Hafız ve Hafız`ı Anlamak

Hafız ve Hafız’ı Anlamak

Hiç şüphesiz; o münacat anlarında, yalnızlık köşemizde Rabbimizle baş başa kaldığımız zamanlarda, Ona söyleyebileceğimiz en güzel sözleri şiirlerle birlikte takdim etmek; bizim sevgimizi çoğaltacak, bağlılığımızı arttıracak ve netice itibariyle Rabb'ul âleminin de bize nazar etmesini sağlayacaktır.

Hangi insan şiirin o derin etkisini ve ruhları semalara kanatlandıran gücünü inkâr edebilir, tabii ki yalnızca kalpleri katılaşmış, temiz duygulardan yoksun, zavallı, duygusuz insanlar.

Aslında bir açıdan şiirdir ruhun gıdası müzik değil, her ne kadar şiirde müziksel bir ritim olsa da.. şiirde konuşma ve yazı dilinin bütün özellikleri en güzel şekilde kullanılır, hatta düz yazı yahut konuşmada kullanamadığımız ezgisellik ve tartımsallık da izafe edilerek.

şiir; bir ressamın kelimelere dökemediği duygu ve düşüncelerini resmine yansıttığı gibi, sözcüklerimizin, duygularımızın, kavramlarımızın, ideallerimizin, heycanlarımızın ve düşlerimizin resmini çizer, ama resim değildir.

şiir; insanların düş, düşünce ve duygu dünyasında özgün, sanal, düşsel mekânlar kurar; ama mimarlık değildir.

şiir; direnmenin ve karşı koymanın da adıdır. şair ise direnendir, acılarla bilenen, belalarla tanışan. Heva ve heves üzere kendini biçimlendiren hayat, şairin sesinden sürekli rahatsız olur. Kimi kez, serinlik sunar yüreklere, kimi kez kurşuna dönüşür kelimeleri...

şiir; içten gelen bir nağme, duyguların dili ve bir çığlık olup inlemenin terennümüdür. şiirde ahenk ve ifadelerdeki yumuşaklık, ruhtan gelen bir kutlu ezgidir.

şiir; her mısrasında ruhumuzda fırtınalar oluşturur ve böylece fırtınalarımızı dindirir, bizi aram kılar, ruhumuzu okşarcasına sakinleştirir.

Nice içi yanıp kavrulanlar, nice iç âleminde fırtınalarla boğuşanlar ve nice kendini içine gömen insanlar vardır ki bir muamma gibi yaşar durur da halini arzetme cesaretini kendisinde bulamaz, oysa şiir kendini ifade edebilmeyi öğretir ve sonrasında daha fazla açılmayı. İşte o zaman ruhtaki deprem yahut fırtınalar bir nağme olur dökülür dudaklardan, sevgiliye bir türlü söylenemeyen yürekteki ukdeler ,şiirle birlikte gözyaşlarına karışmış ifadeyi meramdır..

Bu bağlamda onca şairin içinde Hafız’ın yeri benim için hep bir başka olmuştur. Hafız’ı ilk olarak daha çocuk denecek yaşlardayken bir gönül ehli hocamızın sohbetinde dinlemiştim, insanın fıtratına, duygularına ve gönlüne hitap eden o mısralar beni çok etkilemişti. Daha sonraları da üstad Mutahhari ve Ali şeraiti'nin kitaplarında okumuştum.

İbni Fariz, Mevlana, Sadi, Feyz Kaşani, Attar, Iraki velhasıl hiçbir şair Hafız’ın yerini tutamaz, hepsi bir çıra misali yanarak şiirler yazmışlarsa Hafız bir orman gibi yanarak söylemiştir. Duyarlık olarak Farsça edebî gelenek içinde ruh akrabalığı kurabileceğimiz şairler elbette vardır, örneğin bir Mevlana, bir Fahruddin Iraki şiiri... ama Hafız’ın şiirinin onlarla da müşterek noktası sadece şiirin iklimi, zemini ile ilgilidir, lakin tarz ve eda kesinlikle farklıdır.

Evet, Hafız’ın şiirleri “zor şiir”dir, fakat anlaşılmaz değildir, her mısrada onlarca üstün ve ulvi maarifi içinde barındırmaktadır. Nitekim merhum Allame Tabatabai gibi büyük âlimlerden bazıları Hafız’ın şiirlerine sayfalar dolusu şerhler yazmışlardır. Hafız’ın niçin Feyz yahut Mevlana gibi kolay, anlaşılır değil de zor şiirler yazdığını bilmemiz için, bulunduğu ortam, zaman şartları ve toplumsal kültürü de göz önünde bulundurmamız gerekir. Hafız’ın dönemini iyice bildiğimiz takdirde, ancak o zaman bunun cevabını verebiliriz. Kesinlikle bir şiiri şairinden, onun dünyaya bakışından, şiir yazmaktaki amacından ve yaşadığı şartlardan özelliklede kişilik özelliklerinden ayırarak anlamaya çalışmak ve bu şekilde değerlendirmek çok yanlış olacaktır.

Dolayısıyla Hafız’ın gazellerindeki kapalılık, karşımıza biraz da okurun meselesi olarak çıkmaktadır. şairin baktığı ufukları görenlerin, dilinin şifresine aşina olanların özellikle de şiirin içinde hayatı, hayatın içinde şiiri birlikte idrak etmek cehdini taşıyanların önünde çok da kapalı bir divan değildir Hafız’ınki.

Aslında Hafız’ın şiirlerinin zor olması, sözlerinin değişik yönlere çekilebilmesinde yatmaktadır, öyle ki çok farklı dünya görüşü ve ideolojilere sahip kimseler onun şiirleri sahiplenmektedirler.

Hakikaten Hafız çok ilginçtir; bir gazelini okuduktan sonra onu sembolist yahut sürrealist çizgilerle değerlendirme gibi bir sonuca ulaşıyoruz, fakat başka bir şiiri de bu tespitimizi anında çürütmektedir. Hafız, hem Allame gibi büyük ariflerin secdegahının kenarında ve hem de şarkıcıların dilinde.. herkes Hafız’dan kendi kapasitesine ve dünya görüşüne göre bir şeyler bulmakta. Kimi mecazi aşklarında, Hafız’ın şiirlerini etrafı yanık güzel kokulu aşk mektuplarına yazıyor, kimi de kunutunda Rabbiyle münacatında okuyor. Belki sırf bu yüzden “lisan’ül gayb” olarak adlandırılmıştır.

Hafız’ın şiirleri ilahi aşkı kalpte hissettirendir, mana itibariyle de sürekli motive ederek ilerlemeyi sağlayan.

Hafız ; “yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir” emrine hemen uyarak bir ömür fıtratı üzere yaşayan,  “Allah’ın yaratışında değişme yoktur” uyarınca tertemiz kalmasını başarmış büyük insanlardandır, “fakat insanların çoğu bilmezler.”

“Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun” mesajını aldıktan sonra kendisini ilim ve amel sıfatlarıyla donatarak Rabbe doğru urucunu gerçekleştiren “ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer” bilinciyle de kalbinin kapılarını Allah sevgisinden başkasına açmayan ,  “siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız” ıda bu dünyada müşahede edendir.

O;“sevin Allah’ı” nidasına lebbeyk diyerek nice zorluklara karşı mücadele veren, nefisle olan büyük cihadı kazanmak için durmaksızın alnının terini akıtan ve bu uğurda her türlü cefaya “hoş geldin” diyebilendir. Bunun neticesinde de “Allah sizi sevsin” mükâfatı ona verilmiştir. Böylesi büyük değere ulaşan Hafız bencilde değildi, kendisinin ulaştığı güzelliklere başkalarının da ulaşması için elinden geleni yapmıştı, zaten bütün şiirleri bizi Rahmanın sevgisine ulaştıracak bir ders ve elden tutma niteliğindedir, “böylece istediğini hidayete erdirir.”

Bu noktada Onun şiirleri bir yolculuk şiiri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yolculuk kimi zaman içeriden dışarı yani hayata, eşyaya, insanlara ve olaylara, kimi zaman da dıştan içeridir. Hafız’ın şiirleri hep şaşırtır bizi, an gelir kendimizi bir dağ başındaki kartal misali semaları aşmış hissederiz ve an gelir gönül dünyamızda kaybolmuş. Okuyucu bazen kavuşmayı arzular, bazen de ayrılığın daha iyi olduğu kanısına varır, kimi mısrada mesrur olur, kimi mısrada hüzünlenir. Çelişkilerimiz, korkularımız, endişelerimiz, tevehhumlarımız ile yüzleştirir bizi.

Evet, gönlü yanık, gözü yaşlı ve tüm şiirlerinde gönlü yanık gözü yaşlı olmanın yolunu gösteren büyük insandır Hafız. Zira bu yüzdendir ki Feyz Kaşani gibi büyük âlim, arif, filozof hepimize seslenerek mutlaka onun şiirlerini okumamız gerektiği nasihatini vermektedir.

Ey yar! Mehan zi eşar illa gazeli Hafız,         şirin ne boved ey yar! İlla gazeli Hafız.

Dost!

şiir okuyacaksan, okunacak yalnız Hafız’ın gazeli,     

Gönlü hoş ve mesrur eder yalnız Hafız’ın gazeli, 

Başka şairlerde azdan çoktan bir şey bulursun,

Oysa baştan sona sırlarla dolu yalnız Hafız’ın gazeli.

Elin boşsa, üzülme doldurur yalnız Hafız’ın gazeli,

Elinden tutup hakka götürür yalnız Hafız’ın gazeli,

Gazelde söz sahibi Sadi'dir bunda şüphe yok,

Fakat gönlü uyandıracak olan yalnız Hafız’ın gazeli.

Öyleyse biz de, gelecek günlerde Hafız’ın gazellerinden bir kaçını okuyalım, okurken de sadece vermiş olduğu o tat, manevi hoşluk ve sevinçle yetinmeyip, bize vermek istediğini üstün öğreti ve meramları da yakalamaya çalışalım. İnşallah.