Hz. Muhammed (s.a.a) – 14

.
.

Duaları

Dua kelimesi, çağırmak, seslenmek, istemek; yardım talep etmek manasındaki da’vet ve da’vâ kelimeleri gibi masdar olup, küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vâki olan talep ve niyaz anlamında isim olarak da kullanılır. Ayrıca yüce Allah’a sunulacak talepleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir. İslâm literatüründe ise yüce Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesini, sevgi ve tâzim duyguları içinde lütuf ve yardımını dilemesini ifade eder.

Duanın ana hedefi insanın yüce Allah’a hâlini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre dua, kul ile yüce Allah arasında bir diyalog anlamı taşır. Bunun gerçekleşmesi için önce yüce Allah insanı kendi varlığından haberdar etmiş, insan da varlığını benimsediği bu yüce kudret karşısında duyduğu saygı ve ümit hisleri sebebiyle kendisinden daha üstün olanla irtibat ihtiyacını duymuştur. Dua böyle bir irtibat neticesinde insanın bir taraftan kendi ihtiyaç ve eksiklerinin telâfisini, diğer taraftan daha mükemmele ulaşmasını hedefleyen bir diyalog vasıtasıdır. Bir başka söyleyişle dua sınırlı, sonlu ve âciz olan varlığın sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğu bir köprüdür.

Ayakta durma, diz çökme, eğilme, secde etme, başını eğme, elleri gök yüzüne doğru kaldırma, iki yana açma, kavuşturma, gözleri yukarıya dikme gibi hâller çeşitli dinî çevrelerde dua esnasında görülen farklı davranışlardır.

Dinlerde dua muhteva, şekil ve anlatım biçimine göre bazı türlere ayrılır. Asıl ve en yaygın olanı yalvarıp yakarmadır. Bu tür duada insan bir kötülükten kurtulmayı veya bir iyiliğe kavuşmayı diler. Diğer bir tür de şükür ve hamdetmedir. Bu ise kabul ettiği bir dilek ve istekten dolayı yüce Allah’ı üstün vasıflarını sayarak yüceltmektir. Şükür ve hamd genelde yalvarış duasının başında yer alır.

Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi yerde geçen dua kelimesiyle birlikte bazı âyetlerde da’vâ ve da’vet kelimeleri de aynı anlamda kullanılmıştır; ayrıca pek çok âyette dua kökünden fiiller yer almıştır. Bu âyetlerde dua ve türevleri yüce Allah’a yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arz ederek O’nun lütfunu dileme, çağırma, seslenme, davet etme, ibadet etme, yardıma çağırma, bir durumu arz etme, yüce Allah’ın birliğini tanıma, isnat ve iddia etme anlamlarında kullanılmıştır.

Lisânü’l-ʿArab adlı ansiklopedik sözlüğüyle tanınan dil âlimi, edip ve Şâfiî fakihi Ebü’l-Fazl Cemâlüddîn Muhammed b. Mükerrem b. Alî b. Ahmed el-Ensârî er-Rüveyfiî (ö. 711/1311), dua etmenin başlıca üç şeklinin bulunduğunu belirterek bunları şöyle sıralamıştır:

1. Yüce Allah’ın birliğini dile getirme ve O’nu övgüyle anma.

2. Yüce Allah’tan af, merhamet gibi mânevî isteklerde bulunma.

3. Yüce Allah’tan dünyevî nimetler isteme.

Aynı müellif (İbn Manzûr), genellikle “Yâ Rabbi! Allah’ım!” gibi hitap ve çağrı ifadeleriyle başlayan veya yüce Allah’ı övgüyle anan her sözün- içinde bir dilek ve istek bulunmasa da- dua olduğuna işaret ederek tehlîl (lâ ilâhe illallah), tahmîd (elhamdülillâh) gibi dinî ifadelere İslâmî gelenekte dua denildiğini hatırlatır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de de [1] müminlerin cennetteki dualarının yüce Allah’ı tâzim ve tenzih sözleriyle (sübhânekellâhümme) başlayacağı, yine onların dualarının övgü sözleriyle (el-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn) biteceği bildirilmiştir.

Müfessir, Arap dil âlimi ve ahlâk felsefecisi Ebü’l-Kâsım Hüseyn b. Muhammed b. el-Mufazzal er-Râgıb el-İsfahânî (ö. V./XI. yüzyılın ilk çeyreği), sözlük anlamıyla dua kelimesinin nidâ ile anlam yakınlığı olmakla birlikte ıstılahî manadaki duada daima tâzim ve tâzimle birlikte istekte bulunma anlamının mevcut olduğuna dikkat çeker ve buna müslümanların Hz. Peygamber’i (s.a.a) çağırırken (dua) saygılı bir ifade kullanmalarını emreden âyeti [2] delil gösterir. Esasen duanın aynı zamanda zikir sayılması, hatta İslâm literatüründe çoğunlukla ezkâr ve ed‘iye gibi ifadelerle bu iki kavramın birlikte kullanılması duanın içerdiği bu saygı unsurunun bir sonucudur. Bu şekilde dua ifadelerinin biri zikir ve saygı, diğeri herhangi bir dilek olmak üzere iki unsuru bulunduğu görülmektedir.

Dua, insanın yüce Allah’a kulluk faaliyetlerinin esas unsurudur. Dua, kulun yüce Allah’tan bir şey dilemesi, yüce Allah’ı yardıma çağırması, anması demek olur. İnsan içinde bulunduğu zor ve sıkıntılı durumlardan kurtulmak, kötü durumlara mâruz kalmamak için yüce Allah’ı hatırlar, aczini, güçsüzlüğünü ve kusurlarını samimiyetle itiraf ederek O’ndan yardım ister. Kötü durumdan kurtulma isteği, onu işlediği günah ve kusurlar sebebiyle pişmanlık duymaya ve kalbini temizlemeye, yüce Allah’ı övüp yüceltmeye, af dilemeye sevk eder. Bazen sıkıntıdan kurtulduğu, nimet ve rahata kavuştuğu için memnuniyetini dile getirir (şükür, hamd, senâ). Dua, bazen tabiattaki nizam ve estetiği derinden müşahede eden, mutlak kemâl, güzellik ve gerçekliği sezen kişinin içinde meydana gelen hayranlık duygularının ifadesi olur (zikir, tesbih, tekbir, tehlîl).

Birçok âyette canlı ve cansız bütün varlıkların yüce Allah’ı tesbih ettiği belirtilmiştir. Bu âyetlerini birinde şöyle denilir:

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder. O’nu överek yüceltmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların bu tesbihini anlamazsınız.” [3] İnsanın esas görevinin kulluk olduğu belirtilmiştir:

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” [4]

Âyetlerin ifadesiyle, insan bir tehlike ve sıkıntıya düşünce bütün samimiyetiyle yüce Allah’a yönelir; yatarken, otururken, ayakta dururken bıkmadan usanmadan dua edip iyilik ve başarı ister. [5] Yine bazı âyetlerde insanın ihtiyaç ve sıkıntılarının giderildiği, kendini emniyet içinde ve başarılı gördüğü durumlarda dua isteğinin zayıfladığı, yüce Allah’tan yüz çevirdiği, kendi güç ve yeterliliğini gözünde büyütüp bencil ve nankör olduğu, zalimce hareket ettiği vurgulanmaktadır. [6] Başa gelen sıkıntı ve zorluklardan kurtulmak için yüce Allah’a dua edilmesinin istenmesi [7] yanında ilâhî dinler bilhassa refah ve rahatlık durumlarında insanın yüce Allah’ı hatırlamasını, böylece bu inancın kontrolü altında bencil isteklerine kapılmamasını sağlamayı hedeflemiştir.

Duada yüce Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur ve bu sebeple dua kulluk makamlarının en önemlisidir. “De ki: Duanız olmasa rabbim size ne diye değer versin” [8] denilmek suretiyle insanın ancak yüce Allah’a olan bu yönelişiyle, yakarışıyla ve duasıyla değer kazandığı belirtilmiştir. [9]

* * *

Örnek Kur’ân-i Dualar

"Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver, bizi ateş azabından koru!" [10]

"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi eğriltme, bize katından bir rahmet ver, kuşkusuz sen çok bağış yapansın." [11]

“Rabbimiz! Bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle beraber al.” [12]

“Rabbimiz! Bize, elçilerine va'dettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil, perişan etme. Zira sen verdiğin sözden caymazsın!” [13]

“Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemde ve razı olacağın iyi iş(ler) yapmamda beni başarılı kıl! Benim için de soyumda iyiliği devam ettir! Ben sana döndüm. Elbette ki ben müslümanlardanım.” [14]

“Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim mevlâmız (sahibimiz, efendimiz)sin! [15]

* * *

Bazı Kur’ân-i Duaları

رَبِّ زِدْن۪ي عِلْمًا

“Rabbim! Benim ilmimi artır!” [16]

* *

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ

“Rabbim! Affet! Merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın.” [17]

* *

رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

“Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınıyorum!”

“Rabbim! Onların bana yaklaşmalarından da sana sığınıyorum.” [18]

* *

رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ

وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَص۪يرًا

“Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla! Bana tarafından yardım edici bir güç ver!” [19]

* *

اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ

وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ

اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

“Ey mülkün (otoritenin) gerçek sahibi (olan) Allah’ım!

Sen dilediğine Mülk (otorite) verirsin ve dilediğinden mülkü (otoriteyi) geri alırsın.

Dilediğini yükseltir; dilediğini de alçaltırsın. (Bütün) iyilik yalnızca senin elindedir.” [20]

* *

اللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ

اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

“Allah'ım! Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, görülmeyeni ve görüleni bilen! Ancak sen, ayrılığa düştükleri şeylerde kullarının arasında hükmedersin.” [21]

* *

حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ

وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ

“Bana yalnızca Allah yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben yalnızca O’na güvendim. O yüce Arş’ının sahibidir.” [22]

* *

هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِه۪ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَاۚ

"O, çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır.” [23]

Devam Edecek...

--------------

[1]- 10/Yûnus: 10.
[2]- 24/Nûr: 63.
[3]- 17/İsrâ: 44; benzer âyetler için bk. 13/Ra‘d: 13; 57/Hadîd: 1; 59/Haşr: 1; 61/Sâf: 1; 62/Cum‘a: 1; 64/Tegâbün: 1.
[4]- 51/Zâriyât: 56.
[5]- 10/Yûnus: 12; 17/İsrâ: 11; 30/Rûm: 33; 31/Lokmân: 32; 41/Fussilet: 49.
[6]- 17/İsrâ: 67; 31/Lokmân: 32; 39/Zümer: 8; 41/Fussilet: 51.
[7]- 40/Mü’min: 60.
[8]- 25/Furkân: 77.
[9]- Ebû Hayyân, el-İşârâtü’l-ilâhiyye, s. 47; İbn Kuteybe, ʿUyûnü’l-ahbâr, c. 2, s. 303; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, s. 41-282; Süyûtî, el-İtkân, c. 1, s. 130; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, s. 529.
[10]- 2/Bakara: 201.
[11]- 3/Âl-i İmrân: 8.
[12]- 3/Âl-i İmrân: 193.
[13]- 3/Âl-i İmrân: 194.
[14]- 46/Ahkâf: 15.
[15]- 2/Bakara: 286.
[16]- 20/Tâ-Hâ: 114.
[17]- 23/Mü’minûn: 118.
[18]- 23/Mü’minûn: 97-98.
[19]- 17/İsrâ: 80.
[20]- 3/Âl-i İmrân: 26.
[21]- 39/Zümer: 46.
[22]- 9/Tevbe: 129.
[23]- 67/Mülk: 29.