Kuruştan Kurşuna Paradan Kana

.
.

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

İsrail terör şebekesinin ayakta kalması, bölgemizde iş birlikçiler satın alması ve tepeden tırnağa ileri teknolojilerle teçhizatlanması için trilyon dolarlar harcanıyor. İyi de bu trilyon dolar nasıl elde ediliyor? Kendileri yapıp kendilerine satarak bu kadar parayı serveti toplayabilirler mi?

Hepimiz biliyoruz ki bu paranın toplanmasında en büyük pay sahibi biz Müslümanlarız. Çünkü onların en büyük tüketim pazarıyız.

Hiç birimiz de böyle olsun istemiyoruz ama benim üç beş kuruşumla ne olur? Bir ben almamakla ne olur? Başkasını nerden bulayım? gibisinden basit ihmallerle düşmanımızı hücre hücre, nefes nefes, zerre zerre bizi ezecek bir deve çeviriyoruz.

Hesap çok basit:

Trilyon dolarlar milyar dolarlardan

Milyar dolarlar milyon dolarlardan

Milyon dolarlar bin dolarlardan

Bin dolarlar tek dolarlardan

Tek dolarlar da centlerden oluşuyor.

Centler veya bizim üç beş TL lerimiz de içtiğin koladan zıkkımlandığımız hamburgerden, içtiğimiz dumandan... elde ediliyor.

Şu an benim oturduğum binada 20 kişi mahallemde 2 bin kişi ilçemde 2 milyon kişi ilimde 20 milyon kişi ülkemde 90 milyon kişi bölgemizdeki ülkelerde 200 milyon kişi ümmet olarak 2 milyar kişi var. Şimdi bütün bu nüfusun alışveriş alışkanlıklarını bir hesaplar mısınız?

Farz edin ki Siyonist firmalar toplamda 5 milyar insana mal satıyor olsunlar. Bunun 2 milyarı pazarın yarısıdır ve bu pazar çok değerlidir. Müşterisinin yarısını kaybeden bir firma ya batar ya da zar zor ayakta kalır, kelle koparmaya, ülke yıkmaya gücü yetmez.

Diyeceksiniz ki bir benle mi olacak? Evet bir senle olur. Eğer bu 2 milyarın hepsi bir benle mi derse bir yere varamayız. Ama herkes evet her şey benimle başlar benimle biter derse iş tamamdır.

Artık şunu kabul et Filistin'i bu güne düşüren güç senin masandaki koladır, banyondaki şampuan, cebindeki telefon, altındaki araba...

Gerçekten böyle. Yöneticilerimize kızıyoruz haklı olarak evet bu yerinde ama biz önce kendimizden sorumluyuz.

Satıcılara da boşuna kızmayın, onlar isteneni getirmeden iş yapamazlar önemli olan senin istememen. İş son tüketicide biter.

Devlet de ben falan ülkenin mallarını almıyorum diyemez çünkü o zaman kendi de mal satamaz.

(İsrail'i kastedmiyorum, İsaril'i devletler de boykot etmeli çünkü tüm varlığı gayrimeşru ve zaten İsrail'in çok büyük bir satışı da yok önemli olan İsrail'e destek veren küresel Siyonist firmalardır.)

Esas olan halktır yani son tüketici. Son tüketici bir ürünü istiyorsa devlet de satıcılar da onu getirir, getirmeseler kaçağa düşmekle de olsa gelir müşterisini bulur.

Bir de şu çok söyleniyor: Başka ürün yok, hepsi onların falan...

Diyelim ki öyle, diyelim ki bir ürünü almakta mecburiyet var, o zaman zaten alma diyen yok. Mevzu bizim değiştirilebilir tüketim alışkanlıklarımızın ömür boyu düşmanımıza hizmet etmesidir.

Mesela sizin işyerinizin falan ürüne ihtiyacı var ve sadece falan siyonist firma üteriyor, almasanız zarar edeceksiniz, işiniz aksayacak. Düşmana bir kar vermemek için kendiniz on zarar edeceksiniz. Böyle bir durumda o ürünü almamak ahmaklık olur. Kimse bunu beklemiyor sizden. Sen işini, aşını koru, senin için kaçınılmaz olanı, gerekli olanı al yap yakıştır, güçlen ama düşmanı gereksiz yere güçlendirme. Mevzu budur.

Akıl en iyi terazidir, aklımızın ışığında doğruyu yanlışı seçebiliriz. Dolarla ödeme yapmak zorundaysan veya bir şekilde ticaretin dolarla oluyorsa tabi ki alacaksın işini yapacaksın ama gereksiz yere, veya eşit şartlarda neden ABD emperyalizminin değirmenine su taşıyasın. Örneğin varlığının değerini korumak için altın al, hiç olmadı Euro alsan yine dolardansa daha iyi. Önemli olan bilinçli davranmak, dostu düşmanı, daha büyük ve daha küçük düşmanı ayırt edebilmektir.

Basiret basiret basiret, o olmazsa ne kadar yazılsa çizilse boş, o olduktan sonra da az sözden çok şey zaten anlaşılır.

Yormayım sizi, dostumuzu düşmanımızı belleyelim ve kendi kardeşimize hatta kendi geleceğimize, nesillerimizin geleceğine kuruş deyip kurşun sıkmayalım.