Anamız Zehra!

.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Ne zaman Hz. Fatıma (sa) için iki kelime edecek olsam ilk o cennet hanımefendisinin analığından bahsetmek gelir aklıma.

Gerçekten kalpten inandığım da budur.

İnsan için düşünülebilecek en üstün makam kul olmaksa kul için düşünülebilecek en üstün güzellik de analıktır.

Bu yüzden olmalı ki rahmet elçisinin de kızı için kalplere en iyi işleyen övgüsü "ümmü ebiha" yani babasının anası tabiridir.

İyi bir ana olmak iyi bir kul olmanın zirvesi olmalı. Erkek ne olursa olsun o zirvenin hep eteğinde kalabilir.

Bu yönden biz erkekler üzülsek yeridir gerçekten. Çünkü Allah'ın evlat nasip etmediği hanımlar dahi ailelerindeki fertlere, mesela küçük kardeşlerine, yeğenlerine... hatta Fatıma anamız gibi babalarına dahi olsa analık yapma şansına sahipken bizler için bu mümkün değil.

Kadın sırf çocuk doğurduğu için ana olmaz; çocuk doğurmadığı halde de analık yapabilir. Bunun çok örnekleri vardır. Nice ablalar kardeşlerinin, yeğenlerinin ikinci anası veya annesiz akrabalarının anası olabilmekteler.

Yine bütün bir analık enerjisiyle ömrü boyunca yüzlerce binlerce öğrencisine analık yapan, ömür boyu unutulmayan şefkatiyle güneş gibi onların üşüyen ruhlarını ısıtan, iffetli eteklerinde onların körpe kalplerini büyüten öğretmenlerimiz de var.

Gerçekten analığın kökünde biyolojik bir vaka değil insanî bir yücelik, ilahî bir asalet yatar.

Hz. Zehra (sa) hepimizin anası değil midir?

Onun analığından gelen sevgi hepimizin canını ısıtmıyor mu?

Onun babasının ellerini ısıtan mübarek elleri hepimizin başında değil mi?

Onun analık şefaati hepimizin hesap günü için en büyük umudu değil mi?

Herkes her kese sırt çevirebilir ama ana asla!

Herkes herkesi suçlar ama ana asla!

Herkes suçluya ceza vermek isteyebilir ama ana asla!

Herkesin türlü türlü kuralları çizgileri vardır ama ananın tek bildiği sevgidir şefkattir.

İşte bu yüzden canlar, her hüzünlü gönlün ilk yöneldiği ana kucağıdır.

Ne büyük saadettir değil mi, Fatıma anam diyebilmek!

Zehra anamız, tut elimizden diyebilmek.

Çünkü sorgusuz sualsiz el tutan sadece anadır.

....

Yaralarımız kadar sözümüz var anamıza ve ne çok yaramız var!

İnsan anasının yanında yaralarını hatırlar öyle değil mi?

Ya Zehra!

Ya Zehra!

Sen hem imamlarımızın hem Peygamberimizin anasısın!

Bize de anamız diye hitap etme izni verdiğin için sana minnettarız.

Bu dahi bizim için cennet müjdesi kadar güzeldir.

Biz ümmet-i Muhammed'i, günahkârıyla, hatakârıyla, iyisiyle, kötüsüyle analığının gölgesine aldığın için sana minnettarız!

Nereleri dolaşsak, neler arasak gezinsek, nelere bulaşsak... sonunda evden uzak kalmak bizi yormuştur. Eve döndüğümüzde kapıda bekleyen sensin. Çünkü anamızsın, analar anasısın, babalar anasısın...

Ve eminiz ki sorgusuz sualsiz, yargısız yergisiz cenneti kuşatan şefkat kanatlarının altında bize de bir yer vardır.

Selam olsun sana sevgili Zehra Anamız!

(Sevgili Anamızın (sa) sevgisinden başka bir güzelliği olmayan bu naçiz yazıyı daha yeni ana olan kıymetli gelinime ithaf ediyorum.)