmak üzere çeşitli kültürel alanlardaki tezahürlerine dikkat çekerek şunları ekledi: "Osmanlı İslam sanatı alanında, Hz. Fatıma Zehra gibi şahsiyetlere duyulan sevginin sayısız belirtisi görülebilir; hatta bugün dahi 'Fatıma' adı Türk kadınları arasında yaygın bir isimdir."
Osmanlı Yazılı Mirasında ve Sanatında Şiî Kültürünün Yansıması
İslam Dünyası Ansiklopedisi öğretim üyesi Dr. Muhammed Kazım Rahmatî, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Şiî kültürünün görsel tezahürlerinin incelenmesinin önemine dikkat çekerek şunları belirtti: “Sanatsal ve görsel tezahürlerin yanı sıra, bunun önemli bir kısmı yazılı miras alanında da görülebilir. Örneğin maktel kitapları yazma geleneği yalnızca Şiî kültürüne özgü değildir ve Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar yaygındır; hatta Hanefî Türkler arasında bile maktel okuma ve yazma geleneği devam etmiş, bazı bölgelerde ise komünist yönetim dönemi de dâhil olmak üzere siyasî ve kültürel değişimlere rağmen bir toplum geleneği olarak korunmuştur. Bu kıymetli nüshalar, o dönemde Ehl-i Beyt (as) ile ilişkilendirilen görsel kültürün bir tezahürüdür.”
Dr. Rahmatî ayrıca Türk kütüphanelerindeki Şiî el yazmalarının çokluğuna da dikkat çekerek, Nehcû’l-Belaga'nın, Seyyid Razî ve Seyyid Murtaza'nın eserlerinin ve diğer önemli Şiî metinlerinin sayısız nüshasını bu mirasın güçlü varlığının örnekleri olarak gösterdi.
Rahmatî şunları vurguladı: “Bu el yazmalarının bazıları İslam dünyasının farklı bölgelerinde yazılmış ve daha sonra Anadolu'ya getirilmiştir; birçoğu ise özel süslemeleri ve yazı yöntemleriyle önemli sanatsal ve estetik özellikler taşımaktadır.”
Dr. Rahmatî, Seyyid Murtaza'nın "el-Amalî" adlı eserinin eski el yazmalarından örnekler vererek ve bu eserlerin Şiî olmayan ve hatta Müslüman olmayan topluluklar arasındaki statüsüne değinerek sözlerine şöyle devam etti: “Bazı Şiî metinlerinin şöhreti o kadar büyük olmuştur ki, geçmiş yüzyıllarda diğer dinlerin âlimlerinin de dikkatini çekmiştir. Ayrıca bu eserlerin el yazmaları, yazı yöntemleri, süslemeleri ve diğer estetik yönlerinin daha detaylı incelenmesi, Şiî kültürünün Osmanlı İmparatorluğu ve İslam dünyasının diğer bölgelerindeki etkisini anlamada yeni ufuklar açabilir ve yazılı miras ve İslam sanatı alanında daha derin araştırmaların önünü açabilir.”
Gerçek Ehl-i Beyt Sevgisi, Çağdaş İslam kültüründe Hala Yaşıyor
Türkiye’nin önemli üniversitelerinden birisi olan Bursa Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi ve İslam Mezhepleri Tarihi öğretim görevlisi Doç. Dr. Mehmet Çelenk, "Osmanlı Geleneğinde Ehl-i Beyt" başlıklı konferansına gönderdiği video mesajında, programın düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, Ehl-i Beyt (as) sevgisini İslam dünyası kültürünün önemli unsurlarından biri olarak değerlendirdi ve şunları vurguladı: “Ehl-i Beyt sevgisi, sadece tarihi bir mesele değil, özellikle Türkiye'de olmak üzere günümüz İslam toplumlarının kültüründe yaşayan samimi bir gerçektir.”
Şiîler ve Sünniler arasında bu bağlılığın farklı tezahürlerine değinen konuşmacı, “Osmanlı topraklarında Ehl-i Beyt (as) sevgisi kültürünün devamını İslamî tasavvuf ve halk dindarlığı ile açıklayabiliriz; Ehl-i Beyt'in ahlakî ve manevî erdemleri, insanların günlük yaşamlarında hala belirgin bir şekilde yer almaktadır.”
Çelenk ayrıca bu konu etrafındaki dinî rekabetlerin insanların dinî inançlarından ziyade siyasî meselelere dayandığını belirterek şunları söyledi: “Tarihteki birçok gerilim, dinin siyasî amaçlarla istismar edilmesinden kaynaklanmaktadır.”
Çelenk, Said-i Nursî gibi şahsiyetlerin İmam Ali'ye (as) olan bağlılığını hatırlatarak, bu kültürün devam etmesinin İslam geleneğinin dinamizminin bir işareti olduğunu söyledi ve konuşmasının sonunda bu toplantının başarıya ermesi ve Müslümanların saygınlığı için dua etti.
Ehli Beyt'e Duyulan Sevgi: İslam Birliğinin Tarihî ve Kültürel Bir Unsurudur
“Osmanlı Geleneğinde Ehl-i Beyt” konulu oturuma devam eden Dr. Tavusî, Ehl-i Beyt (as) sevgisinin birleştirici gücüne vurgu yaparak şunları söyledi: “Bu meselenin Şiîler ve Sünniler arasında ihtilaf konusu olduğuna dair yaygın inanışın aksine, Ehl-i Beyt sevgisi Müslümanlar arasında en önemli yakınlaşma alanlarından biri olabilir; çünkü tarihsel ve kültürel kanıtlar bu sevginin tüm Müslümanlar arasında yaygın ve derinden kök salmış olduğunu göstermektedir.”
Türk toplumuna dair gözlemlerine ve Dr. Rahmetî ile Dr. Mehmet Çelenk'in dile getirdiği noktalara atıfta bulunarak şunları belirtti: “Türkiye'deki birçok tarihî ve modern camide, Aziz İslam Peygamberi, dört halife ve oniki İmam'ın isimleri sürekli olarak görülmekte olup, bazen Hz. Fatıma, Hz. Hatice veya İslam'ın ilk dönemlerinden diğer şahsiyetlerin isimleri de yer almaktadır; bu da bu toprakların dinî kültüründe Ehl-i Beyt sevgisinin güçlü bir şekilde var olduğunu göstermektedir. Bu bağlılığın tezahürleri yalnızca dinî mekânlarla sınırlı değil, insanların günlük yaşamlarında da görülüyor; evlerde ve iş yerlerinde Ehl-i Beyt (as) ile ilgili şiirler ve dualar, "Li Hamse..." gibi şiirlerin yaygın bir şekilde kullanılması buna örnektir.
Tavusî Mesrur, Ehl-i Sünnet’in Ehl-i Beyt'e (as) olan sevgisine dair tarihi delillere atıfta bulunarak şunları söyledi: “Ferîdüddin Attâr Nişaburî'nin Tezkiratu’l-Evliya adlı eserinde, Abdurrahmân Câmî'nin şiirlerinde ve Muhammed ibn İdris el-Şafî'i'nin şiirlerinde, Peygamber (saa) ailesine olan bağlılık açıkça görülmektedir ve hatta bazı tarihî kaynaklarda 'On İki İmamın Ehl-i Sünneti' terimi geçmektedir; bu konu hakkında Resul Caferiyan gibi araştırmacılar sayısız örnek toplamışlardır.”
Konuşmasının bir başka bölümünde, bu sevginin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki sanatsal tezahürlerini hatırlatarak şunları ekledi: “İstanbul ve Bursa'dan Konya'ya kadar Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde hat sanatında, mimaride, mezar yazıtlarında ve hatta mezar taşlarında beş, on iki İmam'ın ve Ehl-i Beyt'in (as) önde gelen şahsiyetlerinin isimleri bolca görülmektedir. Mevlana Celaleddin Rumî'nin türbesinde de pak İmamların (as) isimlerinin bulunması bu kültürel bağı göstermektedir. Bu tarihî, kültürel ve sanatsal eserlerin incelenmesi, Ehl-i Beyt (as) sevgisinin sadece bir bağ nedeni olmadığını, aynı zamanda dinî diyalog, İslamî yakınlaşma ve Müslümanlar arasında birliğin güçlendirilmesi için önemli bir temel olabileceğini göstermektedir.”
Ehl-i Beyt'in (as) Sevgi Mirasını Yeniden Okuyarak İslam'da Yakınlaşma
Uluslararası İslam Mezhepleri Üniversitesi Profesörü Dr. Mehdi Cemalifer, “Osmanlı Geleneğinde Ehl-i Beyt” konferansında İslam dünyasında yakınlaşma ve vahdet meselesinin önemini vurguladı ve şunları söyledi: “İslam'ın başlangıcından beri, İslam mezhepleri arasındaki teolojik, fıkıh, hadis ve tarihsel farklılıklar ayrışmaya yol açmıştır ve bu nedenle yakınlaşma her zaman ciddi bir mesele olmuştur. Ama modern dönemde "İslam mezheplerinin yakınlaşması" üzerine oluşan literatüre değinmek gerekirse, yakınlaşmaya yönelik çeşitli yaklaşımlar var; bazıları sosyo-politik bir perspektiften, bazıları teolojik ve bazıları farklılıklara saygı göstererek ortak noktalara ve diyaloğa vurgu yaparak, bazıları ise çağdaş bir fıkıh yaklaşımıyla ele almaktadır; ancak tüm bu bakış açılarının ortak amacı, İslam toplumlarında yakınlaşmayı güçlendirmektir.”
Cemalifer vahdet ve yakınlaşmanın önündeki önemli engellerden birinin Müslümanlar arasında "yanlış zihinsel imgelerin" oluşması olduğunu belirterek, şunları ekledi: “Bazen medyada ve siber alanda yeniden üretilen karşılıklı şüpheler, aradaki uçurumları daha da derinleştirebilir.”
Cemalifer’e göre, bazı yabancı internet sitelerinde özellikle İmam Humeynî hakkında hakaret içeren materyallerin yayınlanması veya İran'ın Siyonist rejimle gizli ilişkileri olduğuna dair iddialar, karamsarlığı körükleyen bu olumsuz tasvirlerin örnekleridir.
Dr. Cemalifer sözlerine şöyle devam etti: “Kendimiz hakkında bir imajımız var, ancak başkaları aynı imajı görmeyebilir ve bu görsel mesafe yönetilmezse, şüphe kızgınlığa ve hatta düşmanca davranışlara yol açabilir.”
Bu yanlış anlamalardan birinin, bazı Şiîlerin Sünnilere karşı Ehl-i Beyt hakkındaki görüşleri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bazıları Sünnilerin Ehl-i Beyt'e karşı kayıtsız veya muhalif olduğu düşünüyor, tarihsel ve kültürel kanıtlar Ehl-i Beyt'e duyulan sevginin de aralarında derinden kök salmış olduğunu göstermektedir ve bu mirası tanıtmak yanlış algıları düzeltmeye yardımcı olabilir.”
“Ehl-i Beyt Sevgisinin Somut ve Somut Olmayan Mirası” projesine atıfta bulunan araştırmacı şunları belirtti: “Somut miras camileri, kitabeler ve sanat eserlerini içerirken, somut olmayan miras ise şiirleri, musikisi, ritüelleri ve halk inanışlarını kapsar; bunlar unutulma riski en yüksek olan ve ciddi bir şekilde kayıt altına alınması ve belgelenmesi gereken unsurlardır.”
Modern İran'da Ehl-i Beyt'e duyulan sevginin yaygın tezahürlerine örnekler veren konuşmacı, şunları söyledi: “Bazı Kürt bölgelerinde ters dönmüş bir lalenin (lale şehidi temsil eder) üzerindeki çiğ damlası, İmam Hüseyin'in (AS) gözyaşları olarak yorumlanır; bazı Türkmenler arasında ise çocuklara Hasan, Hüseyin, Fatıma ve Zeynep gibi isimler vermek yaygındır; bu da bu sevginin halk kültüründe ne kadar derin bir yere sahip olduğunu gösterir.”
Dr. Cemalifer, tasavvufun bu alandaki potansiyelinin de önemli olduğunu belirterek şunları ekledi: “On dördüncü yüzyıldan itibaren, halifelik ve imamet teorilerini birleştirmeyi amaçlayan ve Nakşibendiyye, Nimetullahiyye, Kübraviyye ve Kadiriyye gibi tarikatlarda kendini gösteren 'Ehl-i Sünnet-On İki İmam' terimi ortaya çıktı. Anadolu’daki Alevi ve Bektaşiler arasında Ehli Beyt'e (as) duyulan sevginin tezahürlerini çokça görüyoruz; On İki İmam'ın şiirleri, 'Beş Ten-i Al-i Aba' sembolü ve Muharrem ayındaki yası bu bağlılığın tezahürleri arasındadır.”
Birleştirici Araştırmalar, Bir Uygulama ve Medya Yolu Bulmalıdır.
Toplantının moderatörü Muhammed Rıza Muhammedî-yi Necât, programın son bölümünde organizatörlere ve katılımcılara teşekkürlerini ifade ederek şunları söyledi: “Mezheplerin yakınlaştırılması ve uyumu meselesi sadece kavramsal düzeyde kalmamalı, uygulama ve pratik dile de çevrilmelidir. Üniversiteler ve akademisyenler arasındaki zayıf ilişki yıllardır konuşuluyor; bu alanda da akademik ilmi ve araştırma üretimi, karar alma süreçlerine, kültürel ve medya yönetimine henüz etkin bir şekilde giremedi. Öte yandan ciddi sorunlardan biri de bazı sözde dini hareketlerin bu kavramlara karşı gösterdiği dirençtir. Bunu söylemek utanç verici olabilir, ancak bazen medya yöneticileri arasında bile Sünnilerin Ehl-i Beyt'e (as) olan sevgisini vurgulamanın Şiilerin zararına olduğu yönünde bir algı var; oysa bu görüş, yakınlaşma meselesinin yanlış anlaşılmasından ve stratejik anlayış eksikliğinden kaynaklanmaktadır.”
Bu alanda üretilen eserlere atıfta bulunan Necat şunları söyledi: “Bazı belgeseller ve kitaplar yıllardır yayınlanmaya ve geniş dağıtıma hazır durumda, ancak karar alma ve medya alanında uygun bir platformun eksikliği nedeniyle etkili bir şekilde çoğaltılıp dağıtılamadı. Bilim camiası, bu konunun gerekliliğinin anlaşılması için kültür ve medya karar vericilerinin zihniyetini düzeltmek üzere 'entelektüel bir operasyon gerçekleştirmelidir.”
Ehlader HABER