Hz. Nûh (a.s)

.
.

 Bismillâhirrahmânirrahîm

.

Kur’an-ı Kerîm’in yetmiş birinci sûresi Hz. Nûh’un (a.s)[1] adını taşır ve baştan sona onun gece ve gündüz tevhit mücadelesini anlatır.[2] 

Kur’an’da yirmi sekiz surede hakkında bilgi verilmiş ve kırk üç ayette de ismen zikredilmiştir. Özellikle A’râf, Hûd, Mü’minûn, Şu’arâ, Kamer ve Nuh surelerinde Hz. Nuh’tan (a.s), daha yoğun biçimde ve detaylı olarak söz eder.[3] 

Kur’ân’da Hz. Nûh’un (a.s) şahsiyet nitelikleri hakkında şöyle bilgi verilmektedir:

Hz. Nûh (a.s), gönderilen (mürselîn)[4], apaçık uyarıcı (nezîrün mubîn)[5] ve güvenilir elçilerdendir (resûlun emîn).[6]  

Hz. Nûh (a.s), bereketli (mübareken)[7], güzel davranan (muhsinîn)[8], gerçek inanan (mü’minîn)[9] ve şükreden bir kul idi (abden şekûrâ).[10]  

Hz. Nûh (a.s), yüce Allah tarafından seçilmiştir (Ellâhe-stafâ).[11] Kendisine vahyedilmiştir (evhaynâ).[12] Kavmine peygamber olarak gönderilmiştir (erselnâ nûhan ilâ kavmihi).[13] 950 yıl kavminin arasında kalmış ve tebliğle meşgul olmuştur (fîhim elfe senetin illâ hamsîne).[14] Kavmini yüce Allah’a kulluğa davet etmiştir (fettekû allâhe).[15] 

Hz. Nûh’un (a.s) güçlükler karşısında gösterdiği sabır (fasbir)[16] insanlara örnek olarak gösterilmiş, kıyamete kadar gelen nesiller, anıp selâm getirsinler diye onun ismini herkesçe bilinir kılmıştır (Selâmun âlâ nûhin fî-l’âlemîn).[17] Ve o, sonraki peygamberler için, takip edilmesi gereken bir önder olarak kılınmıştır (ve inne min şî’atihi le-İbrâhîm).[18]

Hz. Nûh (a.s) kavmini yüce Allah’tan başkasına ibadet etmemeleri hususunda uyarmış, aksi takdirde başlarına gelecek azabı kendilerine haber vermiştir (en ye’tiyehum azâbun elîm).[19] Yoldan çıkmış, çok zalim ve azgın olan kavmi (kânû hum azleme ve atgâ)[20] Hz. Nûh’a (a.s)  inanmadığı gibi ona mecnûn (deli) demiş, taşlamakla tehdit edip (letekûnenne mine’l-mercûmîn)[21] yalancılıkla itham etmiş, ondan kendisine uyan sığ bakışlı ve kıt akıllı aşağı tabakadan insanları yanından uzaklaştırmasını dile getirmiş (vemâ nerâke’t-tebe’ake illâ’l-lezîne hum erâzilunâ bâdiye’r-ra’yi vemâ nerâ lekum aleynâ min fazlin bel nezunnukum kâzibîn)[22] ve başlarına geleceğini bildirdiği azabı bir an önce getirmesini istemiştir. (kad câdeltenâ feekserte cidâlenâ fe’tinâ bimâ te’idunâ)[23] 

Kendi yaptıkları karşılığında hiçbir talebinin olmadığını (lâ es-elukum aleyhi mâlâen in ecriye illâ ala’allâh) söyleyen Hz. Nûh (a.s), gaybı bilmediğini ve melek de olmadığını, sadece yüce Allah’ın emirlerini bildirdiğini ifade edip davetini sürdürmüş (ve lâ ekûlu lekum indî hazâ’inu’allâhi velâ a’lemu’l-gaybe velâ ekûlu innî melekun)[24], uzun mücadeleler sonunda kavminin putperestlikten vazgeçmediğini görünce inanmayanları cezalandırması için yüce Allah’a dua etmiştir (feftah beynî ve beynehum fethan ve neccinî).[25] Yüce Allah Hz. Nûh’un (a.s) duasını kabul etmiş ve inkârcı kavminin tûfanla helâk edileceğini, kendisinin ve inananların kurtulacağını bildirerek bir gemi yapmasını istemiştir (vasna’i-l fulke).[26]  

Gemi inşa edilirken Hz. Nûh’un (a.s) kavmi kendisiyle alay etmiştir (min kavmihi sehirû minh). [27] Geminin inşâsı bitince her hayvan türünden birer çift, ayrıca suda boğulmasına hükmedilenler dışındaki aile fertleri ve iman eden diğer kimseler gemiye bindirilir (kulnâ’h-mil fîhâ min kullin zevceyni’s-neyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhi’i-kavl).[28] Hz. Nûh (a.s) ve ona inananlar kurtulurken eşi ve oğlu inanmayanlarla birlikte boğulur (ve nâdâ nûhun ibnehu ve kâne fî ma’zilin yâ buneyyer’keb me’anâ).[29] 

Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Nûh’un (a.s) oğlu için dua ettiği, ancak bunun kabul edilmediği belirtilmektedir (ve nâdâ Nûh’un rabbehu fekâle rabbi inne’bnî min ehlî, kâle yâ Nûh’u innehu leyse min ehlik).[30] Tûfan sona erince, “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte olanlara, bizden selâmet ve bereketle gemiden in” denilir.[31]

“İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Âdem’in sülbünden, Nûh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrâhîm ve İsrâîl’in (Ya’kûb peygamberin) sülâlesinden, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara, Rahmân’ın âyetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanıverirlerdi.”[32]  

Hz. Nûh (a.s) uzun mücadeleler sonunda kavminin putperestlikten (vedd, suva, yeğus, ye'ûk ve nesr vb. gibi putlar)[33] vazgeçmediğini görünce, inanmayanları cezalandırması için yüce Allah’a yakararak şöyle dua etmişti:

رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّارًا

(950 sene sabırla kavmini hakka çağırıp karşılık bulamayan Hz. Nuh dedi ki:) "Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!”[34] diyerek dua etmeye başlamıştı.

رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ

“Rabbim! Beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla”[35] diye yalvarmıştı.

Kur’ân-ı Kerîm bu duaların yapılış nedenini şöyle açıklamaktadır:

“Gerçekten Biz Nûh'u; ‘onlara acı bir azap gelmeden evvel kavmini uyar’ diye kendi halkına (peygamber olarak) göndermiştik.”

“O da (onlara) : ‘Ey Kavmim! Hiç şüphesiz ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım’ demişti.”

“Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin’ (diye uyarıvermişti).”

“Ki böylece (o da) günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele (belirlenmiş bir süreye) kadar erteleyip (yaşatsın). Elbette Allah'ın (takdir ettiği) eceli (ölüm vaktiniz) geldiği zaman, o (asla) ertelenmeyecektir. Bir bilmiş olsaydınız (ve düşünseydiniz).”

“(Nûh) Dedi ki: Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz (hakka) davet edip (gayret gösterdim).”

“Fakat benim davetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı.”

“Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkayıvermişler, (bana hakaret kastıyla) örtülerini başlarına çekmişler ve büyüklük tasladıkça kibirlenip, (küfür ve kötülükte) diretmişlerdi.”

“Sonra ben, onları açıktan açığa davet ettim.”

“Daha sonra (davamı) onlara (özellikle ve güzellikle) ilân ettim ve (ayrıca) kendilerine (hâin ve zalim kesimlerden ürkmesinler diye) gizli gizli (yanaşmak istedim ve gerçekleri) söyledim.”

“Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayandır, dedim."[36]

“(Bu ibretli ve hikmetli uyarılarına rağmen imana gelmeyen kavmini Rabbine şikâyet etti ve) Nuh dedi ki: Rabbim! Gerçekten onlar bana isyan edip durdular; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi artırmayan (azgın ve sapkın) kimselere uydular.”

“Ve çok büyük hile ve düzenler kurdular (Bana ve Allah dostlarına eziyet ve hakarete kalkıştılar). ”

“Ve (bu arada kâfirler birbirlerine) dediler ki: Sakın kendi ilâhlarınızı bırakmayın; ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'ûk'u ve ne de Nesr'i[37] bırakmayın (ve Nuh’a aldanmayın)!” (Yani, bu tapındıklarınıza ve tâbi olduğunuz hayat tarzına sahip çıkın, Nuh’un peşine takılmayın, diye birbirlerini kışkırttılar.)

“(Nûh dedi ki:) Gerçekten bunlar böylece çok kimseleri şaşırtıp-saptırıp yoldan çıkardılar. (Ey Rabbim!) Sen de zalimlerin ancak şaşkınlığını (ve azabını) arttır.”

“(İşte bu yüzden) Onlar, (inkâr ve) hataları dolayısıyla (dünyada) suda boğuldular, sonra (ahirette de) ateşe sokuldular. O durumda Allah'ın dışında hiçbir yardımcı da bulamadılar.”

950 sene sabırla kavmini hakka çağırıp karşılık bulamayan Hz. Nûh (a.s) dedi ki:

"Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!, diyerek”[38] dua etmeye başlamıştı.

(950 sene sabırla hakka çağırıp karşılık bulamayan Hz.) Nûh: ‘Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan ve dönüp dolaşan hiç kimseyi bırakma!’ diyerek (dua etmeye başlamıştı).”

“Çünkü sen onları (kendi hâllerine) bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp-saptıracaklar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (ahlâksız fâcirden) ve kâfirden başkasını doğurmayacaklardır.”

“Rabbim! Beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla.’ Zalimlere ise helak olup yıkılmaktan başkasını arttırma (diye yalvarmıştı).”[39] 

“(Bunların üzerine Hz.) Nûh’a vahyedildi ki: (Artık) Senin kavminden iman edenlerin dışında, kesinlikle hiç kimse inanacak değildir. O hâlde, sakın onların davranışlarına üzülme!  (Onların başına gelecekleri göreceksin!)

“(Şimdi) Sana vahyettiğimiz (öğrettiğimiz) doğrultuda ve gözetimimiz altında; (emredilen) gemiyi (sanatlı ve sistemli şekilde) imâl edip yapıver. (Ve artık) O zalimler hakkında Bana hitap edip (talepte ve şefaatte bulunma). Çünkü onlar (sapkınlık karşılığı olarak) suya batacak ve boğulacaklardır (artık bunu hak etmişlerdir).”[40]      

----------------

[1]- Kur’ân-ı Kerîm’de indirilişte ve tertipte 71. sırada Nûh sûresi yer alır. Bu mübarek sûre, Mekke’de nâzil olmuştur. Nûh sûresi 28 âyet, 224 kelime ve 959 harften ibarettir.  

[2]- Nûh, 5, 9

[3]- A’râf, 59-64, 69; Hûd, 25, 32, 36, 42, 45, 46, 48, 89; Mü’minûn, 23-30; Şu’arâ, 105, 106, 116; Kamer, 9-17; Nûh, 1-28

[4]- Şu’arâ, 105

[5]- Şu’arâ, 107

[6]- Hûd, 25

[7]- Mü’minûn, 29

[8]- Sâffât, 80

[9]- Sâffât, 81

[10]- İsrâ, 3

[11]- Âl-i İmrân, 33

[12]- Nisâ, 163

[13]- Nûh, 1

[14]- Ankebût, 14

[15]- Şu’arâ, 110

[16]- Hûd, 49

[17]- Sâffât, 79-81

[18]- Sâffât, 83

[19]- Nûh, 1

[20]- Necm, 52

[21]- Şu’arâ, 116

[22]- Hûd, 27

[23]- Hûd, 32

[24]- Hûd, 29, 31

[25]- Şu’arâ, 118

[26]- Hûd, 36-39

[27]- Hûd, 38

[28]- Hûd, 40

[29]- Hûd, 40-47

[30]- Hûd, 45-46

[31]- Hûd, 48

[32]- Meryem, 58

[33]- Nûh, 23

[34]- Nûh, 26

[35]- Nûh, 28

[36]- Nûh, 1-10

[37]- Bunlar; soylu aileleri ve kabileperestliği, altın ve serveti, güç ve kuvveti, kadın ve şehveti, rızık ve emniyeti temsil eden putlardı. Vedd, Kudaa kâbilesinin bir kolu olan Benî Kalûb bin Vebure'nin ilâhı idi. Onlar bu ilâhları için Dumete’l-Cendel denilen yerde bir tapınak inşâ etmişlerdi. Suva, Huzeyl kâbilesinin tanrıçasıydı, bir kadın şeklindeydi. Yanbu'ya yakın Ruhat denilen yer dolaylarında bunun tapınağı bulunmaktaydı. Yeğus, Tay kâbilesinin ve bu kâbilenin bir şubesi olan Enum ve Mezhic'in bazı kollarının ilâhı idi. Mezhiç'liler Yemen ve Hicâz arasındaki Cürş denilen bir yerde bu putu dikmişlerdi. Ye’ûk, Yemen'in Hemdân bölgesinde Hemdân kâbilesinin bir kolu olan Heyvan'ın mabuduydu. Nesr, Himyer bölgesinde, Himyer kâbilesinin bir kolu olan Âl-i zu’l-Kulân’ın mabudu idi. Eski yazıtlarında da bunun ismine Nâsûr şeklinde yazılmış olarak rastlanmaktadır. Bunun tapınağına Beyt-i Nâsûr, onlara tapanlara da Ehl-i Nâsûr diyorlardı. (Tefhîmu’l-Kur’ân, Nûh sûresi, 23. âyet.)

[38]- Nûh, 26.

[39]- Nûh, 21-28.

[40]- Hûd, 36-37.