Ehla-Der Haber

Kadir Akaras; Düşman Hedeflerinin Hiçbirine Ulaşamadı

Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras - Hazım Koral - Pusula / Kudüs Tv - Haziran / 2026

.
.

İran'ın Düşmanları Ortaya Koydukları Hedeflerin Hiçbirine Ulaşamadı

Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras Kudüs TV’de yayınlanan Pusula programında mah-ı matem Muharrem ayı ve İran İslam Cumhuriyeti’nin Amerika ve İsrail’e karşı kazandığı zafere dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Akaras, Muharrem ayının başlaması ve Kerbela hadisesi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Programda Kerbela’nın tarihî, dinî ve insanî boyutları ele alınırken, İmam Hüseyin’in kıyamının günümüze verdiği mesajlar üzerinde duruldu.

Programın ilk bölümünde Muharrem ayının Kerbela faciasını hatırlattığını belirten Akaras, yeni hicri yıl sevincinin Kerbela’nın acısıyla hüzne dönüştüğünü ifade etti. Kerbela’nın yalnızca Müslümanlar için değil, bütün insanlık için büyük bir trajedi olduğunu anlatan Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras, “İslam ümmetinin kanayan yarası olan Kerbela hadisesi, hakikatle aldatıcılık, hak ile batıl, vicdan ile vicdansızlık arasında yapılmış bir tercihin adıdır.” diye konuştu.

Kerbela’nın yalnızca dinî veya mezhebî bir mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Akaras, olayın evrensel boyutuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bugün Kerbela hadisesini hiçbir şekilde İslamî bir gömlek giydirmeden, sosyolojik bir vaka olarak insanlara anlatsak dahi aynı sonuca ulaşırız. Çünkü Kerbela’da insan hakları ihlallerinin tamamı mevcuttur. Çocukların öldürülmesi, insanların susuz bırakılması, esirlere yapılan muameleler, insan onurunun ayaklar altına alınması ve devlet gücünün zulüm aracı hâline getirilmesi bu hadisenin temel özellikleridir. Ya Eba Abdillah! Ya Hüseyin! Senin günün gibi hiçbir günü insanlık yaşamamıştır. Dolayısıyla biz her yıl bu insan hakları ihlallerine tepki göstermek amacıyla bu hadiseyi sürekli diri tutuyoruz ki bugünkü ihlallere de karşı çıkabilelim.”

* * *

Kerbela Faciası ve Günümüz

Kerbela’da yaşananların günümüzde de ders alınması gereken bir tablo ortaya koyduğunu belirten Akaras, “Biz her yıl Kerbela’yı anarak yalnızca geçmişte yaşanan bir olayı hatırlatmıyoruz; aynı zamanda bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan zulümlere de karşı çıkıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Peygamber Efendimizin Ehl-i Beyt’e yönelik vasiyetlerini de hatırlatan Akaras, Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde Müslümanların Ehl-i Beyt konusunda defalarca uyarıldığını söyledi. “Peygamberimiz, ‘Size Ehlibeytimi emanet ediyorum, benden sonra onlara nasıl davranacağınıza dikkat edin’ buyurmuştur.” diyen Akaras, Kerbela’da yaşananların bu emanete karşı işlenen büyük bir ihanet olduğunu dile getirdi.

Kur’an ile Ehl-i Beyt’in tarih boyunca benzer bir kader yaşadığını ifade eden Akaras, “Nasıl ki Kur’an’dan uzaklaşıldıysa Ehl-i Beyt’ten de uzaklaşıldı. Nasıl ki Kur’an mızrakların ucuna takıldıysa, Kerbela’da da İmam Hüseyin’in mübarek başı mızraklara takıldı.” dedi.

* * *

Önemli Olan Matemin Şekli Değil, Kerbela Hadisesine Karşı Duyarsız Kalmamaktır

Muharrem ayında gerçekleştirilen matem merasimlerinin de tarihsel ve kültürel bir karşılığı olduğunu belirten Akaras, her toplumun yasını farklı biçimlerde yaşadığını söyledi. Türk milletinin ağıtları, mersiyeleri ve gözyaşıyla acısını ifade ettiğini hatırlatan Akaras, “Önemli olan matemin şekli değil, Kerbela hadisesine karşı duyarsız kalmamaktır” ifadelerini kullandı.

Programda Kerbela sonrasında Emevî yönetiminin uygulamalarına da değinen Akaras, olayın yalnızca Hz. Hüseyin’in şehadetiyle sınırlı olmadığını söyledi. Yezid döneminde Medine baskını, Kâbe’nin mancınıklarla taşlanması ve çok sayıda sahabenin öldürülmesi gibi hadiselerin yaşandığını hatırlatan Akaras, Kerbela’nın bu zincirin en ağır halkası olduğunu ifade etti.

Akaras, “Kerbela’yı Şiî-Sünnî meselesi gibi göstermeye çalışmak tarihi gerçeklerle bağdaşmaz. Eğer Yezid Ehl-i Beyt’ten 72 kişiyi şehit ettiyse, yüzlerce sahabe de onun döneminde katledilmiştir.” dedi.

* * *

İslam'da Yas ve Hz. Yakup'un Gözyaşları

Programda yas tutmanın dinî dayanakları da ele alındı. Hz. Yakup’un oğlu Yusuf’tan ayrılığı için yıllarca gözyaşı döktüğünü ve sonunda gözlerini kaybettiğini hatırlatan Akaras, bunun Kur’an’da açıkça anlatıldığını belirtti.

“Hz. Yakup yalnızca bir oğlunun ayrılığına dayanamayarak yıllarca ağladı. Kerbela’da ise gözler önünde parçalanmış bedenler, susuz bırakılmış çocuklar ve şehit edilmiş onlarca insan vardı. Böyle bir facia karşısında gözyaşı dökmek son derece insanî bir davranıştır.” diyen Akaras, Kerbela mateminin duygusal olduğu kadar ahlakî bir sorumluluk da taşıdığını kaydetti.

Programda "İmam Hüseyin’in Yezid’e biat etmesi gerektiği!" yönündeki görüşler de değerlendirildi. Bu düşünceye katılmadığını belirten Akaras, Hz. Hüseyin’in zulme karşı duruşunun tarihî önemine dikkat çekti.

“İmam Hüseyin sıradan bir insan değildi. O, İslam medeniyetinin kurucu ailesinin mensubuydu. Eğer Hz. Hüseyin Yezid’in zulmüne karşı çıkmasaydı, kıyamete kadar insanların zalimlere karşı başkaldırma cesareti zayıflayabilirdi." diyen Akaras, Kerbela kıyamının insanlık tarihindeki en önemli adalet mücadelelerinden biri olduğunu söyledi.

* * *

İran, Düşmanın Hiçbir Stratejik Hedefine Ulaşmasına İzin Vermedi

Akaras, Kur'an-ı Kerim'in zaferi belirli şartlara bağladığını hatırlatarak, Muhammed suresinin 7. ayetine atıfta bulundu. Akaras, “Allah Teâla mutlak zaferi müjdelemektedir ancak bunun ön koşulları vardır. Kur'an'da, ‘Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar’ buyurulmaktadır” dedi.

Son dönemde yaşanan çatışmaların ardından ortaya çıkan tabloyu değerlendiren Akaras, zaferin kime ait olduğunun uzun süre tartışılacağını belirterek, “Bir Müslüman olarak meseleye baktığımızda, yaşanan sürecin İran'ın ve Direniş Cephesi’nin zaferiyle sonuçlandığını söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

İsrail ve Amerika'nın İran'a yönelik temel hedeflerinin İslamî yönetimi zayıflatmak, füze kapasitesini etkisiz hale getirmek, zenginleştirilmiş uranyum üzerindeki kontrolü ele geçirmek ve bölgesel hâkimiyet sağlamak olduğunu söyleyen Akaras, “Düşman ortaya koyduğu hedeflerin hiçbirine ulaşılamadı. Bu durum tek başına önemli bir başarıdır." değerlendirmesinde bulundu.

İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren yoğun baskılarla karşı karşıya kaldığını belirten Akaras, İslam Devrimi sonrasında siyasî kuşatma, ekonomik ambargolar, savaşlar ve çeşitli güvenlik operasyonlarının devreye sokulduğunu ifade etti.

Akaras, “İran'da bir dönem sokak terörü yaşandı. Din adamları, akademisyenler, çarşaflı kadınlar ve çok sayıda sivil hedef alındı. Parlamento binasına yönelik saldırılar düzenlendi, üst düzey yöneticiler suikastlara kurban gitti. Ancak bütün bu girişimlere rağmen sistem ayakta kalmayı başardı.” dedi.

Uzun yıllardır İran hakkında çeşitli rejim değişikliği ve bölünme senaryolarının gündeme getirildiğini söyleyen Akaras, “Yıllarca İran'ın çökeceği yönünde analizler yapıldı. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda bu öngörülerin hiçbirinin gerçekleşmediğini görüyoruz." ifadelerini kullandı.

Programda İran'ın nükleer faaliyetleri de ele alındı. Nükleer teknolojinin yalnızca silah üretimi anlamına gelmediğini vurgulayan Akaras, bu teknolojinin tıp, bilim ve sanayi alanlarında da önemli kullanım alanlarına sahip olduğunu belirtti.

İran'daki siyasî sistemin temelinde Velayet-i Fakih kurumunun bulunduğunu hatırlatan Akaras, dinî otoritenin toplum üzerindeki etkisine dikkat çekti. Tarihteki ‘Tütün Fetvası’ örneğini hatırlatan Akaras, dinî liderlerin toplumsal yönlendirme gücünün İran toplumunda hâlâ önemli bir karşılığı olduğunu söyledi.

Ayetullah Seyyid Ali Hamanei'nin kitle imha silahları ve atom bombasını dinî açıdan haram kabul ettiğini belirten Akaras, “İran yönetimi uzun yıllardır nükleer silah geliştirme niyetinin olmadığını ifade etmektedir. Buna rağmen İran'ın nükleer faaliyetlerinin tamamen durdurulması yönündeki baskılar devam etmektedir.” dedi.

Bölgesel enerji koridorları ve Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik rekabetin de çatışmaların önemli nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Akaras, İran üzerinde ekonomik ve siyasî kontrol kurma girişimlerinin sonuçsuz kaldığını söyledi.

Akaras, “Bugün gelinen noktada düşmanın hedeflerine ulaşamaması başlı başına bir zafer olarak değerlendirilmelidir.” diye konuştu.

İran toplumunun savaş ve kriz dönemlerindeki tutumuna da değinen Akaras, uzun yıllardır uygulanan yaptırımlara rağmen ülkede beklenen ölçüde bir toplumsal kaos yaşanmadığını söyledi.

“İnsanlar günlük hayatlarını sürdürmeye devam etti. Toplum içerisinde ciddi bir dayanışma ortaya çıktı.” diyen Akaras, savaş dönemlerinde görülen kitlesel göç hareketlerinin İran örneğinde yaşanmadığını belirtti.

İranlı bir sosyal medya fenomeninin değerlendirmesine atıfta bulunan Akaras, “Hatta bazı İranlıların yurtdışından ülkelerine geri döndüğü ifade edilmektedir. Bu durum savaş dönemlerinde alışılmış tablonun tersine bir görüntü ortaya koymuştur.” dedi.

İran toplumunda farklı siyasi görüşlere sahip kesimlerin bulunduğunu ancak kriz dönemlerinde ortak bir duruş sergilendiğini belirten Akaras, toplumsal birlikteliğin ülkenin en önemli avantajlarından biri olduğunu söyledi.

Diplomatik alanda da aktif bir politika izlendiğini söyleyen Akaras, İran'ın bölge ülkelerine yönelik yaklaşımını şu sözlerle özetledi:

“İran'ın bölge ülkelerine verdiği mesaj nettir: ‘Sizinle düşmanlığımız yok. Ancak topraklarınızın yabancı askerî üsler için kullanılmasına karşıyız.’”

Programda ayrıca İran'ın bölgesel düzeyde açık ve örtülü destekçilerinin bulunduğu, başta Türkiye, Pakistan, Katar ve Umman olmak üzere bazı ülkelerin çeşitli düzeylerde destek verdiği değerlendirmesi de paylaşıldı.

Akaras, İran'ın karşı karşıya kaldığı baskılara rağmen siyasi istikrarını koruduğunu, toplumsal dayanışmasını sürdürdüğünü ve stratejik hedeflerine bağlı kaldığını belirterek, ortaya çıkan sonucun direniş cephesi açısından önemli bir başarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Ehlader HABER