.
.
Kur’ân-ı Kerîm - 1
Tanımı
Kaynağı yüce Allah tarafından, vahiy sûretiyle Hz. Cebrâîl (a.s) vasıtasıyla, son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.a) indirilen, muhatabı bütün insanlık olan, amacı insanları karanlıktan aydınlığa çıkaran [1] Kur’ân-ı Kerîm, Allah-û Teâlâ’nın insanoğluna gönderdiği son ilâhî kitaptır.
Kur’ân-ı Kerîm’de, Kur’ân kelimesi mârife el-Kur’ân olarak 58 yerde, nâkire olarak Kur’ân şeklinde 10 yerde ve muttasıl zamir ile birlikte Kur’ânehu olarak 2 yerde olmak üzere 70 defa kullanılmaktadır.
* * *
İsimleri
Kur’ân lafzı, masdardır ve mef’ûl manasınadır. Yani, mek’rû=okunmuş demektir. Nasıl ki kitab kelimesi, mektûb anlamına gelmektedir. [2]
Kur’ân lafzı, bir şeyi diğer bir şeye yaklaştırmak, yakınlaştırmak, yan yana getirmek [3] anlamını ifade eden karâne fiilinden türemiştir. Zira âyetler ve sûreler yan yana dizilerek birbirlerine eklenmişlerdir. [4]
Kur’ân lafzının hemzesiz olduğunu söyleyen Şâfiî, kelime harf-i tarifli olarak el-Ku’rân şeklindedir ve ne karâ’e fiilinden ne de başka bir kökten türemiştir; Tevrât ve İncîl gibi son din için gönderilen Kitab’a yüce Allah tarafından verilmiş özel isimdir demektedir. [5]
Kur’ân lafzı, kârinetûn kelimesinin çoğulu olan karâin kelimesinden türemiştir. Zira onun âyetlerinin bazısı bazısına benzer, bazısı bazısına kârine’dir. Karâin kelimesi hemzesizdir ve bu kelimedeki nûn harfi asîldir. [6]
Kur’ân lafzı, Arapça bir kelimedir. Ğufrân, kufrân, ruchân vezninde mehmuz’dur. Karâe kelimesinin masdarıdır ve okumak manasınadır. Karâe’nin hemzesi elif gerçekte vâv idi ve toplamak anlamına gelen karâve kelimesindendir. Zira Kur’ân okuyan kimse, onun harf ve kelimelerini bir araya toplamaktadır. [7]
Kur’ân lafzı, mürtecel’dir. Yani, hemzesiz ve elif-lâm ile muârref’tir. Hiçbir kelimeden müştâk değildir. Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) inen kelâm için elem’dir. Zira Kur’ân kelimesi, kârâe’den türememiştir. Eğer oradan türemiş olsaydı, her okunan şeyin Kur’ân olması gerekirdi. [8]
* * *
Sıfatları
1. “Allah'ın Kitabını (Kitâbe’llah) okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için gizli ve açık harcayanlar, asla batmayacak bir ticaret umarlar.” [9]
2. “Ve eğer ortak koşanlardan biri güvence dileyip yanına gelmek isterse, onu yanına al ki, Allah'ın sözünü (Kelâme’llah) işitsin; sonra onu güven içinde bulunacağı yere ulaştır. Böyle (yap), çünkü onlar, bilmez bir topluluktur.” [10]
3. “O, elbette Kerîm (pek değerli, çok şerefli) [11] bir Kur’ân’dır (Kur’ânu’n-kerîm).” [12]
4. “O, Mecîd [13] bir Kur’ân’dır (Kur’ânu’n-mecîd).” [14]
5. “Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve Azîm [15] Kur’ân’ı (el-Kur’âne’l- azîm) verdik.” [16]
6. “Hikmetli [17] Kur'ân'a (el-Kur’ânil-hekîm) andolsun.” [18]
7. “Biz onu Arabiyy (Arapça) [19] bir Kur'ân (Kur’âne’n-Arabiyyen) olarak indirdik ki anlayasınız.” [20]
8. “O, Azîz [21] bir Kitâb’tır (Kitâbu’n-azîz).” [22]
9. “Bunlar, Mübîn (apaçık, açıklayıcı) [23] Kitâb’ın (el-Kitâbi’l-mubîn) âyetleridir.” [24]
10. “Bu (Kur'ân) da ona (Hz. Muhammed'e s.a.a) indirdiğimiz Mübârek [25] bir öğüttür. Şimdi siz onu inkâr mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz!)” [26]
11. “Ey insanlar, size Rabbinizden Mev’ızâh (bir öğüt) [27], göğüslerde olan (sıkıntılar)a Şifâ [28] ve inananlara bir yol gösterici ve Râhmetun (rahmet) [29] gelmiştir.” [30]
12. “Eğer (bunlar) seni yalanlıyorlarsa (üzülme çünkü) bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Elçileri onlara açık kanıtlar, sahifeler ve Münîr (aydınlatıcı) [31] Kitâb getirmişlerdi (yine de onları yalanladılar.)” [32]
13. “Meknûn [33] bir Kitâb’ta (Kitâb’in Meknûn) (Levh-i Mahfuz’da da aynen yazılı ve kayıtlı bir hakikattir).” [34]
14. “Mestûr [35] (satır satır yazılmış, satırlara dökülmüş) Kitâb’a” [36]
15. “İnananlara Hüdâ [37] (yol gösterici) ve Büşrâ [38] (müjdedir.)” [39]
16. “Bu (Kur’ân), kendinden önceki (İlâhî kitab)ları doğrulayan (Musâddık) [40] ve (dünyada) şehirlerin anası (olan Mekke-i Mükerrem’e) ve çevresindeki (yeryüzündeki insan)ları uyarman için indirdiğimiz mübarek bir Kitâb’tır.” [41]
* * *
Özellikleri
O, yüce Allah katından indirilen kitaptır. [42]
O, eşsizdir ve âciz bırakan kitaptır. [43]
O, azametli ve yüce kitaptır. [44]
O, fıtrata uygun kitaptır. [45]
O, korunmuş kitaptır. [46]
O, müjdeleyici ve uyarıcı kitaptır. [47]
O, sağlam, çelişkisiz, şüphe götürmez, şaşırtıcı ve ciddi kitaptır. [48]
O, inananlar için öğüt ve şifâdır. [49]
O, hakkı bâtılan ayıran kitaptır. [50]
O, mûcize kitaptır. [51]
O, nübüvvet senedidir. [52]
O, Hz. Muhammed’e (s.a.a) verilmiştir. [53]
O, şiir ve şair sözü değildir. [54]
O, şaka, kâhin ve şeytan sözü hiç değildir. [55]
* * *
İnişi (Nüzûlü)
Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Resûl’e (s.a.a) vahiy [56] yoluyla nâzil olmuştur. Vahy kelimesi, vahâye fiilinin masdarı olup sözlükte, evhâ: vahiy etmek [57]; imâ ve işaretle bildirmek [58]; ilham etmek [59], yûhûne: fısıldamak ve telkinde bulunmak [60], evhaytu: bildirmek [61], gizli konuşmak ve emretmek [62] gibi çeşitli anlamlara gelmektedir. Vahiy, yüce melekût âleminden madde âlemi olan dünyaya yapılan çağrıdır.
Vahy kelimesinin çoğulu vûhiy’dir. Kur’ân’da vahy sözcüğü isim olarak 6 kez ve fiil olarak türevleri ile birlikte 72 kez olmak üzere toplam 78 yerde geçmektedir. Vahy lafzı daha ziyade Kur’ân’da evhâ ve evhaynâ şeklinde ifade edilmiştir. [63]
V-h-y kökünden kelimeler yüce Allah’a nispet ediliyorsa, muhatabı peygamber ise buna hakikî vahiy denmektedir. Bu bağlamda vahy [64], evhâ, evhaynâ [65] filleri ile ûhiye ve yûhâ [66] edilgen fiilleri hakikî vahiy anlamlarında kullanılır.
V-h-y kökünden kelimeler yüce Allah’a nispet ediliyorsa, muhatabı peygamber değilse buna, İlâhî vahiy denmektedir. Bu çerçevede evhaytü [67], avhaynâ [68] ve yûhî [69] fiileri İlâhî vahiy anlamında kullanılır.
V-h-y kökünden fiiller eğer yüce Allah’tan başkasına nispet ediliyorsa buna da gayri İlâhî vahiy denir. Bu türden olarak evhâ [70] fiili, Hz. Zekeriya’ya (a.s) nispet edilerek işaret etmek, yûhî [71] ve yûhûne [72] fiilleri insan ve cin şeytanlarına nispet edilerek fısıldamak, vesvese vermek manasına gelir. [73]
Vahiy, hızla gösterilen işarettir. Hızlıca ve işaret şeklinde gerçekleşen mesajdır. [74]
Vahiy, başkalarıyla gizli konuşmadır. [75]
İlk vahiy miladî 610 yılında Mekke yakınlarında Nûr dağındaki Hirâ mağarasında Hz. Resûl-i Ekrem’e (s.a.a.) 40 yaşında geldi.
Vahyin başlangıcı ile sonu arasında geçen müddet 22 sene, 2 ay ve 22 gündür. Hicretten evvel nâzil olan vahiyler Mekkî, hicretten sonrakiler de Medenî addedilmişlerdir. Bunun ilk 13 yıllık bölümü Mekke’de, diğer kısmı ise, Medine’de geçmiştir.
“Allah bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle (kulunun kalbine dilediği düşünceyi doğurarak), yahut perde arkasından konuşur yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir.” [76]
Vahyin geliş şekillerinin belirtildiği bu âyette, vahiy kalbe ilham veya Cenab-ı Hâkkı görmeksizin perde arkasından konuşma ya da vahiy meleği Hz. Cebrâîl (a.s) aracılığıyla kelâm işitmek suretiyle gerçekleşmektedir.
Kur’ân’ın indiği ortamda yazı yazabilenlerin sayısının sınırlı ve yazının henüz gelişmemiş olmasından dolayı yazı malzemeleri de sınırlıydı. O dönemde yazı malzemesi olarak kırtâs adıyla anılan papirüsler, tabaklanmış deri edîm, deri/kâğıt parçaları rikâ, ceylan derisinden mâmul parşömen rakk, ipek harîr ve kumaş atlas/tirâz kullanılıyordu. Nispeten pahalı olan ve az bulunan bu malzemelerin dışında hurma dalları asîb, düz satıhlı taşlar, kürek ve kaburga kemikleri azm ile tahta ve seramik parçaları hazef kullanılmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm mübarek Ramazan ayında [77] Kadir gecesinde [78] nâzil olmuştur.
Kur’ân’ın inişi hakkında, Ebû’l-Abbâs Abdullah b. el-Abbâs b. Abdilmuttalib el-Kureşî (öl. 68/687-688) şöyle demiştir:
Kur’ân, Levh-i Mahfûz’dan alındı, dünya semasındaki Beytül-İzze’ye kondu. Cibrîl’de onu, Peygamber’e indirdi ve ağır ağır okuttu. [79]
O hâlde, Kur’ân-ı Kerîm iki şekilde inmiştir:
Birincisi, Levh-i Mahfûz’dan [80] dünya seması Beytü’l-İzze’ye inzâl [81] şeklinde inmiştir. Diğeri ise, oradan Hz. Cebrâîl (a.s) vasıtasıyla, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kalbine tenzîl [82] şeklinde inmiştir. [83]
Vahiy kâtiplerinin sayısı hakkında farklı rivâyetler nakledilmiştir. Bu konudaki farklılığın en önemli sebebi vahiy kâtipleriyle mektup, ahidnâme, ganimet kayıtları vb. hususlarda kâtiplik yapanların ayırt edilememesidir.
Devam Edecek…
- - - - - - - - - - - -
[1]- 2/Bakara: 257.
[2]- Ebû’l-Abbâs Abdullah b. el-Abbâs b. Abdilmuttalib el-Kureşî (ö. 68/687-688) görüşüdür.
[3]- 43/Zuhruf: 13, 53.
[4]- Ebû Amr b. el-Âlâ (ö. 154/771) ve Ebû Bekr b. Mucâhid (ö. 324/936) görüşleridir.
[5]- Ebû Abdillah Muhammed b. İdrîs b. Abbâs eş-Şâfiî (ö. 204/820) görüşüdür.
[6]- Ebû Zekeriyyâ Yahya b. Ziyâd el-Ferrâ’nın (ö. 207/822) görüşüdür.
[7]- Ebû’l-Hasan Ali b. Hâzım el-Lihyâ’nin (ö. 215/830) görüşüdür.
[8]- Bedruddin Muhammed b. Abdullah er-Zerkeşî (ö. 794/1392) görüşüdür.
[9]- 35/Fâtır: 29.
[10]- 9/Tevbe: 6.
[11]- Kur’ân’da kerîm/el-kerîm kelimeleri 27 kez geçmekte, sadece bir tanesinde (56/Vakı’â: 77) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır.
[12]- 56/Vakı’â: 77.
[13]- Kur’ân’da mecîd/el-mecîd kelimeleri 4 kez geçmekte, iki âyette (50/Kâf:1 ve 85/Burûc: 21) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır. Mecîd sözcüğü çok ünlü, çok şerefli, çok asil demektir.
[14]- 85/Burûc: 21.
[15]- Kur’ân’da 107 kez geçen el-azîm kelimelerinin sadece bir tanesi (15/Hicr: 87) Kur’ân için kullanılmaktadır. Kur’ân’ın yüce bir kaynaktan geldiğini, yüceliğini, yüce hakikatler içerdiğini ve okuyup yaşayanı yücelteceğini hatırlatmaktadır.
[16]- 15/Hicr: 87.
[17]- Kur’ân’da hakîm/el-hakîm kelimeleri 97 kez geçmekte, sadece bir tanesinde (36/Yâsîn: 2) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır.
[18]- 36/Yâsîn: 2.
[19]- Kur’ân Arapça lisana sahip ilâhî bir mesajdır. Kur’ân’da 11 kez geçen arabiyy kelimeleri (13/Ra’d: 37; 26/Şu’arâ: 195; 39/Zümer: 28; 42/Şûrâ) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır. Areb sözcüğü Hz. İsmâîl’in (a.s) çocuklarından/soyundan gelenlere denir. Areb kelimesini çoğulu A’râb gelir. Arâbiyy lafzı örfte çölde yaşanlara (Bedevilere) mensup kişilere ad olmuştur. Arâbiyy sözcüğü fasih konuşana denir.
[20]- 12/Yûsuf: 2.
[21]- Kur’ân’da azîz/el-azîz kelimeleri 99 kez geçmekte, sadece bir tanesi (41/Fussilet: 41) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır. Kaynağını yüce Allah’tan alma itibariyle Kur’ân azîz’dir. Azîz sözcüğü eşsiz, üstün, benzeri bulunmaz demektir.
[22]- 41/Fussilet: 41.
[23]- Kur’ân’da 119 kez geçen mübîn/el-mübîn kelimelerinin bir bölümü Kur’ân’ın sıfatı için kullanılmaktadır. (4/Nisâ: 174; 5/Mâide: 15; 6/En’âm: 59; 10/Yûnus: 61; 12/Yûsuf: 1; 15/Hicr: 1; 26/Şu’arâ: 2; 27/Neml: 1, 75; 28/Kasas: 2; 36/Yâsin: 69) Bu sıfat, Kur’ân’ın hem apaçık olduğunu hem de açıklayıcı özelliğini ifade eder.
[24]- 12/Yûsuf: 1.
[25]- Bereket kaynağı anlamında mübârek kelimeleri Kur’ân’da 8 kez geçmekte, dört tanesi (6/En’âm: 92, 155; 21/Enbiyâ: 50; 38/Sâd: 29) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır.
[26]- 21/Enbiyâ: 50.
[27]- Kur’ân’da mev’ızah/el-mev’ızah kelimeleri 9 kez geçmekte, bunların bir kısmı (2/Bakara: 275; 3/Âl-i İmrân: 138; 10/Yûnus: 57; 11/Hûd: 121; 16/Nahl: 125; 24/Nûr: 34) Kur’ân için kullanılmaktadır.
[28]- Yaygın kabule göre derde deva olmak anlamına gelen şifâ kelimesi, Kur’ân’da dört kez (10/Yûnus: 57; 16/Nahl: 69; 17/İsrâ: 82; 41/Fussilet: 44) geçmektedir.
[29]- Kur’ân, insanlığa ve kâinata merhameti tanıtan, ilâhî rahmetin tecellisi olan bir sesleniştir. Kur’ân’da 72 kez rahmeh/er-rahmeh geçer.
[30]-10/Yûnus: 57.
[31]- Kur’ân’da münîr/el-münîr kelimeleri 6 kez geçmekte, dört tanesi (3/Âl-i İmrân: 184; 22/Hac: 8; 31/Lokmân: 20; 35/Fâtır: 25) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır. Kur’ân aydınlatıcı oluşu itibariyle münîr’dir; çünkü içerdiği esaslar itibariyle cehalet, inkâr ve şirk karanlıklarını giderip yerlerini aydınlatan bir mesajdır.
[32]- 35/Fâtır: 25.
[33]- Kinne sözcüğü bir şeyin içinde muhafaza edildiği, saklandığı, gizlendiği (barınak, sığınak, siper, ev, çardak gibi) şeydir. Kinne sözcüğünün çoğulu eknân gelir. Kinân kelimesi bir şeyin içinde saklandığı örtü demektir. Çoğulu ekinneh şeklindedir.
[34]- 56/Vâkı’a: 78.
[35]- Yazılan yazıdan, dikilen ağaçtan ve ayakta duran insanlardan oluşan safa setr veya seter denir.
[36]- 52/Tûr: 2.
[37]- H-d-y kökünden gelen hidâyet sözcüğü güzel, yumuşak bir şekilde yol göstermektir. Hediye de bu köktendir.
[38]- Kur’ân-ı Kerîm sunduğu ilkelere uyanlar için dünyada saadet, ahirette cennet müjdesi veren bir mesaj’dır. Kur’ân’da 15 kez geçen büşrâ/el-büşrâ kelimeleri bazı âyetlerde Kur’ân için kullanılmaktadır. Bu yönüyle Kur’ân, dünyada ilkelerine uyanlar için meleklerin beraberliğini de müjdelemektedir.
[39]- 27/Neml: 2.
[40]- Kur’ân’da musâddık kelimeleri 18 kez geçmekte, bir bölümünde (2/Bakara: 41, 97; 3/Âl-i İmrân: 3; 4/Nisâ: 47; 5/Mâide: 48; 6/En’âm: 92; 35/Fâtır: 31; 46/Ahkâf: 12, 30) Kur’ân’ın sıfatı olarak kullanılmaktadır.
[41]- 6/En’âm: 92.
[42]- 4/Nisâ: 82, 166; 10/Yûnus: 37.
[43]- 17/İsrâ: 88; 41/Fussilet: 41; 2/Bakara: 23-24; 10/Yûnus: 38-40.
[44]- 15/Hicr: 87; 59/Haşr: 21; 86/Burûc: 21-22.
[45]- 7/A’râf: 52; 30/Rûm: 30.
[46]- 15/Hicr: 9;18/Kehf: 27.
[47]- 6/En’âm: 19; 16/Nahl: 102; 27/Neml: 1-2; 36/Yâsîn: 69-70.
[48]- 2/Bakara: 2; 4/Nisâ: 82; 18/Kehf: 1-2; 72/Cin: 1; 86/Târık: 13.
[49]- 44/Duhân: 58; 54/Kamer: 17; 10/Yûnus: 57; 17/İsrâ: 82.
[50]- 3/Âl-i İmrân: 3-4; 25/Furkân: 1; 41/Fussilet: 41; 86/Târık: 13.
[51]- 10/Yûnus:37; 11/Hûd: 13; 17/İsrâ: 88.
[52]- 4/Nisâ: 166; 11/Hûd: 13.
[53]- 15/Hicr: 87; 4/Nisâ: 163; 29/Ankebût: 47.
[54]- 36/Yâsin: 69; 69/Hakkâ: 41.
[55]- 86/Târık: 11-15; 69/Hakkâ: 42; 26/Şuarâ: 210; 81/Tekvîr: 25.
[56]- 6/En’âm: 19, 106; 26/Şu’arâ: 192-195.
[58]- 99/Zilzâl: 5.
[58]- 19/Meryem: 11.
[59]- 16/Nahl: 68.
[60]- 6/En’âm: 121.
[61]- 5/Mâide: 111.
[62]- Sıhâhu’l-lüga, c. 6, s. 2519.
[63]- el-Mu’cemu’l-müfehres, v-h-y md.
[64]- 11/Hûd: 37; 21/Enbiyâ: 45; 42/Şûrâ: 51; 53/Necm: 4.
[65]- 14/İbrâhîm: 13; 53/Necm:10; 7/A’râf: 117, 160; 42/Şûrâ: 7, 13.
[66]- 18/Kehf: 110; 43/Zuhruf: 43; 72/Cin: 1; 6/En’âm: 93.
[67]- 5/Mâide: 111.
[68]- 28/Kasas: 7.
[69]- 8/Enfâl: 12.
[70]- 19/Meryem: 11.
[71]- 6/En’âm: 112.
[72]- 6/En’âm: 121.
[73]- Prof. Dr. Mehmet Okuyan, Kur’ân Sözlüğü, s. 662.
[74]- el-Mufredât fî ğaribi’l-Kur’ân, v-h-y md.
[75]- Lisanu’l-Arab, c. 15, s. 379.
[76]- 42/Şûrâ: 51-52.
[77]- “(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’ân; insanlara hidâyet rehberi, doğru yolun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak onda (ki Kadir gecesinde) indirildi.” (2/Bakara: 185)
[78]- “Doğrusu biz onu (Kur’ân-ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” (97/Kadir: 1-3)
[79]- İbn Ebû Şeybe, el-Musennef, c. 6, s.144; Hâkim, el-Müstedrek, c.2, s.222.
[80]- “Korunan bir (yazılı) levhadadır.” (85/Buruc: 22)
[81]- Kur’ân-ı Kerîm’in tümden, toplu olarak indirilmesine inzâl denir. “(Bunlar inkâr ededursunlar) doğrusu o (Kitab), çok şerefli bir Kur’ân’dır ki (onun aslı) Levh-i Mahfûz’dadır. (Koruma altındaki levhadadır.)” (85/Burûc: 21-22)
[82]- Kur’ân-ı Kerîm’in parça parça indirilmesine tenzîl denir. “Küfre sapanlar/inkâr edenler: ‘Bu Kur’ân ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?’ dedi(ler). Oysa biz onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle (peyderpey) indirdik. Hem de onu tertîl üzere (ağır ağır güzel/düzgün bir okuyuş ile) okuduk.” (25/Furkân: 32)
[83]- TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, s. 308.