Allah Dostlarının Şerefli Zaferi

.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Allah Dostlarının İzzet ve Şerefli Zaferi, Düşmanların Yenilgisi Hak Cephesine Verilen İlahi Bir Vaattır.

Kurtarıcı; İmam Mehdi’nin (af) gelişine dair umut, kalplerde sürekli yanan ve parlayan, aydınlatıcı ışık saçan bir lamba gibidir. O aydınlık günün geleceğine olan inanç insanları motive eder.

Hak cephesini ve temiz kalpleri güçlendiren ve pekiştiren şey, dünyanın vaat edilen ve zuhuru gerçekleşecek ‘’Munci’i’’ kurtarıcı aracılığıyla zulümden, kaostan ve adaletsizlikten temizleyeceği, adalet ve huzuru hâkim kılacağı aydınlığın yeryüzüne yayılacağı bir güne umuttur. Bu umut, inananların ve özgür insanların kalplerinde onları hakikat yolunda sebat ettiren ve iyilik için çabalamanın ve zorluklara karşı durmanın boşuna olmayacağını hatırlatan bir aydınlık meş’alesidir.

O aydınlık günün geleceğine olan inanç, insanları adalet, temiz ve başkalarına hizmet yolunda yürümeye, umutsuzluk ve zayıflıktan kaçınmaya motive eder. Bu umut, kalpleri birbirine yaklaştırır ve toplumda sabır, azim ve sorumluluk ruhunu güçlendirir; çünkü herkes iyiliğe gayret etmenin ve gerçeği savunmanın, dünyayı o aydınlık geleceğe hazırlamanın bir parçası olduğunu bilir.

Dua-yı Nutbe’de beyan edilerek yankı bulan bu yakıcı sorular, geleceğe dair bu tür bir inancı işaret eder; bunlar tarihin kalbinden ve bekleyenlerin ruhlarının derinliklerinden yükselen bir feryattır. “Allah’ın dostlarını onurlandıran ve düşmanlarını alçaltan nerdedir?” denildiğinde, aslında adaletin tesis edilmesi ve müminlere onurun iade edilmesi için bir umut ve beklenti feryadı duyulmaktadır. Bu arayış sadece sözlü bir soru değil, birçok kalbin bağlı olduğu ilahi bir vaadin yerine getirilmesi için duyulan derin bir arzuyu ifade eder.

Duanın devamında yine şöyle buyuruyor: “Fetih Günü'nün sahibi, yol gösterici ve hidayet sancağını dalgalandıracak olan nerdedir?” Bu cümle, ilahi hidayet eli olan İmamet rehberliğinin dünyada daha büyük bir açıklıkla ve kapsamla kendini göstereceği, insanlık onurunu ve hak yolunu yeniden daha net bir şekilde göreceği günü hatırlatıyor. Böyle bir günde, insani, ahlaki ve ilahi değerler gerçek yerini bulacak, adalet ve maneviyat insanların yaşamlarında yeni bir İlahi felsefe oluşacaktır.

Bu kesin olarak mutlak bilinmelidir ki, o günü (zuhuru) beklemek, pes etmek ve sessizce oturup pasivize olarak beklemek anlamına gelmez; aksine, önce kendimizi daha sonra toplumu eğitip yetiştirmek, geliştirmek ve elimizden gelenin en iyisini yaparak salih amel işlemek, zulüme karşı gelmek iyiliği ve adaleti yaymak için bir davettir. Her insan, doğru davranarak, dürüst olarak, başkalarına hizmet ederek ve ahlaki değerlere bağlı kalarak toplumu o parlak geleceğe daha iyi hazırlamaya katkıda bulunabilmelidir.

Bu nedenle, umut dolu kalpler, hak yolunda iman ile direniş göstererek sebat etmeye çalışırken sürekli olarak bu soruyu fısıldar. Kurtarıcı Hz. Mehdi’nin (af) gelişine dair umut, kalplerde sürekli yanan ve insanlara geleceğin daha parlak, daha adil ve rehberlik dolu olabileceğini hatırlatan bir aydınlık ve hidayet meş’alesidir.

Bugün hak ve batılın, iman ve küfürün arasında cereyan eden savaşında, velayet ve rehberlik nurunun hak ve iman cephesinin aydınlatmasıyla safların netleştiği açık ve net bir şekilde görülmektedir. Bu İman ve küfür savaşının sonucu beklenen Hz. Mehdi’nin (af) zuhurunun gerçekleşmesi için son ahirzaman savaşı mıdır?

ABD Dışişleri Bakanı neden İran'la olan savaşı Ahirzaman Savaşı olarak görüp değerlendirmektedir?

Ortadoğu'daki gelişmeler bazen sadece jeopolitik rekabet değildir..

2015 yılında ABD Senatörü ve şimdiki dişişleri bakanı olan Marco Rubio'nun, İran ve Şiilerin dini inançları konusuna değindiği bir konuşmasının yer aldığı bir video internette yayınlandı. Bu konuşmada Rubio, İran İslam Cumhuriyeti'nin Ahirzamanlı bir vizyon çerçevesinde hareket ettiğini ve "On İkinci İmam, Mehdi"nin ortaya çıkışına olan inancın bu ülkenin siyasi davranışının analizinde rol oynadığını söylüyor. Rubio, "Baş düşmanımız On İkinci İmam'dır. İran'la savaşıyoruz çünkü onlar On İkinci İmam, Mehdi'yi geri getirmeleri gerektiğine inanıyorlar. Bu siyasi bir savaş değil, Ahirzaman savaşıdır." diyor.

Bu video savaş başlamadan önce sosyal medyada yeniden yayınlanması, dini ve Ahirzamanlı inançların küresel politikadaki rolü hakkındaki tartışmayı bir kez daha gündeme getirdi.

Bu açıklamar biçok gözlemciye göre, Batı siyasi elitlerinin ideolojik bir bakış açısını yansıtıyor; bu bakış açısı, sözde "Hristiyan Siyonizmi" veya Protestan Ahirzaman teolojisinin bazı akımlarına dayanıyor. Bu entelektüel çerçeve içinde, Orta Doğu'daki gelişmeler bazen sadece jeopolitik rekabetler olarak değil, Ahirzaman senaryoları ve dini kehanetlerin gerçekleşmesi olarak da yorumlanıyor.

Bu anlatılarda, İran ve Mehdeviyet Şiası söylemi, bazı Batılı dini hareketlerin Ahirzaman olaylarıyla bağlantılı olduğuna inandığı daha büyük bir denklemin parçası olarak kabul edilir. Bu durum, bazı analizlerin İran ile olan çatışmayı yalnızca siyasi, petrol, enerji veya güvenlik rekabeti olarak değil, daha derin bir düzeyde doktrinsel farklılıklar ve dünyanın geleceğine dair yorumlarla da ilgili olarak görmesine yol açmaktadır.

Bunun aksine, Şia düşüncesinde Mehdeviyet ‘’Mehdilik’’ kavramı her şeyden önce küresel adaletin sağlanması ve insan toplumunun ahlaki islahı umuduyla bağlantılıdır. Bu görüşe göre, İmam Mehdi'nin (af) gaybet döneminde, mümin camialar dini ve ahlaki ilkelere bağlı kalarak yoluna devam etmesi ve dünyada adaleti sağlamaya ve zulmü ortadan kaldırmaya hazırlanması gereken bir dönemdir.

Şia entelektüel kaynaklarında, gaybet dönemiyle başa çıkmak için "sabır", "bekleme (intizar)" ve "takiye" gibi stratejiler ele alınmıştır. Sabır, zor şartlarda hak yolunda sebat etmek anlamına gelir; bekleme (intizar), adaletin gerçekleşmesini ve dünyanın ıslahını ummak umut etmek demektir; takiye ise tehdit ve baskı durumlarında müminler camialarının hayatını ve varlığını korumak için bir strateji olarak önerilerek tavsiye edilmiştir.

Bu kavramlar, Şia, tarih boyunca takipçilerinin sosyal ve siyasi davranışlarını şekillendirmede önemli bir rol oynamıştır. Birçok Şia alim, vaat edileni beklemenin sadece pasif veya etkisiz bir yaşam durum olmadığını, aksine daha adil bir toplum inşa etmeye yönelik ahlaki ve sosyal bir hazırlık biçimi olduğunu vurgulamıştır.

Bu perspektiften bakıldığında, çağdaş dünyada Ahirzamana dair farklı anlatılar arasındaki çatışma sadece teolojik bir tartışma değil, aynı zamanda siyasi aktörlerin küresel gelişmeleri anlama biçimini de etkileyebilir. Bu nedenle, analistler, bu entelektüel ve dini çerçevelerin ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasının, uluslararası politikadaki belirli pozisyon ve söylemlerin daha iyi anlaşılması için elzem olduğuna inanmaktadır.

Bugün İslam cumhuriyeti ve onun birimleri hak ve iman ile müstekbir, küresel Siyonist ve onların yandaş birimleri batıl ile olan savaşı gerçek bir analiz neticesinde olayın görünen yüzünün ötesinde, arka planında ne olduğunu anlamk hayati önem arzetmektedir.

Aynı paralelde ABD Savaş Bakanı’nın konuşmasında sarfettiği bu sözü gözardı etmemek gerekmektedir. ‘’Bizim savaşımız bir Sünni veya Şii savaşı değil bir üst kimlik olan asıl islamdır.’’ Dolayısıyla bu savaş bir Ahirzaman savaşı ve İmam Mehdi’nin (af) zuhurunun gerçekleşmesinin önünü kesmek amacıyla başlatılmış bir savaştır. Malesef birçokları bu konuları dikkatı nazara bile almadan analiz etmekte ve konun sadece bir ekonomi darbağızının içerisinde yorumlanmaktadır.

* * *

Not: bu metni hazırlayıp bitirdiğimiz esnada İran ABD- Siyonist savaşının geçici olarak iki haftalık ateşkes sağlandığı açıklandı. Konuyla ilgili bir sonraki yazımızda olup bitenler hakkında görüş belirtiriz inşallah.