.
.
Bismillahirrahmanirrahim
28.02.2026. Amerika ve İsrail saldırılarında şehit edilen, İran İslam cumhuriyeti dini lideri Merhum İmam Hamanei'nin (ra) mübarek naaşı, şehadetinden 133 gün sonra, İran'ın başkenti Tahran, Kum ve Meşhed; Irak'ın Necef ve Kerbela şehirlerinde, dünyanın çeşitli coğrafyasından, her millet, her renk ve her inançtan milyonlarca özgür insanın katılımıyla gerçekleştirilen cenaze töreniyle, Meşhed, İmam Rıza (as) türbesinde toprağa verilerek defnedildi.
Merhum İmam Humeyni'nin (ra) inkılabının evrenselliği ve geçen 47 yıllık mesaj, bütün engel ve baskılara rağmen, özgür insanların ruhunda, kalbinde, tefekkür ve düşüncesinde olgunlaşmaya ve bir derya dalgası gibi tüm cihanı sarmaya doğru yavaş yavaş hareket ediyordu. İmam Hamanei’nin (ra) şehadetiyle beraber dünyayı etkisi altına almaya başladı.
Düşman, İmam Hamanei’yi şehid etmekle, İran halkını ve devletini ele geçireceğini hesaplıyordu, oysa bu yanlış hesap sadece İran halkında değil, aynı zamanda dünyanın özgür insanlarının aklının, düşüncesinin ve vicdanlarının uyanmasına sebep olmuş, gizli kalan birçok özelliklerini ortaya çıkarmıştı. Görünüşte bu saldırı bir ulusa saldırıydı, ama aslında dünyanın çok farklı coğrafyasındaki özgür insanların vicdanlarına karşı yapılmış bir saldırıydı.
İran halkına karşı yapılan bu saldırı, dünyanın diğer coğrafyalarında yaşayan insanların hem akıllarının ve hem vicdanlarının uyanmasına sebep olmuştu. Dünyanda neredeyse bütün ülkelerde, hatta Amerika’da bile halklar, geniş kitleler halinde yürüyüşler düzenleyerek, hiç tanımadıkları bir millete sahip çıkıyorlardı. Çünkü o milletin fıtratta/yaratılışta kendilerinden bir parça olduklarının ve büyük bir zulme maruz kaldıklarının farkındaydılar. 40 günlük saldırı sürecinde hem komşu ülkelerde ve hem dünyada farklı milliyetten, ırktan, dilden, inançtan ve ideolojiden insanlar, saldırgan zalime karşı mazlumun yanında durmayı kendilerine bir vazife bildiler. Çünkü insanlar, Allah’ın, insanı fıtratta adalet, bağımsız ve özgür bir insan olarak yarattığının bilincine varmışlardı, İşte bu insanın özene ve fıtratına dönüşün sinyaliydi.
Aziz liderin şehit edilmesi ve 40 gün aralıksız saldırıların sürmesi ile beraber, İran halkında inkılapçı olan muvafıklardan, inkılaba karşı olan muhaliflere, yönetiminden ve halkın bütün tabanının her kademesine kadar bir birleşme, bir dayanışma ve bir vahdet oluşturmasına sebep oldu.
İnsanlar normalde savaşlarda saldırı esnasında tehlikelerden korunmak için sığınaklara girer, oysa İran’da tam bunun tersi oldu, halk 137 gündür hala meydanları ve caddeleri terk etmedi. Adeta düşmana karşı cansiparane mücadele veriyorlar. Burada önemli bir husus insanların hem devrimine, hem liderine, hem devletine ve hem de ordusuna sahip çıkmasıdır. Ayakta durmakta zorlanan yaşlı bir nine ben bu canımı rehberime feda etmek için geldim, devrimin ilk aşamasını görmeyen, ikinci ve üçüncü nesil den insanlar ve yıllarca devrime muhalif olanlar, hatta rehber ve İslam devletinden nefret edenler, diktatör diyen erkek, kadın ve gençler tek tek, Allah beni affetsin, ben tevbe etmeye geldim, ağlayarak ben rehberi tanıyamadım, yanlış tanıdım, şehadetiyle beraber onun nedenli büyük ve hak bir lider olduğunu ölümüyle anladım, her gece bu meydanlara geliyorum, Allah’tan af diliyorum beni bağışlasın, bundan sonra ömrümün bütün zamanını devletime, İslam’a ve rehberime atayacağım, gerekirse canımı feda edeceğim diye pişmanlıklarını dile getiren nice insanlar.
Bu, Sadece İran’da olan bir olay değil, dünyada yapılan yürüyüşlerde, halkların İslam devrimine ve halkına gösterdikleri ilgi, alaka ve destek, sadece normal bir destek değil, Almanya’da, Alman vatandaşı yaşlı Hristiyan bir kadına, bir vatandaşa neden İran’a destek veriyorsun sorusu sorulduğunda, ben bir insanım yıllarca Batı ve Amerika eksenli yönlendirmeler bizi yanlış yönlendirdi, bize yalan ve yanlış haber ve yorumlarla hakkı ve doğruyu ya terörist olarak ya da diktatör olarak gösterdiler. Ama şimdi doğruların kimler olduğunu daha iyi anlıyor ve görüyoruz diye cevap veriyorlar.
Bu, insanların fıtratında var olan bir olgu olduğu için, İmam Hamanei’nin şehadet kanı insanların vicdanında ektin bir eser bırakmış olduğu daha iyi anlaşılmakta, bilmeden dahi olsa insanları özüne ve fıtratına yönlendirmektedir.
Gerek İran ve gerekse Irak’ta cenaze merasimine katılan İslam, Hristiyan, Yahudi, Budist, Zerdüşt din adamları; dünyanın farklı yerlerinden, Sünni, Şia, Hristiyan, Yahudi, her renkten katılan ve katılamayan insanlar, aynı duyguları paylaşıyordu, bu, cenaze töreninde bulunmak veya bulunamamak sadece bir saygıdan ibaret değil, aynı zamanda bu insanların gerçekte özüne dönüş ve fıtratına yönelişin bir simgesiydi. Bu insanlara bunu bahşeden merhum İmam Hamanei’nin mübarek ve temiz şehitlik kanıydı.
İmam Hamanei’nin şehadet kanı ikinci bir devrimi gerçekleştirdi, ama bu devrim tam anlamıyla küresel bir devrime dönüştü, düşman, onun kanının evrensel anlamda bu denli insanların fıtratında adalet, bağımsız, özgür ve vicdan uyanışını sağlayacağını hesap edemedi. Eğer böyle olacağını hesap edebilseydi, belki de asla şehid etmek istemezdi.
Ama Allah’ın iradesinin gerçekleşmesine kimse engel olamaz. Evet, İmam’ın şehadeti birçok müminin ve mustazafın yüreğinde acı bir yara açmış olsa da, İlahi hedef doğrultusunda insanların fıtrat-i vicdanında gerçek yer edinmiş ve yeni bir dünya medeniyetinin oluşumuna, bu yeni medeniyet, Sünnet-i Nebevi medeniyeti olarak zamanın İmamı, İmam Mehdi’nin (af) zuhuruyla Velayetullah medeniyeti için, Evrensel İlahi adalet devletinin tesisine zemine hazırlamıştır.