16 Mayıs 2021 Pazar Saat:
14:29

Ruh ve Misal Bedeni

02-03-2021 17:49


 

 

 

 

 

 

 

  

 

"Ehl-i Beyt'in ilk nuru, ruhu ve Hz. Âdem’in ruhu için geçen ve Hz. Îsa'nın lakabı olan (hepsine selâm olsun) "Allah'ın ruhu" tabiri hadislere göre ne demektir?"

 

İmam Bakır (a.s) buyuruyor:

 

"Allah bir ruh yarattı ve ondan Âdem’in içine üfledi."[1]

 

İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyuruyor ki:

 

"Allah bir varlığı yarattı ve ruhu da yarattı. Ondan sonra bir meleğe emretti ki, ruhu cesede üflesin. Üflendikten sonra Allah'tan bir şey eksilmedi ve bu Allah'ın kudretindendir (zâtî kudret sıfatının etkisiyledir)."[2]

 

Yine Hazret şöyle buyurmuştur:

 

"O ruh mahlûk idi. İsa Mesih'in (a.s) ruhu da mahlûk olduğu gibi."[3]

 

Bir adam İmam Sadık'tan (a.s) Allah'ın: "kendi ruhumdan ona üfledim" buyruğu ile ilgili sordu ki: "o üfleme nasıl idi?"

İmam (a.s) cevap verdi: "hakikaten de ruh (enerji) rüzgâr gibi hareket hâlindedir. Ona ancak ve ancak (rüzgâr anlamındaki) rîh kelimesinden türediği için rûh denmiştir (zira rüzgâr nasıl moleküllerin havada hareketinden meydana geliyorsa, ruh da enerji parçacıklarından meydana gelmiştir ve Allah'ın zatı gibi parçalardan oluşmamış mutlak birliğe sahip değildir. Çev.) O ruhu kendisine nispet verdi, çünkü onu diğer ruhlar arasından seçti. Nasıl ki bütün evler içinden bir ev hakkında: "benim evim" buyurdu. Peygamberlerden birine ise benim Halil'im (dostum) buyurdu ve bunun gibi daha niceleri, bunların hepsi onun yarattığı, tasarımını yaptığı, hâdis ettiği ve yetiştirip tedbir ettiği şeylerdir."[4]

 

Rüyanın Kabir Hayatına Benzerliği

 

Rivayetlere göre, rüya sırasında insanın ruhu bedeninden ayrılmaz. Diğer bazı rivayetlerde, ayrılan ruhun akıl ruhu olduğu geçmiştir. Birbirine zıt görünen iki farklı içerikteki rivayetlerle ilgili şöyle diyebiliriz: ruhlar rüya sırasında bedenden ayrılmazlar, fakat ayrılan misal bedenidir. Zira kelamcılar berzahtaki bedeni rüyadaki bedene benzetmişler ve insana konuşmayı sağlayan bedenin misal bedeni olduğunu söylerler. İkinci delil ise, rüyaların süresi ile ilgilidir. Çünkü araştırmalara göre en uzun rüyalar 20 saniye sürer. Fakat rüya gören insanlar 3-5 saniyede gördükleri rüyayı bile saatlerce aktarabilmektedir. Zira ruhlar âleminde maddi bir zaman sınırı söz konusu değildir. Bundan dolayı da, ölüme yakın tecrübelerde on saniyeliğine ölüp sonra hayata dönmüş bir insan kendi ölüm tecrübesini saatlerce anlatabilmektedir.

 

Ölüme yakın tecrübeler gerçekte berzah âlemine bir delil konumundadır. Zira ayet ve rivayetlere göre, iyilik ve kötülük işleyen herkes her yaptığının karşılığını görecektir. Bu karşılık, kişinin azabının hafifletilmesi, tükenmesi, merhamet olunup cennete gitmesine izin verilmesine kadar olabilir. Zira ahirette etkili olan, ahlak, niyet ve hedef gibi konular sadece Müslümanlar için geçerli ilkeler değildir.  İnsanların dinlerine bağlı olmayarak orada cennet bahçesi ve cehennem ateşi gibi şeyler görmesi, amellerinin gözden geçirilmesi, o kimselere Allah'ın bir nasihati olabilir. Zira Kur'ân'da kâfir olarak geçen kimseler, İslam kendilerine sunulduktan sonra onu anlayıp bilinçli şekilde inkâr eden gruptur. Bunların ebedi azap göreceği kesindir. İnsanların çoğu ise bilinçli inkârcı değildir. O tecrübeyi yaşayan yetişkinlerin kahır çoğunluğunun hayatında olumlu yönde daha önce benzeri görülmemiş değişiklikler olması, bu tecrübeyi yaşarken beyinlerinin ve kalplerinin çalışmaması, gördüklerinin gerçekliğine yakin etmeleri ve o sırada fiziksel bedenlerinin dışındaki bir bedende bulunduklarını fark etmeleri, kayda değer bilgilerdir. Birçok tecrübelere ve bazı hadislerin zahirine göre, berzahta şefaat da mümkündür. Zira İmam Sadık'ın (a.s) berzahta şefaat olmadığı şeklinde yorumlanan bir rivayeti, senet incelemesine gidilmezse, zaten garip senetli (tek) bir rivayettir ve berzahta şefaat bulunduğunu inkâr edici değil, sadece berzahta Şiilere şefaat olup olmayacağı ile ilgili bir korku dile getirilmektedir.

 

Evet, rüya ile berzah arasında farklar da vardır. Çünkü rüya âleminde misal bedeni göğe çıksa bile, rüyada beyinle misal bedeni arasındaki rabıta kopmaz. Çünkü eğer beyinle aradaki bağ kopsa veya beyinle kalp dursa idi, insan ruhuyla kendi etrafındaki bütün eşyaların içini ve dışını bir arada görürdü. İmam Sadık (a.s) bir hadiste insanın ruhunun bedende bulunmasının sebebini, ruh melekût âlemine dayandığı için, bedende bulunmadan maddi âlemde (Nasut'ta) salıverilince kendini Rab zannetmemesi için olduğunu buyurur, çünkü insanın bu dünya hayatında ruhunun faaliyeti ve hisleri bedene bağımlıdır. O yüzden diğer ruhlarla empati yaptığı için, onlara muhtaç olduğunu ve Rab olamayacağını fark eder. Berzah âleminde ise, bakışı demir gibi sağlam olacak ve etrafında önceden göremediği gerçeklerin farkına varacaktır. Berzah gözü diye anılan, kendi etrafındaki her şeyin detaylarını fark etme durumunu, ruhuyla melekût âlemi arasında bağlantı kurabilenler yaşar. Hz. İbrahim'in yaşadığı gibi. Ama bu vaziyete gelmek isteyen insan, ilk önce o durumu yaşadığı takdirde kendini Rab görmeyecek kadar sağlıklı bir ruhi vaziyette olmalıdır.

 

 

 

 

 

 


[1] Bihâr ul-Envâr, c. 4 s. 13 h. 11

[2] Ayyâşi Tefsiri, c. 2 s. 241, ilmiyye matbaası, 1380 şemsi baskısı

[3] Usul-ü Kâfî, c. 1 s. 133

[4] el-Kâfî, c. 1 s. 327

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Ali Rıza Akbulut   08-03-2021 13:46

    Evet. Bu konuyu Kur'an üzerinden şöyle açıklayayım: Vakıa suresi 35. ayette inna enşenahunne inşaen ifadelerinde dendiğine göre gramerde belağat gereği bir kelime buyrulmamıştır. Eğer o kelimeyi cediden/müceddeden (yeni/yeniden) veya ona yakın anlamdaki bir kelime olarak kabul edersek, huri konusunun eski insanların cennet toprağından cennette yeniden yaratılışına işaret ettiğini anlarız. Cennet toprağının da müminlerin cennnetteki bedeni gibi nurla kaplı olması bu konuda aydınlatıcıdır. Bazıları ezvacen selase ayetini de cennette müstakil olarak yaratılan eşler bulunduğuna yorumlasa da, o ayetten sonraki ayetlere bakınca ezvacen selase ayetinin gerçekte ashab-ı yemin, ashab-ı şimal ve sabikuna (önde gidenlere) atıf olduğu, bu ayette de ezvacdan maksadın eşler değil de, lügat manasındaki grup ve sınıflar olduğu görülür. Dolayısıyla Kur'an tefsiri ile de, bu görüşümüzü destekleyebiliriz. Çünkü hadislere göre, cennetteki kadınlar da huriler gibi bakire, gençliğin başında ve birbiriyle yaşıt (16 yaşında) ve bedenleri nurla kaplıdırlar. Saygılarımla kardeşim.

  • Mutluhan Yavuz   06-03-2021 20:15

    Bahsettiğim hadisin kaynağı kitapta mevcut değil maalesef ancak hurilerden maksadın Adem'den önceki insan nesillerinden olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

  • Ali Rıza Akbulut   05-03-2021 13:54

    Aleyküm selam kardeşim. Müvessak senetle muteber şekilde İmam Bakır (a.s) vasıtasıyla peygamber efendimizden (s.a.a) her müminin cennette hurilerden yetmiş, Ademilerden dört tane eşinin bulunduğu nakledilir. Bunun açıklamasında şöyle diyebiliriz: Ademilerden maksat içinde bulunduğumuz Hz. Adem neslidir. Çünkü cennette dünya ehlinden kadınların az olacağı rivayetinin senedi zayıftır. Ayrıca insanın kendi eşinin hurilerden güzel olacağı ve her mümin kadının iri gözlü bir huri olduğu rivayetlerinden, mümine kadınların da huri olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca diğer yedi Adem'in nesli dışında cinlerin ve nesnasın da orada bulunacağı ve onların da sorumlu oldukları unutulmamalı. Böylelikle, müminin cennette diğer hurilerden çok daha güzel olan kendi eşiyle de yetinebileceğini anlıyoruz. Yani cennetteki akıl sahibi topluluklar sekiz tane Adem'in, ayrıca da Nesnas'ın ve cinlerin nesilleridir. Nesnas insan değil, İmam Ali'nin sahih hadisine göre cinlerle aynı zamanlarda onlara benzer olarak yaratılan şuur sahibi varlıktır. Dediğiniz hadisleri hadis eserlerini kapsayan arama sitesinde bulamadım. Kaynak yazılmış ise verseniz iyi olur. Senetlerini incelerim. Çünkü okuduğuma göre hurilerle ilişkiden bahseden bazı hadislerin ya senedi yok, ya da muteber değiller. Saygılarımla..

  • Mutluhan Yavuz   04-03-2021 19:37

    Selamünaleyküm soracağım sorunun bu konu ile alakası yok zira bir önceki konu ile ilgilidir ve sizin görmeniz için buraya yazıyorum öncelikle bana teveccüh edip cevap verirseniz minettar kalırım. Verdiğim rahatsızlıktan dolayı hakkınızı helal edin "Cennetteki Huri Nimetine yeni bir bakış" adlı yazınız oldukça güzel Bende "Mirac ve Hakikatleri" adlı bir kitap mevcuttur ve o kitapta bu konu anlattıklarınızdan biraz farklı işlenmektedir ve bunlar için "hadislerimizde geçer" tabiri sıkça kullanılmaktadır Örneğin: Cennette nehirlerin bulunduğunu ve bunların kenarında huriyelerin bittiğini mümin bunlardan birisini beğenirse kendi sarayına götürdüğünü ve hemen yerine yenisinin bittiğini söyler Yada (BU HADİSİ VERMEMDEKİ AMAÇ YANLIŞ ANLAŞILMASIN) İmam Sadık aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir “Mü'min, Allah'ın kendileri için cennette yarattığı tahtlarında istirahat ederken, bulunduğu sarayın duvarlarını aydınlandığını görür. Bu durumun nedenini sarayındaki hizmetçilerine sual eder Hizmetçiler şöyle der: "Bu nur, Allah'ın senin için yarattığı özel hurilerden birinin nurudur ki, sana doğru gelmektedir. mü'minin yanına geldiğinde mü'min ona: "Sen kimsin?" dive sorar Huri şöyle arz eder: "Ben Allah'ın kuranda kendileri hakkında işaret ettiği kimselerdenim. Sonra mü'min, bu huri ile ilişkive girer. Mümine yüz erkeğin güç ve kuvveti verilir ki bu huri ile dünya yılı olarak 70 yıl ilişkiye girer. Bu müddet içerisinde bunlarda en ufak bir rahatsızlık yorgunluk veya zayıflık görülmez. Her ikisi de bu ilişkiden alabileceği en büyük hazzı alır. Mü'min, bu hurinin bedeninin her neresine bakarsa baksın, orada kendi suretini veya resmini görür. Mü'min müddet sonra, nuru daha şiddetli olan bir huri görür. Bu huriye baktığında; bunun güzellik ve çekiciliğinin birinci huriden daha güzel ve şiddetli olduğunu görür. Allah-u Tealâ buna kur'anda işaret etmiştir: "Takvalılar için cennette ne isterlerse yarattık hatta tahmin bile edemeyecekleri şeyleri bile." böyle hadislerin senedi varmıdır? yada sizin değindiğiniz mantık ile ilişkisi varmıdır? ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDERİM