Erbain ve Marifet

.
.

Bismillahirrahmanirrahim

''Hüseyin'in şehadeti müminlerin kalbinde asla sönmeyen bir ateştir.''

Hz. Resulüllah (saa)

Ne mutlu Erbain ziyareti için yolları yürüyen gerçek İmam Hüseyin (as) âşıklarına, o yolda her türlü tebligat ve hizmet edenlere, onlar gerçekte canlı cennete yolculuk edenlerdir. Erbain ziyaretiyle Erbain yürüyüşü bir birinden farklı bir şeydir. Erbain ziyareti İmam Hüseyin’in (as) kabri şerifinin bulunduğu kubbenin altında imamın mübarek kabrini ziyaret etmek ve iki rekât namaz kılmak / ziyaretnameyi okumaktır. Erbain yürüyüşü ise ziyarete giden yoldur. Aşıklar Maşukunu ziyaret etmek için yürürler, elbette sevabı çoktur ama hadislerde belirtilen ziyaretin kendisi değildir.

* * *

Erbain Ziyareti Aşktır

Hz. Resulüllah (saa) buyuruyor: ''Hüseyin'in şehadeti müminlerin kalbinde asla sönmeyen bir ateştir.'' Allah Resulü’nün (saa) buyurduğu ‘’Ateştir’’ kelimesi yani ‘’Aşktır’’ öyle bir aşk ki mümini hem marifet ehli, hem velayet ve hem Hüseyni yapar. Mümin bu aşk sayesinde derin bir tefekkürle marifetullah makamına ulaşır. İmam Hüseyin’e (as) duyulan sevgi ve muhabbet insanın kalbini aşka dönüştürür. İnsan, mümin olursa marifet ehli olur, marifet ehli olan kimse âşık ve âşık olan kimse velayet’i hakkıyla tanır, her kim velayeti tanırsa Hüseyni olduğunu anlar.

Allah! Mümini İmam Hüseyin (as) aşkıyla kendine âşık eder. İmam Hüseyin’e (as) âşık olmak Allah’a âşık olmaktır. Âşık, Maşukun razı olmadığı şeylerin aksini yapmaz. İmam Hüseyin (as) aşkı’yla Erbain ziyaretine giden müminlerin birinci vazifesi İmam Hüseyin ve İmam Mehdi’nin (af) velayetini tanımasıdır.

Bir insanın tefekkürü ve niyeti Hüseyni olursa, Erbain ziyareti onun için anlamlı olur. Eğer tersi olur ameline yansımazsa marifet ehli olamaz. Her sene, geceler, gündüzler değil, bir ömür boyu yol kat ederek Erbain ziyaretine gitse bile alması gereken faydayı alamaz. O halde onun için sadece yürüme yorgunluğu kendine kalır, yürüyüşün sevabını alır ama başka bir getirisi olmaz.

Aşk ve tefekkür önce niyette oluşmalı, sonra amele dökülmelidir. Eğer amele dökülürse marifet ehli olur, marifet ehli olursa velayeti tanır ve Hüseyni bilinç ve şuurla hareket eder. Allah’ın farzlarını yerine getirir, helalına helal, haramına haram der, mazlumu savunur, zalime karşı durur, tağuti beşeri sistemleri kabul etmez ve fasık bir yöneticinin sevgisini kalbinde taşımaz. Allah Resulü (saa); ‘’Müminlerin kalbinde sönmeyen bir ateştir’’, yani ‘’Aşktır’’ cümlesini müminler için buyurmuştur. ‘’İnsanlar, inananlar veya Müslümanlar için buyurmamıştır. Çünkü bu aşk İlahi bir nurdur, İlahi nur, ancak marifet ve velayet ehli olanın kalbinde oluşur, kalbini ve ruhunu günahlarla kirletenin değil.

* * *

Erbain Ziyareti Müminin Alametidir

İmamet ve Velayet'in on birinci güneşi, Hz. İmam Hasan Askeri (as) buyuruyor; ''Müminin alameti 5 tanedir''. bu beş alametten bir tanesi, İmam Hüseyin'in (as) şehadetinin kırkıncı günü olan ’Erbain ziyaretidir.’’

İmam, Erbain ziyaretinin neden iman esaslarından biri ve hak yolunun yol haritası olarak çizmiştir?. "müminin alametleri" bu beş alamet arasında "Erbain ziyareti" özel bir yere sahiptir; zira bu, yalnızca tavsiye edilen bir amel değil, aynı zamanda müminin inancının ve bağlılığının derinliğinin de bir göstergesidir.

Şeyh Tûsî’nin ‘Misbâhü’l-Müteheccid’ ve Şeyh Müfîd’in ‘el-Mezâr’ gibi muteber kaynaklarında yer alan bu yüce hadis, Erbain ziyaretini dinin direkleri olan günlük namazlarla aynı düzeye koymaktadır. Bu konumlandırma, Erbain ziyaretinin yalnızca manevi bir yolculuk değil, aynı zamanda hakiki imanın bir tezahürü olduğuna dair açık bir mesaj taşımaktadır.

Erbaîn ziyareti, İmanın nişanesidir, sıradan bir yolculuktan çok daha fazlasıdır; müminler için büyük bir sınavdır. Uzun mesafeler kat etmek, zorluklara göğüs germek ve direniş, diriliş ile şehadeti çağrıştıran bir diyarda bulunmak, sarsılmaz bir iman ve sonsuz bir sevgi gerektirir. Bu ziyaret, mümini bireysellik çemberinden çıkarıp İmam Hüseyin'in (as) milyonlarca seveniyle; yani ırk, dil ve coğrafi sınırların ortadan kalktığı ve yalnızca imanın ön planda olduğu bir toplulukla birleştirir.

Dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca ziyaretçi bugün Kerbela'ya giden yolları yaya olarak ve sevgi dolu kalplerle yürürken, aslında İmam Hasan Askeri'nin (as) yüzyıllar önce öğütlediği o aynı iman nişanesini sergilemektedirler.

Erbain ziyareti insanı hidayet ve tekâmüle götüren bir yoldur. Eğer bu ziyarette bir eksiklik olursa hidayet ve tekâmül eksik kalır, insan hidayet ve tekâmül de eksik kalırsa, İmam Hüseyin’i (as), dolayısıyla zamanın imamı, İmam Mehdi’yi (af) marifet ve velayetin’i hakkıyla tanıyamaz. Erbain yürüyüşünün felsefesi hidayet ve tekâmüle varmaktır. Yani o tekâmülün son noktası ise İmam Mehdi’nin (af) velayet devletidir. İleride kısaca işaret edeceğimiz Hz. Zeyneb’in (sa) Şam’dan Kerbela’ya dönüşünün amacı, Mehdevi velayet devletinin zeminini oluşturmak için gelecek nesillere hidayet ve tekâmüle ermenin mesajını vermekti. İmametin 11. güneşi, Hz. İmam Hasan Askeri (as): ‘’Erbain ziyareti müminin alametidir’’. Mümin Erbain ziyaretine giderken imam Hüseyin’e (as) tevessül eder. İnsanın imamına tevessülü (yönelmesi) hangi oranda ise, imam Hüseyin (as) onu o oranda kabul eder.

İmam Hüseyin’in (as) Erbain ziyaretine giden bir insanın amacı hidayet olmalıdır. Çünkü imam Hüseyin (as) hidayet eden bir meşale ve nurdur.

Hadis-i Kudsi’de; Allah Tebârek ve Teâla, Hz. Cebrail vasıtasıyla habibi Hz. Muhammed Mustafa (saa) şöyle buyurdu: Ey Habibim! İnsanlara söyle: ‘’Gerçekten Hüseyin hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir’’. Allah’ın buyurduğu ‘’gerçekten’’ kelimesi derin bir vurgudur. Yani ‘’buna İnanın’’ bu kelime birçok insanın kavrayamadığını gösteren uyarıcı bir cümle olarak vurgulanmaktadır. Eğer hidayet olup kurtuluşa ermek, dünya, ahiret saadetine ulaşmak ve tekâmüle ulaşmak isteniyorsa, Hüseyn’e gidilmelidir, çünkü Hüseyn, hidayetin kapısı ve bayraktarıdır. Hüseyn, insanı şirkten, şeytandan, tağuttan, zalimden, günahtan ve bütün kötülüklerden kurtarmanın ana mihveri kurtuluş gemisidir.

Erbain ziyaretine giden ve günlerce uzun yolları kat ederek yürüyen kardeş ve bacıların hepsinin hem niyetlerinin halis hem düşünce ve tefekkürlerinin doğru olduğunda şüphe yoktur. Ama maalesef ibadetlerde ve amellerde bir takım eksiklikler söz konusudur. Bacı ve kardeşlerin bir kısmı ziyaret dönüşü sonrası ibadetlerde gaflet ediyorlar, özellikle ziyaret dönüşlerinden sonra maalesef her şeyi bırakıyorlar. Aşka yolculuğu diye günlerce sosyal medyada açıklamalarda bulunan bacı ve kardeşler ziyaretten döndükten sonra Hüseyni aşkı neden hayatlarında yaşamıyorlar? Hem hidayet meşalesine sarılacağım ve hem kurtuluş gemisine bineceğim diyeceksin sonra keyfinin istediği hayatı yaşayacaksın, bu, velayet ve Hüseyn’e aykırı bir düşüncedir. Bu, sorgulanması gereken bir durumdur. Erbain ziyaretine giden her bacı ve kardeş kendini sorgulamalı, ben neyi doğru ve neyi yanlış yapıyorum diye.

Eğer böyle bir eksiklik söz konusuysa ki öyledir, bunun sorumlusu organize eden ve kafile götüren değerli âlimlerdir. Organize eden veya organizede âlimlik yapan hocalar gerekli bir şekilde İlahi vazifelerini layıkıyla yerine getirmeliler. Gereken bilgiyi vermeli ve ziyaretin felsefesini anlatmalılar. Ziyaretçilerin düşüncesinde yalnız yemek, içmek, misafirlik ve başka bir şey olmamalı.

* * *

Direniş ve Diriliş

Hz. Zeynep (sa), Aşura’dan sonra esir kafilesinin sözcüsü olarak, Şam’dan Kerbela’ya dönüşünde üç gün Kerbela’da Hüseyin’nin mezarında Erbain ziyaretinde bulundu ve biatını yeniledi. Yüklendiği vazifeyi mükemmel şekilde yerine getirmiş ‘’söz silahı" ile Kerbela kıyamını sessizliğe gömülmekten kurtarmış ve kurtarmaya devam edeceği sözünü vermişti. Hz. Zeynep (sa), vefat edene kadar her yerde yalnızca "söz silahı" ile aydınlatıcı konuşmalarıyla, zalim otoritenin Aşura mesajını Kerbela’da bastıracak şekilde susturmasına izin vermemişti. Kerbela'nın ilahi tasarımında, Aşura'nın ardından bu olayı anlatma görevi Hz. Zeynep'e (sa) emanet edilmişti; çocukluğundan beri bilgeliği ve ilmiyle tanınan bu yüce hanımın elinde, Kerbela sürecinde "söz silahı"ndan başka bir araç bulunmamıştı, ama İmam Seccad’ın (as) velayet mührüyle onu mükemmel kullandı.

Hz. Zeynep (sa) ve İmam Seccad'ın (as) hutbeleri ve aydınlatıcı çabaları, Aşura mesajını canlı tuttu. Hüseyni konuşmalar, Aşura’dan sonra Şam dönüşü yollarda Kerbela’ya ve sonrasında devam etti. Evet, bu söz silahı ile gelecek nesillere her dönemde Erbain ziyaretini miras bırakmak ve Mehdevi velayet devletinin zeminini oluşturmaktı. İlahi adalet devletin de insanlara diriliş kültürü ve temiz yaşamın zeminini oluşturmaktı. Şam dönüşü Erbain’de İmam Hüseyin (as) ile ahdini yenilemişti Zeynep.

Eğer Erbain ziyaretinin anlaşılması isteniliyorsa, Hz. Zeynep’in (sa) Şam dönüşü Erbain ziyaretini iyi okumak gerekiyor. Bunu okuyan her tefekkür sahibi, mümin ve marifet ehli olur, Erbain ziyaretinin bir direniş ve velayet devletinin ise bir diriliş mektebi olduğunu anlar. Erbain ziyaretine giden aşk yolcularına bu konuları ulema anlatmalı ve öğretmelidir.

* * *

Erbain Ziyareti Duasın’daki Açıklama; İmam Cafer-i Sadık'ın (as) ifadelerinde toplumun tarihsel çöküşünün anatomisi.

Erbain ziyareti, dünyaperest ve yozlaşmış yöneticilere, onlara itaat eden ve zulme müsamaha gösterenlere karşı yürüyen bir milletin hayat hikâyesidir.

İmam Cafer-i Sadık (as), meşhur Erbain ziyaretinde, Şehitler serveri İmam Hüseyin’in (as) kıyamının felsefesini kısa ama derinlikli bir cümleyle şöyle buyuruyor: “O, kullarını cehaletten ve sapkınlık karmaşasından kurtarmak için gazabını Sana yöneltti.” Bu ifade, Aşura’nın yalnızca siyasi veya askeri bir savaş olmadığını, aynı zamanda insanlığı cehalet ve sapkınlık karmaşası şeklindeki iki büyük hastalıktan kurtarma çabası olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Erbain ziyareti, kıyamın amacını dile getirmekle yetinmeyip, İmam’ın karşısında yer alan cephenin oluşum köken ve faktörlerini de titizlikle açıklamaktadır.

* Birinci Faktör; Bu sapmadaki en önemli etken, dünya tarafından aldanmaktır. Dünyanın cazibesine kapılanlar, ona karşı çoktan birleşip tuzak kurmuşlardı. Ziyaret metni; İmam Hüseyin'in (as) düşmanlarını, dünyanın aldatıcı cazibesine kapılan ve gözlerini hakikate kapatan kimseler olarak tanıtır. Bu insanlar; güçlerini, servetlerini, mevkilerini ve zahiri güvenliklerini korumak uğruna Allah'ın hüccetinin karşısında saf tutmuşlardır. İnsan kararlarında ölçü dünya olduğunda, hak ve batıl, dünya kazanç ve zararı üzerinden tartılır; bunun sonucu ise Allah'ın Hücceti zamanın imamına karşı durmak olur.

* İkinci Faktör; Bu çöküş sürecindeki bir sonraki adım, zararla sonuçlanan bir alışverişti; Ziyaret metninde “Kendi payını en değersiz dünya metai karşılığında sattı ve ahiretini en düşük bedelle satın aldı” şeklinde ifade edilen bir alışverişi açıklıyor. Yani onlar, gerçek paylarını en değersiz dünya nimetleri karşılığında takas ettiler ve ahiretlerini en ucuz fiyata sattılar. Kur'an böyle bir alışverişi “apaçık bir hüsran” olarak nitelendirir; zira insan, geçici bir kazanç uğruna ebedi sermayesini kaybetmektedir.

* Üçüncü Faktör; kibir, hırs ve heva ve hevesti. Ziyarette şöyle buyurur: "O, (dünya işlerine) iyice daldı ve kendi heva ve hevesinin arzularına yöneldi." İslam toplumunun önde gelenlerinden pek çoğu gerçeği biliyordu; ancak gurur, kibir ve nefsani arzuların esiri olmak, onların hakkı kabullenmelerine engel oluyordu. Nefsi arzular, heva ve heves akıl ve vahyin yerini aldığında, hakkın en açık gerçekleri bile inkâr edilir ve dolayısıyla insan çöküşün eşiğine gelir.

Bu ruh halinin doğal sonucu, İlahi rıza dairesinin dışına çıkmaktır, nitekim İmam Cafer-i Sadık (as) şöyle buyuruyor: "Ve ben Seni ve Peygamberini gazaplandırdım." Bu bağlamda, İmam Hüseyin'e (as) muhalefet etmek sadece ilahi bir şahsiyete karşı gelmek değil, aynı zamanda Allah ve Resulü ile karşı karşıya gelmek anlamına da geliyor. Kur'an açısından bakıldığında, Allah’ın Resulüne ve hüccetleri olan imamlara itaat, Allah'a itaatin bir kendisidir; onlara karşı durmak ise insanı Allah'ın düşmanları safına yerleştirir.

Erbain ziyareti bir başka unsuru daha gündeme getirir: “Ve (İmama) itaat edin... fitne, nifak ve ikilik çıkaranlara ve ağır vebal yüklenenlerden kaçının.” İmamlar’dan ve vahiy öğretilerinden uzaklaşan bir toplum, kaçınılmaz olarak fitneci, nifakçı, fesatçı ve ikilik çıkaran lider ve yöneticilerin peşinden gidecek ve onlara itaat edecektir. Dolayısıyla o halkta bu değişimin sonucu şu oldu. Ehl-i Beyt imamlarına (sa) itaat etme yerine, Şecere-i Habise, sapkın Emevi zümresine itaat ettiler. Yani dini tahrif ederek, hadis uydurarak, Ehl-i Beyt İmamları’nın velayet ve faziletlerini ortadan kaldırarak ve halkı dünya sevgisine yönelmeği teşvik etmekle, kamuoyunu yıllarca Kerbela felaketine hazırlamak için hareket ettiler.

Bu faktörlerin bir araya gelmesi, o batıl cepheyle gizli bir işbirliğine, yani ziyarette ifade edildiği şekliyle “ona karşı işbirliğine”, zemin hazırladılar. Aşura’nın temeli bir anda oluşup gerçekleşmedi; aksine, yıllar süren fikri, ahlaki, kültürel, itikadi, sosyoljik, pisklojik, adalet, toplumsal yozlaşma ve siyasi sapmaların bir sonucuydu. Dünya sevgisi, ahireti unutup göz ardı etme, kibir, hırs, heva ve hevese bağlılık ve münafıkların peşinden gitme gibi unsurlar birleşince ortaya çıkan sonuç! Peygamber’in (saa) oğlunun şehadeti ve vahiy ailesinin hürmetinin çiğnenmesi oldu. Bu, Kerbela’da vuku bulsa da kökleri Aşura’dan yıllar öncesine dayanan bir felaketti.

İmam Hüseyin (as), bu cephe karşısında "sabır ve hesaplı bir planla onlarla mücadele etti", cehalet perdelerini kaldırmak ve hidayet yolunu ebediyen aydınlatmak uğruna sabırla, ihlasla ve yalnızca Allah rızası için izzetli bir duruş sergiledi. Dolayısıyla Erbain ziyareti, yalnızca tarihi bir olayın aktarımı değil, aksine tüm nesiller için sürekli bir uyarı niteliğindedir: Dünya sevgisine, hırsa, kibre ve ikiyüzlülük akımına kapılan her toplum, bir kez daha Allah'ın hüccetiyle (imamıyla) farklı yöntemlerle yüzleşebilir. Buna karşılık aklı, basireti, feraseti, tefekkürü, masum imamı ve velayetini kendine ölçü ve örnek alan her toplum, İmam Hüseyin (as) ve zamanın imamı ‘’İmam Mehdi (af)’’ için malını ve canını sunmakla Allah'a kul olmak ve O’nun emirlerine mutlak itaat etmekle aynı hedefe doğru ilerleyeceğini göstermektedir.

Kısaca Erbain ziyaretine gidenler için bunlar ölçü olmalıdır. Sadece gittim, yürüdüm, ziyaret ettim, geldim... Sonrası aynı sapkın ve çökmüş bir toplum gibi yaşamak olacaksa o halde neden bu zahmetler, bu masraflar ve neden aşk aşk değişler.!!!