İmam Hüseyin'in (as) Hedefi

.
.

Bismillahirrahmanirrahim

İmam Hüseyin'in (as) başlattığı ve Aşura günü Kerbela’da şehadetiyle sonuçlanan İlahi kıyam.

Bu şanlı kıyamda hedef neydi?.

Kıyamın tarihsel süreci incelendiğinde, İmam Hüseyin (as), hedefinin mukaddes oluşunun bilinciyle hareket etti. Hedef yüce ve tekti. Kıyam Akıl ile hesaplanarak organize edilmiş ve temeli atılmıştı. Gerçekleştirilmesi gereken bir takım işler vardı. İmamın, kıyamın başlangıcından şehadetine kadar geçen süreçte, zor işleri tam anlamıyla yerine getiremediği görülmekteydi. Çünkü ortam ve şartlar istediklerini tam anlamıyla yerine getirmeye fırsat vermemişti. Ama yüce ve kutsal hedefe ulaşmıştı. Kıyamın merhaleler.

Bu merhale ve aşamalar İmam Hüseyin'in (as) asıl hedefi miydi, yoksa başka bir hedefi var mıydı? İmamın asıl hedefi anlaşıldığı zaman, bu merhaleler de anlaşılmış olur.

* * *

1. Merhale: Siyasi; İmam, ümmete musallat olan tağut sulta Şecere-i Habise Emevi saltanatının şirk siyasetini yıkıp, yerine İlahi velayet ve adalet devletini kurmaktı. Emeviler üzerinde oturdukları saltanatın gücüyle uyguladıkları siyasi baskılarla dinin ve ümmetin fıtratını değiştirmek ve cahiliye döneminin kültürünü yaşatmak için her türlü gayreti göstermekteydi. En büyük uğraşıları toplumu velayet bilinç ve yaşantıdan mahrum bırakmaktı. İmam, velayet nurunu, din ve Kur’an-ı Kerim hükümlerini ve ümmetin manevi değerlerini yok etmeye çalışan zalim, tağut, facir ve baskıcı bir yönetime karşı sessiz kalamazdı.

* * *

2. Merhale: Sosyoljik; Şecere-i Mel’une inançsız Emevi zümresi, İslam’ın damarlarına sinsice sızmıştı, ümmet sosyolojik olarak adeta benliğinden koparılmış, hem dini hem kültürel ve hem sosyolojik olarak her şeyden soyutlanmıştı. Ümmet kendilerinin kim ve ne olduğunu adeta unutmuş boyuta gelmiş, kimse kimseyi tanımaz olmuş, zenginlerin, kabile büyüklerin, Arapların, güçlülerin üstün, zayıfların ezildiği, Arap olmayan farklı dil ve kültüre sahip olan insanların unutulduğu, dışlandığı ve aşağılandığı, kadınların şirk ve cahiliye döneminde olduğu gibi cinsel ihtiyaçları karşılayan metal bir varlık olarak görüldüğü ve toplumun adeta fıtrat genleriyle oynayan bir şirk sisteminin hâkim olduğu ve Kıyamı tetikleyen bu yobaz ortama karşı, İmamın sessiz kalması mümkün değildi.

* * *

3. Merhale: Pisklojik; Emeviler, gerçek dışı söylemlerle ümmetin aklını, beynini, kalbini ve algılama organlarını adeta kör etmişti. Emevi saltanatının satılmış saray mollaları minberlerde Kur'an-ı kerim ayetlerini Şecere-i Habise Al-i Sufyan hanedanının hak olduğuna uyarlama yoluyla tahrif etmeleri, sahabe ve tabi'inden sözde hadis nakleden ravi bozuntularının, Hz. Resulüllah'a (saa) isnad etmeye çalıştıkları yalan ve uydurulmuş sahte hadislerle bu habis zümreye konum kazandırmak istemişlerdi. Ümmetin cahil bırakılması onlarda psikolojik travma yaşamasına neden olmuştu, yanlış ile doğruyu, hak ile batılı birbirinden ayırt edemez ve bunları birbirine karıştıran bir durumda, toplumun birbirine kin ve nefret besleyen ve psikolojik olarak yıkılmış bir ümmete dönüşmüştü.! 40 yıl Şam’dan başlayan ve diğer İslam beldelerine yavaş yavaş sirayet eden ve Resulüllah Ehl-i Beyt'i ve velayetine düşman yetiştirildiklerinin bile farkında olmayan ve psikolojisi altüst edilmiş bir ümmetin yok olmasına imam sessiz ve sakin oturamazdı.

* * *

4. Merhale: Cehalet; Hz. Resulüllah (saa) vefat etmiş, pak ruhu mübarek bedeninden yeni ayrılmış ve cenaze daha defnedilmemişken, Sakife Senatosu toplantısı ile ihanet çeteleri çirkin yüzlerini göstermeye başlamıştı. Maalesef devam eden süreçte, Şecere-i Mel’une Emevi zümresi ve yobaz avaneleri, 3. Halife döneminde İslam’ın en hassas noktalarına sinsice yerleştirilmiş, İslam ve ümmeti zehirli bir sarmaşık ot gibi sarmalamıştı. İslam ve ümmetin başına getirecekleri musibetin zeminesi hazırlanmış, asr-ı saadetten, cahiliye dönemine geri gerisine götürülmek için düğmeye basılmış ve o büyük felaketi yaşatmalarına az bir zaman kalmıştı.

Şirki ilahlaştıran, Şeytanı rahmanlaştıran, batılı haklılaştıran, yanlışı doğrulaştıran ve haramı helallaştıran, her günahı çekinmeden açık açık işleyen, Yezid gibi kafir zihniyeti, gayri meşru, zalim ve fasık bir diktatörü İslam’ın halifesi ve müminlerin emiri sunulan, valileri sarhoş halde namaz kılan ve kıldıran, haşa, Allah ile dalga geçer gibi, ya Rab! Kıldığımız bu namazlar dergâhında kabul değilse, iki rekat daha kılabiliriz diye cüret eden bu Şecere-i Habise zümresinin hangi amaca hizmet ettiğini gösteren ve yaşattıkları onca densizliğe karşı itirazda bulunamayan, git gide derin bir delalete sürüklenen zavallı bir toplumun ve Allah’ın dininin açık bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı bir süreçte İmam Hüseyin (as) göz yumamazdı.

* * *

4. Merhale: Adalet; Şecere-i Mel’une, Emevi zümresi ve avaneleri beytulmalı yağmalayarak ve adaletsiz yöntemlerle toplumun ekonomik kaynaklarını sömürerek zevk ve sefa içinde yaşarken, halk her alanda fakirleşerek açlık içinde kıvranıyordu. Toplumda ne ekonomik, ne hukuk ve ne sosyal hiçbir alanda adalet gözetilmiyordu, halk adaletsizlik ve zulüm baskısıyla inim inim inletilirken, İlahi adaletin yok edildiği bir ortamda, İmam, normal davranıp sakin duramazdı.

* * *

5. Merhale: Zulüm; Ümmete musallat olan bu Şecere-i Habise, öyle bir zulüm ağı örmüş, hakkını aramak ve itirazda bulunmak isteyen herkes bu zulümden nasibini alıyordu. Toplum, herhangi bir haksızlık karşısında itiraz etme cesaretini gösteremiyor, gözlerinin önünde yapılan bütün zulüm ve haksızlıkları görmelerine ve yaşamalarına rağmen korkudan sessiz kalıyor ve görmemezlikten geliniyordu. Topluma en ufak bir saygı gösterilmiyor, herhangi bir itirazda insanlar karanlık zindanlara atılıyor, işkencelere maruz bırakılıyor, zindanlara atılan birçok mazlum insan işkenceler neticesinde ya sakat bırakılıyor veya öldürülüp yok ediliyordu, zalimler zulümlerinde sınır tanımıyordu. İnsan izzet ve onurunun yok edildiği şirk düzeninde ümmet inim inim inlerken, İmam, normal davranıp zulme karşı arkasını dönüp gidemezdi.

* * *

6. Merhale: Toplumsal; Her dönemde ümmetin birliği çok önemlidir. Şecere-i Mel’une Emevi zümresi toplumu farklı inanç ve gruplara bölmüş, Arap olanların Arap olmayanlardan üstün bir millet olduklarına dair uydurukları sahte hadislerle İslam ümmetinin toplumsal birliğini yok etmek için hiçbir bozgunculuktan kaçınmıyordu. Münafıkların ve fitnecilerin kol gezdiği ve toplumsal birliğin yok edilmesine çalışıldığı, farklı fitne propagandalarıyla İlahi değerlerin yok edilmeğe çalışıldığı bir ortamda, İmam kıyamdan kaçamazdı.

* * *

7. Merhale: İslah; Şecere-i Habise, Emevi zümresi, ümmetin izzetini, onurunu, insani faziletini, özgürlüğünü elinden almış; cehalet, gaflet ve zillet ile tahakküm kurarak teslim almıştı. İmam Hüseyin (as) “Bu namert oğlu namert beni iki şey, ‘İzzet’ ölüm ile ‘Zillet’ hayat arasında bıraktı; ‘Heyhat minez-zillet’ zillet bizden uzaktır”. “Ölümü saadet, zalimlerle yaşamayı ise zillet bilirim’’. buyurdu.

* * *

Evet, Emevi şirk zümresi, ümmetin izzetini, özgürlüğünü, ruhunu, onurunu ve insani fazilet değerlerini zorbalık baskılarıyla ellerinden almış ve zillet içinde yaşamaya mahkûm etmişti. İnsanların bir kısmı korkudan, bir kısmı menfaati ve bir kısmı ise inanarak bu zillet yaşamını kabul etmişti.

İmamın kıyamının önünde ki en büyük problem genel manada toplumun cahil ve kültürsüz bırakılması, izzetin ellerden alınıp zillete mahkûm edilmesiydi. Dünya menfaati ve çıkarı için izzet ve onurunu satan, zillet ve onursuzluğu kabul eden insanlar, şirkin cahiliye dönemini geri getirme ve İslam’ın akaidini yok etme gayreti içinde olan zalime karşı miskin ve zillet içinde teslim olmayı ve yaşamayı kabul etmişti. İmam, Emevi zümresinin cahiliye döneminin bu uygulamalarını bertaraf etmek, ümmeti zilletten kurtarıp izzet kazandırmak, cehaleti yok edip gafletten uyandırmak ve bilinçlendirme yoluyla islah etmek için kıyamı farz gördü.

İmam Hüseyin’in (as) hedefi neydi?. Bazıları İmamın hedefinin “Devlet kurmak” ve bazıları ise “Şehit olmak” olduğu ve bu doğrultuda kıyam ettiğini söylerler. Her iki görüşte doğru olabilir, ama İmamın kıyam hedefinin felsefesi incelediğinde öncelikle şunu görüyoruz ne devlet kurma, ne şehit olma ve nede yukarıda belirtilen merhaleler için kıyam etme hedefindeydi. Allah!, imam Hüseyin’i (as) büyük bir kutsal sorumlulukla görevlendirmişti. İmam, bu büyük sorumluluğu yerine getirmekle kendini sorumlu tutmuş ve bunu bilerek hareket etmişti. Bu büyük kutsal sorumluluk ‘’VAZİFEYDİ’’ İmam, Allah’ın kendine sunduğu sorumluluğu yerine getirmeyi bir vazife olarak kabullenmişti. İmam, bu kutsal vazifeyi büyük bir titizlikle yerine getirdi.

Allah yolunda yapması gereken her şeyin bir vazife olduğunun bilincindeydi. İmam, Allah’ın emirini ve iradesini yerine getirmekle, bütün merhalelerin vazifenin içinde olduğunu biliyordu. İmam, Allah’ın iradesini akıl ile hesaplayarak yerine getirdi.

İmam, Ümeyye oğullarının görünürde Müslüman olduklarını iddia etseler de, hakikatte onların gerçek şirk yüzlerini ortaya çıkarmak, tanıtmak, kurdukları şirk ve tağut sistemini yıkmak, zalimin zulmünü yok etmek ve ümmeti velayet nuruyla ıslah etmeyi kendine bir ilahi vazife bildi. Çünkü Allah İmam Hüseyin’den (as) bu vazifeyi yerine getirmesini irade etmişti.

Eğer imam başarılı olsaydı devlet kuracaktı. Dolayısıyla tüm merhaleler birebir yerine getirilecekti, ama imam şehid oldu, her iki halde de vazifesini yapmış oldu.

Allah! İmam Hüseyin’in (as) mübarek şehadet kanıyla sadece o zamanın insanları için değil, İmam Mehdi’nin (af) zuhuruna kadar insanların aydınlanmasını, şirkin cehaletinden kurtulmasını, zilleti ret etmesini ve izzetli yaşamı sağlamalarını irade etmişti. İmamın hedefi ve vazifesi, bu kıyamın felsefesini gelecek nesillere intikal ettirmek ve Her toplumun zamanın imamına ve velayetine itaat emesini sağlamaktı. Eğer o gün ümmet zamanın imamına ve velayetine sahip çıksaydı ve yalnız bırakmasaydı, İlahi adalet ve velayet devleti kurulacaktı. Ümmet, velayet bayrağı altında, velayetullah nuruyla saadetli ve temiz bir hayat yaşayacaktı. Ama maalesef ümmet imamına sahip çıkmadı. İmam İlahi iradeye teslim olarak vazifesini layıkıyla yerine getirmenin gönül huzuruyla şehadetinin son nefesinde yaralı ve kanlı dudaklarıyla şöyle arz etti.

“Allah’ım Senin kaza ve Kaderine Razıyım, Emirine Teslimim ve Senden Başka İlah Yoktur.”

İmam Hüseyin (as) özgür insanlara, özellikle ulemaya şu mirası bırakmıştır. Vazife ehli olun, insanları davet ederken sadece İlahi vazifenizi yerine getirin, eğer siz ihlaslı ve takvalı olur, Allah’ın dinini vazife bilinci ve şuuruyla yerine getirirseniz. Allah sizleri başarılı kılar.

Bu vazife zamanın imamına ve velayetine sahip çıkmaktır. Eğer zamanın imamı, İmam Mehdi (af) ve velayeti hakkıyla tanınır ve itaat edilirse, halk onu ve velayetini hakkıyla tanır ve itaat eder. O halde vazife layıkıyla yerine getirilmiş olur. Allah, Resulüllah ve Ehl-i Beyt (sa) razı olur. Aksi takdirde ne vazifenin yerine getirildiği nede Allah, Resulüllah ve İmamlar razı olur. O halde bütün çabalar boş, dünya ve ahiret hüsranıyla karşı karşıya kalınır.